İŞÇİNİN, MÜŞTERİ İLE SAMİMİ GÖRÜNTÜ SERGİLEMESİ SAVUNMASIZ İŞTEN KOVULMA SEBEBİDİR

 

YARGITAY 9. Hukuk Dairesi
2016/12350 E.
2020/1151 K.
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının, davalıya ait Hotel Residence adlı otelinde, 05.09.2006 – 12.09.2013 tarihleri arasında resepsiyon görevlisi olarak çalıştığını, sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden yatırılmadığını, SGK Müfettişleri tarafından işyerinde inceleme yapıldığını, şirket müdürünün çalışanlara aylık ücretinin 800,00 TL olduğu yönünde beyanda bulunmaları yönünden telkinde bulunduğunu, davacı dahil 11 işçinin 08.07.2013 tarihinde davalı işverene dilekçe vererek sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden yatırılmasını talep ettiklerini, bunun üzerine davalı işveren tarafından davacının işi bırakması için baskı uygulanmaya başlandığını, 11.09.2013 tarihinde davacının yabancı bir müşteriye odasını gösterdiğini, daha sonra resepsiyona indiğini, akabinde müşterinin aşağı inmesi üzerine davacının müşterinin odasını kontrol ettiğini, davalı işverenin de bunu bahane ederek iş akdini sona erdirdiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretin, hafta tatili ücreti, yıllık izin ücreti alacağını talep etmiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davanın haksız ve kötüniyetli olduğunu, davacının mesai saatleri içerisinde müşteri ile işyeri dahilinde özel ve yakın ilişkiye girdiğini, işyerindeki kamera kayıtlarından davacının bu müşteri ile yakın ve samimi görüntüler sergilediğinin tespit edildiğini, davacının görev yerini terk ettiğini, daha sonra müşteri ile birlikte davalı işyerindeki odaya gittiğini ve orada 20 dakikalık bir zaman geçirdiğini, iş akdinin de davalı işveren tarafından bu nedenlerle haklı olarak feshedildiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

D) Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:
1. Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2. İş sözleşmesinin, işçinin doğruluk ve bağlılığa aykırı söz veya davranışları sebebiyle işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 25’inci maddesinin (II) numaralı bendinde, ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığı halinde, işverenin iş sözleşmesini haklı fesih imkânının olduğu açıklanmıştır. Yine değinilen bendin (e) alt bendinde, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarının da işverene haklı fesih imkânı verdiği ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere yasadaki haller sınırlı sayıda olmayıp, genel olarak işçinin sadakat borcuna aykırılık oluşturan söz ve davranışları işverene fesih imkânı tanımaktadır. Haklı fesih halinde savunma alınması yasal zorunluluk değildir.

Somut uyuşmazlıkta, davalı işveren tarafından dosyaya sunulan ve otel güvenlik kamera kayıtlarını içeren CD’nin bilirkişi tarafından çözümlenmiş ve davacının mesaisinin olduğu 08.09.2013 tarihindeki görüntülerde; otele gece 02:10:53’te giriş yapan kadın müşteri ile davacının ilgilendiğinin ve lobide yakınlaştıklarının, kadın müşteri ile birlikte otel odasına girdiklerinin ve 22 dakika odada kaldıklarının, davacının kadın müşteriyi samimi bir şekilde taksiye bindirdiğinin, sonrasında otele dönerek tekrar aynı odaya girdiğinin tespit edildiği anlaşılmıştır.

Mahkemece aynen; “…dosya içerisinde bulunan davalı işyerindeki kamera kayıtlarına ilişkin CD üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde de davacının mesai saatleri içerisinde kadın müşteri ile samimi görüntüleri olduğu anlaşılsa da; davalı işveren tarafından davacının bu davranışına ilişkin savunmasının alınmasına yönelik herhangi bir işlem yapılmadığı, yerleşik Yargıtay İçtihatları’na göre, işçinin savunması alınmadan iş akdinin feshedilmesinin salt bu nedenle geçersiz olduğu, işçinin fesih sebebi sayılan eylemi ile ilgili savunmasının alınmadan belirsiz süreli iş sözleşmesinin feshedilemeyeceği…” gerekçesi ile kıdem ve ihbar tazminatı talebinin kabulüne karar verilmiş ise de, yukarıda açıklandığı şekilde işçinin doğruluk ve bağlılığa aykırılık oluşturan güven sarsıcı davranışları işverene haklı fesih imkânı tanımaktadır. Mahkemece davacının doğruluk ve bağlılığa aykırı davranışı tespit edilmiş olup, bu durumda işçinin savunmasının alınmaması feshi haklı olmaktan çıkarmaz.

Bu nedenle; mahkemece davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerininin reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeyle kabulüne karar verilmesi yerinde olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ISLAH DİLEKÇESİ İLE TALEP EDİLEN TAZMİNATA KARŞI ZAMANAŞIMI DEFİNİN İLERİ SÜRÜLMESİNİN MÜMKÜN OLUP OLMADIĞI

YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ

E.2016/19092
K.2018/8204

– İŞ KAZASI SONUCU SÜREKLİ İŞGÖRMEZLİK
– MANEVİ TAZMİNAT
– ISLAH DİLEKÇESİ İLE TALEP EDİLEN TAZMİNATA KARŞI ZAMANAŞIMI DEFİNİN İLERİ SÜRÜLMESİNİN MÜMKÜN OLUP OLMADIĞI

6100 Sayılı K.Madde 25

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi


TÜRK MİLLETİ ADINA
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle 11.000,00 maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacı … davalılardan … İnşaat ve San. A.Ş. vekillerince istenilmesi ve de duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 13.11.2018 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı vekili Avukat …ile karşı taraf … İnşaat ve San. A.Ş. vekili…geldiler. Başka gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.

K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davacı … davalı … AŞ vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

2- Dava, 24/04/2004 tarihli iş kazası sonucu sigortalının sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle sigortalının, maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacı lehine 1.000 TL maddive 10.000 TL manevi tazminatın iş kazası tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.
Davacı tarafın 24/04/2004 tarihinde gerçekleşen iş kazası nedeniyle 12/03/2013 tarihli dava dilekçesiyle 1.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, maddi tazminat alacağını 19/10/2015 tarihli ıslah dilekçesiyle de hesap raporu doğrultusunda 61.376,91 TL’ye ıslah ettiği, Davalı … AŞ. vekilinin süresi içerisinde zamanaşımı def’inde bulunurken, davalı … AŞ. vekilinin ıslah dilekçesi tebliğ edilmesine karşın zamanaşımı definde bulunmadığı anlaşılmıştır.

İş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi amacıyla açılan maddi ve manevi tazminat davalarında; zamanaşımı süresi gerek olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu`nun 125. maddesi ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun`un 146. maddesi gereğince haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır.

Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Bedensel zararın gelişim, gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir. Somut olayda maluliyette gelişen durumun bulunmadığı ve zamanaşımının başlangıç tarihinin olay tarihi olduğu açıktır.

Uygulamada ve öğretide kabul edildiği üzere zamanaşımı iddiası hak düşürücü süreden farklı olarak re’sen dikkate alınamaz, ancak süresi içerisinde def’i olarak ileri sürülmesi halinde dikkate alınabilmektedir.

Aynı zamanda yargılama aşamasında yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nun 25. maddesinde düzenlenen “Taraflarca getirilme ilkesi” kapsamında Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.
Bu açıklamalar doğrultusunda, davalı …Ş.’ne ıslah dilekçesinin usulüne uygun tebliğ edilmesine karşın iş bu davalının zamanaşımı def’inde bulunmadığının anlaşılması karşısında, ıslah ile artırılan maddi tazminatın tamamından sorumlu tutulması gerekirken, iş bu davalının da zamanaşımı defi sunduğu varsayılarak dava dilekçesinde istenilen maddi tazminat miktarıyla sınırlı olarak sorumluluğuna karar verilmesi hatalı olmuştur.

2- Taraflar arasında manevi tazminat alacağı konusunda da uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamında yer alan ve davacı tarafın kabul ettiği ibranamede, davacının maddi ve manevi zararına mahsuben davalı … Aş’den 7.500 Amerikan Doları aldığını beyan etmiş olduğu, mahkemece yapılan hesapta iş bu ödenen tutarın yarısının maddi tazminata mahsuben alındığı kabul edilerek yapılan hesaba davacı tarafın itibar ettiği anlaşılmaktadır.

Hukuka aykırı bir eylem yüzünden çekilen elem ve üzüntüler, o tarihte duyulan ve duyulması gereken bir haldir. Başka bir anlatımla üzüntü ve acıyı zamana yaymak suretiyle, manevi tazminatın bölünmesi, bir kısmının dava konusu yapılması kalanın saklı tutulması olanağı yoktur. Niteliği itibariyle manevi tazminat bölünemez. Bir defada istenilmesi gerekir. Yargıtay H.G.K’ nun 25.9.1996 gün ve 1996/21-397-637 karar ile 13.10.1999 gün ve 1999/21-684-818 sayılı kararı da bu doğrultudadır.

Bu durumda davacının manevi zararına karşılık yapılan ödemeyi kabul ederek ibraname verdiği göz ardı edilerek, manevi tazminat talebinin reddi yerine; yazılı şekilde davacı yararına manevi tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı … davalı … AŞ vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

  1. SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davacı … davalı yararına takdir edilen 1.630,00TL duruşma Avukatlık parasının karşılıklı olarak birbirlerine yükletilmesine, temyiz harçlarının istem halinde temyiz eden davacı … davalı … AŞ’ne iadesine, 13/11/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

KARARLARIN ILGILI BÜTÜN TARAFLARA USULÜNE UYGUN OLARAK TEBLIĞI TAMAMLANMADAN SADECE BIR TARAFIN BAŞVURUSU ILE TEMYIZ INCELEMESININ YAPILAMAYACAĞI

YARGITAY CEZA GENEL KURULU

E.2012/11-1582
K.2013/243

  1. – DEFTER VE BELGELERI GIZLEME SUÇU
    – GEREKÇELI KARARIN SANIĞA TEBLIĞI USULÜ
    – ALEYHINE GÖRÜŞ IÇEREN TEBLIĞNAMENIN SANIĞA TEBLIĞI SAĞLANILMADAN TEMYIZ INCELEMESI YAPILMASININ YERINDE OLMAMASI
    – TEBLIGAT KANUNUNUN 35. MADDESI UYARINCA TEBLIĞ
    – KARARLARIN ILGILI BÜTÜN TARAFLARA USULÜNE UYGUN OLARAK TEBLIĞI TAMAMLANMADAN SADECE BIR TARAFIN BAŞVURUSU ILE TEMYIZ INCELEMESININ YAPILAMAYACAĞI
    – ADIL YARGILANMA VE SAVUNMA HAKKI

213 Sayılı K.Madde 359

Defter ve belgeleri gizleme suçundan sanık Abdurrahman’ın 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359/a-2 ve 647 sayılı Kanunun 6. maddeleri uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve ertelemeye ilişkin, Üsküdar 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 06.02.2009 gün ve 966-64 sayılı hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 28.02.2012 gün ve 166-2438 sayı ile ;
“Dosyada mevcut vergi suçu ve vergi inceleme raporlarından, sanığın temsilcisi olduğu şirketin ticari faaliyetini sürdürdüğü anlaşıldığı gibi, defter ve belgelerin ibrazı için çıkartılan yazının 14.03.2005 tarihinde işyeri adresinde çalışan personele tebliğ edilmiş olmasına göre, faaliyetini sürdürdüğü anlaşılan sanığa 213 sayılı Vergi Usul Yasasının 139/2. maddesinde öngörülen istisnalardan birinin varlığı önceden belirlenmeden yapılan tebligatın hukuki geçerliliği bulunmadığı cihetle, müsnet suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi“ isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 12.04.2012 gün ve 200103 sayı ile;
“Somut olayda, adı geçen şirketin gerçek alım satım karşılığı olmayan sahte fatura ticareti amacıyla kurulduğu tespit edilmiş, sanık da savunmasında `paraya ihtiyacım vardı. P……… adında bir şirket olduğunu bilmiyorum. Sadece bana para verdiler. Bazı kişiler bana şirket açıyoruz dediler, para karşılığında ben de noterde bazı kâğıtları imzaladım. Bana imza attıran kişinin adı Önder’dir. Soyadını hatırlamıyorum. Sahte evrak düzenlendiğini bilmiyordum, kandırıldım` demiştir. Bu savunmaya itibar edilmesi mümkün olmamalıdır. Suçtan kurtulmaya ve ibrazı istenen defter ve belgeleri gizlemeye yönelik olduğu kabul edilmelidir. Yine de her türlü kuşkunun giderilmesi için öncelikle tebligatı alan Saime ile 09.04.2004 tarihli işe başlama tutanağında çalışan olarak isimleri geçen Ramazan ve Yıldız `ın tanık sıfatıyla dinlenmesi, şirketin sanık ile bağlantısının araştırılması suretiyle sonucuna göre, tebligat yoluyla defter ve belgelerin istenmesinin ve incelemenin dairede yapılmasının mümkün bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve hükmün eksik soruşturma nedeniyle bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
CMK`nun 308. maddesi uyarınca dosyanın gönderildiği Yargıtay 11. Ceza Dairesince 28.11.2012 gün ve 22312-20556 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün eksik araştırma nedeni ile bozulması gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkin ise de; öncelikle gerekçeli kararın sanığa tebliği işleminin usulüne uygun olup olmadığı ve aleyhine görüş içeren tebliğnamenin sanığa tebliği sağlanılmadan temyiz incelemesi yapılmasının isabetli olup olmadığı değerlendirilmelidir.
İncelenen dosya içeriğinden;
İddianamede sanığın adresinin “İnkılap Mahallesi, Küçüksu Caddesi, Yelkenciler Sokak, No:36 Ümraniye/İstanbul” olarak gösterildiği, adli mercilerce daha önce bu adrese usulüne uygun bir tebligat yapılamadığı, sanığın sorgusunda “Aşağıdudullu Mahallesi, Zafer Sokak, No:10 Ümraniye” adresini beyan ettiği, 17.09.2008 tarihli zabıta araştırması tutanağına göre sanığın bu adreste 5/2 numarada oturduğunun tespit edildiği, hükmün tefhiminin sanığın yokluğunda yapıldığı, yerel mahkemece sanığa gerekçeli kararın iddianamede gösterilen adresinde Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca tebliğ edildiği, hükmün katılan vekili tarafından temyiz edildiği, Yargıtay C. Başsavcılığının 07.12.2011 gün ve 200103 sayılı düzelterek onama istemli tebliğnamesinin sanığa tebliği sağlanılmadan temyiz incelemesinin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Temyiz mahkemesince bir temyiz davasının görülebilmesi için, temyiz kanun yoluna başvuru hakkı olanların tamamının hükmü tefhim veya tebliğ yoluyla öğrenmeleri kanuni bir zorunluluktur. Nitekim 5271 sayılı CMK’nun “Kararların açıklanması ve tebliği” başlıklı 35. maddesinin 2. fıkrasında; “Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur” hükmü yer almaktadır. Bu sağlanmadan, yani kararların ilgili bütün taraflara usulüne uygun olarak tebliği tamamlanmadan sadece bir tarafın başvurusu ile temyiz incelemesi yapılamayacaktır.
Temyiz süresinin ilgili taraf açısından işlemeye başlaması için tebliğin usulüne uygun olarak yapılmış olması gerekecek, aksi takdirde temyiz süresi işlemeye başlamayacaktır. Tebliğin usulüne uygun olup olmadığı hususu gerek hükmü veren mahkemece, gerekse temyiz merciince re`sen incelenecektir.
Sanığa yokluğunda verilen hükmün Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca tebliğ edildiği belirtildiğinden, tebliğin usulüne uygun olup olmadığının tespiti açısından bu maddenin ele alınması gerekmektedir. Tebligat Kanununun 35. maddesi, sanığa tebliğ işleminin yapıldığı 16.03.2009 itibariyle şu şekildedir:
“Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.
Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediği takdirde tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi, tebliğ tarihi sayılır.
Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.
Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkârlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.“
Tebligat Kanununun 35. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkraları uyarınca yapılan tebliğin geçerli olabilmesi için; ilgilinin kendisine veya adına tebliğ yapılabilecek kimselere bu adreste kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olması, ilgilinin adresini değiştirmesine karşın yeni adresini yargı merciine bildirmemesi ve yeni adresin tebliğ memurunca da tespit edilememesi, 4. fıkra uyarınca yapılan tebliğin geçerli olabilmesi için ise; yine ilgilinin adresini değiştirmesine karşın yeni adresini yargı merciine bildirmemesi, yeni adresin tebliğ memurunca tespit edilememesi ve tebligat yapılacak adresin maddede sayılan adreslerden olması gerekmektedir. Görüldüğü üzere kendi beyanı ile veya tebliğ memurunca yeni adresi tespit edilen bir kimseye bu adresine tebligat çıkartılmadan eski adresine 35. madde uyarınca tebligat yapılabilmesi mümkün değildir. Tebligat Kanununun tebligat esaslarına ilişkin genel hüküm niteliğindeki 10. maddesinin; “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır“ şeklindeki amir hükmü de bu hususu pekiştirmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değelendirildiğinde;
Yokluğunda verilen hükmün sanığa, 16.03.2009 tarihinde “İnkılap Mahallesi, Küçüksu Caddesi, Yelkenciler Sokak, No:36 Ümraniye” adresinde Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca tebliğ edilmesi, yapılan tebliğin sanığın bilinen son adresi yerine iddianamede gösterilen ve terk ettiği anlaşılan eski adresinde yapılması, daha önce bu adrese adli mercilerce usulünce bir tebligat yapılmamış olması ve bu adresin 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35/son maddesi kapsamında sayılan adreslerden bulunmaması karşısında, sanığa yerel mahkeme gerekçeli kararın tebliği usulüne uygun olmayıp geçerli değildir. Temyiz incelemesinin yapılabilmesi için, gerekçeli kararın sanığa usulüne uygun olarak tebliği, verdiği takdirde temyiz dilekçesinin 1412 sayılı CMUK`nun 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 316/1. maddesine göre katılana tebliğ edilmesi ve yapılacak tüm bu tebligatlara ilişkin evrakın eklenmesi amacıyla dosyanın mahalline iadesi gerekmektedir. Öte yandan sanığın hükmü temyiz etmesi durumunda Yargıtay C.Başsavcılığınca ek tebliğname düzenlenmesi ve tebliğnamenin tebliği zorunluluğu da doğacaktır.
Kaldı ki ; gerekçeli kararın sanığa usulüne uygun olarak tebliğ edildiği kabul edilse bile, sanığa düzelterek onama istemli olmasından dolayı aleyhine görüş içeren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinin tebliğ edilmeden temyiz incelemesi yapılması da 1412 sayılı CMUK`nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan 316. maddesi hükmüne aykırılık oluşturmaktadır. Zira anılan madde uyarınca hükmü temyiz etmeleri halinde veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi durumunda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin sanık veya müdafii ile katılan veya vekiline tebliğ edilmesi gerekmektedir. Adil yargılanma ve savunma hakkı ile ilgili bulunan bu hüküm emredici nitelikte olup, uyulması zorunludur.
Bu itibarla, itirazın değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, sanığa gerekçeli kararın ve tebliğnamenin usulüne uygun olarak tebliği sağlanıp, sonucuna göre temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 28.02.2012 gün ve 166-2438 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Sanığa gerekçeli kararın ve tebliğnamenin usulüne uygun olarak tebliğinden sonra temyiz incelemesi yapılması için dosyanın Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.05.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.