Taraflar Arasındaki İlişkinin Belirli Süreli İş Sözleşmesinin Unsurlarını Taşıyıp Taşımadığı…

YARGITAY 22. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2016/26681

KARAR NO : 2019/24447

MAHKEMESİ : Marmaris İş Mahkemesi

TARİHİ : 18/03/2016

NUMARASI : 2015/276-2016/139

DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Y. Baştemur tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, davacının, davalı şirkette 02/05/2014 tarihinde insan kaynakları müdürü olarak 2 yıllık belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmaya başladığını,davalı şirketçe, 05/12/2014 tarihinde iş sözleşmesinin feshedildiğini, iş sözleşmesine göre aylık ücretinin 5.000,00 TL ve 650,00 TL kira yardımı olduğunu, davalı tarafça haksız olarak işine son verildiğini belirterek bakiye kalan aylara ait ücretlerinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili, davacının, davalı şirkette, 02/05/2014-04/12/2014 tarihleri arasında insan kaynakları müdürü olarak çalıştığını, davacının iş sözleşmesinin yapmış olduğu davranışlar sonucu çekilmez hal alması nedeniyle ihbar tazminatı ödenmek suretiyle feshedildiğini, davacının bakiye ücret alacağı talebinin hakka ve hukuka aykırı olduğunu, 4857 sayılı İş Yasası’nın 11. maddesinde işçiyle yapılan hizmet akidlerini adından bağımsız olarak işin niteliğine göre süreli ya da süresiz olarak ayırdığını,davacının yaptığı işin niteliği gereği iş sözleşmesinin belirli süreli olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece yapılan yargılamaya, dosya kapsamındaki delillere ve bilirkişi raporuna göre davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.

2-Uyuşmazlık taraflar arasındaki ilişkinin belirli süreli iş sözleşmesinin unsurlarını taşıyıp taşımadığı noktasında toplanmaktadır.

Belirli süreli iş sözleşmesinden söz edilebilmesi için sözleşmenin açık veya örtülü olarak süreye bağlanması ve bunun için objektif nedenlerin varlığı gerekir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 430. maddesinde, esaslı sebeplerin varlığı yenilemeler için öngörülmüş ve on yıldan uzun süreli belirli süreli iş sözleşmesi yapılamayacağı kabul edilmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 11. maddesinde “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde düzenleme ile bu konudaki esaslar belirlenmiştir. Borçlar Kanunundaki düzenlemenin aksine iş ilişkisinin süreye bağlı olarak yapılmadığı hallerde sözleşmenin belirsiz süreli sayılacağı vurgulanarak ana kural ortaya konulmuştur.

Öte yandan değinilen 11. madde, 18 Mart 1999 tarihli 1999/70 EC Konsey Yönergesi ile birlikte ele alınmalıdır. Çerçeve sözleşmesinin 4. maddesinde ayrım gözetmeme ilkesi vurgulanmıştır. Buna göre iş şartları açısından, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yapılacak farklı muamele esaslı sebeplere dayandırılmadığı sürece, yalnızca belirli süreli iş sözleşmesi ve iş ilişkisi ile çalışmasından dolayı, emsal kadrolu işçilerden daha dezavantajlı davranılmayacaktır.

Sözleşmenin 5. maddesinde ise kötü niyete karşı önlem konusu ele alınmıştır. Birbirini takip eden belirli süreli iş sözleşmeleri veya istihdam ilişkisinden kaynaklanan istismarların önlenmesini amaçlayan kanuni düzenlemelerin bulunmaması halinde; üye devletlerin, sosyal taraflara danıştıktan sonra uluslararası yasalar, toplu sözleşmeler veya uygulamaya göre belli başlı bazı sektörlerin ihtiyaçlarını da dikkate alarak, aşağıdaki tedbirlerden bazılarını alma zorunluluğu vardır.

1.(a) Bu türden akit veya istihdam ilişkilerinin yenilenmesini haklı kılacak nesnel gerekçeler tespit edilmesi,

l.(b) Yinelenen belirli süreli iş sözleşmeleri veya istihdam ilişkilerinin azamî toplam süresini belirlenmesi,

1.(c) Bu türden sözleşme veya istihdam ilişkisin kaç kez yenilenebileceğinin saptanması.

1.2. Sosyal taraflara danıştıktan sonra, üye devletler elverişli olan durumlarda belirli süreli iş sözleşmesi veya istihdam ilişkisinin,

1.(a) Yenilenmiş sayılacağına,

2.(b) Belirsiz süreli iş sözleşmesi veya istihdam ilişkisi sayılacağına dair koşullar belirleyeceklerdir.

Öte yandan 1999/70 sayılı Konsey Direktifinin önsözünde, Essen Konseyi sonuç bildirgesinde “çalışanların istemleri ve rekabetin gereklerini karşılayacak daha esnek bir iş örgütlenmesini özellikle göz önünde tutan istihdam yoğun büyüme” anlayışına uygun olarak alınması gerekli önlemler vurgulanmaktadır. 1999 yılı İstihdam Politikası Ana Hatları Hakkında 9 Şubat 1999 tarihli Konsey Tavsiye Kararı, “Sosyal tarafları işletmeleri daha verimli ve rekabetçi kılmak ve esneklik ile iş güvenliği arasında gereken dengeyi sağlayabilmek amacıyla, bulundukları her düzeyde esnek çalışma düzenlemeleri dahil, iş örgütlenmesinin modemize edilmesi için sözleşme görüşmeleri yapmaya’ davet etmiştir. Ayrıca, Hizmet ilişkisine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkında 158 sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesine göre; bu sözleşmenin koruyucu hükümlerinden kaçınmak amacıyla belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasına karşı yeterli güvenceler alınması gerektiği vurgulanmıştır (m 2/3).

Gerek 158 sayılı İLO Sözleşmesi gerekse 1699/70 sayılı Konsey Direktifi, bir taraftan esnek çalışmayı özendirirken diğer taraftan güvenliğe önem vererek bir denge amaçlamıştır. Başka bir anlatımla esnek çalışma modellerinin kötüye kullanılmaması gerektiğini özenle vurgulamıştır.

Sözü edilen kanuni dayanaklar uyarınca, işçinin niteliğine göre sözleşmenin belirli ya da belirsiz süreli olarak değerlendirilmesi imkânı ortadan kalkmıştır. Buna karşın, yapılan işin niteliği belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilmesi için önem arzetmektedir. Belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif şartlara bağlı olarak “belirli süreli iş sözleşmesi” yapılabilecektir. 6098 sayılı Kanun’un 430. maddesinde ilk defa yapılacak olan sözleşmelerde objektif sebep öngörülmemiş oluşu, önceki özel kanun olan İş Kanunu’nun 11. maddesindeki objektif nedenlerin varlığını ortadan kaldırmaz.

4857 sayılı Kanun’un 11. maddesinde, esaslı bir sebep olmadıkça belirli süreli iş sözleşmelerinin birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamayacağı kuralı ile bir ölçüde koruma sağlanmak istenilmiştir. Belirli süreli iş sözleşmesinin yapılması ve yenilenmesi, işçinin iş güvencesi dışında kalması sonucunu doğurmamalıdır. Belirli süreli iş sözleşmelerinde, 4857 sayılı Kanun’un 15. maddesinde değinilen sürenin aşılmaması koşuluyla deneme süresi konulabilir.

Borçlar Kanunu’nun 325. maddesinde, “İş sahibi işi kabulde temerrüt ederse, işçi taahhüt ettiği işi yapmaya mecbur olmaksızın mukaveledeki ücreti isteyebilir” şeklinde kurala yer verilerek işçinin kalan süre ücretini talep hakkı olduğu belirtilmiştir. 6098 sayılı Kanun’un 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, 408. maddesinde işverenin işi kabuldeki temerrüdü sebebiyle işçinin iş görememesi halinde ücret hakkının olduğu açıklanmıştır. İşçinin iş görme edimini yerine getirememesi halinde yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir işi yaparak kazandığı veya kasten kaçındığı yararlarının indirileceği de hükme bağlanmıştır.

Bakiye süre ücreti tutarı tazminatın istenebilmesi için, iş sözleşmesinin haklı bir sebep bulunmaksızın işverence feshedilmiş olması gerekir. İşverenin feshi 4857 sayılı Kanun’un 25. maddesinde yazılı sağlık sebeplerine, ahlâk ve iyi niyet kuralları ile benzerlerine uymayan hallere veya zorlayıcı sebeplere dayanması halinde, sözleşmenin kalan süresine ait ücretler yönünden işçinin talep hakkı doğmaz.

15/03/2003 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 15/03/2002 tarihinde yürürlüğe giren 4773 sayılı Kanun ile “geçerli fesih” kavramı iş hukukunda yerini almıştır. Her ne kadar geçerli fesih gerek yukarıda değinilen Kanun ve gerekse 4857 sayılı Kanunu’nda belirsiz süreli iş sözleşmeleri için öngörülmüş olsa da, belirli süreli iş sözleşmesi bakımından da tartışılmasında yarar bulunmaktadır. Geçerli sebep ister işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklansın, isterse işçinin yeterliliği ve davranışlarına dayansın, belirli süreli iş sözleşmesinin süresinden önce işverence feshi için gerekçe oluşturmamalıdır. Gerçekten, belirli süreli iş sözleşmesi düzenleyerek taraflar fesih iradelerini sürenin sonuna kadar askıya almış sayılmalıdır. Bu itibarla geçerli sebeplerin varlığına rağmen belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçinin iş sözleşmesi süresinden önce haklı bir sebep olmaksızın feshedildiğinde kalan süreye ait ücretinin ödenmesi gerekir.

Davacının hizmet döküm cetveline göre davalı iş yerinde 02/05/2014-04/12/2014 tarihleri arasında bölge insan kaynakları müdürü olarak çalıştığı,taraflar arasındaki iş sözleşmesinin 2 yıllık belirli süreli iş sözleşmesi olduğu anlaşılmaktadır.

Somut olayda, Mahkemece, yasal düzenlemeler ile Yargıtay kararı ışığında, davacının yaptığı işin niteliği gereği belirli süreli olmasının söz konusu olmadığı, bu nedenle, 4857 sayılı İş Yasası’nın 12. maddesi uyarınca baştan beri belirsiz süreli iş sözleşmesi ile kabul edilmesi gerektiği gerekçesi ile davacının bakiye ücret ve kira yardımına ilişkin isteminin reddine karar verilmiştir.Dairemizce Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 2017/10 esas 2019/1 sayılı içtihatı birleştirme kararından sonra yeniden yapılan değerlendirme sonucunda; İş Kanunun 11. maddesinde öngörülen hükmün işçiyi koruma amacıyla düzenlendiği dikkate alınarak, objektif şartlar bulunmadığı halde belirli süreli olarak yapılmış olan iş sözleşmesinin, belirsiz süreli olduğunun işveren tarafından ileri sürülmesinin Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca hakkın kötüye kullanımını teşkil ettiği, İş Kanunu’nun 11. maddesine dayanarak sözleşmenin belirsiz süreli olduğunu ileri sürme hakkının sadece işçiye ait olması gerektiği anlaşılmıştır.Hal böyle olunca,6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 438/2. maddesi uyarınca, davacının bakiye süre ücret tutarı tazminat isteğinin indirim hususu da değerlendirilmek suretiyle hüküm altına alınması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ:Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 26/12/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

EMEKLİLİĞE HAK KAZANMA İŞVEREN İÇİN GEÇERLİ BİR FESİH SEBEBİ MİDİR

YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
E. 2019/1162
K. 2019/14397
T. 26.6.2019
DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nin red kararına karşı davacı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.
…Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi davacı avukatının istinaf başvurusunu kabul ederek, davacının işe iadesine karar vermiştir.
…Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi’nin kararı süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : A-) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili özetle; müvekkilinin, davalı …. Bankası A.Ş. bünyesinde 04.09.1989 tarihinden itibaren çalışmaya başlamış olup son olarak … Şubesi şube müdürlüğü görevini yürüttüğünü, müvekkilin davalı Bankadaki başarılı performansına rağmen müvekkilin iş akdini 01.08.2016 tarihli 14666 Sayılı yazıyla; “Bankamız Yönetim Kurulu’nun 31.05.2016 tarih 20-44 Sayılı kararıyla personelin emekliliğine ilişkin düzenlemeye gidilmiş olduğunu, emekliliğini hak etmiş personelden, yaşı ile Banka içi ve dışı hizmet toplamı 85 ve üzeri olanların emekliye sevk edileceği, bu kriteri sağlamamakla birlikte, emekliliği hak etmiş 55 yaş ve üzerindeki personelin emekliye sevk edileceğini, belirlenen emeklilik kriterini sağlamakla birlikte emekli olarak ayrılmayı kabul etmeyen personelin iş akdi feshi yoluyla Banka ile ilişkilerinin kesileceği karara bağlandığını, İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı’nın 17.06.2016 tarih 912-32 Sayılı Genel Mektubu ile söz konusu düzenlemeler tüm personele duyurulduğunu ve kapsam dahilinde olan personelden birim yöneticiliği aracılığıyla Emeklilik dilekçeleri toplanmaya başlandığını, belirtilen kriterler kapsamında olmanıza karşın emekli olarak ayrılmayı kabul etmemeniz nedeniyle tüm yasal haklarınızın ödenmesi suretiyle İş Akdinizin feshedilmesi Genel Müdürlük makamının onayı ile uygun görülmüştür.” gerekçesiyle feshedildiğini, davalı tarafın iş akdini fesih yazısının müvekkiline;… Noterliği 61402 yevmiye, 05.08.2016 tarihli ihtarıyla 11.08.2016 tarihi itibarıyla tebliğ edildiğini, müvekkilinin iş akdinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olarak feshedilmiş olduğunu, davalı Bankaca alınan kararın eşitlik kuralı çerçevesinde herkese karşı tutarlı bir şekilde uygulanmadığını, davalı tarafça feshin son çare olması ilkesinin dikkate alınmadığını iddia ederek, feshin geçersizliğine, müvekkilinin işe iadesine ve işe iadenin mali sonuçlarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
B-) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili özetle; bankalarınca emekliliği hak etmiş tüm personel için eşit objektif kriterler getirildiğini, davacının iş akdinin bu kriterler kapsamında feshedildiğini, yönetim kurulu kararı kapsamında 17/06/2016 tarih, 912-32 Sayılı “emeklilik işlemleri” konulu genel mektup yayınlandığını, davacının bu şekilde uygulamadan haberdar olduğunu, davacının 30/06/2016 tarihi itibariyle yaşının 56 yıl 19 gün olması nedeniyle 29/07/2016 tarihinde emekliye ayrılması için bağlı bulunduğu daire başkanlığı’na bildirim yapıldığını, emeklilik dilekçesi vermesinin talep edildiğini, davacı tarafın Medeni Kanunun 2. maddesi kapsamında dürüstlük kuralına uygun olarak hareket etmediğini, yönetim kurulu tarafından alınan karar uyarınca belirlenen kriterler kapsamında emekliliği istenilen personele tüm tazminat ve yasal haklarının ödenmesi dışında ekstra olarak beş brüt maaş tutarında iş sonu tazminatı ödenmesinin de kararlaştırıldığını, davacının ise bankaca verilen beş brüt maaşı kabul etmediğini işbu davayı açarak daha fazla tazminat alma niyetiyle hareket ettiğini, aynı kriterlere uyan tüm personele eşit şeklide işlem yapıldığını, emekliliğe sevk uygulamasının hukuken yerinde bir uygulama

olduğunu, bankacılık sektöründeki diğer büyük bankalarca da aynı yöntemin uygulanmakta olduğunu, haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C-) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Ç) İstinaf başvurusu :
İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. D-) İstinaf Sebepleri:
Davacı vekili istinaf başvurusunda; davacının 1989 tarihinden itibaren davalı Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi bünyesinde çalışmaya başladığını, davacının iş sözleşmesinin 55 yaşını geçmesi ve emeklilik yaşının gelmesi nedeniyle feshedildiğini, ancak mahkemenin işyerinin ve işletmenin gerekliliklerinden kaynaklanan nedenler banka genel uygulamasının bu yönde olduğu belirtilerek davayı reddettiğini, emeklilik yaşının gelmesinin haklı ve geçerli bir fesih olamayacağını, işletmesel karar sayılamayacağını iddia ederek, ilk derece mahkemesinde verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
E-) Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti :
Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan kabulüne karar verilmiştir.
F-) Temyiz başvurusu :
Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. G-) Gerekçe:
Davalı bankanın aldığı bir işletmesel karar ile 55 yaşını doldurmuş, emekliliğe hak kazanmış tüm şube müdürlerinin iş akitlerine bu işletmesel karar uyarınca son verilmesi kararlaştırılmış olup, sözü edilen işletmesel karar tutarlı bir şekilde uygulanmıştır. Mahkemenin işletmesel kararın yerindeliğini denetleme yetkisi olmayıp tutarlılık denetimi yapabilir ve yukarıda da açıklandığı üzere davalı işletmesel kararı aynı şartları taşıyan herkes için tutarlı bir şekilde uygulamıştır. Bu deliller ve kabul karşısında feshin geçerli nedene dayandığı anlaşılmakla davanın reddi gerekirken kabulü hatalıdır.
Bu sebeple, Bölge Adliye Mahkemesince yerinde olmayan gerekçelerle verilen karar bozularak İş Kanunu’nun 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
SONUÇ : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-) İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararlarının BOZULARAK ORTADAN
KALDIRILMASINA,
2-) Davanın REDDİNE,
3-) Alınması gereken 44,40 TL karar-ilam harcından davacının yatırdığı 29,20 TL peşin mahsubu ile bakiye 15,20 TL karar-ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
4-) Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 48,50 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,
5-) Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 2.725,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-) Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, kesin olarak 26.06.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ÖDEME TAAHHÜDÜNÜ İHLAL SUÇUNDAN DOLAYI AYNI BORÇTAN TEKRAR ÜÇ AYA KADAR HAPİS CEZASI VERİLEMEZ

YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

Esas No            : 2019/13775
Karar No           : 2020/100
Tebliğname No : KYB – 2019/117888

Y A R G I T A Y   İ L A M I

Borçlunun ödeme şartını ihlâl suçundan sanık Mehmet Arıkan’ın, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 340. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına, birleşen 2016/86 esas sayılı dosya yönünden sanığın, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 340. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair Nizip İcra Ceza Mahkemesinin 12/03/2019 tarihli ve 2018/4. esas, 2019/14 sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 14/11/2019 gün ve 94660652-105-27-13766-2019-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02/12/2019 gün ve KYB.2019-117888 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede; 

Dosya kapsamına göre, borçlu sanığın Nizip İcra Müdürlüğünün 2017/1..7 esas sayılı icra takip dosyasında, 10/05/2018 tarihli taahhütname ile borcunu 01/06/2018 tarihinde başlayacak şekilde 5 taksit halinde ödemeyi taahhüt ettiği, borçlunun borçlarının bir kısım taksitlerini taahhütnamede öngörülen sürelerde ödememesi nedeniyle alacaklı vekili tarafından yapılan şikâyet üzerine, Nizip İcra Ceza Mahkemesin 2018/8. esas sayılı derdest dosyasının, şikâyete konu takip dosyası ve taahhüdün aynı olması nedeniyle anılan Mahkemenin 26/02/2019 tarihli ve 2018/8. esas 2019/1. sayılı kararı ile incelemeye konu dosya ile birleştirildiği anlaşılmış olup, somut olayda tazyik hapsine konu ödenmeyen taksitlerin aynı borca ilişkin olduğu, 2004 sayılı Kanun’un “Borçlunun ödeme şartını ihlali halinde ceza” başlıklı 340. maddesinin “111 inci madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez.” hükmü karşısında, aynı borç ilişkisi nedeniyle sanık hakkında tekrar 3 aya kadar tazyik hapsine karar verilemeyeceği cihetle, sanık hakkında aynı eylem sebebiyle açılan ve birleştirilen ikinci davanın reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü; 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Nizip İcra Ceza Mahkemesinin 12/03/2019 tarihli ve 2018/49 esas, 2019/14 sayılı kararının CMK’nın 309/4. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına; 14/01/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Başkan          Üye               Üye                  Üye            Üye 
A. TUNCAL    B. AZMAN    S. ÖZTEMİZ     İ. YAVUZ    A. AYAN