Bonodaki düzenlenme tarihinin, bononun üst bölümünde vade tarihi kısmında tekrarı çift vade anlamına gelmez.

 

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi

2019/10349 E. 
2020/1575 K.


MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı tarafından başlatılan bonoya dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibinde, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; borca itirazlarını ileri sürerek takibin durdurulmasını talep ettiği, ilk derece mahkemesince, ispatlanamadığından bahisle itirazın reddine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talebinin kabulü ile senet metninde iki farklı vade bulunduğu gerekçesiyle takibin iptaline karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda, takip dayanağı bononun incelenmesinde; senedin üst bölümünde “ödeme günü” olarak gösterilen kısımda 15.09.2017 tarihinin yazıldığı, düzenlenme tarihinin bononun alt bölümünde 15.03.2017 olarak ifade edilmesinden sonra, bu tarihin ayrıca bono metninde vadeyi gösteren bölümde tekrar edildiği görülmektedir.
6102 sayılı K.nun 778. maddesi göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 703. maddesine aykırı olarak çift vadeli düzenlenen senetlerin, bono vasfında sayılamayacağı belirtilmiştir. Ancak düzenlenme tarihinin, bononun üst bölümünde vade tarihi kısmında tekrarı çift vade anlamına gelmez. Aksinin kabulü aşırı şekilcilik olup hak kaybına neden olur.
O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca borçlunun istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile, … Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 25/03/2019 tarih, 2018/2234 E. 2019/607 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20/02/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

12. Hukuk Dairesi

2018/10639 E.

2019/873 K.

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından, bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığı, borçluya örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği ve yasal sürede icra mahkemesine yapılan başvuru üzerine, mahkemece, senette iki farklı vade tarihi bulunduğu gerekçesi ile takibin iptaline karar verildiği görülmektedir.
Takip dayanağı bononun üst bölümünde “vade” olarak gösterilen kısımda 12.05.2015 tarihi yazılmış ve yine bononun üst bölümünde “ödeme günü” olarak gösterilen kısımda ve bono metninde vadeyi gösteren bölümde vadenin 26.10.2015 olduğu taraflarca kararlaştırılmıştır.
Düzenlenme tarihinin bononun alt bölümünde 12.05.2015 olarak ifade edilmesinden sonra, bu tarihin ayrıca bononun üst kısmında “vade” bölümünde tekrar edildiği görülmektedir.
6102 sayılı K.nun 778. maddesi göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 703. maddesine aykırı olarak çift vadeli düzenlenen senetlerin, bono vasfında sayılamayacağı belirtilmiştir. Ancak düzenlenme tarihinin, bononun üst bölümünde vade tarihi kısmında tekrarı çift vade anlamına gelmez. Aksinin kabulü aşırı şekilcilik olup hak kaybına neden olur.
O halde, mahkemece borçlunun kambiyo hukuku bakımından şikayetinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/01/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

MİRASBIRAKANIN İŞLERİNİN YÜRÜTÜLMESİ İÇİN GEREKLİ OLAN DIŞINDA İŞLER YAPAN MİRASI REDDEDEMEZ

YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ

2018/1018 E.

2019/2436 K.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

K A R A R
Davacı vekilince açılan tazminat davası sonucunda mahkemece davanın reddine karar verilmiş olup, verilen kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairemizce yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.
Bu kez Dairemiz kararına karşı davacı vekilince karar düzeltme talebinde bulunulmuştur.
4721 Sayılı TMK’nın 605. maddesinin 1. fıkrasında “Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilirler.” hükmü ile mirasın kayıtsız, şartsız reddi (hakiki ret/gerçek ret), 2. fıkrasında “Ölümü halinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.” hükmü ile mirasın hükmen reddi düzenlenmiştir.
TMK’nın 610/2. maddesi uyarınca da ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan ve mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı, mirası reddedemez. Madde metninden de anlaşıldığı üzere; yasa koyucu mirasçılardan birinin tereke işlerine gereğinden fazla karışmasının mirası örtülü kabul anlamına geleceğini ve tıpkı açık kabulde olduğu gibi, ret hakkının bu mirasçı bakımından sona ereceğini düzenlemiştir. Açıklanan nedenlerle bir mirasçı, kesin şekilde mirasa sahip çıkıp yukarıdaki tasarruflarda bulunduktan sonra hükmen ret talebinde bulunamaz.
Somut olayda, davalı mirasçıların mirasbırakanın ölüm tarihi olan 06.12.2011 tarihinden sonra mirası ret süresi içinde terekeye ait 60 SA 534 plaka sayılı aracı 06.01.2012 tarihli noter satışı ile devrettikleri, bu suretle tereke malları üzerinde TMK’nın 610/2. maddesi uyarınca tasarrufta bulunarak mirası sahiplendikleri ve ret hakkını yitirdikleri gözetilmeden mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkeme kararının bozulması gerekirken, sehven onandığı bu kez yapılan incelemede anlaşılmıştır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile, Dairemizin 14.02.2018 tarihli, 2015/9680 Esas ve 2018/410 Karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına, mahkeme kararının BOZULMASINA, evvelce alınan onama harcı ile peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde davacıya iadesine 29.05.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

İİK 72/7 HÜKMÜNDEKİ İSTİRDAT İLAMI KESİNLEŞMEDEN İCRA EDİLEBİLİR

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO      : 2018/8-55
KARAR NO   : 2020/130

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ          :
Antalya 2. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                    : 01/07/2015
NUMARASI            : 2015/454 – 2015/651
DAVACI                  : N.D. vekilleri Av. N.B., Av. S.B.
DAVALI                   : O.B.Ö. vekili Av. Ö.T.

1. Taraflar arasındaki “takibin iptali” isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesince şikâyetin reddine ilişkin karar borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.

2. Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir. 

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. İNCELEME SÜRECİ

Borçlu İstemi:

4. Borçlu vekili 02.09.2014 tarihli şikâyet dilekçesinde; alacaklı tarafından Antalya 8. İcra Dairesinin 2014/7..5 E. sayılı dosyasında başlatılan ilamlı icra takibine dayanak Antalya 1. Tüketici Mahkemesinin 04.10.2013 tarihli ve 2012/1731 E., 2013/1267 K. sayılı ilamın taraflarınca temyiz edildiğini ve temyiz incelemesinin hâlen devam ettiğini, menfi tespit ve istirdat davalarına konu ilamların kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğini ileri sürerek Antalya 8. İcra Dairesinin 2014/7..5 E. sayılı icra takibinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkeme Kararı: 

5. Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 05.09.2014 tarihli ve 2014/982 E., 2014/910 K. sayılı kararı ile; menfi tespit davalarının kabul veya reddine ilişkin kararların tefrik yapılmaksızın kesinleşmeden takip konusu yapılamayacağı, menfi tespitin istirdada dönüşmesi hâlinde dahi aynı kuralın geçerli olduğu, somut olayda takip dayanağı ilamın incelenmesinde davanın menfi tespit olarak açıldığı ve yargılama sırasında istirdada dönüştüğü, ancak korunması gereken hukuki menfaatin artık alacaklı lehine olduğu, bu nedenle ilamın kesinleşmeden icrasının mümkün olduğu gerekçesiyle şikâyetin reddine evrak üzerinden karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

6. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 

7. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 12.02.2015 tarihli ve 2014/27209 E., 2015/4020 K. sayılı kararı ile;

“… Şikâyetçi borçlu vekili dilekçesinde takip dayanağı ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağını belirtip takibin iptalini istemiş, mahkemece şikâyetin reddine karar verilmiştir.

Talep, İİK’nun 41. maddesi yollamasıyla İİK’nun 16. maddesine dayalı şikâyete ilişkindir.

6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanması gereken HUMK.nun 443/1 (HMK. 367/1 m.) maddesi gereğince, temyiz kararın icrasını durdurmaz. Yani kural olarak kararın kesinleşmemiş olması, kararın yerine getirilmesini önlemez. Bu kuralın istisnaları da yine yasalarda düzenlenmiştir.

Taşınmaza ve buna ilişkin ayni haklara, aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar (HUMK.443/4 m.), 

Mahkûmiyete ilişkin ceza ilamlarının tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin kısımları, (5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 4.maddesi),

Kira tespit ilamları (12.11.1979 tarih 1979/1-3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı), Menfi tespit davasına ilişkin ilamlar (İİK 72. madde), Yabancı Mahkeme ilamlarının tenfizi hakkındaki kararlar ( MÖHUK. 41/2),

Sayıştay kararları (832 sayılı Sayıştay Kanunu 64. madde), 

İdare aleyhine açılan haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar (2577 sayılı İYUK 28/1),

Bu istisnai hükümlere göre, menfi tespit konulu ilamın anılan maddeler karşısında kesinleşmeden takibe konulabilmesi olanaklı değildir. Menfi tespit istemi yargılama aşamasında istirdata dönüşse de yasa gereği bu tür ilamların icrası için kesinleşme şartı aranmalıdır.

Somut olayda takip dayanağı ilamda davalıların, taksitli satış sözleşmesinden ve senetlerden dolayı davacılar aleyhine yaptıkları takibin hukuka uygun olmadığı sonucuna varıldığından davacıların davasının kısmen kabulüne karar verilmiş olup, menfi tespit hükmü içermektedir. Yukarıdaki açıklamalar nazara alındığında kesinleşmeden takibe konulması usul ve yasaya aykırı bulunmaktadır.

Mahkemece şikâyetin kabulüne karar verilmesi gerekirken istemin yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir…”gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

8. Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 01.07.2015 tarihli ve 2015/454 E., 2015/651 K. sayılı kararı ile; kesinleşmeden ilamlı icraya konu olamayan ilamların neler olduğunun kanunlarda açıkça belirtildiği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 72. maddesinin 5. fıkrasında ilamlı icra takibine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, yalnızca İİK’nın 40. maddesine paralel olarak menfi tespit davasının borçlu lehine kesinleştiği takdirde icranın iadesi kurumunun uygulanacağının düzenlendiği, somut olayda İİK’nın 72. maddesinin 5. fıkrasının ilamlı icra takibine ilişkin herhangi bir düzenleme olmamasına rağmen menfi tespit veya istirdat davası sonucu davacı lehine verilecek hükmün kesinleşmesi ile icranın iadesi kurumunun uygulanacağına yönelik düzenlemeden yola çıkarak ilamın kesinleşmesi şartının ilamlı icra takibinde de geçerli olduğu şeklinde bir yorum yapılamayacağı, icra tehdidi altında gerçekte borçlu olmadığı bir meblağı ödemek zorunda kalmış olan menfi tespit veya istirdat davasının davacısının, yargılama sonucu elde edeceği ilamı kesinleşmeden ilamlı icraya konu edemeyeceği şeklindeki bir yorumun davacının (şikâyetçinin) icra takibi yaparken sadece kambiyo senedine dayanması, davalının (şikâyet olunanın) ise mahkemece verilmiş bir karara dayanarak takip yapmasından dolayı davalının (şikâyet olunanın) daha üstün hak sahibi olduğu düşünülerek, elinde mahkeme kararı bulunan şahsın, kambiyo senedine dayanarak takip yapan şahsa rağmen üstün tutulması gereken yararı karşısında korunmasız kalmasının kabul edilemeyeceği, davalının (şikâyet olunanın) üstün hak sahibi olduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

9. Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; menfi tespit (istirdat) ilamının kesinleşmeden ilamlı icra takibine konu edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

11. Alacaklının ilamlı icra takibi yapabilmesi için elinde bir mahkeme ilamı ya da kanunların bu kuvvete sahip kıldığı bir belgenin bulunması gerekir. 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 294. maddesinin 1. fıkrası “Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür” şeklinde, aynı Kanunun 301. maddesi ise “Hüküm yazılıp imza edildikten ve mahkeme mührü ile mühürlendikten sonra, nüshaları yazı işleri müdürü tarafından taraflardan her birine makbuz karşılığında verilir ve bir nüshası da gecikmeksizin diğer tarafa tebliğ edilir. Hükmün bir nüshası da dosyasında saklanır. Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır….” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, kısaca ilam; mahkeme kararının iki taraftan her birine verilen mühürlü örnekleri, olarak tanımlanabilir. Ayrıca, İİK’nın 38. maddesinde, gerçekte ilam olmadıkları hâlde yasa gereği “ilam mahiyetini haiz belgeler” sayılmış; bazı özel kanunlarda da, ilgili bulundukları konuda birtakım belgelerin ilam niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. 

12. İlamların icrası ise İİK’nın ikinci babında 24 ilâ 41. maddeler arasında düzenlenmiştir. Borçluya gönderilen icra emri, kanuna ve özellikle ilama veya takip talebine aykırı ise borçlu icra emrinin veya ilamlı icra takibinin iptali veya düzeltilmesi için icra mahkemesine şikâyet yoluna başvurabilir (İİK’nın 41 ve 16. maddeleri).

13. İlamlı icraya başvurabilmek için hükmün kesinleşmiş olması kural olarak şart değildir. 6100 sayılı HMK’nın 447. maddesinin atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 443. maddesi gereğince kural olarak temyiz edilmiş olması da ilamın icrasını durdurmaz. Ancak bazı istisnai durumlarda ilam kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu istisnaların bir kısmı HUMK’nın 443. maddesinde belirtildiği gibi bir kısmı da özel yasalarda düzenlenmiştir. 

14. Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâm, kesinleşmeden icraya konulursa, borçlu buna karşı icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Bu şikâyet üzerine, icra mahkemesi, ilamlı takibin iptaline karar verir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku, C. 3, 3. Baskı, Ankara 1993, s. 2222). İlamın kesinleşmeden icraya konulduğuna ilişkin şikâyet, kamu düzenine ilişkin olduğundan, süreye tabi değildir, süresiz şikâyet yoluna başvurulabilir (Kuru, s. 2224).

15. Somut olayda, alacaklı Okan Bent Ö. tarafından borçlu Nurettin D. aleyhine 07.08.2014 tarihinde Antalya 8. İcra Dairesinin 2014/7..5 E. sayılı dosyasında başlatılan ilamlı icra takibine dayanak Antalya 1. Tüketici Mahkemesinin 04.10.2013 tarihli ve 2012/1..1 E., 2013/1..7 K. sayılı ilamın incelenmesinde; davacıların Mine Ö. ve Okan Bent Ö., davalıların T. Elektrik Tar. Tur. İnş. ve San. Tic. Ltd. Şti. ve Nurettin D. olduğu, davacıların borçlu olmadıklarının tespitini ve ödenen paraların istirdatını talep ettikleri, mahkemece davanın menfi tespit ve istirdat davası olarak nitelendirildiği, ilamın hüküm kısmında davacı Okan Bent Ö.’un adına asaleten açılan dava yönünden “…Antalya 3. İcra Müdürlüğünün 2007/3..0 sayılı dosyasından dolayı takip konusu borcun ödenmekle sona erdiği bu nedenle borçlu olmadığının, dava tarihi itibariyle 6.548,03 TL fazla ödeme yapıldığının tespiti ile 6.548,03 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Nurettin D.’den tahsili ile davacı Okan Bent Ö.’a verilmesine…” karar verildiği, ilamda kesinleşme şerhinin bulunmadığı, şikâyet konusu ilamlı icra takibinde alacaklı Okan Bent Ö. tarafından 6.548,03TL asıl alacak ile işlemiş faizi ve 485,00TL yargılama gideri ile işlemiş faizinin tahsilinin talep edildiği görülmektedir.

16. Yukarıda açıklandığı üzere ilamlı icra takibine dayanak ilam menfi tespit- istirdata ilişkin olduğundan uyuşmazlığın çözümünde İİK’nın 72. maddesinde düzenlenmiş olan menfi tespit ve istirdat davalarının açıklanması gerekmektedir. 

17. Kendisine karşı ilâmsız icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).

18. İİK’nın 72. maddesinin 5. fıkrası gereğince borçlunun açmış olduğu menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararı almamış veya verilmiş olan ihtiyati tedbir kararının herhangi bir sebeple kaldırılmış olması nedeniyle dava konusu borcu alacaklıya ödemiş olursa açılmış olan menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir. Bu durumda borçlunun menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştürülerek devam edilmesi için bir talepte bulunmasına gerek yoktur. Borcun ödenmiş olduğunu öğrenen mahkemenin yukarıda yazılı yasa hükmü gereğince davaya kendiliğinden istirdat davası olarak devam etmesi gerekir (Çavdar, S.: İtirazın İptali, Borçtan Kurtulma, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, Ankara, 2007, s. 803).

19. Kesinleşmeden icraya konulamayacak istisnai düzenlemelerden biri de İİK’nın 72. maddesinin 4 ve 5. fıkralarında yer alan menfi tespit davasına ilişkindir. Menfi tespit davasının kabulü hâlinde icranın eski hâle getirilebilmesi için kararının kesinleşmesi gerekir. Menfi tespit davasının reddi hâlinde ise ilam (İİK m. 36 ve HUMK m. 443/1 anlamında) eda hükmünü içeren bir ilâm değildir. İİK’nın 72. maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesinde açıkça belirtildiği gibi, alacaklının, lehine hükmedilen tazminatı borçlunun gösterdiği teminattan alabilmesi için, menfî tespit davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmiş olması gerekir. Ayrıca ilam bir bütün olup, ilamda yer alan eklentiler de aynı kurala tabidir (Hukuk Genel Kurulunun 07.11.1990 tarihli ve 12-446 E., 1990/564 K. sayılı, 05.10.2005 tarihli ve 2005/12-534 E., 2005/554 K. sayılı kararları).

20. Borçlu, İİK’nın 72. maddesinin 6. fıkrasına göre menfi tespit davasından dönüşen istirdat davasının kabulü kararının faiz, tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin bölümü için ilâmlı icra yoluna başvurabilir; fakat, bunun için de, istirdat davasının kabulü kararının kesinleşmesi gerekir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 391).

21. Borçlu, menfî tespit davası açmamış ve borcu cebrî icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine geri verilmesi için alacaklıya karşı İİK’nın 72. maddesinin 7. fıkrasına göre istirdat davası açabilir. Borçlu, istirdat davası sonucunda (lehine) almış olduğu ilâmı hemen icraya koyabilir (m. 32). Bunun için, ilâmın kesinleşmesi şart değildir; çünkü, ilâmın konusu bir para alacağıdır (HUMK m. 443,I; İİK m. 36). Fakat, İİK’nın 72/6. maddesi gereğince istirdat davasına dönüşen menfî tespit davasının (yeni hâli ile istirdat davasının) kabulüne ilişkin ilâmda yer alan alacak, ilâm kesinleşmeden takip konusu yapılamaz (Kuru, s. 399).

22. Bu açıklamalar ışığında somut olayda, her ne kadar takip dayanağı ilama konu dava menfi tespit-istirdat davası olarak açılmış ise de ilamın şikâyet konusu icra takibine dayanak olan hüküm bölümünde mahkemece, dava tarihi itibariyle fazla ödeme yapıldığı tespit edilmiş olduğundan ilam İİK’nın 72. maddesinin 7. fıkrasına göre açılan istirdat davasına ilişkindir.

23. Hâl böyle olunca ilamda dava tarihi itibariyle önceki takibe konu edilen alacak miktarından fazla ödendiği tespit edilen ve tahsiline hükmedilen 6.548,03TL para ve yargılama gideri için ilamlı takip yapıldığından, yapılan takip fazladan ödenen paranın istirdatına yönelik hüküm bölümüne ilişkin olup, başka bir anlatımla menfi tespit davasından dönüşen istirdat davası olmadığından, ilam kesinleşmeden ilamlı icra takibine konu edilebileceğinden yerel mahkemenin direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı onanması gerekmiştir.

24. Diğer taraftan, şikâyet konusu icra takibi alacaklı Okan Bent Ö. vasisi Mine Ö. tarafından başlatılmış olup, her ne kadar direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında vasi Mine Ö. gösterilmemiş ise de bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir bir hata olarak kabul edildiğinden bozma nedeni yapılmamıştır.

IV. SONUÇ: 

Açıklanan nedenlerle;

Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı direnme kararının ONANMASINA, 

Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanunun 29. maddesi ile eklenen “geçici madde 7” atfıyla uygulanması gereken aynı Kanunun 366. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde, Karar düzeltme yolu açık olmak üzere 11.02.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

DAVA KONUSU DAVACI TARAFINDAN ÜÇÜNCÜ BİR KİŞİYE DEVREDİLİRSE BU HUSUS MAHKEMECE RESEN GÖZETİLMELİDİR

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO      : 2017/1-1220
KARAR NO   : 2020/50

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ             : 
İstanbul Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                       : 25/11/2014
NUMARASI                : 2014/254 – 2014/628
1. Taraflar arasındaki “taşınmaza el atmanın önlenmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı H. İnşaat Taahhüt Turizm Madencilik Sanayi Ticaret Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı H. İnş. Taah. Tur. Mad. San. Tic. Ltd. Şti. vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili 16.01.2009 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin kat maliki ve aynı zamanda yöneticisi olduğu blokta, projede sığınak ve garaj olarak belirlenen ortak alanının projeye aykırı olarak üçüncü kişilere satıldığını ve bodrum katta işletme ruhsatı alınmadan faaliyette bulunulduğunu, davalı şirketin inşaatla ilgili yükümlülüklerini de tam olarak yerine getirmediğini, bu konuda üçüncü kişiye hem şifahi olarak hem de ihtar çekilerek uyarıda bulunulmuş ise de bir sonuç alınamadığını ileri sürerek, projeye aykırı durumun tespiti ile yapılan pay satışının iptaline, ortak alana yapılan müdahalenin önlenmesi ile projeye aykırı olarak yapılan tadilatların eski hâline iadesine karar verilmesini talep etmiştir. 

Davalı Cevabı:

5.1. Davalı H. İnşaat Taahhüt Turizm Madencilik Sanayi Ticaret Limited Şirketi vekili; iddiaları kabul etmediklerini, kat mülkiyeti kurulu olmayan binada apartman yönetiminin ne şekilde kurulduğunun belli olmadığını, yönetici sıfatıyla dava açan Adem M.’nun da apartman adına dava açma yetkisinin bulunmadığını, davanın tüm malikler tarafından açılması gerektiğini belirterek, davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesini istemiştir.

5.2. Diğer davalı Mehmet Karataş davaya cevap vermemiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı: 

6. Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.06.2012 tarihli ve 2009/.2 E., 2012/4.3 K. sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın paylı mülkiyete konu olduğu ve Türk Medeni Kanunu’nun 693. maddesine göre paydaşlardan her birinin ortak yararlar için diğer paydaşları temsil edebileceği, diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde ortak şeyden yararlanabileceği, inşaat bilirkişisi tarafından sunulan 08.07.2011 tarihli rapora göre bodrum katta bulunan otoparkın tekstil atölyesi hâline getirildiği, bu durumun tasdikli projeye ayıkırı olduğu ve giderilmesi gerektiği, davacı tanıklarının da yeminli olarak; taşınmazın alt katının otopark olmasına rağmen davalı şirketçe diğer davalıya satıldığı ve tekstil atölyesi olarak kullanıldığını beyan ettikleri, bu şekli ile davalıların taşınmazda plan ve projeye aykırı olarak otoparkı tekstil atölyesi hâline getirip haksız şekilde müdahale ettikleri gerekçesiyle davanın kabulü ile 994 parsel sayılı taşınmazda kurulu binanın fen bilirkişisi raporunda gösterilen bodrum katını tekstil atölyesi yapmak şeklinde gerçekleştirilen müdahalenin önlenmesine, davalı Mehmet Karataş’ın söz konusu yerden tahliyesine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılardan H. İnşaat Taahhüt Turizm Madencilik Sanayi Ticaret Limited Şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 

8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 29.11.2013 tarihli ve 2013/12744 E., 2013/16942 K. sayılı kararı ile ilk derece mahkemesince kurulan hüküm “… Bilindiği üzere; davada gerçek ve tüzel kişiler yada bunların yasal temsilcileri taraf olma ehliyetine sahiptir. Apartman kat malikleri kurulunun (Yönetimin) tüzel kişiliği ve bu nedenle taraf ehliyeti yoktur. Ancak, ana taşınmazda Adem M.’nun pay sahibi olması nedeniyle Türk Medeni Kanunu’nun 693/3. maddesi uyarınca paydaşın taşınmazın korunmasına yönelik olarak diğer paydaşları temsilen taraf sıfatı bulunduğunda kuşku yoktur.

Öte yandan; Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesine dayalı el atmanın önlenmesi istekli davaların konusunu haksız eyleme dayalı tasarrufların oluşturduğu kuşkusuzdur. Eylem kimin tarafından yapılırsa, davanın ona yönelik olarak açılması ve sonucundan onun sorumlu tutulması asıldır. Taşınmazın bir başkası tarafından da tasarruf edilmesi ya da kullanıma sunulması o yeri haklı ve geçerli bir nedene dayalı olmaksızın tasarruf edenin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı da açıktır.

Somut olaya gelince; mahkemece yerinde yapılan uygulama sonucunda, taşınmaz üzerindeki (A) blokta bulunan çekişmeye konu bodrum kattaki otoparkın tekstil atölyesi olarak davalılardan Mehmet Karataş tarafından kullanıldığı, diğer davalı şirketin bir müdahalesinin bulunmadığı dosya içeriği ve tanık anlatımları ile anlaşılmaktadır.

Hâl böyle olunca; dava konusu bölüme herhangi bir müdahalesi bulunmayan davalı şirket hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir…” gerekçesi ile bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. İstanbul Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.11.2014 tarihli ve 2014/254 E., 2014/628 K. sayılı kararı ile; Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil sorumluluğunu esas itibariyle fiilin hukuka aykırılığı ve failin kusuru unsurlarına dayandırdığı, birden fazla sebebin bulunması halinde her bir sebep zararlı sonucun oluşmasına elverişli ise yarışan illiyetin söz konusu olduğu, böyle bir durumda müteselsil sorumluluk gereği her bir failin zararın tamamından sorumlu olacağı, somut olayda da yapılan keşif, tanık anlatımları, tapu kayıtları, sunulan plan ve proje içeriğine göre taşınmazın alt katının otopark olmasına rağmen davalı şirketçe diğer davalıya satıldığı ve tekstil atölyesine çevrilerek kullanıldığı, bu şekli ile davalıların plan ve projeye aykırı şekilde taşınmaza müdahale ettikleri, otopark niteliğindeki ortak alanı dükkan hâline getiren davalı şirket ile burayı kiralayarak kullanan davalı gerçek şahsın müteselsilen sorumlu oldukları, ayrıca sorumluluklarının yargılama gideri ve vekâlet ücretini de kapsadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosya kapsamı ve toplanan delillere göre, otopark niteliğindeki ortak alanın davalılardan Mehmet Karataş tarafından tekstil atölyesi olarak kullanıldığı konusunda çekişme bulunmayan olayda, diğer davalı H. İnşaat Taahhüt Turizm Madencilik Sanayi Ticaret Limited Şirketinin bir müdahalesinin bulunup bulunmadığı, varılacak sonuca göre bu davalı bakımından davanın reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Dava, paylı mülkiyete konu taşınmaza el atmanın önlenmesi ve eski hâle getirilmesi isteklerine ilişkindir.

13. Bilindiği gibi malik, mülkiyet hakkının sağladığı yetkileri, hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde dilediği gibi kullanabilir. Eşya üzerindeki egemenliğin üçüncü kişilere karşı korunması için malike verilen bu yetkilerin yaptırımı olan davalar ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde düzenlenmiştir. 

4721 sayılı TMK’nın “Mülkiyet Hakkının İçeriği” başlıklı 683. maddesi;

“Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.

Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmünü içermektedir.

14. Görüleceği üzere, malike mülkiyet hakkının sağladığı yetkilerin gereği gibi kullanılmasını önleyen ve üçüncü kişilerden gelen etkilere karşı korunma aracı olarak haksız el atmanın önlenmesi davası hakkı tanınmıştır.

15. Haksız el atma, doğrudan mülkiyet hakkına el atma şeklinde olabileceği gibi bir vasıta veya başka bir kişi kullanmak suretiyle de gerçekleşebilir. Burada önemle vurgulanmalıdır ki, kanun hükmünde haksız el atmadan söz edilmiş olması karşısında, bütün bu müdahalelerin haksız olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla müdahale yasadan veya sözleşmeden kaynaklanan ayni ya da şahsi bir hakka dayanmamalıdır.

16. El atmanın önlenmesi davalarının büyük çoğunluğu dayanağını TMK’nın 683. maddesinden almakta ise de bu madde kapsamı dışında kalan ve özel maddeler ile düzenlenen el atmanın önlenmesi davaları da mevcuttur. Kanunun genel nitelikli bu maddesi ve özel kanunlardaki öteki hükümleri ile mülkiyet hakkının her türlü zarar verici davranışlara karşı korunması amaçlanmıştır.

17. Eldeki dava Adem M. tarafından Kat Mülkiyeti Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca yönetici sıfatıyla açılmış ise de çekişme konusu 994 parsel sayılı taşınmazda henüz kat irtifakı ya da kat mülkiyetine geçilmemiştir. Ancak, davacının paylı mülkiyete konu taşınmazda paydaş olduğu, TMK’nın 693. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca da paydaşlardan her birinin, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabileceği gözetildiğinde, davacının taraf sıfatının bulunduğu açıktır.

18. Ne var ki, bozma kararından sonra dosyaya sunulan tapu kayıtları ve Pendik Tapu Müdürlüğünün 10.10.2014 tarihli yazısına göre davacı Adem M., davaya konu 994 parseldeki payını dava dışı Turcer K.’in 8..1 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki payı ile takas etmiştir.

19. Belirtilmelidir ki, dava açıldıktan sonra sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu mal veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. 

20. Böyle bir durumda, başlamış bir yargılama olmasına karşın, dava konusu yapılan mal veya hakkın sahibinde bir değişiklik meydana gelmektedir. Dava hakkının asıl hakka bağlı bir hak olduğu dikkate alındığında, maddi hukuk bakımından dava konusu (müddeabih) el değiştirdiğinde bunun yargılama sırasında dikkate alınmaması düşünülemez. 

21. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın, davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125. maddesinde dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki hâlinde yapılacak usulü işlemler düzenlenmiştir. 

Söz konusu madde; 

“(1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir:

a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde davacı davayı kazanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.

b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.

(2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder.” hükmünü taşımaktadır.

22. Görüleceği üzere davacının dava konusunu devri hâlinde, devralan kişinin karşı tarafın rızasına veya hâkimin iznine gerek kalmaksızın davacının yerine geçerek davaya kaldığı yerden devam edeceği düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre dava konusunun devrinden sonra davanın devralan kişi tarafından takip edilmesi gerektiği açıktır. 

23. Dava konusunun davacı tarafından üçüncü bir kişiye devri hâlinde bu husus mahkemece kendiliğinden (resen) gözetilmeli ve yargılama sonucunda devralan kişi hakkında hüküm kurulmalıdır.

24. O hâlde, mahkemece HMK’nın 125/2. maddesindeki düzenleme gözetilmek suretiyle işlem yapılması ve ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, değinilen husus göz ardı edilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

25. Bu itibarla, HMK’nın 125/2. maddesi uyarınca işlem yapılması ve ondan sonra bir karar verilmesi için sair yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenmeksizin direnme kararının usulden bozulması gerekmiştir.

IV. SONUÇ: 

Açıklanan nedenlerle;

Davalı H. İnşaat Taahhüt Turizm Madencilik Sanayi Ticaret Limited Şirketi vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 23.01.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.