MAHKEMECE VEKALET ÜCRETİNE HÜKMEDİLİRKEN “DAVALI LEHİNE” YAZILMASI GEREKİRKEN YANLIŞLIKLA “DAVACI LEHİNE” YAZILMIŞ OLMASI HALİNDE BU MADDİ HATA TAVZİH İLE DÜZELTİLEBİLİR

YARGITAY  Hukuk Genel Kurulu 

Esas: 2008/ 11-448
Karar: 2008 / 454
Karar Tarihi: 25.06.2008

ÖZET: Mahkemece verilen hükümde davacının davasının reddine karar verilmiştir. Bunun doğal sonucu olarak davalı lehine avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekir. Davanın reddedilmesine rağmen davacı lehine vekalet ücreti verilmesi usulen mümkün değildir. Yine vekalet ücretinin hükmedildiği hüküm fıkrasının 5. bendinde ibaresi ile başlanmıştır. Bu cümlenin gelişinden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir. Buna karşılık mahkemece sehven bu cümlenin devamında , denilmiş ve bu suretle birbiri ile çelişkili bir hüküm fıkrası oluşturulmuştur. Çelişki hem hüküm fıkrasının 1.bendinde davanın reddine karar verilmesi, hem de 5. bendinde denilmesine rağmen yazılması gerekirken yazılması suretiyle oluşturulmuştur. Mahkemece bu yanlışlık davalı vekilinin tavzih talebi ile fark edilmiş, tavzih usulü uygulanarak sehven oluşturulan bu maddi hata düzeltilmiştir. Dolayısı ile mahkeme bu tavzih kararı ile hükmü değiştirmemiş olup, tarafların sıfatında meydana gelen çelişki düzeltilerek hükmün doğru şekilde yorumlanıp icra edilmesi sağlanmıştır.

(1086 S. K. m. 455, 459)

Dava: Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 17.6.2004 gün ve 428-277 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.12.2006 gün ve 13563-13771 sayılı ilamı ile;

(Davacı vekili asıl davada, müvekkilince taraflar arasındaki 01.08.1988 tarihli sözleşme ile üstlenilen danışmanlık edimi yerine getirildiği halde hak kazandığı ücretin ödenmediğini ileri sürerek, hizmet bedeli 1.338.412.538. TL, yoksun kalınan kar karşılığı 3.995.165.508. TL, cezai şart olarak ise 750.000.000. TL’nin tahsiline, birleştirilen Ankara Asliye 7.Ticaret Mahkemesi’nin 1997/415 esas sayılı davasında, 2.919.200.000. TL ücret alacağı ile 500.000.000. TL munzam zarar karşılığı tazminatın tahsiline, yine birleştirilen Ankara Asliye 5. Ticaret Mahkemesi’nin 1999/246 esas sayılı davasında ise aynı sözleşme nedeniyle 10 milyar TL. tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, davaların reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemenin uyduğu bozma kararı sonucu asıl davanın reddine dair verdiği kararın Dairemizce bozulması üzerine davacı vekili bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

Karar düzeltme isteminden sonra davalı vekilinin başvurusu üzerine mahkemece karar dahi, ücreti vekalet ile ilgili takdir edilen ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesi yolundaki ibarenin maddi hata sonucu yazıldığı gerekçesiyle bu hatanın HUMK. 459 maddesi uyarınca tavzihen düzeltilmesine karar verilmiş, davacı vekili bu karar ile temyiz etmiştir.

1- a- Davacı vekili asıl dava bakımından karar düzeltme isteminde bulunmuş olup, bu dava açısından kesinleşen istem kalemleri çıkarıldıktan sonra hüküm verilen miktar 1.338.412.538.-TL olup, HUMK. nun 5219 sayılı Kanun ile değişik 440/III-1 nci maddesi uyarınca karar düzeltme sınırı 6.580.000.000.-TL. na yükseltilmiş olduğundan, karar düzeltme istemine konu tutar gözönüne alındığında davacı vekilinin karar düzeltme dilekçesinin miktar yönünden reddi gerekmiştir.

b- Ancak, Dairemiz bozma kararının 2 nci bendinde birleştirilen dava dosyaları belirtilirken Ankara Asliye 5.Ticaret Mahkemesi’nin dosya numarasının tapaş hatası sonucu 1999/246 yerine 1999/1246 olarak yazılması, birleştirilen dosya niteliğinde olmayıp, yapılan yargılama sonucu açılmamış sayılma kararı verilen Ankara Asliye 1.Ticaret Mahkemesi’nin 2001/561 E. sayılı dava dosyasının da birleştirilen dosya gibi karar metninde belirtilmiş olması maddi hata niteliğinde olup, HUMK. nun 459 uncu maddesi gereğince her zaman düzeltilmesi mümkün olduğundan, Dairemiz bozma kararının 2 nci bendinin 4 üncü satırında … Ankara 5. Ticaret Mahkemesi’nin… ibaresinden sonra gelen 1999/1246 ibaresinin 1999/246 olarak düzeltilmesine, yine aynı satırdaki … ve Ankara 1. Ticaret Mahkemesi’nin 2001/561 esas … ibaresinin karar metninden çıkarılmasına karar vermek gerekmiştir.

2- Davacı vekilinin tavzih kararına yönelik temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece yapılan yargılama soncu davanın reddine, davalı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihindeki avukatlık ücret tarifesine göre ölçümlenen 708.357.805. TL avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş ve bu konuda davalı taraf temyiz isteminde bulunmamış, ancak 16.03.2006 tarihli dilekçesi ile tavzih talebinde bulunmuş, mahkemece bu istem 20.03.2006 tarihli karar ile kabul edilerek vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesi şeklinde kararda düzeltme yapılmış ve bu husus davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Hükümlerin tavzihi HUMK. nun 455 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, 455 nci maddeye göre Hüküm müphem ve gayrivazıh olur veya mütenakız fıkraları ihtiva ederse icrasına kadar her iki taraftan biri iphamın tavzihini ve tenakuzun ref’ini isteyebilir 459 uncu maddeye göre ise İki tarafın isim ve sıfat ve neticei iddialarına müteallik hataları ve esas hükümdeki hesap hataları kendilerinin istimaından sonra mahkeme tarafından tashih olunur. Tashih olunan cihet hüküm üzerine yazılır. Tavzih yoluyla hüküm değiştirilemeyeceği gibi, düzeltmeye konu hususlar HUMK. nun 459 uncu maddesinde açıklananlardan olmadığından, usul ve yasaya aykırı olan tavzih kararının bozulması gerekmiştir….) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK.2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Dava, sözleşmeye dayalı alacak istemine ilişkindir.

Davacı şirket vekili, taraflar arasında otel inşası için idari, mali teknik vb. konularda müşavirlik hizmeti verilmesine ilişkin 1.8.1988 tarihli bir sözleşme imzalandığını, müvekkilinin sözleşme gereğince üstlendiği edimlerini yerine getirmesine rağmen, davalının hak kazandıkları ücreti ödemediğini ileri sürerek, 1.338.412.538 TL. hak ediş bedeli, 3.995.165.508 TL. yoksun kalınan kar, 750.000 TL. cezai şart ile, bu dava ile birleştirilen Ankara 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.1.1998 gün ve 1997/415 E. 1997/9 K. sayılı dosyasında; saklı tuttukları 419.200.000 TL. ücret ile 500.000.000 TL. munzam zararın ve ayrıca birleştirilen Ankara 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.9.2000 gün ve 1999/246 E. 2000/453 K. sayılı dosyasında; yaptırılmayan işler sonucu yoksun kalınan kazanç nedeniyle 9.250.000.000 TL. ile davalının sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle 750.000 TL. tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı şirket vekili davanın reddini savunmuştur.

Dosya bir çok aşamadan geçmiş mahkemece verilen 17.6.2004 gün ve 2000/428 E. 2004/277 K.sayılı kararında; hüküm fıkrasının 1.bendinde aynen; 1- Davacının davası sübut bulmadığından Reddine, denilmiş, aynı hüküm fıkrasının 5. bendinde aynen; 5- Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihindeki avukatlık ücret tarifesine göre ölçümlenen 708.357.805 TL. avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Bu karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Davalı vekili; avukatlık ücreti ile ilgili hususta açıkça temyiz isteminde bulunmamış ancak; dilekçesinde resen görülecek nedenlerle de temyiz talebinde bulunduğunu ifade etmiştir.

Özel Dairece; asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının reddi ile, asıl dava ile ilgili verilen hükmün onanmasına, ancak bozmadan önce birleştirilen iki dosya hakkında olumlu yada olumsuz bir karar verilmediğinden bu yönden verilen kararın bozulmasına karar verilmiştir.

Dosya Yerel Mahkemeye gittiğinde karar düzeltme aşamasından önce, davalı vekili tarafından verilen 16.3.2006 tarihli dilekçe ile; hüküm fıkrasında çelişki olduğu, davanın reddedilmesine rağmen davacı lehine vekalet ücreti verildiğini, bunun yazım hatasından kaynaklandığını beyanla bu maddi hatanın tavzih yoluyla düzeltilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, bu dilekçe davacı vekiline gönderilmiş, davacı vekili bu talebe itirazlarını dilekçe ile sunmuştur. Yerel Mahkemece; hüküm fıkrasındaki davanın reddedilmiş olmasına rağmen avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesi şeklindeki ibarenin sehven yazılmış olduğu açıklanarak, HUMK. m. 459 uyarınca bu maddi hatanın tavzih yoluyla düzeltilmesine karar verilmiştir.

Davacı vekili asıl karar yönünden verilen bozma kararına karşı karar düzeltme, tavzih kararı yönünden ise temyiz itirazlarını bir dilekçe ile mahkemeye sunmuştur.

Özel Dairece; asıl karar yönünden yapılan karar düzeltme talebi reddedilmiş, tavzih kararı yönünden, tavzih yoluyla hükmün değiştirilemeyeceği gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Yerel Mahkemece; bozma ilamında önceki kararda asıl dosya ile birleştirildiği belirtilen Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/561 E. sayılı dosyasının bu dava ile birleştirilmediği ve bu dosyanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşıldığından, bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, asıl dosya ile birleştirilmesine rağmen ilk hükümde sehven unutulan Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1999/246 E. sayılı dosyada açılan davanın da reddine karar verilmiştir. Mahkemece tavzih kararı yönünden yapılan bozmaya ise; ısrar edilmiştir.

1- Mahkemece verilen önceki hükümde bulunmamakla birlikte, bozma kararına uyularak verilen ve hüküm fıkrasının 1.bendinde yer alan Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/561 E. sayılı dosyası yönünden karar verilmesine yer olmadığı kararı ile, Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1999/246 E.sayılı dosyası yönünden verilen red kararının Özel Dairenin incelenmesinden geçmeyen yeni hüküm niteliğinde olduğu anlaşıldığından, bu yeni hükme yönelik davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir.

2- Tavzih kararı yönünden yapılan temyize gelince;

Hükümlerin tavzihi; hükmün müphem olması veya birbirine aykırı (çelişik) fıkralar ihtiva etmesi halinde, hükmün gerçek anlamının meydana çıkarılması için başvurulan bir yoldur.

HUMK. m. 455’te; hüküm müphem ve gayrivazıh olur veya mütenakız fıkralar ihtiva ederse icrasına kadar iki taraftan her biri ilamın tavzihini ve tenakuzun refini isteyebilir denmektedir.

HUMK. m.455’te belirtildiği gibi açık olmayan veya çelişik fıkraları kapsayan hükümlerin açıklanması istenebilir. Yargılamanın iadesine karar verilmedikçe veya hüküm temyiz edilip bozulmadıkça verilen hükmün değiştirilmesi mümkün değildir. Hükümlerin tavzihi de bunun bir istisnası olarak kabul edilemez. Hakim burada hükmün başka türlü anlaşılmasını önlemek için gerçeği ortaya koymakla ödevlidir.

Tavzih, kural olarak sadece hüküm fıkrası hakkında olur. Hükmün gerekçesinin açıklanması için, tavzih yoluna başvurulamaz. Ancak, hüküm fıkrası ile gerekçe arasında bir çelişki varsa, bu çelişkinin giderilmesi için tavzih yoluna başvurulabilir. (YHGK. nun 14.6.1967 gün ve 1967/9-462 E. 300 K.sayılı ilamı)

Bunun gibi Yargıtay kararları hakkında da tavzih yoluna başvurulabilir. Tavzih kararı ile hükmün değiştirildiğini iddia eden temyiz yoluna başvurabilirse de, Yargıtay Dairesinin kendi kararlarının tavzihi ile ilgili verdiği kararlara karşı Hukuk Genel Kurulu’na temyiz yoluna başvurulamaz. (YHGK. nun 15.3.1969 gün ve 1969/2-466 E.178 K.sayılı ilamı)

Tavzih yoluna başvurabilmek için hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek yoktur. Kesinleşmemiş olan kararlar hakkında da hükmün icrasına (yerine getirilmesine) kadar tavzih istenebilir. Fakat tavzih talebinde bulunulmakla temyiz süresi durmaz. İlamın icraya konmasından sonra da, ilam tamamen icra edilinceye kadar hükmün tavzihinin istenilmesi mümkündür. İcra Müdürünün hükmü yorumlamak (tavzih etmek) yetkisi yoktur. Hüküm ancak onu vermiş olan mahkemece tavzih edilir.

Hakim tavzih yolu ile hükümde unutmuş olduğu talepler hakkında karar verip bunu hükmüne ekleyemez. Bunun gibi hüküm verirken unutmuş olduğu vekalet ücreti veya faiz hakkında tavzih yolu ile bir karar verip bunu hükmüne dahil edemez. Aynı şekilde kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişki de tavzih yolu ile giderilemez. Bütün bu anlatımlardan çıkan netice tavzih yolu ile kesinleşmiş olan hüküm sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez. (Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü, Altıncı Baskı 2001 cilt 5, sayfa 5270 vd.)

Öte yandan Yargıtay’ın istikrar kazanmış görüşüne göre maddi hata kazanılmış hak oluşturmaz.

Açıklanan kuralların ışığında somut olaya bakıldığında; mahkemece verilen hükümde davacının davasının reddine karar verilmiştir. Bunun doğal sonucu olarak davalı lehine avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekir. Davanın reddedilmesine rağmen davacı lehine vekalet ücreti verilmesi usulen mümkün değildir. Yine vekalet ücretinin hükmedildiği hüküm fıkrasının 5. bendinde Davalı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden ibaresi ile başlanmıştır. Bu cümlenin gelişinden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir. Buna karşılık mahkemece sehven bu cümlenin devamında … avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, denilmiş ve bu suretle birbiri ile çelişkili bir hüküm fıkrası oluşturulmuştur. Çelişki hem hüküm fıkrasının 1.bendinde davanın reddine karar verilmesi, hem de 5. bendinde davalının kendini vekille temsil ettirmesine göre denilmesine rağmen davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yazılması gerekirken davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yazılması suretiyle oluşturulmuştur.

Mahkemece bu yanlışlık davalı vekilinin tavzih talebi ile fark edilmiş, tavzih usulü uygulanarak sehven oluşturulan bu maddi hata düzeltilmiştir. Dolayısı ile mahkeme bu tavzih kararı ile hükmü değiştirmemiş olup, tarafların sıfatında meydana gelen çelişki düzeltilerek hükmün doğru şekilde yorumlanıp icra edilmesi sağlanmıştır.

Her ne kadar mahkemece HUMK. m. 459’dan söz edilmişse de, fiilen HUMK. m. 455 teki usulün uygulanıp buna göre karar verilmiş olması karşısında, bu hatanın sonuca etkili olmadığı anlaşılmıştır.

Sonuç itibarı ile usul ve kanuna uygun olan tavzih kararı onanmalıdır.

Sonuç: 1- Mahkemenin hüküm fıkrasının 1. ve 2. bentlerinde hükme bağlanan birleştirildiği belirtilen Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/561 E. sayılı dosyası ve Ankara 5. Asliye Ticaret mahkemesinin 1999/246 E.sayılı dosyaları yönünden verilen kararlara yönelik davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine, (Oybirliği ile)

2- Tavzih kararı yönünden davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun hükmün ONANMASINA oyçokluğu ile 25.06.2008 gününde karar verildi. 

SUÇTA KULLANILAN OYUNCAK TABANCA GERÇEK SİLAHTAN FARKLI GÖRÜNMEMESİ SEBEBİ İLE SİLAHLA TEHDİT SUÇUNDAN CEZALANDIRILIR

 

YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ

2015/21485 E.

2019/18077 K.

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ : Silahla tehdit
HÜKÜM : Beraat

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,
18.06.2013 tarihli duruşmada “sanığın suçta kullandığı oyuncak tabancanın görünüşü ve tabancaya ait detayların çoğunu ihtiva etmesi nedeniyle korkutuculuk özelliğine sahip olduğu, birisine uzaktan gösterildiğinde gerçek silahtan farklı görülmeyecek nitelikte olduğunun” bizzat mahkeme tarafından tespit edilmesi karşısında, yerinde olmayan gerekçeyle sanık hakkında beraat kararı verilmesi,
Kanuna aykırı ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 25/11/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bono’nun bedel-miktar hanesinde rakamla 20.000 TL, metinde yazıyla “yirmin” yazıyorsa….

20,00 TL miktar için senet düzenlenmeyeceğinden, hayatın olağan akışına aykırıdır. Senet bedelinin maddi hata sonucu yazı ile ‘yirmin’ yazıldığı anlaşılmakla, yasal unsurları havi olan bonoda, bedelin 20.000 TL olduğunun kabul gerekir….

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi

2012/14387 E.
2012/31958 

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Takibe konu 10.02.2011 vadeli senette rakamla “20.000 TL” yazılı olup, metin içinde yazı ile gösterilen bölümün ise “yirmin” TL şeklinde yazılı olduğu görülmektedir.
TTK.nun 588/1.fıkrasına göre senette rakam ve yazı bölümlerinde farklı değerlerin bulunması durumunda tahrifat olmaması koşulu ile yazı ile yazılan kısma itibar edilmesi gerekir.”
Yasa hükmünde, senet bedelinin hem yazı hem de rakamla yazılması zorunluluğu düzenlenmemiştir. Yazı ve rakam arasındaki farklılıktan kasıt senedin çelişkili değerler ihtiva etmesidir ki somut olayda senetteki ‘yirmin’ kelimesi bir anlam ifade etmediğinden senet bedelinde yazı ve rakam arasında çelişki bulunduğundan söz etmek mümkün değildir. ‘Yirmin’ kelimesinin 20,00 TL olarak kabulü, bu miktar için senet düzenlenmeyeceğinden, hayatın olağan akışına aykırıdır. Senet bedelinin maddi hata sonucu yazı ile ‘yirmin’ yazıldığı anlaşılmakla, yasal unsurları havi olan bonoda, bedelin 20.000 TL olduğunun kabul gerekir. Aksi halin kabulü aşırı şekilcilik olup hak kaybına neden olur.
Şu halde mahkemece, yukarıda açıklanan nedenlerle davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabul yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/11/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

ALKOLDEN ALINAN EHLİYETİN BEKLEME SÜRESİ DOLSA DA BAŞVURU YAPILMADIĞI SÜRECE EHLİYETSİZ STATÜSÜNDEDİR

YARGITAY 19. Ceza Dairesi      

2019/131 E. 

2020/1671 K.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na aykırılıktan … hakkında Diyarbakır Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünün 19/05/2018 tarihli ve 826726 sayılı idarî yaptırım karar tutanağı ile uygulanan 2.018,00 Türk lirası idarî para cezasına karşı yapılan başvurunun kabulüne ve söz konusu idarî yaptırım kararının kaldırılmasına ilişkin Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 31/07/2018 tarihli ve 2018/2246 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 17/12/2018 gün ve 14803 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekinde bulunan dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24/12/2018 gün ve KYB-2018-103927 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize verilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, kabahatlinin sürücü belgesinin alkollü araç kullanmasından dolayı 06/02/2012 tarihinde 2 yıl süreyle geri alındığı, söz konusu bu sürenin 06/02/2014 tarihinde dolduğu ancak kabahatlinin sürücü belgesini geri almak için borcu yoktur yazısı, sürücü davranışları ve geliştirme eğitim belgesini ibraz ederek sürücü belgesini geri almadığı, 19/05/2018 tarihinde yapılan kontrolde sürücü belgesi olmadan araç kullandığının tespit edildiği, bu nedenle kabahatli hakkındaki idarî para cezasının hukuka uygun olduğu gözetilmeden, itirazın reddi yerine, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla, gereği görüşülüp düşünüldü;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 31/07/2018 tarihli ve 2018/2246 değişik iş sayılı kararının CMK’nin 309/4-c maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek ve yeniden yargılama yapılmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, 19/02/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

EVLENMEDEN ÖNCE KREDİ İLE SATIN ALINAN KONUTUN EVLİLİK TARİHİNDEN SONRA ÖDENEN TAKSİTLERİ EDİNİLMİŞ MAL SAYILIR, MAL PAYLAŞIMINA KONU EDİLİR

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ

2017/8450 E.
2019/1633 K.

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Değer Artış Payı Alacağı

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davacı vekili, duruşmasız olarak davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 19.02.2019 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat … geldi, karşı taraftan gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı … vekili, tarafların nişanlılık döneminde peşinatı davacının babası tarafından karşılanıp geri kalan bedel için bankadan konut kredisi çekilerek davalı adına bir adet taşınmaz satın alındığını, natamam alınan taşınmazda gerek evlenmeden önce gerek evlendikten sonra onarım ve tadilatlar yapıldığını açıklayarak fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla meskenin ilk alımında ödenen katkı için 49.590,00 TL, davalı adına çekilen konut kredisi geri ödemelerindeki katkısı için 9.935,39 TL, natamam vaziyette kaba inşaat olarak teslim alınmış olan taşınmazın yapım ve sonraki yıllardaki ek tadilat harcamalarındaki davacı tarafından ödenmiş miktar 43.389,93 TL olmak üzere toplam 102.915,32 TL’nin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Harcını yatırmak suretiyle sundukları 15.02.2016 tarihli dilekçeyle evlilik birliği içinde yapılan tadilatlar ve konut kredisi ödemeleri yönünden talep miktarı toplam 251.493,62 TL olarak arttırılmıştır.
Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının 44.250,00 TL değer artış payı alacağının karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 198.158,32 TL katılma alacağına ilişkin açılmış bir dava bulunmadığından bu konuda karar verilmesine gerek olmadığına karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1.Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı vekilinin tüm ve davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK 33. m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, değer artış payı alacağı isteğine ilişkindir.
Değer artış payı alacağı; eşlerden birinin diğerine ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun karşılık almaksızın esaslı katkıda bulunması durumunda, tasfiye sırasında bu malda meydana gelebilecek değer artışı için katkısı oranında sahip olduğu alacak hakkıdır(4721 sayılı mad. TMK 227 m). Denkleştirme(TMK mad. 230) hariç, tasfiyeye konu malvarlığında katkı tarihine göre değer kaybı söz konusu ise, katkının başlangıçtaki değeri esas alınır(TMK mad. 227/1). Böyle bir malın daha önceden elden çıkarılmış olması halinde hakim, diğer eşe ödenecek alacak miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler( TMK mad. 227/2). Değer artış payı alacağı talep edebilmek için, parasal ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunulmalıdır. Değer artış payı alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malın, bu tarihteki durumuna göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm(rayiç) değeri esas alınır (TMK 227/1, 228/1, 232 ve 235/1 m.). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.
Değer artış payı alacağına konu edilen katkı, eşin kişisel malından diğer eşin kişisel malına, eşin kişisel malından diğer eşin edinilmiş malına veya eşin edinilmiş malından diğer eşin kişisel malına katkı şeklinde gerçekleşebilmektedir. Eşin kişisel malından diğer eşin kişisel malına katkı ve eşin kişisel malından diğer eşin edinilmiş malına katkı hallerinde kişisel mal ile katkı yapıldığından hesaplanan değer artış payı alacağının tamamına eş hak kazanırken; eşin, edinilmiş mal ile diğer eşin kişisel malına katkı yaptığı durumda hesaplama yapılırken katkı edinilmiş mallardan karşılandığından ve edinilmiş malın yarısı üzerinde diğer eşin Yasa’dan kaynaklanan alacak hakkı (TMK 236/1.m) bulunduğundan tespit edilecek değer artış payı alacağının tamamı değil yarısı oranında eşin hakkı bulunmaktadır.
Somut olay incelendiğinde, gerek dava gerek ıslah dilekçeleri ve aşamalarındaki beyan dilekçelerinde davacı tarafın isteği, eşler arasında mal rejiminin kurulmasından önce satın alınıp davalı adına tescil edilen taşınmaza yönelik olup, evlilik öncesi satın alınırken ödenen peşinat, taşınmaz için davalı adına çekilen kredi ödemeleri ile gerek evlilik öncesi gerek evlendikten sonra taşınmaza yapılan onarım, tadilat ve iyileştirme bedelleri için mal rejiminin tasfiyesi ve değer artış payı alacağının tahsili talep edilmiştir. Taşınmaz evlilik birliği kurulmadan evvel satın alınarak tescil edilmiş olup davalının kişisel malı olduğunun kabulü gerekir.
Mahkemece, mal rejimi tesis edilmeden evvel gerçekleştirilen tadilatlar, kredi ödemeleri ile peşinat bedellerine yönelik taleplerin sadece genel hükümlere göre istenebileceği gözetilerek bu yönlerden tefrik kararı verilmesi isabetli olmuştur. Ne var ki gerekçe incelendiğinde diğer talepler olan, mal rejimi başladıktan sonra gerçekleştirilen tadilatlar ve konut kredisi ödemeleri yönünden davanın değer artış payı alacağı isteğine ilişkin olduğu ve dava dilekçesinin evlilik öncesi-sonrası kredi ödemelerini içerdiği gözetilmeden hatalı bir şekilde ikili bir ayrıma gidildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davalının kişisel malı olan taşınmaza evlilik birliği içinde yapılan tadilatlar yönünden talep değer artış payı alacağı olarak nitelendirilip, Yasa ve Daire uygulamasına uygun düşecek şekilde hesap yapılarak yazılı şekilde alacağa hükmedilmiş ise de evlilik birliği içinde gerçekleştirilen konut kredisi ödemeleri yönünden istenebilecek alacağın türünün katılma alacağı olarak nitelendirildiği ve bununla birlikte dava dilekçesindeki talebin sadece evlilik öncesi kredi ödemelerine yönelik olduğu, evlilik birliği içindeki ödemelere yönelik bir talep bulunmadığı, dava edilmeyen bir husus hakkında ıslahla talepte bulunulması durumunda hüküm verilmesinin düşünülemeyeceği gerekçesiyle evlilik içi kredi ödemeleri yönünden katılma alacağına dair açılmış bir dava bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm tesis edilmiştir.
Tasfiyeye konu edilen taşınmaz için davalı adına 240.000,00 TL miktarlı 120 ay vadeli konut kredisi çekildiği, 7 taksitin taraflar evlenmeden evvel, 32 taksitin evlilik birliği içinde, geri kalan taksit ödemelerinin ise mal rejiminin sona ermesinden sonra gerçekleştiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinde davacı taraf, taşınmaz alımında kullanılan kredinin evlilik birliği içinde ödenen taksitleri de kapsayacak şekilde değer artış payı alacağı talebinde bulunmuş olup, aksi ispat edilemediğine göre evlilik içi kredi ödemelerinin edinilmiş mallardan karşılandığının kabulü gerekir. Az yukarıda açıklandığı üzere değer artış payı alacağı isteminde bulunurken katkı; somut olayda olduğu gibi edinilmiş maldan kişisel mala katkı şeklinde gerçekleşebilmektedir. Mahkemece, Daire’nin kredi ile mal alımına dair yerleşik ilke ve esasları çerçevesinde davacının toplam talep miktarı gözetilerek evlilik içi konut kredisi ödemeleri yönünden taşınmazdaki değer artış payı alacağı talebinin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekildede hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedeni yapılmıştır.
SONUÇ: Yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı vekilinin tüm ve davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1). bentte gösterilen nedenle reddine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi hükümleri uyarınca 2.037,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine,
taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
İstek halinde peşin harcın davacıya iadesine, 3.022,72 TL onama harcının davalıdan alınmasına 19.02.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi