AVUKATIN, MÜVEKKİLİNE AİT PARAYI UHDESİNDE TUTMASI HİZMET NEDENİ İLE GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNU OLUŞTURUR

YARGITAY 5. Ceza Dairesi         

2017/3907 E. 

2019/9452 K.

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Görevi kötüye kullanma, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma
HÜKÜM : Beraat

Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçu yönünden verilen hükmün incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükmü usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
Sanık hakkında güveni kötüye kullanma suçu yönünden verilen hükmün incelenmesinde ise;
5237 sayılı TCK’nın 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde “kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi” şeklinde “kamu görevlisi” tanımının yapıldığı, maddenin gerekçesinde de “…kişinin kamu görevlisi sayılması için aranacak yegane ölçüt, gördüğü işin bir kamusal faaliyet olmasıdır.” dendikten sonra kamusal faaliyetin “Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir.” biçiminde tanımlandığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/04/2011 gün ve 2010/9-258 Esas, 2011/46 sayılı Kararında “5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendindeki “kamu görevlisi” tanımında yer alan “katılan kişi” ibaresi ile madde gerekçesinde yer alan “kamusal faaliyet” açılımından hareketle, bir kimsenin Ceza Yasası uygulamasında “kamu görevlisi”, yapılan faaliyetin de “kamusal faaliyet” sayılabilmesi için, kamu adına yürütülen bir hizmetin bulunması, bunun da Anayasa ve Yasalarda belirlenmiş usullere göre verilmiş bir siyasal karara dayalı olması ve ayrıca faaliyetin kamuya ait güç ve yetkilerin kullanılması suretiyle gerçekleştirilmesi gerekmektedir.” denildiği, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 1. maddesindeki avukatlığın kamu hizmeti ve yargının kurucu unsurlarından olduğuna ilişkin belirleme, 2. maddesinde yazılı amacı, 76/1 ve 109/1-2. maddelerindeki Baroların ve Türkiye Barolar Birliğinin kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları olduğuna ilişkin hükümler ile 5237 sayılı TCK’nın 6/1-c maddesindeki tanım ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; 1136 sayılı Kanunun 35/1 ve 35/A maddelerinde yazılı ve münhasıran avukatlar tarafından yapılabilecek iş ve işlemler ile uzlaştırma işlemi ve Barolar ile Türkiye Barolar Birliğinin organlarında ifa ettikleri görevleri yönünden avukatların kamu görevlisi olduklarında kuşku bulunmadığı, 5237 sayılı TCK’nın 5. maddesinin 01/01/2009 tarihinde yürürlüğe girmiş olması nedeniyle anılan Kanunun genel hükümlerine aykırı olan sınırlayıcı nitelikteki Avukatlık Yasasının 62. maddesinin özel nitelikteki görevi kötüye kullanma suçları açısından zımnen ilga edilmiş sayılmasının gerektiği ve TCK’nın 247. maddesine göre zimmete geçirilen malın devlete veya özel kişilere ait olmasının suçun oluşması bakımından öneminin bulunmadığı da nazara alınarak, dosya kapsamına göre İstanbul Barosuna kayıtlı olup, 14/05/2008 tarihli vekaletname ile katılanın avukatlığını üstlenen sanığın, iddianamenin 3 no’lu bendinde belirtilen ve 01/01/2009 tarihinden sonra görev ve yetkisi nedeniyle tahsil ettiği parayı katılana teslim etmeyip mal edinmesi şeklindeki eyleminin basit zimmet suçunu oluşturacağı, öte yandan sanığın savunmasında tahsil ettiği paraları katılan lehine takip ettiği dava ve soruşturma dosyalarına yönelik dava masrafı ve vekalet ücreti olarak mahsup ettiğini beyan etmesi karşısında, sanık avukatın katılan lehine takip ettiği tüm dosya suretlerinin temini ile vekalet ücreti alacağı olup olmadığı, varsa miktarı ve uhdesinde kalan tutar hususunda bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre eylemin sübutu ve niteliğinin belirlenmesi gerektiği ve iddianamenin 4 ve 5 no’lu bentlerinde açıklanan, 28/05/2009 tarihli miras taksim sözleşmesi ile katılanın hissesine düşen daireden kira geliri olarak aldığı paraları uhdesine geçirmek ve katılana ait Yapı ve Kredi Bankası Kasımpaşa Şubesindeki hesapta bulunan 1.700 Amerikan doları ve 1.927 TL’yi, aynı bankanın Okmeydanı Şubesinde bulunan 1.476 TL’yi, terekeye dahil bulunan Ümraniye’deki taşınmazda kiracı Des Sanayi Sitesi Ara Metal Şirketinden tahsil ettiği 3.375 TL kira geliri ile Des Sanayi Sitesi Ntc. Makine firmasından aldığı 8.034 TL kira bedelini de katılandan gizleyerek uhdesinde tutma eylemlerinin ise zincirleme biçimde hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu ve mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, oluşa uygun düşmeyen gerekçe ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde beraat hükmü kurulması,
Kanuna aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 08/10/2019tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

BONODA KEŞİDECİNİN İMZASI OLMAMASINA RAĞMEN AVAL VEREN KİŞİ BORÇTAN SORUMLUDUR

YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
E. 2019/12684
K. 2019/17224

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takibe karşı borçlunun, icra mahkemesine başvurusunda, takibe dayanak bonoda, keşideci şirkete ait imzanın olmadığını ve ödeme gününün sonradan doldurulduğunu, dolayısıyla bononun kambiyo senedi vasfı bulunmadığını ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, mahkemece, davanın reddine karar verildiği, kararın borçlu tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 24.09.2018 tarih ve 2017/8410 E. – 2018/8537 K. sayılı ilamı ile; “ Düzenleyenin imzasının bulunmaması halinde, düzenleyen için aval vermiş olan da senet bedelinden dolayı sorumlu tutulamaz. Bu durumda, senette düzenleyenin imzasının bulunmadığı açık olduğundan, düzenleyen için aval veren şikayetçi borçlu, bono bedelinden dolayı sorumlu tutulamaz…borçlu hakkındaki takibin iptaline karar verilmesi… ” gerektiği gerekçesi ile bozulduğu, mahkemece bozmaya uyularak davanın kabulüyle takibinin davacı yönünden İİK.nun 170/a maddesi uyarınca iptaline, karar verildiği görülmektedir.

TTK’nun 778. maddesinin göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken TTK’nun 678. maddesinde; “Temsile selahiyeti olmadığı halde bir şahsın temsilcisi sıfatıyla bir poliçeye imzasını koyan kişi, o poliçeden dolayı bizzat sorumludur…” hükmü yer almaktadır. Borçlunun atmış olduğu imzadan sorumluluğu için senet üzerinde imzasının bulunması yeterli olup, ayrıca isminin yazılı olması da gerekli değildir.

Somut olayda, takip dayanağı 18.06.2014 düzenlenme, 10.09.2014 vade tarihli, 176.000 TL bedelli bonoda keşideci olarak … Asansör San. ve Tic. A.Ş. ünvanının yazılı olduğu, muteriz borçlu …’nun ise aval olarak adının yazılı olduğu, bonoda birbirinin aynı olan iki adet imzanın bulunduğu, imzaların kendisine ait olduğu hususunun muteriz borçlunun da kabulünde olduğu görülmektedir. Bu durumda, bononun keşideci … Asansör San. ve Tic. A.Ş. adına muteriz borçlu … tarafından imzalandığı ve aynı kişinin senet üzerinde aval veren sıfatıyla da imzasının bulunduğu anlaşılmaktadır.

Dosya arasında bulunan … Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün 27.04.2015 tarihli müzekkere cevabında keşideci şirketin son tescilini 03.05.2013 tarihinde yaptırdığının bildirildiği, yazı ekinde yer alan 05.02.2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinden de keşideci şirketi münferiden G. G. ve F. Göksu’nun temsile yetkili oldukları, bononun düzenlenme tarihi itibariyle muteriz borçlu …’nun keşideci şirket yetkilisi olmadığı anlaşılmakta olup, tarafların da aksi yönde bir iddiası yoktur.

Bu durumda, muteriz borçlu …’nun şirket temsilcisi olmadığı halde şirket adına imza attığından dolayı aval veren sıfatıyla sorumluluğu bulunmamakla birlikte, temsil yetkisi olmadığı halde keşideci şirket adına senet imzalayan ve imza inkarında da bulunmayan muteriz borçlu …’nun attığı imzadan dolayı şahsen sorumlu olacağı tabiidir. Yetkisiz temsilci sıfatıyla hareket eden borçlu, bonodan dolayı keşideci sıfatıyla sorumlu olacağından, hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip yapılmasında yasaya aykırılık bulunmamaktadır.

O halde, mahkemece borçlunun itirazının reddi gerekirken, yazılı gerekçe ile hüküm tesisi isabetsizdir.

Diğer taraftan, bir davada mahkemenin veya tarafların yapmış oldukları bir usul işlemi nedeniyle taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğan ve gözetilmesi zorunlu olan hakka, usuli kazanılmış hak denilmektedir.

Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 Sayılı YİBK ) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde, uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK’nun 21.01.2004 gün ve 2004/10-44 E., 19 K.; 03.02.2010 gün ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararları ).

Bu sayılanların dışında, ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü – C. V, 6, b … 2001, s. 4738 vd ).

Öte yandan, maddi hata (hukuki yanılma ), maddi veya hukuki bir olayın olup olmadığında veya koşul veya niteliklerinde yanılmayı ifade eder ( Ejder Y., Hukuk Sözlüğü, Doruk Yayınları, 1. Baskı, 1976, s. 208 ).

Burada belirtilen maddi hata kavramından amaç; hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta hata olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık hatalardır.

“Maddi hataya dayanan bozma kararına uyulması da usulü müktesep hak teşkil etmez” ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.03.1972 gün ve E:1968/1-277, K:176; 01.03.1995 gün ve E:1995/7-641, K:117; 23.01.2002 gün ve E:2001/1-1010, K:2002/1; 12.07.2006 gün ve E:2006/4-519, K:527; 04.11.2009 gün ve E:2009/13-370, K:2009/480 Sayılı kararları, Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, … 2001, Cilt 5, sayfa 4771 vd. ).

Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için, bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir (Hukuk Genel Kurulu’nun 24/05/2017 tarih ve 2017/2-1607 Esas, 2017/968 Karar sayılı kararı ).

Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde; Dairemizin 24.09.2018 tarih ve 2017/8410 E. – 2018/8537 K. sayılı ilâmı maddi hataya dayalı olup, mahkemece bozmaya uyulması, borçlu lehine usuli kazanılmış hak oluşturmaz.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA ), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.11.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

ÖĞRETİM ÜYESİNİN, ÖĞRENCİSİ İLE YAKINLAŞMASI İŞ SÖZLEŞMESİNİN HAKLI FESİH NEDENİNİ DOĞURUR

YARGITAY 9. Hukuk Dairesi         

2018/8464 E. 

2018/19153 K.

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili,davacının 2008 yılı eylül ayından itibaren davalı … Üniversitesinde öğretim üyesi olarak belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmaya başladığını, davalı üniversite tarafından davacının iş sözleşmesinin haksız ve hukuka aykırı bir şekilde feshedildiğini ileri sürerek bakiye süreye ilişkin ücret alacağı ve cezai şart alacağını istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili; idari yargının görevli olduğunu belirterek öncelikle görev itirazında bulunmuş,dava konusu yapılan alacakların zaman aşımına uğradığını, belirsiz alacak davasının koşullarının oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
C) Bozma ilamı ve Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci:
Mahkemece ilk kararında, özel üniversitelerde görev yapan akademik personelin açtığı işçilik alacaklarına ilişkin davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 18/06/2015 tarih ve 2015/16981 E., 2015/22285 K. sayılı ilamı ile; özlük haklara ilişkin uyuşmazlıkta özel vakıf üniversitesi olan davalı aleyhine açılan işbu davaya bakmak görevi adli yargıya yani iş mahkemelerine ait olduğu halde işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken idari yargının görevli olduğundan bahisle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi hatalı olduğu gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak alınan bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün davalı tarafca temyizi üzerine Dairemizin 23/01/2018 tarih ve 2017/21708 E., 2018/1069 K. sayılı ilamı ile “mahkemenin gerekçeli kararının içerik itibarı ile dosyaya ait olmadığı anlaşılmakla HMK. nun 297. maddesine aykırılık sebebiyle, dosyaya özgü olmayan kararın salt bu nedenle bozulması gerektiği” gerekçesiyle bozulmuştur.

Mahkemece son kararında bozmaya uyularak alınan bilirkişi raporu değerlendirilerek dosya kapsamı itibariyle davalı tarafca davacının iş akdinin feshine yönelik iddianın somut ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde ispatlanamadığı bu nedenlerle işverence yapılan feshin haksız olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- İş sözleşmesinin, işçinin ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan davranışları sebebiyle işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.
Mahkemece davacının iş akdinin işveren tarafından 4857 sayılı İş Kanunun 25/II b,h maddesi gereğince ” Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri” sebep gösterilerek feshedildiği, ancak davalı üniversite tarafından fesih nedeni olarak gösterilen davacının öğrencisi ile ilişkisi olduğuna yönelik iddianın somut ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde ispatlanamadığı gerekçesiyle davacının cezai şart ve bakiye ücret alacaklarına hak kazandığına karar verilmiş ise de;dosyadaki bilgi ve belgeler,davacının savunması,tanık ifadeleri , soruşturma dosyasındaki tanık beyanları ve soruşturma raporu ile bu gerekçe uyuşmamaktadır.
Somut uyuşmazlıkta davacıdan hakkındaki iddialar ile ilgili savunma istenmiş ve davacının üniversiteye verdiği savunmasında; öğrencisi ….’nin sınıf temsilcisi olduğunu, vize ders notlarını temin için odasına diğer sınıf temsilcisi …. ile geldiğini,tüm sınıf temsilcilerinde olması sebebiyle ….’de de telefon numarasının olduğunu, hakkında şikayetçi olan ….’nin şikayetini geri aldığını idari personel aracılığıyla öğrendiğini ifade etmiştir.
Olayın soruşturulması sırasında ifade veren öğrencilerden ….’nin ifadeleri ve dosya arasında tutanak altına alınan …. ile ….’nin mesajlaşmaları, tanık ….’nin …’tan davacı ile …. arasındaki yazışmalarda davacının “bazen o sınırları aşmak gerekebilir” yazdığını gördüğünü ifade etmesi,tanık olarak dinlenen diğer öğrencilerin ifadeleri bir arada değerlendirildiğinde ….’nin davacı ile öğrenci …. arasındaki ilişkiyi ….’den öğrendiği, diğer öğrencilerin ise ….’dan öğrendiklerini, akabinde …. ile davacıyı derslerde takip ettiklerinde davacının dersleri ….’ye karşı anlattığını, aralarında yakınlık olduğunu gördüklerini ifade etmeleri ve davacının savunmasında bu iddiaların sınavlardan düşük not almaları sebebiyle çıktığını belirtmesine rağmen ilk şikayet dilekçesi veren ….’nin bu şikayetini sınavlardan dolayı olduğunun düşünülmemesi için sınavlardan önce yaptığını beyan etmesi ve yine davacının savunmasında …. ile ….’nin birlikte odasına geldiklerini belirtmesi birlikte değerlendirildiğinde davacı ile öğrencisi arasındaki yakınlaşma sabit olup, davacının öğretmenlikle bağdaşmayan davranışı nedeniyle belirli süreli iş sözleşmesinin işverence feshi haklı nedene dayandığından davacının taleplerinin reddi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olup,bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, 23.10.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

AVUKATIN VEKALET ÜCRETİNİ HAK EDEBİLMESİ İÇİN DURUŞMAYA KATILMA ZORUNLULUĞU YOKTUR

YARGITAY

4. HUKUK DAİRESİ

2015/6345 E.

2016/8228 K.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalılar … ve diğerleri aleyhine 18/06/2013 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 02/12/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ile davalılardan… vekili ve diğerleri vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacı ile davalılardan …, …, …, …, …, …, …, …’ün tüm, davalı …’nun aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davalılardan …’nun diğer temyiz itirazlarına gelince;
Dava, haksız eylemden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş,hüküm davacı ile davalılardan …, …, …, …, …, …, …, … ve … tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; dava dilekçesi ve duruşma gününün davalı …’ya 11/09/2003 günü tebliğ edildiği, …2. Noterliği’nin 21/02/1997 tarih ve 4270 yevmiye numaralı vekaletnamesine istinaden …Barosu Avukatlarından Avukat …’ın, davalı adına 09/07/2003 tarihli cevap dilekçesini dosyaya sunmuş olduğu, mahkemece adı geçen vekilin yargılamalara iştirak etmediği gerekçesiyle hükümle birlikte davalı lehine üçyüz Türk Lirası vekalet ücreti takdir edildiği anlaşılmaktadır.
Karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2. maddesinin 1. cümlesinde; “… Bu Tarifede yazılı avukatlık ücreti kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır. Avukat tarafından takip edilen dava veya işle ilgili olarak düzenlenen dilekçe ve yapılan diğer işlemler ayrı ücreti gerektirmez.…” denilmektedir.
Avukatlık Kanunu hükümlerine göre de, vekilin ücrete hak kazanabilmesi için mutlaka duruşmaya katılması koşulu aranmamaktadır. Vekilin dava açmak için dilekçe yazmış olması veya cevap vermesi de bir çalışmayı ve ücreti gerektirmektedir.
Yukarıda anlatılan yargılama sürecinde; her ne kadar davalı … vekilinin duruşmaya katılması mümkün olmamış ise de hazırladığı cevap dilekçesi, dosyasına girmiştir. Açıklanan bu yasal düzenlemeler karşısında; davalı … yararına eksik vekalet ücret takdir edilmesi gerek Avukatlık Yasası ve gerekse Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince doğru görülmemiştir.
Şu durumda davalı … yararına, karar günü yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü bendleri gözetilerek vekalet ücretine karar verilmesi usul ve yasalar ile hak ve adalete daha uygun olacaktır. Yerel mahkemece açıklanan bu yönün gözetilmemiş olması nedeniyle kararın bu nedenle bozulması gerekirse de; belirlenen bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, mahkeme kararının 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438/7. maddesi gereğince düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenlerle hüküm fıkrasının manevi tazminat ile ilgili 2 numaralı bendinin yedinci paragrafının tamamen silinerek yerine “Davalı … yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan davalı yararına karar gününde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. maddesine göre takdir olunan 2.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine” biçimindeki sözcük ve sayı dizisinin eklenmesine; davacı ile davalılardan …, …, …, …, …, …, …, …’ün tüm, davalı …’nun diğer temyiz itirazlarının ilk bentte gösterilen nedenlerle reddi ile kararın düzeltilmiş bu biçiminin ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının 29,20 TL’sinin davacıya, 2.085,00 TL’sinin de …’dan gayrı davalılara yükletilmesine, peşin alınan harçların bundan mahsubuna 22/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

DAVACININ BAŞKA BİR MAHKEMEDE TANIK OLARAK VERDİĞİ İFADESİNDEKİ BEYANLARI KENDİSİNİ GÖRÜLEN MAHKEMEDE BAĞLAR

YARGITAY

9. HUKUK DAİRESİ

2016/23101 E.

2019/4081 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : İŞ MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi, davalı avukatınca duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 19/02/2019 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat … ile karşı taraf adına Avukat … geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalıya ait Nahcivan‘daki işyerinde 27.12.2008-01.02.2014 tarihleri arasında “iş makinası (kepçe) operatörü” olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından işlerin azalması nedeni ile haksız olarak feshedildiğini, bir miktar tazminat ödendiğini, davacının pasaportunu elinde bulunduran işverenin fazla mesai, hafta tatili ve genel tatil ücretlerini ödemediğini ancak bu alacakların sanki ödeniyormuş gibi her ay bir çok belgeyi en sonda 2 yıl geriye dönük olarak bu alacaklara ilişkin tediye makbuzu ile fesih bildiriminin zorla imzalatıldığını, çalışmaların SGK’ya eksik bildirildiğini, aylık net ücretinin 1.600,00 Amerikan Doları iken düşük gösterildiğini, bir bölümünün elden ödendiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım aylık ücret, fazla çalışma, hafta tatili, yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının tahsilini, istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının 01.06.2009 – 01.02.2014 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde çalıştığını, maaşının 1.600. USD değil, 1.600 TL olduğunu, davacıya yapılan 28.11.2013 tarihli fesih bildirimi sonrası iş arama iznini toplu kullanacağını beyanla 16.01.2014 tarihinde işyerinden ayrıldığını, sunulan bordrolardan anlaşılacağa üzere davacıya fazla mesai, hafta tatili ve genel tatil alacaklarının ödendiğini, pasaport giriş çıkışlarından davacının izinlerini kullandığının anlaşılacağını, kıdem tazminatının son ücreti ile birlikte ödendiğini alacağı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, iş sözleşmesinin davalı tarafça haklı neden olmadan fesh edildiği, aylık ücretin davacı iddiası gibi olduğu, yapılan ödemenin düşümü ile davacının bakiye kıdem tazminatı ile ihbar tazminatı alacağı olduğu, bordrolar gerçeği yansıtmadığından bir kısım aylık ücret, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil alacakları ile yıllık izin ücreti alacağı da olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı taraflar vekilleri temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı davalı işyerinde fazla çalışma yaptığı gibi genel tatil ve hafta tatillerinde de çalıştığını ileri sürerek alacak talep etmiş, davalı ise yapılan çalışmaların karşılığının ödendiğini savunmuştur.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda işverence sunulan bordrolara itibar edilmeyerek tanık beyanlarına göre davacının fazla çalışma yaptığı, hafta tatili ile genel tatillerde çalıştığı ve ücretinin ödenmediği kabul edilip zamanaşımı def’i de değerlendirilerek 28/02/2009-01/02/2014 tarihleri arasındaki dönem için hesaplama yapılmıştır.
Söz konusu alacakların varlığını ispatlama yükü davacı da olup davacı delil olarak tanık beyanlarına dayanmıştır.
Kural olarak tanıklar kendi çalıştıkları sürelerde işyerindeki çalışma düzenini bileceğinden işe giriş-çıkış tarihleri dikkate alınmalıdır. Davacı tanıklarından biri 2009 yılı Ocak ayından 2011 yılı 8. aya kadar diğeri ise “2008-2013 tarihleri arası” çalıştığını açıklamıştır. Buna göre tanıkların davalı işyerinde çalışmadığı dönem için hesaplama yapılması hatalıdır.
3- Taraflar arasında diğer uyuşmazlık fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının hesabı konusundadır.
Mahkemece hükmes esas alanan kök bilirkişi raporundan sonra davalı tarafın diğer itirazları yanında davacının yurda giriş-çıkış kayıtlarındaki sürelerin hatalı olduğunu belirtmiş bunun üzerine alınan bilirkişi ek raporunda kök raporda maddi hata yapıldığı açıklanarak yeniden alacaklar hesaplanmıştır.
Hafta tatili alacağı ile ilgili olarak, davacının ilk rapora itirazı olmadığı dikkate alındığında daha az alacak miktarı belirleyen kök rapora itibar edilmesi yerindedir. Ancak fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarında gerekçesi de açıklanmadan maddi hata içeren kök rapora itibar edilmesi hatalıdır.
Öte yandan alacakların ait oldukları dönem ücretine göre (dolar kuruna göre) hesaplanması gerekirken fesih tarihindeki dolar kurunun dikkate alınması isabetsizdir.
4- Davalı işverence sunulan belgelere göre davacı tanık olarak … İş Mahkemesinde verdiği beyanında dini bayramlarda bir gün çalışmadığını açıklamıştır. Bu beyan davacıyı bağlayacağından ulusal bayram ve genel tatil alacağı hesabında dikkate alınmalıdır.
5- Davacının fazla çalışma yaptığı ve hafta tatili ile genel tatillerde çalıştığı tanık beyanlarına göre belirlenmiş olup hesaplanan alacaklardan takdiri indirim yapılması yerinde ise de, Mahkemece, hakkın özünü etkiler şekilde %50 oranında fazla takdiri indirim yapılması da hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 2.037.00 TL. duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, davacı yararına takdir edilen 2.037.00 TL. duruşma avukatlık parasının ise davalıya yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 19/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Tedbir kararlarına aykırılık halinde görevli mahkemenin Aile Mahkemesi olduğu

Yargıtay – 2 Ceza Dairesi
Esas:2010/22029
Karar:2012/10384
Karar Tarihi:19.04.2012
ÖZET: İlgili kanun hükümlerine göre şeklindeki düzenleme ile tedbire muhalefet eyleminin yaptırımının yeniden düzenlendiği, tanımlar başlıklı maddede ise, hakim tanımının Aile Mahkemesi hakimini ifade edeceğinin düzenlenmesi karşısında, tedbir kararlarına aykırılık halinde görevli mahkemenin Aile Mahkemesi olduğu anlaşılmakla, görevsizlik kararı verilmesinin gerekmesi bozmayı gerektirmiştir.

(5237 S. K. m. 73) (6284 S. K. m. 13, 23)

Dava: Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Karar: 1-) Katılan 5237 sayılı TCK. nun 73/4 maddesi uyarınca hüküm kesinleşinceye kadar şikayetinden vazgeçebileceğinden ve katılan karardan sonra 25.11.2008 havale tarihli dilekçesiyle şikayetinden vazgeçtiğini bildirmekle, öncelikle dilekçede kimlik tespiti olmadığından, dilekçenin mağdura ait olup olmadığı açıklığa kavuşturulup mağdura ait ise, mağdurun şikayetten vazgeçmesini kabul edip etmediği, 5237 sayılı TCK. nun 73/6 maddesi gözetilerek sanıktan sorulup sonucuna göre hakaret suçundan hüküm kurulması zorunluluğu

2-) Hükümden sonra 20.03.2012 tarih ve 28239 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve aynı gün yürürlüğe giren 08.03.2012 gün ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 23/1 maddesi ile 14.01.1998 tarihli 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un tümüyle yürürlükten kaldırıldığı, anılan 6284 sayılı Kanunun 13/1. maddesinde şeklindeki düzenleme ile tedbire muhalefet eyleminin yaptırımının yeniden düzenlendiği, tanımlar başlıklı 2. maddenin (c) bendinde ise, hakim tanımının Aile Mahkemesi hakimini ifade edeceğinin düzenlenmesi karşısında, tedbir kararlarına aykırılık halinde görevli mahkemenin Aile Mahkemesi olduğu anlaşılmakla, görevsizlik kararı verilmesinin gerekmesi,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 19.04.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.