Uyuşturucu ticareti dosyası – sadece soyut tanık beyanı ile ceza verilemez

YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ

2019/6575E

2020/4192K

09.07.2020 Tarih

ÖZET: Üzerlerinde herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçirilemeyen, hiçbir aşamada suçu kabul etmeyen sanıkların ele geçen uyuşturucu maddeler ile ilgileri olduğuna dair soyut tanık beyanı dışında, her türlü şüpheden uzak, mahkûmiyetlerine yeterli kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, sanıkların atılı suçtan beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi kanuna aykırıdır.

Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Üzerlerinde herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçirilemeyen, hiçbir aşamada suçu kabul etmeyen sanıkların ele geçen uyuşturucu maddeler ile ilgileri olduğuna dair soyut tanık beyanı dışında, her türlü şüpheden uzak, mahkûmiyetlerine yeterli kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, sanıkların atılı suçtan beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanıklar ile müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle hükümlerin BOZULMASINA, 09.07.2020 tarihinde oy birliği ilekarar verildi.

ŞİRKETTEN ÇIKMA DAVASINDA ORTAKLIK SIFATI KARARIN KESİNLEŞTİĞİ TARİHE KADAR DEVAM ETMELİDİR

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO      : 2019/11-658
KARAR NO   : 2020/101

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                  :
Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ                            : 21/04/2015
NUMARASI                     : 2015/130-2015/412
DAVACI/KARŞI DAVALI : I. Turz. ve Tic. Ltd. Şti. vekili Av. S.Ş.
DAVALI/KARŞI DAVACI  : İ.E. vekili Av. M.A.Ö.
BİRLEŞEN DAVA             : Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2010/333 Esas sayılı dosya
DAVALI/KARŞI DAVACI  : İ.E. vekili Av. M.A.Ö.
DAVALI                             : M.I. vekilleri Av. S.Y., Av. B.Ç.

1. Taraflar arasındaki “hisse devir sözleşmesinin iptali ile limited şirketten çıkma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen asıl ve karşı davanın kabulüne, birleşen davanın reddine ilişkin karar, karşı davada davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı karşı davada davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü.

I. YARGILAMA SÜRECİ

Asıl Davada Davacı-Karşı Davada Davalı İstemi: 

4. Asıl davada davacı- karşı davada davalı vekili 20.03.2009 tarihli dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı arasında imzalanan 12.04.2006 tarihli sözleşme ile müvekkili şirkete ait “Roxelana” isimli yatın ve şirketin %100 hissesinin toplam 140.000,00 Euro bedelle davalıya satımı konusunda anlaştıklarını, sözleşme ile davalının 140.000,00 Euro’yu dört taksit hâlinde ödemesinin kararlaştırıldığını ve dört adet bononun davalı tarafından müvekkili şirkete verildiğini, sözleşmenin üçüncü maddesinde ilk ödemenin yapılmasından sonra şirketin %25 hissesinin davalıya verileceğinin kararlaştırıldığını, ilk ödemenin yapılmasını takiben şirketin %25 hissesi ile birlikte yatın da davalıya teslim edildiğini, davalının 2006-2007-2008 sezonlarında yatı ticari faaliyetlerinde kullanarak tüm kârını aldığını, ancak ödemelerin tümünü süresinde yapmadığını, ayrıca sözleşme gereğince davalı tarafından ödenmesi gereken tekne sigortası taksitlerinin ödenmediğini, müvekkil şirketin söz konusu yattan başka malvarlığının ve başkaca ticari faaliyetinin bulunmadığını, davalının ödeme ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle sözleşmenin onuncu maddesine aykırı davrandığını ileri sürerek davalıya ait şirket hissesinin iptali ile davacı şirket adına tesciline karar verilmesini talep etmiş, karşı davanın ise reddine karar verilmesini istemiştir.

Asıl Davada Davalı Karşı Davada Davacı Cevabı:

5. Asıl davada davalı karşı davada davacı vekili 12.06.2009 tarihli cevap ve karşı dava dilekçesinde; müvekkili tarafından 140.000,00 Euro satış bedeline karşılık 107.100,00 Euro ödeme yapıldığını, 32.900,00 Euro’luk kısmının ise ekonomik kriz nedeniyle ötelenip ödenmesi istemlerinin kabul edilmediğini, müvekkilinin dava konusu 375 hisseyi şirketten almadığı için şirketin bu miktar payı talep hak ve sıfatı bulunmadığını, ayrıca satış bedelinin 107.100,00 Euro’su ödenmiş olmasına rağmen bu bedele karşılık gelen yeterli şirket hissesinin müvekkiline teslim edilmediğini, şirket tarafından 2009 sezonunda dava konusu yatın başka bir şirkete kiraya verilmesi ile ilgili hukuka aykırı sözleşme yapıldığını, şirketin eylem ve tutumları karşısında müvekkilinin şirket ortaklığından çıkmak istediğini ileri sürerek müvekkilinin şirket ortaklığından çıkma isteminin kabulüne ve şirketin tasfiyesi ile şirketin tek mal varlığı olan dava konusu yatın satılarak 107.100,00 Euro ödemeye oranlama yapılıp müvekkilinin alacağının ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, asıl davanın ise reddine karar verilmesini istemiştir.

Birleşen Davada Davacı İstemi:

6. Birleşen davada davacı vekili 15.06.2010 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin I. Turz. Tic. Ltd. Şti.’nin hissedarı, davalının ise adı geçen şirketin ortağı ve yetkili müdürü olduğunu, davalının müdürlüğünü yaptığı şirket adına Antalya gemi siciline kayıtlı Roxelane isimli yatı 12.04.2006 tarihli satış sözleşmesi uyarınca 140.000,00 Euro bedelle müvekkiline sattığını, satışı müteakip yatı müvekkiline teslim ettiğini, satış bedelinden peşin ve taksitle olmak üzere toplam 107.100 Euro’sunu tahsil ettiğini, bakiye alacağı olan 32.900,00 Euro’nun tahsili için hiçbir yasal girişimde bulunmadığını, bu sebeple şirketi zarara uğrattığını, satışa konu edilen yatın müvekkilinin elinden alınıp 2009 ve 2010 turizm sezonu için Serkan Yatçılık ve Seyahat Acenteliği Turz. Tic. Ltd. Şti.’ne kiraya verildiğini, alınan kira ve bar gelirlerinin şirket kayıtlarına geçirilmediğini ileri sürerek şirket zararının tespit edilerek davalıdan alınıp şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Birleşen Davada Davalı Cevabı:

7. Birleşen davada davalı vekilinin 10.07.2010 tarihli cevap dilekçesinde; müvekkilinin şirket müdürü olarak tüm sorumluluklarını yerine getirdiğini, davanın kötü niyetli olarak açıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı: 

8. Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24.10.2013 tarihli ve 2019/45 E., 2013/331 K. sayılı kararı ile; dava konusu yatın Türk gemi siciline kayıtlı olduğu, sicile kayıtlı gemilerin satış sözleşmesinin resmî şekilde yapılması gerektiği, bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli bir sözleşme olmadığı, ayrıca davacının davalıya teslim ettiği gemiyi ondan geri alarak sözleşmeden dönme iradesini açıkladığı, davalının da aralarındaki anlaşmaya göre üstlendiği edimi yerine getirmediği, taraflar arasındaki gemi satışına ilişkin sözleşmenin geçerli olmaması nedeniyle herkesin aldığını iade etmesi gerektiği, davalının kendisine teslim edilen gemiyi üç sezon kullandıktan sonra davacıya iade ettiği, davacının gemiyi geri almasına rağmen davalıdan aldığı 107.100,00 Euro bedeli iade etmediği, ayrıca taraflar arasındaki sözleşmeye bağlı olarak davacı şirketin 500 hissesinin davalıya devredildiği, tarafların geminin mülkiyetinin davalıya geçmesi hâlinde şirketin de davalıya geçmesini kararlaştırdıkları, yani şirket hisse devrinin gemi satışından bağımsız bir devir olmadığı için bu şekildeki hisse devrinin de gerçek anlamda bir hisse devri niteliğinde bulunmadığı, davalının da şirket ortaklığından ayrılmak istediğini beyan ettiği, bu nedenle davalının da şirketteki hisseyi geri vermesi gerektiği, birleşen davada davacının gemiyi üç yıl süre işleterek kazanç sağladığı, daha sonra sözleşmede kararlaştırılan ödemeleri yapamayınca geminin şirketçe geri alındığı, dolayısıyla geminin geri alındığı dönem için şirket ortaklığına dayanarak talepte bulunmasının yerinde olmadığı, kaldı ki yukarıda açıklandığı üzere ortaklığın gerçek anlamda bir ortaklık olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile davalının şirketteki hissesinin iptaline; karşı davanın kabulü ile 107.100,00 Euro’nun karşı davalı şirketten tahsiline; birleşen davanın ise reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

9. Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde karşı davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 

10. Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 07.05.2014 tarihli ve 2014/258 E., 2014/8712 K. sayılı kararı ile; “… Davacı şirket, asıl davanın tarafları arasında düzenlenen 12.04.2006 tarihli sözleşme gereğince davalıya verilen 375 adet hissenin devrine ilişkin sözleşmenin iptali ile şirket adına tescilini, karşı dava davacısı ise kendisinin şirketten çıkmasına ve yatın satışına karar verilerek, satış bedelinden yaptığı 107.100 Euro ödemeye göre oranlama yapılarak alacağının ödenmesini talep etmiştir. Asıl davanın davalısı Isabel E.’e satılan payların şirkete ait olmayıp, Metin I.’a ait olması nedeni ile hisselerin devrine ilişkin sözleşmenin iptalini ancak Metin I. isteyebilir ise de; mahkemece bu yön gözetilmeksizin asıl davada hisse devir sözleşmesinin iptaline karar verilmesi ve asıl davanın davalısının da bu kararı temyiz etmemesi nedeni ile asıl davanın davalısı Isabel’in şirkette ortak olmadığı kesinleşmiş bulunmaktadır. Hâl böyle iken mahkemece, ancak şirket ortakları tarafından açılabilecek çıkma davasında, davalı Isabel’in asıl davada verilen karar ile ortak olmadığı hususu gözden kaçırılarak karşı davanın kabulü doğru olmamış ve karşı davanın kabulüne ilişkin kararın şirket yararına bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

11. Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.04.2015 tarihli ve 2015/130 E., 2015/412 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ek olarak, asıl dava ile karşı davanın aynı anda görüldüğü ve aynı anda karar verildiği, dolayısıyla asıl davada verilen kararın sanki daha önce verilerek kesinleşmiş gibi karşı davada davacının ortaklık sıfatı kalmadığı şeklindeki değerlendirmenin doğru olmadığı, karar tarihinde karşı davanın davacısının da şirket ortağı olduğu, dolayısıyla mahkemenin bu durumu nazara alarak karar verdiği, asıl davanın temyiz edilmeden kesinleşmesinin karşı davada davacı aleyhine yorumlanarak hakkını almasının önünün kapatılamayacağı, ayrıca mahkemenin karşı davadaki gerekçesi hisse devrinin gerçek bir hisse devri olmadığı şeklinde olduğu, dolayısıyla hisse devrinin gemi satışına bağlı bir devir olup, gerçek anlamda bir hisse devri ve şirket ortaklığından bahsetmenin mümkün olmadığı, mahkemenin olayın özelliğine uygun ve taraflar arasında son bulan ilişki nedeniyle tarafların haklarını zedelemeyen bir karar verdiği, gerçek manada devir ve buna bağlı hissedarlık olarak kabul etmediği bir hususta verilen kararın sırf kağıt üzerinde şeklen var olan hissedarlığa bakılarak bozulmuş olmasının doğru olmadığı, taraflar arasındaki ilişkinin hakkaniyete uygun çözümünü içeren kararın şeklen var olan hissedarlığa hukuken geçerlilik verilerek bozulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

12. Direnme kararı süresi içinde karşı davada davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

13. Somut olay bakımından dosyanın geldiği aşama itibariyle karşı davada davacının açtığı limited ortaklıktan çıkma davasında, ödediğini iddia ettiği bedeli ayrılma akçesi olarak karşı davada davalı şirketten isteyip isteyemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

14. Asıl dava, davalının limited şirketteki hisselerinin iptali ile şirket adına tescili, karşı dava, şirketten çıkma ile ayrılma akçesinin tahsili, birleşen dava ise şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

15. Mahkemece asıl davanın kabulüne ve birleşen davanın reddine dair verilen karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmemesi nedeniyle kesinleşmiştir. Bu nedenle uyuşmazlık sadece karşı davaya yöneliktir.

16. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “limited şirketlerde çıkma” kavramı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.

17. Limited şirketlerde ortakların ortaklıktan doğan şahsi ve mali hakları söz konusudur. Ortakların pay hakkı, şirket kârına katılma hakkı gibi mali haklarının yanı sıra, oy kullanma hakkı, ortaklığı yönetim ve idare hakkı gibi şahsi hakları mevcuttur. 

18. Limited şirketlerde ortağın şahsi haklarından biri de dava tarihinde yürürlükte olan ve somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 551. (6102 sayılı TTK’nın 638.) maddesinde düzenlenen, ortağın ortaklıktan çıkma hakkıdır. Çıkma hakkı, ortağın özgür iradesi ile ortaklıktan çıkma istemini içerir. Çıkma hakkını kullanarak ortaklıktan ayrılan ortağın, ortaklığa ait bütün hak ve mükellefiyetleri sona ererek şirketle arasındaki bütün ilişkisi kesilmiş olacaktır.

19. Limited şirketlerde ortakların tek yanlı iradeleriyle şirketten ayrılmaları kural olarak mümkün değildir. Bunun için ortağın çıkma iradesinin bir hukuki temele dayanması gereklidir. Bu temel 6762 sayılı TTK’nin 551. (6102 sayılı TTK’nin 638.) maddesi gereğince ya esas sözleşmesel ya da kanuni olabilir. Başka bir deyişle bu temel, ya şirket sözleşmesinin ortağa şirketten tek yanlı irade ile çıkma hakkı veren bir hükmü ya da kanunun ortaklara belirli koşullarda çıkma hakkı tanıyan düzenlemesidir.

20. 6762 sayılı TTK’nin 551/1. (6102 sayılı TTK’nin 638/1.) maddesi “şirket mukavelesiyle ortaklara şirketten çıkma hakkı verilebileceği gibi bu hakkın kullanılması muayyen şartlara da tabi tutulabilir” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, limited şirket sözleşmesi ile ortaklara şirketten çıkma hakkının tanınması veya bu hakkın kullanılmasının belirli şartlara bağlanması mümkündür. Ayrıca bu hakkın kullanılması için sözleşme özgürlüğü kapsamı içinde bazı şartların varlığı da gerekli kılınabilir.

21. Şirket sözleşmesi ile ortaklara tanınan çıkma hakkı, hukuki açıdan onlara tanınmış bozucu yenilik doğuran bir haktır. Ortak bu hakkını kullanıp çıkma iradesini ortaklığa ulaştırdığında çıkma gerçekleşir, ayrıca bu beyanın şirket tarafından kabulüne gerek yoktur. 

22. Limited şirkette ortaklara şirketten çıkma hakkı tanıyan bir diğer durum ise 6762 sayılı TTK’nin 551/2. (6102 sayılı TTK’nin 638/2.) maddesinde yer alan “Her ortak, muhik sebeplere dayanmak suretiyle şirketten çıkmasına müsaade edilmesini veya şirketin feshini mahkemeden talep edebilir” şeklindeki düzenlemedir. Buna göre ortak, haklı bir sebebin varlığı hâlinde, diğer ortakların rıza ve muvafakatlerine lüzum olmaksızın şirketten çıkmasına müsaade edilmesini mahkemeden talep edebilmekte ve mahkeme kararı ile şirketten çıkabilmektedir. Böylece ortaklar, esas sözleşmede şirketten çıkma hususu düzenlenmiş olsun ya da olmasın şirketten çıkmalarını haklı gösterecek bir sebebin varlığı hâlinde her zaman bu hakkı kullanabileceklerdir.

23. Limited şirket ortağı tarafından açılan haklı sebebe dayalı çıkma davası ileriye etkili hüküm ifade eden bozucu yenilik doğuran bir dava olup, bu davada çıkmayı gerçekleştiren irade mahkeme kararıdır. Mahkemenin çıkmaya ilişkin kararı şirketle ortak arasındaki hukuki ilişkiyi sona erdirir ve sonuçlarını dava tarihinden değil kararın kesinleştiği tarihte doğurur. 

24. Hemen belirtilmelidir ki, ortak tarafından açılan haklı sebebe dayalı çıkma davasında davacının ortaklık sıfatının kararın kesinleştiği tarihe kadar devam etmesi gerekmektedir. Zira haklı sebebe dayalı çıkma davasında verilen çıkma kararı, sonuçlarını kararın kesinleştiği tarih itibariyle doğuracağından davacının bu tarihte ortak olması gerekmektedir. 

25. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; karşı dava tarihi itibariyle davalı şirketin 1000 hissesinin Metin I.’a, 500 hissesinin Ayten I.’a ve 500 hissesinin davacı Isabel E.’e ait olduğu, Isabel E.’e bu hisselerin Metin I. tarafından devredildiği, ancak şirket tarafından açılan asıl davada Isabel E.’ün şirketteki hisselerinin iptaline karar verildiği ve taraflarca temyiz edilmemesi nedeniyle kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte Metin I. tarafından Isabel E.’e yapılan hisse devirlerinin, şirkete ait olan yatın Isabel E.’e satılması ve satış bedelinin ödenen kısmına karşılık yapıldığı dosya kapsamı ile sabittir.

26. Karşı davada davacının istemi, şirketten çıkma ve ayrılma akçesi istemine ilişkin olduğundan, dava tarihi itibariyle var olan ortak sıfatının karar kesinleşene kadar devam etmesi gerekmektedir. Asıl davanın davalısı Isabel E.’e devredilen hisselerin Metin I. tarafından devredilmesi karşısında hisselerin devrine ilişkin sözleşmenin iptali talebini içeren asıl davanın Metin I. tarafından açılması gerekmekte ise de asıl dava, şirket tarafından açılmış, mahkemece bu husus gözetilmeksizin Isabel E.’e ait hisselerin iptaline karar verilmiştir. Mahkemenin asıl davada verdiği karar, taraflarca temyiz edilmemesi nedeniyle kesinleşmiştir. Buna göre, karşı davada davacı Isabel E.’ün artık şirkette ortak sıfatının kalmadığı aşikârdır. 

27. Hâl böyle olunca mahkemece, ancak şirket ortakları tarafından açılabilecek çıkma davasında, Isabel E.’ün asıl davada verilen karar ile ortak olmadığı hususunun kesinleştiği gözden kaçırılarak karşı davanın kabulü doğru olmamıştır. Ayrıca, kesinleşen asıl davada yat satış sözleşmesinin geçersiz olduğuna karar veren mahkemece değerlendirilmesi gereken ödenen satış bedeli hakkında işbu çıkma davasında ayrılma akçesi olarak karar verilmesi de usul ve yasaya aykırıdır.

28. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; asıl davanın hisseleri devreden Metin I. tarafından açılması gerektiği, ayrıca asıl davada verilen kararın infaz kabiliyetinin bulunmadığı, bu nedenle sonuç doğurmayacağı için kararın kesinleştiğinden bahsedilemeyeceği ve resen asıl davanın temyiz incelemesinin yapılarak bozulabileceği, bu nedenle direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

29. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ: 

Açıklanan nedenlerle

Karşı davada davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 
İstek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 06.02.2020 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

Zabıt katibi olarak görev yapan davacı katıldığı hizmet içi eğitim programında girdiği yazılı sınavın 65 puanla değerlendirilmesine ilişkin işlemin iptali istemi

T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No: 2003/4102
Karar No: 2006/1831
Temyiz İsteminde Bulunan (Davalı) : Adalet Bakanlığı
Diğer Davalı: …
Karşı Taraf: …
İsteğin Özeti: … Onbirinci İdare Mahkemesinin … günlü, E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.
Cevabın Özeti: Cevap verilmemiştir.
Danıştay Tetkik Hakimi: …
Düşüncesi: Mahkeme kararının onanması gerektiği düşünülmüştür.
Danıştay Savcısı: …
Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü:
Zabıt katibi olarak görev yapan davacı katıldığı hizmet içi eğitim programında girdiği yazılı sınavın 65 puanla değerlendirilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açmıştır.
… İdare Mahkemesinin … günlü, E:…, K:… sayılı kararıyla; davalı idarece söz konusu sınav için cevap anahtarı düzenlenmediği, bu durumda cevap anahtarı hazırlanmadan yapılan sınavda, davacı için takdir edilen puanda nesnel esaslara ölçme ve değerlendirme kurallarına uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar verilmiştir.
Davalı idare, mevzuatta söz konusu sınav için cevap anahtarı düzenlenmesini gerektiren bir kural bulunmadığı, cevap anahtarlarının test sınavları için düzenlenebileceği, aynı sınavda en az puanla başarılı olan kişinin cevap kağıdı üzerinden değerlendirme yapılabileceği, temyize konu kararın sınavın tümünün iptaline neden olabileceği, söz konusu kararın nasıl uygulanacağının, davacının başarılı sayılıp sayılmayacağının belirsiz olduğu savlarıyla İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
Davacının katıldığı sınav için cevap anahtarı düzenleneceği yolunda bir düzenleme mevzuatta bulunmamaktadır.
Ancak söz konusu sınavda sorulan bazı soruların objektif esaslara göre hazırlanmadığı, bunların cevabının kişiden kişiye değişebildiği, cevap anahtarı hazırlanması durumunda bile sınava katılanların bilgi ve beceri düzeyinin ölçüldüğü sonucuna varılamayacağı anlaşılmaktadır.
Bu durumda dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin reddiyle, … İdare Mahkemesince verilen ve hüküm fıkrası itibarıyla hukuka uygun bulunan … günlü, E:…, K:… sayılı kararın yukarıdaki gerekçeyle onanmasına, yargılama giderlerinin davalı idare üzerinde bırakılmasına, 5.4.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.