* Dava konusu haciz borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiği adresten farklı bir adreste yapılmış ise de, İİK’nin 8/2. maddesi gereğince aksi sabit oluncaya kadar geçerli haciz tutanağı içeriğine göre, haciz mahallinde hazır bulunan ancak kimlik bilgilerini saklayan, seslenmelere rağmen haciz mahallini cevap vermeden terk eden şahsın fotoğraf gösterme ve haciz mahallinde bulunanların beyanı ile borçlu olduğunun anlaşılması ve tutanağa aktarılması karşısında, hacizde borçlunun hazır bulunduğunun kabulü gerekir. Öte yandan, haciz mahallinde borçlunun isminin geçtiği adres olarak haciz adresinin yazılı olduğu koliler ve kargo evrakı bulunmuştur. Bunların yanında, davacı üçüncü kişi şirket borcun doğumundan sonra kurulduğu gibi, borçlu ile davacı üçüncü kişi ortağı arasında anne -oğul gibi yakın akrabalık bağı bulunmakta olup, faaliyet alanları da aynıdır. Buna göre, İİK’nin 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksinin davacı üçüncü kişi tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir.

Davacı üçüncü kişinin dayandığı, borcun doğumundan sonraki tarihleri taşıyan ve ayırt edici özellikleri bulunmayan ve bir kısmı borçlunun eşinin ortağı olduğu davadışı Konsept… şirketi tarafından düzenlenen faturalar ve vergi levhası mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli görülmemiştir.

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/8384
K. 2019/7258
T. 10.9.2019
DAVA : Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR : Davacı üçüncü kişi vekili, müvekkiline ait işyerinde müvekkiline ait menkullerin haczedildiğini, borçlunun işyeri ile ilgisinin bulunmadığını açıklayarak, davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı alacaklı vekili, haczin borçlunun huzurunda yapıldığını, haciz mahallinde bulunan kutularda borçlunun isminin yer aldığını, borçlu ile üçüncü kişi tarafından alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik muvazaalı işlemler yapıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, ödeme emrinin farklı adrese tebliğ edildiği, haciz için gelinen adresin üçüncü kişi şirketin ticaret siciline kayıtlı adresi olduğu, yapılan haciz işlemi sırasında borçlunun haciz mahallinde olduğunun sabit olmadığı, davacı şirket temsilcisinin başka şehirlerde ticareti faaliyet gösteren şirketleri olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.

Dava konusu haciz borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiği adresten farklı bir adreste yapılmış ise de, İİK’nin 8/2. maddesi gereğince aksi sabit oluncaya kadar geçerli haciz tutanağı içeriğine göre, haciz mahallinde hazır bulunan ancak kimlik bilgilerini saklayan, seslenmelere rağmen haciz mahallini cevap vermeden terk eden şahsın fotoğraf gösterme ve haciz mahallinde bulunanların beyanı ile borçlu olduğunun anlaşılması ve tutanağa aktarılması karşısında, hacizde borçlunun hazır bulunduğunun kabulü gerekir. Öte yandan, haciz mahallinde borçlunun isminin geçtiği adres olarak haciz adresinin yazılı olduğu koliler ve kargo evrakı bulunmuştur. Bunların yanında, davacı üçüncü kişi şirket borcun doğumundan sonra kurulduğu gibi, borçlu ile davacı üçüncü kişi ortağı arasında anne -oğul gibi yakın akrabalık bağı bulunmakta olup, faaliyet alanları da aynıdır. Buna göre, İİK’nin 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksinin davacı üçüncü kişi tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir.

Davacı üçüncü kişinin dayandığı, borcun doğumundan sonraki tarihleri taşıyan ve ayırt edici özellikleri bulunmayan ve bir kısmı borçlunun eşinin ortağı olduğu davadışı Konsept… şirketi tarafından düzenlenen faturalar ve vergi levhası mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli görülmemiştir.

O halde, Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönüne alınarak, davanın reddi yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile kabulüne yönelik hüküm kurulması doğru olmamıştır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK’nin 366 ve HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 10.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın