HACZEDİLMEZLİK ŞİKAYETİNİN KABULÜ HALİNDE BORÇLU VEKİLİ LEHİNE VEKALET ÜCRETİ TAKDİR EDİLMELİDİR

YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO      : 2018/12-165
KARAR NO   : 2020/69

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ      :
Konya 2. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                     : 28/01/2016
NUMARASI             : 2015/1012 – 2016/67
DAVACI/BORÇLU   : A.Ç. vek. Av. C.N.K., Av. S.Ö.
DAVALI/ALACAKLI : A. T.A.Ş. vekili Av. N.A.

1. Taraflar arasındaki “meskeniyet şikâyeti” isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Konya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesince şikâyetin kısmen kabulüne ilişkin karar borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.

2. Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir. 

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. İNCELEME SÜRECİ

Borçlu İstemi:

4. Şikâyetçi borçlu vekili 19.02.2015 tarihli istem dilekçesinde; alacaklı tarafından müvekkili aleyhine başlatılan Konya 13. İcra Dairesinin 2014/5..3 E. sayılı icra takibinde müvekkili adına kayıtlı olan Konya İli, S. İlçesi, Y. Mahallesi, 16.94 ada 22 parsel, D blok, 1. kat 7 numaralı bağımsız bölümde kain taşınmazın tapu kaydına 22.08.2014 tarihinde haciz konulduğunu, hacizle ilgili İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 103. maddesine göre düzenlenen davet kağıdının müvekkiline 16.02.2015 tarihinde tebliğ edildiğini, İİK’nın 82. maddesi uyarınca taşınmazın haczedilemeyeceğini belirterek şikâyet konusu taşınmaz üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir

Alacaklı Cevabı:

5. Alacaklı vekili 11.03.2015 tarihli cevap dilekçesinde; şikâyetin süresinde yapılmadığını, ipotekli taşınmaz hakkında meskeniyet iddiasında bulunulamayacağını, şikâyet konusu taşınmazın şehrin değerli bir bölgesinde olduğunu savunarak şikâyetin reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı: 

6. Konya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 16.04.2015 tarihli ve 2015/140 E., 2015/396 K. sayılı kararı ile; 06.04.2015 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak şikâyetin kısmen kabulü ile şikâyet konusu Konya ili, S. ilçesi, Y. Mahallesi, 16.94 ada, 22 parsel sayılı taşınmazın satış değeri üzerinden 80.000,00TL şikâyetçi-borçluya haline münasip bir ev almak üzere ayrıldıktan sonra, satış parası bakiyesinin alacağı karşılamak üzere dosyaya aktarılmasına, satış ihalesinde haciz konusu taşınmazın şikâyetçi-borçluya düşecek olan 80.000,00TL ile satış masraflarından daha düşük bir fiyata satılmamasına, şikâyetin niteliği gereği taraflarca yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 

8. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 05.10.2015 tarihli ve 2015/14434 E., 2015/22975 K. sayılı kararı ile;

“… Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Somut olayda, borçlunun kayden maliki olduğu 16.94 ada 22 parsel sayılı taşınmazdaki 7 numaralı bağımsız bölüme yönelik meskeniyet iddiasıyla icra mahkemesine başvurusu üzerine meskeniyet şikayeti kısmen kabul edilip kısmen reddedildiğine ve borçlu da yargılamada kendisini vekille temsil ettirdiğine göre; borçlu yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, bu hususta karar verilmemesi doğru olmadığı gibi; yargılama giderlerinin meskeniyet şikayetinin kabul ve red oranına göre taraflar arasında bölüştürülmesi yerine tamamının borçlu üzerinde bırakılması da isabetsizdir…” gerekçesi ile temyiz itirazları kısmen kabul edilerek karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. Konya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 28.01.2016 tarihli ve 2015/1012 E., 2016/67 K. sayılı kararı ile; İİK’nın alacaklının alacağını tahsilini sağlarken fedakarlığın denkleştirilmesini ve iyi niyet kurallarını esas aldığı, haciz işleminin kamusal bir yetkinin kullanılması olduğu, bu işlem sırasında alacaklının mahcuz taşınmazın borçlunun ekonomik ve sosyal hâline münasip taşınmazı olduğunu bilmesinin mümkün olmadığı gibi, bilmesinin de beklenemeyeceği, mahkemenin bile inceleme aşamasında yapmış olduğu keşif ve bilirkişi saptamasıyla meskeniyet iddiasını kısmen mesmu gördüğü, hâl böyle iken iyi niyetli olan alacaklıya kusuru olmaksızın açılmış olan şikâyetten dolayı vekâlet ücreti ve yargılama giderinin yükletilmesinin fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesinin yanı sıra iyi niyet kurallarına ve İİK’nın ruhuna aykırı olduğu, aksine düşüncenin alacağını tahsil cihetiyle icra dairesine başvuran her alacaklının borçlunun taşınmazına haciz konulmasını talep ederken haksız ve yerinde olmayan bir tereddüt ile karşı karşıya kalacağı, alacaklının şikâyete başvurulmasında kusurunun ve kötü niyetinin olmadığı gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; İİK’nın 82. maddesine göre meskeniyet şikâyetinin kısmen kabulüne karar verilmesi karşısında, kendisini vekille temsil ettiren şikâyetçi borçlu lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi ve yargılama giderlerinin meskeniyet şikâyetinin kabul ve red oranına göre taraflar arasında bölüştürülmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN

12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasına girilmeden önce İcra Mahkemesinin şikâyetin kısmen kabulüne dair kararının Özel Dairece sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra borçlu yararına vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken, bu hususta karar verilmemesi doğru olmadığı gibi, yargılama giderlerinin meskeniyet şikâyetinin kabul ve red oranına göre taraflar arasında bölüştürülmesi yerine tamamının borçlu üzerinde bırakılması da isabetsiz olduğu belirtilmek suretiyle kararın bozulduğu; bozma kararına karşı verilen direnme kararının şikâyetçi borçlu vekili tarafından temyiz edildiği gözetildiğinde, miktar itibariyle temyiz isteminin kesinlik sınırının altında kalıp kalmadığı ön sorun olarak tartışılmıştır. 

13. Direnme kararında, borçlu yararına maktu veya nispi herhangi bir vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden de henüz bir miktara hükmedilmemiş olduğu göz önünde bulundurulduğunda ön sorunun bulunmadığı oy çokluğuyla kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir. 

IV. GEREKÇE

14. İcra ve İflas Kanunu, icra takip hukuku açısından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre özel kanun olup, takip hukukuna ilişin uyuşmazlıklarda öncelikle İcra ve İflas Kanunu hükümlerinin uygulanması ve bu kanunda hüküm bulunmayan durumlarda ise İcra ve İflas Kanunu’nda gönderme olması veya anılan kanuna aykırılık oluşturmaması koşuluyla genel nitelikte olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekir.

15. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun “Yargılama giderlerinden sorumluluk” başlıklı 326. maddesinde, 

“(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.

(2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.

(3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir.” hükmüne yer verilmiştir.

16. Yukarıda belirtilen düzenleme uyarınca, yargılama giderleri kural olarak, davada haksız çıkan yani aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) 417 ve HMK 326. maddeleri). 

17. Bu kuralın istisnası, 6100 sayılı HMK’nın “Dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle yargılama giderlerinden sorumluluk” başlıklı 327. maddesinde; 

“(1) Gereksiz yere davanın uzamasına veya gider yapılmasına sebebiyet vermiş olan taraf, davada lehine karar verilmiş olsa bile, karar ve ilam harcı dışında kalan yargılama giderlerinin tamamını veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir.

(2) Bir kişi davada sıfatı olmadığı hâlde, davacıyı, davalı sıfatı kendisine aitmiş gibi yanıltıp, kendisine karşı dava açılmasına sebebiyet verirse, davanın sıfat yokluğu sebebiyle reddi hâlinde, davalı yararına yargılama giderlerine hükmedilemez.” şeklinde düzenlenmiştir.

18. Yine 6100 sayılı HMK’nın 101, 182, 213, 253 ve 269’uncu maddelerinde de davada haksız çıkılmış olup olmadığına bakılmaksızın yargılama giderlerinin taraflardan birisine yükletildiği özel durumlar yer almaktadır.

19. Davada haksız çıkan tarafa yükletilecek olan yargılama giderleri, hem davayı kazanan tarafın daha önce avans olarak ödediği (6100 sayılı HMK m.114,1/g; 120; 324,1) hem de Devlet Hazinesince peşin olarak ödenen giderlerdir. Bundan başka, davayı kazanan taraf davasını bir vekil vasıtasıyla takip etmiş ise, haksız çıkan (davayı kaybeden) taraf yargılama gideri olarak vekâlet ücretine de mahkûm edilir.

20. 6100 HMK’nın 332. maddesinde “yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedileceği, yargılama gideri, tutarı, hangi tarafa ve hangi oranda yükletildiği ve dökümün hüküm altında gösterileceği,” hüküm altına alınmıştır.

21. 29.05.1957 tarihli ve 4/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında yazılı olduğu şekilde, yargılama giderlerinden olan avukatlık parası, diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi mahkemece kendiliğinden hükme bağlanır. Kural olarak, davada haklı çıkan taraf kendisini vekil ile temsil ettirmiş ise, vekâlet ücreti diğer yargılama giderleri gibi haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verilir (Hukuk Genel Kurulunun 25.02.2004 tarihli ve 2004/18-92 E., 2004/107 K. sayılı kararı).

22. Davada her iki taraf da kısmen haklı (dolayısıyla kısmen haksız) çıkarsa, mahkeme, yargılama harç ve giderlerini, haklı çıkma nispetine (oranına) göre taraflar arasında paylaştırır (HMK m. 326/2).

23. Yargılama giderlerinden sorumluluğun temeli, dava açmakta veya savunma yapmakta kusurlu olmak değil, dava sonunda haksız çıkmaktır (Görgün,Ş.,L./Börü.,L./Toraman, B./Kodakoğlu, M.: Medeni Usul Hukuku, 7. Baskı, Ankara, 2018, s.633).

24. Sonuç olarak 6100 sayılı HMK’nın 326. maddesinde tarafların kusuru değil, davada haklı çıkma oranları göz önünde tutulmuştur. Nitekim bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.04.2019 tarihli ve 2015/10-3315 E., 2019/503 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.

25. Somut olayda, borçlu haczedilen taşınmazın hâline uygun ev (mesken) olduğundan haczedilemeyeceğini ileri sürerek haczin kaldırılmasını icra mahkemesinden şikâyet yolu ile talep etmiştir. Alacaklı icra mahkemesinde duruşma sırasında şikâyetin reddini talep ederek şikâyete karşı koymuştur. Mahkemece hacze konu taşınmazın hâle uygun mesken değerinden daha fazla bir değerde olduğu yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiğinden şikâyetin kısmen kabulüne kabul verilmesi sonucunda alacaklı kısmen haksız çıkmıştır. Şikâyet sonunda hükmedilecek vekâlet ücreti de yargılama giderlerine dahildir. Şikâyet yoluna başvuran kişi kendisini vekil vasıtası ile temsil ettirmiş olup, şikâyetin kısmen kabulü nedeniyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 11. maddesinin 3. fıkrasına göre borçlu yararına maktu ücreti vekâlete hükmedilmesi gerekir. 

26. Öte yandan HMK’nın 326. maddesinin 2. fıkrası uyarınca diğer yargılama giderlerinin tarafların haklılık oranlarına göre paylaştırılması zorunludur. 

27. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.

V. SONUÇ: 

Açıklanan nedenlerle;

Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayıBOZULMASINA, 

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

KARŞI OY

Şikayetçi borçlu icra mahkemesinde haczedilen taşınmazının mesken olduğunu bu nedenle İİK’nın 82. maddenin 12 fıkrası gereğince haczedilemeyeceğini şikayet yolu ile ileri sürmüştür. Hacze konu taşınmazın değeri 140.000TL olarak tespit edildikten sonra mahkemece şikayetin kısmen kabulü ile şikayet konusu taşınmazın satış değeri üzerinden 80.000TL şikayetçi borçluya hâline münasip bir ev almak üzere ayrıldıktan sonra satış parası bakiyesinin alacağı karşılamak üzere dosyaya aktarılmasına, satış ihalesinde haciz konusu taşınmazın borçluya düşecek olan 80.000TL ile satış masraflarından daha düşük bir fiyata satılmamasına, harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, davanın niteliği gereği taraflarca yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına karar kesinleştiğinden bakiye kalan gider avansının davacıya iadesine karar vermiştir. 

Kararın şikayetçi borçlu vekilince temyizi üzerine Özel Dairece “Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; somut olayda borçlunun kayden maliki olduğu 16794 ada 22 parsel sayılı taşınmazdaki 7 numaralı bağımsız bölüme yönelik meskeniyet iddiasıyla icra mahkemesine başvurusu üzerine meskeniyet şikayet kısmen kabul edilip kısmen reddedildiğine ve borçlu da yargılamada kendini vekille temsil ettirdiğine göre; borçlu yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu hususta karar verilmemesi doğru olmadığı gibi yargılama giderlerinin meskeniyet şikayetinin kabul ve red oranına göre taraflar arasında bölüştürülmesi yerine tamamının borçlu üzerinde bırakılması da isabetsizdir” gerekçesi ile bozulduğu, bozma sonrası mahkemece yazılı gerekçe ile eski kararında direnmiş olduğu direnme kararının borçlu vekilince temyiz edildiği görülmektedir. 

Özel Dairece sair temyiz itirazları reddedildiğinden şikayetin kısmen kabulüne ilişkin kısmı kesinleşmiş olup, Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık şikayetçi borçlu vekili lehine ücreti vekalete hükmedilip hükmedilmeyeceği ve bozma kararında olduğu gibi yargılama giderlerinin meskeniyet şikayetinin kabul ve red oranına göre taraflar arasında bölüştürülmesi mi yoksa direnme kararında yazılı olduğu gibi tamamının borçlu üzerinde bırakılması mı gerektiği konusunda toplanmaktadır. 

Ancak Hukuk Genel Kurulunca uyuşmazlığın esasına geçilmeden önce karar tarihi itibariyle bu uyuşmazlığın temyiz kesinlik sınırını aşıp aşmadığı ön sorun olarak tartışılmıştır. 

02.03.2005 gün ve 5311 sayılı Kanunun 29. maddesi ile İİK’nına eklenen geçici 7. madde uyarınca bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında İİK’nın 5311 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki temyiz ve karar düzeltmeye ilişkin hükümlerinin uygulanması gereklidir. 

İcra mahkemelerinin hukuka ilişkin kararlarının temyizinde ilk önce İİK’nın 363-366 maddede yazılı özellikler bunun dışındaki hâllerde ise İİK’nın 363-366 maddelere aykırı düşmeyen genel temyiz hükümleri uygulanır. İİK’nın 364. maddesinin ikinci fıkrası “ Takip hukukuna müteallik temyizi Hukuk Usul Muhakemeleri Kanunundaki şartlar dairesinde yapılır” hükmü düzenlemektedir. Bu maddeden de anlaşılacağı üzere icra mahkemesinin takip hukukuna ilişkin kararlarının temyizinde de HUMK’nın 427 ve devamı maddeleri uygulanacaktır.

İİK’nın 363 maddesinin 02.03.2005 tarihli 5311 sayılı Kanunun 24. maddesi ile değiştirilmeden önceki hâlinde icra mahkemesinin vereceği kararlarda hangilerine karşı kanun yoluna başvuralabileceği sınırlı olarak belirlenmiştir. Aynı maddede 17 bent hâlinde yazılı icra mahkemesi kararlarının temyiz edilebilmesi için icra mahkemesinin konusu olan alacak mal veya hakkın tutarının veya değerinin kesinlik sınırını geçmesi gerektiği düzenlenmiştir. 

Somut olayda direnme kararının konusunu oluşturan uyuşmazlık borçlu lehine vekalet ücreti verilip verilmeyeceği ve yargılama giderlerinin meskeniyet şikayetinin kabul ve red oranına göre taraflar arasında bölüştürülüp bölüştürülemeyeceğine ilişkindir. 

İİK’nın 364. maddesinin ikinci fıkrasının göndermesi ile uygulaması gereken HUMK’nın 427. maddesinin 4. Fıkrasına göre alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü kırk milyon lirayı geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur…” Bu hüküm uyarınca kesinlik sınırı asıl istemin yukarıda belirtilen kabul edilmeyen bölümü esas alınarak belirlenecektir. İİK’nın ek 1. maddesine göre mahkeme karar tarihi itibariyle kesinlik sınır 5980 Türk lirasıdır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 11. maddesi uyarınca icra mahkemesinde duruşma yapılır ise maktu ücreti vekalet ücreti ödeneceği öngörülmekte olup bu maktu vekalet ücreti 600TL’dir. Bozma konusu yapılan mahkemece hükmedilmesi gereken ücret bu kadardır. Öte yandan borçlu tarafından yapılan yargılama giderleri toplamı 762,90TL’dir. Şu hâle göre HUMK’nın 427. maddesinin birinci fıkrasına göre asıl isteminin kabul edilmeyen bölümü 5980TL’lik kesinlik sınırının altında kalmaktadır. Mahkemenin borçlu lehine vekalet ücretine hükmetmemesinin bozma konusu yapılması hususunu temyiz kesinlik sınırını belirlemede bir önemi yoktur. Mahkeme 600TL taraf lehine ücreti vekalet verip de verilmemesi gerekir diye bozma olsa idi, kesinlik sınırı içinde kaldığını söyleyebildiğimiz gibi somut olayda olduğu hâlde de kesinlik sınırı içinde kaldığı için temyiz dilekçesinin reddine karar verilmelidir. Mahkemece direnme kararının Hukuk Genel Kurulunca bozulması hâlinde mahkemenin borçlu lehine hükmedeceği vekalet ücreti miktarı 600TL’yi geçemez. 

Bir an için direnme kararının bozulması sonrası mahkemenin temyiz sınırı üzerinde bir nisbi vekalet ücretine hükmedeceğini düşünecek olursak bu karar temyiz incelemesine tabi tutulacaktır. 

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.03.2016 tarih 2014/12-836 Esas, 2016/221 karar sayılı kararı emsal nitelikte olup bu kararda “direnme kararına konu uyuşmazlık kendisini vekille temsil ettiren şikayetçi borçlu taraf yararına vekalet ücretine hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmakta olup temyize konu edilen de bu husustur. Bu hâliyle dava konusu 440TL’den ibarettir…” gerekçesi ile 440TL’nin 5240TL’lik temyiz kesinlik sınırının altında kaldığından şikayetçi borçlu vekilinin temyiz isteminin reddine oybirliği ile karar verilmiştir. 

Asıl istemin kabul edilmeyen ve bozma konusu yapılan bölümü temyiz sınırının altında kaldığı anlaşıldığından ve direnme kararını temyiz eden borçlunun temyiz dilekçesinde de avukatlık ücret tarifesine göre lehine ücreti vekalet talep ettiğinden dolayı borçlu vekilinin temyiz dilekçesinin reddi görüşünde olduğumdan aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılamıyorum. 

Dr. Şanver KELEŞ
Üye

Bir cevap yazın