MEMUR, AMİRİ HAKKINDA SAVCILIĞA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUĞU GEREKÇESİ İLE VERİLEN DİSİPLİN CEZANIN İPTALİ İLE İLGİLİ KARAR

DANIŞTAY 12. DAİRE BAŞKANLIĞI 

ESAS NO.2012/3496
KARAR NO.2015/6592
KARAR TARİHİ.08/12/2015



Temyiz İsteminde Bulunan (Davalı) :
Karşı Taraf (Davacı) :
Vekili :

İstemin Özeti : … İlköğretim Okulu’nda öğretmen olarak görev yapan davacı tarafından, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (D) bendinin (d) alt bendi uyarınca ve bir alt ceza uygulanarak 1/30 oranında aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 20.07.2011 tarihli ve 2011/10 sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davada; suç duyurusuna konu ettiği olaylara yönelik olarak eksik inceleme sonucu düzenlenen soruşturma raporu kapsamında disiplin cezası ile cezalandırılmasına olanak bulunmayan davacının, suç konusu oluşturduğunu düşündüğü konularda savcılığa suç duyurusunda bulunmasının suçu ve suçluyu bildirme ödevi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, suç duyurusu sonunda ilgililerin ceza almaması durumunun iddiaların asılsız olduğu yolunda değerlendirmeye tabi tutularak bu durumun amirini küçük düşürücü ve aşağılayıcı fiil ve hareket olarak değerlendirilmesine ve disiplin cezasına konu edilmesine olanak bulunmadığı açık olduğundan, anılan fiili nedeniyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının alt cezası olarak 1/30 oranında aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptali yolunda … İdare Mahkemesince verilen …. tarihli ve E:…, K:… sayılı kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hâkimi :

Düşüncesi : İdare mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir neden de bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onikinci Dairesince işin gereği düşünüldü:

İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür. İdare mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe, hukuk ve usule uygun olup bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına, temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere 08/12/2015 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

MİRASININ REDDİ – TEREKEYE TEMSİLCİ ATANMASI

YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ

E.2018/4758
K.2018/7718

– MİRASININ REDDİ
– TEREKEYE TEMSİLCİ ATANMASI

4721 Sayılı K.Madde 620

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, hasımsız olarak 01.12.2015 gününde verilen dilekçe ile muris … `ın terekesinin tespiti talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 18.02.2016 günlü hükmün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.10.2018 gün ve 2018/78298 sayılı tebliğnamesi ile 6100 sayılı HMK`nin 363/1 maddesi gereğince kanun yararına bozulması istenilmekle dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı … vekili 01.12.2015 tarihinde hasımsız olarak verilen dilekçesi ile davacının eşi olan muris avukat … `ın 23.09.2015 tarihinde mernis adresinde kayıtlı son ikametgahı olan … de vefat ettiği, geride mirasçı olarak davacı … ile murisin önceki evliliğinden olan oğlu … ve kızı …`ın kaldığı ancak mirasçı olan çocukların … Sulh Hukuk Mahkemesinde 10.11.2015 tarihli dilekçeleri ile TMK`nin 605. maddesi gereğince mirasın reddi için başvuruda bulundukları belirtilerek murisin terekesinin tespit edilmesini talep ve dava etmiştir.
Hasımsız olarak açılan bu davada gönderilen çağrı kağıdına göre mirası reddeden mirasçılar vekili murisin ofisindeki dosyaların ve murisin terekesinin araştırılarak murisin alacaklılarının da terekenin tespitinden haberdar edilmesi ve murisin terekesine dahil alacaklar davacı tarafından tahsil edilmekte olup, bu alacakların tespit edilmesi davada gerekli araştırmaların yapılmasını isteyen cevap dilekçesi vermiştir.
Mahkemece davanın kabulüne; muris … `ın terekesinin mahkememizce 18.12.2015 tarihli tutanakla tespit edilmiş bir kısım eşya, … Şubesinde mevcut kiralık kasa, … şubesinde mevcut 0,95 Euro, Vergi Dairesine 100.825,79TL borç, … Bankasına 10.393,00TL borç olarak tespitine, terekenin mirasçı …`a teslimine, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, davaya katılan mirasçılar lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına 18.02.2016 tarihinde karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.10.2018 tarihli 2018/78298 sayılı tebliğnamesi ile hasımsız olarak verildiği anda kesinleşmiş bulunan yukarıda yazılı hükmün HMK`nin 363/1. maddesi ve 4721 sayılı TMK`nin 611. maddesi gereğince miras payını reddeden mirasçıların yasal mirasçıları ile birlikte taraf teşkili sağlanmadan yazılı olduğu şekilde davanın esasına dair verilen kararın kanun yararına bozulması istenmiştir.
Davacının talebi TMK m. 589 gereğince terekenin tedbir mahiyetindeki tespiti istemidir. Terekenin tedbiren tespiti talebi bir süreye tâbi olmadan her zaman istenebilir.
“Mirasbırakanın yerleşim yeri sulh hakimi, istem üzerine veya resen tereke mallarının korunması ve hak sahiplerine geçmesini sağlamak üzere gerekli olan bütün önlemleri alır“.
Dosyanın incelemesinden, söz konusu davadan önce 08.10.2015 tarihinde … 3. Noterliğince verilen veraset ilamına göre miras bırakan … `ın çocukları olan … ve …`ın 10.11.2015 tarihine reddi miras dilekçelerini … Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/568 Esas ve 2015/569 Esas sayılı dosyalarında mahkemeye vermiş oldukları, ancak her iki mirasçının da reşit olmayan çocuklarının bulunduğu nüfus kayıtlarından ve … Sulh Hukuk Mahkemesinden 2016/237 Esas, 2016/230 Karar sayılı 28.03.2016 tarihli yeni veraset ilamından anlaşılmıştır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 611. maddesinde “Yasal mirasçılardan biri mirası reddederse onun payı, miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi, hak sahiplerine geçer.“ hükmüne yer verilmiştir.
Bu durumda, reddedilen miras paylarına kendi çocuklarının mirasçısı olacağı göz önüne alınarak mahkemece, miras paylarını reddeden mirasçıların yasal mirasçılarının araştırılması ve reşit olan 04.07.1977 doğumlu … ve 16.07.1998 doğumlu …`ya tebligat yapılıp davaya dahil edilmesi, reşit olmayan çocuklar 03.12.2001 doğumlu … ve 23.05.2013 doğumlu … için kayyum atanması, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer alan hukuki dinlenilme hakkı çerçevesinde miras payını reddeden mirasçıların yasal mirasçılarıyla birlikte taraf teşkili sağlanarak yargılamaya devam edilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeden yazılı olduğu şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Ayrıca davaya katılmayan bu mirasçılar tarafından … Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/24 sayılı dosyasında tereke tespiti yaptırıldığına göre bu dosyada getirtilerek incelenmesi ve neticesine göre bir karar verilmesi gerekir.
Kabule göre de; TMK`nin 589. maddesi gereğince sadece tespit ve korumaya yönelik tespit ile ilgili karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken terekeye ait para yönünden terekenin tasfiyesi anlamını doğuracak şekilde “terekenin mirasçı davacıya teslimine“ şeklinde karar verilmesi de doğru değildir.
Mahkemece, değinilen hususlar gözetilmeksizin eksik taraf teşkiliyle yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru görülmediğinden Cumhuriyet Başsavcılığının Adalet Bakanlığının gösterdiği lüzum üzerine kanun yararına bozma isteğinin kabulü gerekmiştir.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının HMK`nin 363/1 maddesine dayalı Kanun yararına bozma isteğinin açıklanan nedenle kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, bozma ilamı ve ekindeki dosyanın gereği yapılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE, 13.11.2018 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Davacı …, muris … `ın mirasının reddine esas olmak üzere terekesinin defterinin tutulmasını ve terekeye temsilci atanmasını talep etmiştir.
Mahkemece, Türk Medeni Kanununun 620. maddesinde gösterilen usule uygun işlem yapmadan terekenin tespitini yapmış, ayrıca terekeye temsilci atanması talebi hakkında bir karar vermemiştir.
Mahkeme kararı ilgilisi tarafından temyiz edilmemiştir.
Adalet Bakanlığının talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, taraf teşkili sağlanmadan verilen kararın kanun yararına bozulmasını talep etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 589. maddesi ve 620 . maddelerinde, gerek tereke mallarının korunmasına ilişkin istemlerin, gerek mirası reddetmeye hakkı olan mirasçının terekenin defterinin tutulması isteminde, diğer mirasçıların davada taraf olarak yer alması gerektiğine dair bir hüküm bulunmamaktadır.
Türk Medeni Kanununun 640. maddesi gereğince miras ortaklığına temsilci tayini istemlerinde, diğer mirasçıların davada taraf olması gerekmekte ise de, mahkemece miras ortaklığına temsilci atanmamamış, ancak bu husus temyize getirilmemiştir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle, mirasçılardan bir kısmına tebligat yapılmaması kanun yararına bozma nedeni olmadığını düşündüğümden sayın çoğunluğun kararına katılamıyorum.

İŞ KAZASI NEDENİYLE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASINDA İŞVERENLERİN SORUMLULUĞU

YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ

E.2018/3496
K.2018/8148

– İŞ KAZASI SONUCU ÖLÜM
– İŞ KAZASI NEDENİYLE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASINDA İŞVERENLERİN SORUMLULUĞU
– İŞ KAZASI SONUCUNDA YAŞAMINI YİTİREN SİGORTALININ EŞİ VE ÇOCUKLARININ MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ
– ALTİŞVEREN – ÜST İŞVEREN İLİŞKİSİ

6098 Sayılı K.Madde 56

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : …İş Mahkemesi

TÜRK MİLLETİ ADINA
Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmesi üzerine davalılardan TKİ vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalılardan TKİ vekilince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.

K A R A R
1-Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1-(a) maddesi uyarınca temyiz edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/2 maddesinde “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir “ denilmektedir.

Dava dilekçesi ile davacı kardeş için 80.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunulduğu gibi davacı çocuk…`nin maddi tazminat isteminin 34.762,59 TL, davacı çocuk …`nın maddi tazminat isteminin 13.419,22 TL olduğu, ilk derece mahkemesince verilen 23/11/2017 tarihli kararda davacı çocuklar… ile …`nın maddi tazminat istemlerinin kabul edildiği, davacı kardeş lehine 40.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedildiği, davalı … İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü`nün istinaf başvurusu üzerine… Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi`nce verilen 13/04/2018 tarihli kararda davalının istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği ve bu karara karşı yine aynı davalı tarafından temyiz kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır.

Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlar için kesinlik sınırı, karar tarihi 02.12.2016-31.12.2016 tarihleri arasında 40.000,00 TL, 01.01.2017-31.12.2017 tarihleri arasında 41.530,00-TL, 01.01.2018 tarihinden sonra verilen kararlar için 47.530,00 TL`dir.

Davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Dosya kapsamından davacı çocuklar… ve … için hüküm altına alınan maddi tazminatlar ile davacı kardeş için hüküm altına alınan manevi tazminatın Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi`nin karar tarihi itibariyle ayrı ayrı 47.530,00 TL’lik temyiz sınırının altında kaldığı anlaşılmaktadır.
O halde, davacı çocuklar… ve …`nın maddi, davacı kardeşin ise manevi tazminat istemlerine dair hükümlerin davalı … İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından temyizi mümkün olmayıp, adı geçen davalının davacı çocuklar… ve …`nın maddi, davacı kardeşin manevi tazminat hükümlerine yönelen temyiz itirazlarının 6100 sayılı H.M.K.`nun 362/1-a ve (2) maddeleri uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle, davacılar eş ve çocukların maddi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı eşin manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, davacı çocuklar ile davacılar anne ve babanın manevi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı kardeşin manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı … İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine,… Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi`nce istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden, ruhsat sahibi … İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü olan… yer altı sahasındaki kömür üretim işinin davalı … İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından 22/07/2006 tarih ve 24046 yevmiye sayılı noter onaylı hizmet alım sözleşmesi ile …Tic. AŞ.`ne verildiği ancak 30/10/2009 tarihinde davalı … İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü`nün muvafakati ile kömür üretim işinin aynı şartlar altında … Kömür İşletmeleri A.Ş.`ne devredildiği anlaşılmaktadır.

Sözleşmenin eki konumundaki Teknik Şartname`nin 2. maddesinde işin konusunun “1. maddede cins, mevkii ve sınır koordinatları belirtilen sahadan, idare tarafından bir kısmı yüklenicinin kullanımına bedelsiz olarak verilecek bina, tesis, makine, teçhizat, ve yeraltı galerileri ile yüklenicinin temin edeceği ilave makine, teçhizat, tesis ve personel ile bütün masraflar yükleniciye ait olmak üzere yeraltı işletme yöntemi ile kömür üretme işi“ olarak tanımlandığı, bu kapsamda sahada mevcut bulunan şalt tesisleri, jeneratör, karo sahası, vantilatör tesisi, kompresör tesisi, tertip binası, işçi banyoları, lambahane, teshin merkezi, atölye, pres, kül tesisi, kriblaj tesisi, nefeslik vb. gibi tesislerle, Teknik Şartname`nin EK-2 listesinde tanımlanan makine ve teçhizat yüklenicinin kullanımına bedelsiz olarak bırakıldığı, EK-12 olarak tanımlanan listede işin yapılacağı yeraltı maden ocağında idareye ait zincirli ve bant konveyörler bulunduğu görülmektedir. Teknik Şartname`de yüklenici tarafından yapılacak iş programının ve işletme projesinin davalı … İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü`ne sunulacağı, programın veya projenin yeterli bulunmaması halinde tespit edilen noksanlıkların idarece verilen süre içerisinde giderileceği, idarece onaylanan uygulama projesine yüklenicinin aynen uymak zorunda olduğu, uygulama projesinde ancak idarenin onayı ile revizyon yapılabileceği, sözleşmenin eki olan İdari Şartname`nin 7.3.2 maddesinde yüklenicinin çalıştıracağı işletme müdürü, proje mühendisi, vardiya daimi nezaretçisi, teknik nezaretçinin en az sayısı ve meslek kıdeminin davalı idare tarafından belirlendiği, Sözleşmenin eki olan Hizmet İşleri Genel Şartnamesi`nin 11. maddesinde ise, idarenin, uygunsuz davrandığı, görevlerini yerine getirmekte yetersiz olduğu kanısında olduğu veya işyerinde çalıştırılmasında sakınca gördüğü her kademe ve nitelikteki elemanların iş başından ve işyerinden uzaklaştırılmasını isteyebileceği, yüklenicinin buna uymak zorunda olduğu kurallar getirilmiştir.

Dosya kapsamından meydana gelen iş kazası dolayısı ile alınan bilirkişi kusur raporlarının tamamında ölen veya yaralanan sigortalılara kusur izafe edilmemiştir.

Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu`nun “İşverenin Genel Yükümlülüğü“ kenar başlıklı 4. maddesine göre;
“(1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede;
a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır.
d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.

(2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.

(3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez.

(4) İşveren , iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz.“.
Aynı kanunun “ Risklerden Korunma İlkeleri “ kenar başlıklı 5. maddesine göre,
“(1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur.
a)Risklerden kaçınmak.
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek.
c) Risklerde kaynağında mücadele etmek.
ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek.
d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak.
e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek.
f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek.
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek.
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek.“
Yine 6331 sayılı Kanun “ Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma“ karar başlıklı 10. maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir.
./..

“(1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır.
a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu,
b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi,
c) İşyerinin tertip ve düzeni,
ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu,
2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler.

(3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır.

(4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar.“

Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “ Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede işverenin anılan yükümlülüklerle gerçekleştireceği koruma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. (HGK . 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas, 2013/1456 Karar )

Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında; “İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü“ olacağı belirtilerek, İş Kanununun mülga 77/1. maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasında; “İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi“ olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.
4857 sayılı İş Kanununun mülga 77. ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4. ve 5. maddeleri işverenin yükümlülüklerini, 19. madde de çalışanların yükümlülüklerini çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.

6331 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümlerini işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bu sebeple mevzuatta yer alan tenik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.

Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanununun 417/2. maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.

İşvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet bağının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)

Yargılamaya konu ihtilafın sağlıklı biçimde çözülmesi için asıl işveren-alt işveren kavramlarının da açıklanmasında fayda bulunmaktadır.

4857 sayılı Kanun`un 2.maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir.

İş Kanunu`nun 2.maddesinin 7.fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.

4857 sayılı Kanun`un 2/7.maddesi ile işçilerin İş Kanunu`ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 sayılı Kanun`dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kurtulmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu.

Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu “müteselsil sorumluluktur“. Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu`nun 2. maddesinin 6. fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.

Öte yandan asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması; bu sözleşmenin tarafı olmayan işçi veya mirasçıları bağlamaz Somut olayda, üretim aşamalarında davalı … İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından bedelsiz olarak yükleniciye bırakılan makine ve teçhizatların da kullanılması, davalı … İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü`nün kendisine sunulan iş programını veya projeyi yeterli bulunmaması halinde tespit edilen noksanlıkların davalı tarafından verilen süre içerisinde giderilmesi zorunluluğu, yüklenicinin çalıştıracağı işletme müdürü, proje mühendisi, vardiya daimi nezaretçisi, teknik nezaretçinin en az sayısı ve meslek kıdeminin davalı idare tarafından belirlenmesi, idarenin, uygunsuz davrandığı, görevlerini yerine getirmekte yetersiz olduğu kanısında olduğu veya işyerinde çalıştırılmasında sakınca gördüğü her kademe ve nitelikteki elemanların iş başından ve işyerinden uzaklaştırılmasını isteyebilmesi gibi tespitler karşısında anahtar teslimi olarak kabul edilemeyecek bir sözleşme ile kendisine olağan denetim sınırlarını aşacak şekilde yetkiler tanınmış olan davalı … İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü`nün 4857 sayılı yasa’nın 2. maddesi gereğince asıl işveren, diğer davalı ….`nin ise alt işveren olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Bunun yanında, gerek mülga BK’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene veya ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene veya ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir.

Manevi tazminat davalarında, gelişmiş ülkelerde artık eski kalıplardan çıkılarak caydırıcılık unsuruna da ağırlık verilmektedir. Gelişen hukukta bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde veya taksirli davranışlarda tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini ortaya koymakta; kişi haklarının her şeyin önünde geldiğini önemle vurgulamaktadır.

Bu ilkeler gözetildiğinde; aslolan insan yaşamıdır ve bu yaşamın yitirilmesinin yakınlarında açtığı derin ızdırabı hiçbir değerin telafi etmesi olanaklı değildir. Burada amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek; öte yandan da zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir yaptırımla, caydırıcı olabilmektir.(HGK 23.6.2004, 13/291-370)

… ili … ilçesinde bulunan… yeraltı maden ocağında 13/05/2014 tarihinde meydana gelen yargılamaya konu iş kazasının 301 kişinin ölümüne ve 486 kişinin yaralanmasına yol açtığı, son yüz yılın en büyük iş kazalarından birisi olan bu iş kazasının yalnızca iş kazasına uğrayanlarda veya kazalıların yakınlarında değil toplumun genelinde derin bir üzüntü meydana getirdiği, bu kapsamda … maden kazası gibi toplumu derinden etkileyen facialarda hüküm altına alınan manevi tazminat tutarları değerlendirilirken manevi tazminatın caydırıcılık unsurunun öne çıkması gerektiği kabul edilmelidir.

SONUÇ:Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında,
1-Davalı … İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü`nün davacı çocuklar… ve …`nın maddi, davacı kardeşin manevi tazminat istemleri hakkındaki hükümlere yönelen temyiz itirazlarının temyiz kesinlik sınırı kapsamında kalması nedeniyle REDDİNE,

2-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle ölenin olayda hiç kusurunun bulunmadığının anlaşılıp kaza olayının meydana gelmesinde kusuru bulunanlar arasındaki kusur dağılımının kendi aralarında görülmesi muhtemel rücu davasında yeniden değerlendirilmesinin mümkün bulunmasına, istinaf kanun yoluna başvurulurken ileri sürülmeyen hususların temyiz aşamasında ileri sürülemeyeceğinin kabulüne göre davalı … İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü`nün yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün temyiz edenin sıfatına temyiz kapsam ve nedenlerine göre ONANMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılardan …`ne yükletilmesine, 12/11/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

ISLAH DİLEKÇESİ İLE TALEP EDİLEN TAZMİNATA KARŞI ZAMANAŞIMI DEFİNİN İLERİ SÜRÜLMESİNİN MÜMKÜN OLUP OLMADIĞI

YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ

E.2016/19092
K.2018/8204

– İŞ KAZASI SONUCU SÜREKLİ İŞGÖRMEZLİK
– MANEVİ TAZMİNAT
– ISLAH DİLEKÇESİ İLE TALEP EDİLEN TAZMİNATA KARŞI ZAMANAŞIMI DEFİNİN İLERİ SÜRÜLMESİNİN MÜMKÜN OLUP OLMADIĞI

6100 Sayılı K.Madde 25

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi


TÜRK MİLLETİ ADINA
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle 11.000,00 maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacı … davalılardan … İnşaat ve San. A.Ş. vekillerince istenilmesi ve de duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 13.11.2018 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı vekili Avukat …ile karşı taraf … İnşaat ve San. A.Ş. vekili…geldiler. Başka gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.

K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davacı … davalı … AŞ vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

2- Dava, 24/04/2004 tarihli iş kazası sonucu sigortalının sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle sigortalının, maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacı lehine 1.000 TL maddive 10.000 TL manevi tazminatın iş kazası tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.
Davacı tarafın 24/04/2004 tarihinde gerçekleşen iş kazası nedeniyle 12/03/2013 tarihli dava dilekçesiyle 1.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, maddi tazminat alacağını 19/10/2015 tarihli ıslah dilekçesiyle de hesap raporu doğrultusunda 61.376,91 TL’ye ıslah ettiği, Davalı … AŞ. vekilinin süresi içerisinde zamanaşımı def’inde bulunurken, davalı … AŞ. vekilinin ıslah dilekçesi tebliğ edilmesine karşın zamanaşımı definde bulunmadığı anlaşılmıştır.

İş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi amacıyla açılan maddi ve manevi tazminat davalarında; zamanaşımı süresi gerek olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu`nun 125. maddesi ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun`un 146. maddesi gereğince haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır.

Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Bedensel zararın gelişim, gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir. Somut olayda maluliyette gelişen durumun bulunmadığı ve zamanaşımının başlangıç tarihinin olay tarihi olduğu açıktır.

Uygulamada ve öğretide kabul edildiği üzere zamanaşımı iddiası hak düşürücü süreden farklı olarak re’sen dikkate alınamaz, ancak süresi içerisinde def’i olarak ileri sürülmesi halinde dikkate alınabilmektedir.

Aynı zamanda yargılama aşamasında yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nun 25. maddesinde düzenlenen “Taraflarca getirilme ilkesi” kapsamında Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.
Bu açıklamalar doğrultusunda, davalı …Ş.’ne ıslah dilekçesinin usulüne uygun tebliğ edilmesine karşın iş bu davalının zamanaşımı def’inde bulunmadığının anlaşılması karşısında, ıslah ile artırılan maddi tazminatın tamamından sorumlu tutulması gerekirken, iş bu davalının da zamanaşımı defi sunduğu varsayılarak dava dilekçesinde istenilen maddi tazminat miktarıyla sınırlı olarak sorumluluğuna karar verilmesi hatalı olmuştur.

2- Taraflar arasında manevi tazminat alacağı konusunda da uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamında yer alan ve davacı tarafın kabul ettiği ibranamede, davacının maddi ve manevi zararına mahsuben davalı … Aş’den 7.500 Amerikan Doları aldığını beyan etmiş olduğu, mahkemece yapılan hesapta iş bu ödenen tutarın yarısının maddi tazminata mahsuben alındığı kabul edilerek yapılan hesaba davacı tarafın itibar ettiği anlaşılmaktadır.

Hukuka aykırı bir eylem yüzünden çekilen elem ve üzüntüler, o tarihte duyulan ve duyulması gereken bir haldir. Başka bir anlatımla üzüntü ve acıyı zamana yaymak suretiyle, manevi tazminatın bölünmesi, bir kısmının dava konusu yapılması kalanın saklı tutulması olanağı yoktur. Niteliği itibariyle manevi tazminat bölünemez. Bir defada istenilmesi gerekir. Yargıtay H.G.K’ nun 25.9.1996 gün ve 1996/21-397-637 karar ile 13.10.1999 gün ve 1999/21-684-818 sayılı kararı da bu doğrultudadır.

Bu durumda davacının manevi zararına karşılık yapılan ödemeyi kabul ederek ibraname verdiği göz ardı edilerek, manevi tazminat talebinin reddi yerine; yazılı şekilde davacı yararına manevi tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı … davalı … AŞ vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davacı … davalı yararına takdir edilen 1.630,00TL duruşma Avukatlık parasının karşılıklı olarak birbirlerine yükletilmesine, temyiz harçlarının istem halinde temyiz eden davacı … davalı … AŞ’ne iadesine, 13/11/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.