Geçersiz sözleşme ile ödenen paranın sözleşme tarihinden itibaren işlemiş yasal faizi ile tahsili talebi

ÖZET : Geçersiz sözleşme ile ödenen paranın sözleşme tarihinden itibaren işlemiş yasal faizi ile tahsili talep edildiğine göre; bu talebin sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince ve denkleştirici adalet ilkesinin esas alınması suretiyle tahsili talebine ilişkin olduğu kabul edilmelidir.
3. Hukuk Dairesi 2017/10764 E. , 2019/6321 K.

• “İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda; davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hüküm, davalı vekili tarafından duruşmalı, davacı vekili tarafından duruşmasız olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 26/02/2019 tarihinde gelen davacı vekili Av. …’ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin daha derinlemesine incelenmesi ve bu konuda bir araştırma yapılması gerektiği heyetçe zorunllu görüldüğünden, Yargıtay Kanunu’nun 24/1 ve Yargıtay İç Yönetmeliğinin 21/3 maddeleri uyarınca görüşmenin 08/07/2019 tarihine bırakılması uygun görüldü.
Belirli günde dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; 07/03/2006 tarihli satış sözleşmesi ile 58.000 TL bedel ödeyerek davalının 1279 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki hissesini satın aldığını, davalının tapuda gerçekleştirilecek satış işlemini yapmak üzere alım satım işlemine aracılık eden emlakçı …’ı vekil tayin ettiğini, ancak taşınmazın pafta numarasının yanlış yazılması nedeniyle satış işleminin gerçekleştirilemediğini, sonrasında davalının …’ı vekillikten azletmesi ve yeniden vekil tayin etmeye yanaşmaması nedeniyle ödenen satış bedelinin işlemiş faizi ile birlikte tahsili için takip başlattığını, davalının ödenen satış bedelinin 11.111 TL olduğundan bahisle yapmış olduğu haksız itiraz nedeniyle takibin durdurulduğunu ileri sürerek; takibe vaki kısmi itirazın iptali ile icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı; taşınmazdaki hissesi karşılığında davacı tarafından satış bedeli olarak 11.111 TL ödendiğini, ancak sözleşmeye sonradan davacı tarafından 58.000 TL ödenmiş gibi ekleme yapıldığını, ayrıca temerrüde düşürülmemiş olması nedeniyle davacının işlemiş faiz talep edemeyeceğini savunarak, davanın reddi ile kötü niyet tazminatının davacıdan tahsilini istemiştir.
Mahkemece; davalı tarafından imzalanan sözleşmede satış bedelinin peşin olarak ödendiği belirtilmesine rağmen ödenilen tutarın yazılmadığı, Adli Tıptan alınan raporla “Not: Aldığım 58.000 YTL” yazısının sözleşmeye sonradan eklendiğinin belirlendiği, tarafların tutarında anlaşamadıkları satış bedelini ispatla yükümlü olmadıkları, bu halde satış bedelinin keşfen belirlenmesi gerektiği, yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporları ile davalıya ait hissenin sözleşme tarihindeki rayiç değerinin 39.826,67 TL, bu tutarın denkleştirici adalet ilkesi uyarınca ifanın imkansız hale geldiği takip tarihindeki alım gücünün ise 85.327,62 TL olarak belirlendiği, buna göre davacının geçersiz sözleşme nedeniyle 85.327,62 TL asıl alacağın takip tarihinden işleyecek faiziyle tahsili için takip başlatabileceği, ancak ödediği bedel ile işlemiş faizin tahsili için takip başlatan davacının talebini sınırladığı, bu nedenle davacının satışa konu hissenin sözleşme tarihindeki rayiç değeri ile takip tarihine kadar işlemiş faizini talep edebileceği, davalının belirlenen rayiç değer üzerinden icra inkar tazminatı ödemekle yükümlü olduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile icra dosyasına yapılan ödeme de dikkate alınarak takibin 28.826,67 TL asıl alacak ve 22.406,48 TL işlemiş faizi olmak üzere toplam 51.233,15 TL üzerinden devamına, takibe itirazdan sonra yapılan ödeme icra inkar tazminatında nazara alınamayacağından 39.826,67 TL üzerinden % 20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere ve özellikle “Sözleşme” adıyla düzenlenen belgede yer alan “Not: Aldığım 58.000 YTL” şeklindeki ibarenin anlaşmaya sonradan eklenmiş olduğunun belirlenmiş olmasına, buna bağlı olarak anlaşma metni içinde yer alan ve güven duyulan herhangi bir satış bedelinden bahsetmenin mümkün olmamasına, dolayısıyla keşfen ve uzman bilirkişi marifetiyle davalıya ait hissenin sözleşme tarihindeki rayice göre belirlenen değerinin “mahkemece satış bedeli” olarak kabul edilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, tarafların bu yöne ilişen temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Dava, davalı tarafından imzalanan ve davacı tarafça da kabul edilen harici satım sözleşmesi nedeniyle ödenilen bedelin sözleşme tarihinden itibaren işlemiş yasal faizi ile tahsili için başlatılan takibe vaki kısmi itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davaya konu 07/03/2006 tarihli sözleşme; TMK’nın 706, BK’nın 213 (TBK’nın 237), Tapu Kanunu’nun 26 ve Noterlik Kanunu’nun 60 ve 89. maddeleri uyarınca resmi şekilde yapılmadığı için geçersizdir. Bu nedenle, taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebilirler. Esasen bu husus mahkemeninde kabulündedir.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın, bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerin eksiksiz iadesi, denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana ve enflasyon oranlarına bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve az olduğu da bilinen bir gerçektir.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, sebepsiz zenginleşme kurulları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet ilkesi hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus, hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iade kararı verilirken, satış sedeli olarak verilen paranın alım gücünün, ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde ise kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak ve iade borçlularının iade de direnmelerine neden olacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı tarafından davalı aleyhine başlatılan icra takibinde geçersiz sözleşme ile ödenen paranın sözleşme tarihinden itibaren işlemiş yasal faizi ile tahsili talep edildiğine göre; bu talebin sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince ve denkleştirici adalet ilkesinin esas alınması suretiyle tahsili talebine ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Başka bir deyişle; davacı tarafça yapılan icra takibine konu edilen alacak talebinde, ödenen paranın ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde ödeme yapılması amaçlanmıştır.
Hal böyle olunca, mahkemece; satış bedeli olarak kabul edilen değerin, çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs) ortalamaları alınmak suretiyle ifanın imkansız hale geldiği takip tarihinde ulaşacağı alım gücünün belirlenmesi için konusunda uzman (mali müşavir vb.) bilirkişiden taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor aldırılması, sonrasında; bilirkişi tarafından belirlenecek tutarın, davacı tarafından takibe konu edilen (asıl alacak ve işlemiş faizden ibaret olan toplam) alacaktan fazla olması halinde taleple bağlılık ilkesi gözetilerek takibe konu tutardan, aksi halde ise bilirkişi tarafından belirlenmiş tutardan, takip dosyasına yapılan kısmi ödeme mahsup edilmek suretiyle uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Bundan ayrı, mahkemece; alacağın varlığı ve miktarının yapılan yargılama sonucu belirlenmiş olduğu gözetilmeden, davalı aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilmiş olması da usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda birinci bendde açıklanan nedenlerle tarafların sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bendde açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nın 428 inci maddesi gereğince taraflar yararına BOZULMASINA, 2.037 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalı taraftan alınıp davacı tarafa verilmesine, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 6100 sayılı HMK’nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440 ıncı maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/07/2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

ALKOLLÜ ARAÇ KULLANMA – SÜRÜCÜ BELGESİ GERİ ALMA TUTANAĞINA KARŞI YAPILAN BAŞVURUNUN REDDİNE DAİR KARARA YÖNELİK İTİRAZ

Yapılan Alkol Ölçümlerinden Birinde 0.62 Promil Alkollü Olduğunun Diğerinde İse Kanda Alkol Oranının 0 Olarak Tespit Edildiği/Her İki Ölçüm Arasında 1 Saat 51 Dakika Kadar Fark Bulunduğu ve Tıbben Her Bir Saatte Kişinin Kanındaki Alkol Oranının 0.15 Promil Düzeyinde Azalma Göstereceği Nazara Alındığında Kabahatlinin Trafik Çevirmesi Yapıldığı An İtibari İle Kabahati Oluşturacak Düzeyde Alkollü Olmadığı Gözetilmeden Karar Verilmesinde İsabet Görülmediği

YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ

E. 2020/895
K. 2020/2079
T. 26.2.2020

2918 S.K.’A MUHALEFET ( Yapılan Alkol Ölçümlerinden Birinde 0.62 Promil Alkollü Olduğunun Diğerinde İse Kanda Alkol Oranının 0 Olarak Tespit Edildiği/Her İki Ölçüm Arasında 1 Saat 51 Dakika Kadar Fark Bulunduğu ve Tıbben Her Bir Saatte Kişinin Kanındaki Alkol Oranının 0.15 Promil Düzeyinde Azalma Göstereceği Nazara Alındığında Kabahatlinin Trafik Çevirmesi Yapıldığı An İtibari İle Kabahati Oluşturacak Düzeyde Alkollü Olmadığı Gözetilmeden Karar Verilmesinde İsabet Görülmediği )

ALKOLLÜ ARAÇ KULLANMA ( Yapılan Alkol Ölçümü Sonucunda Muterizin Saat 20:08 İtibari İle 0.62 Promil Alkollü Olduğunun Tespit Edildiği Ancak Muterizin İtirazına Dayanak Olarak İbraz Edilen Aynı Tarihli ve Saat 21:59’da Tanzim Edilen Raporda İse Kanda Alkol Oranının 0 Olarak Tespit Edildiği/Her İki Ölçüm Arasında 1 Saat 51 Dakika Kadar Fark Bulunduğu ve Tıbben Her Bir Saatte Kişinin Kanındaki Alkol Oranının 0.15 Promil Düzeyinde Azalma Göstereceği Nazara Alındığında Kabahatlinin Trafik Çevirmesi Yapıldığı An İtibari İle Kabahati Oluşturacak Düzeyde Alkollü Olmadığı )

İDARÎ PARA CEZASI KARAR TUTANAĞI İLE SÜRÜCÜ BELGESİ GERİ ALMA TUTANAĞINA KARŞI YAPILAN BAŞVURUNUN REDDİNE DAİR KARARA YÖNELİK İTİRAZ ( Farklı Alkol Ölçümleri Arasında 1 Saat 51 Dakika Kadar Fark Bulunduğu ve Tıbben Her Bir Saatte Kişinin Kanındaki Alkol Oranının 0.15 Promil Düzeyinde Azalma Göstereceği Nazara Alındığında Kabahatlinin Trafik Çevirmesi Yapıldığı An İtibari İle Kabahati Oluşturacak Düzeyde Alkollü Olmadığı Gözetilmeden Karar Verilmesinin Hatalı Odluğu )

2918/m.48

ÖZET : Dosya kapsamına göre, yapılan alkol ölçümü sonucunda muterizin 09/03/2019 tarihinde saat 20:08 itibari ile 0.62 promil alkollü olduğunun tespit edildiği, ancak muterizin itirazına dayanak olarak ibraz edilen Dr. E. A. Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen aynı tarihli ve saat 21:59’da tanzim edilen raporda ise kanda alkol oranının 0 olarak tespit edildiğinin bildirildiği, her iki ölçüm arasında 1 saat 51 dakika kadar fark bulunduğu ve tıbben her bir saatte kişinin kanındaki alkol oranının 0.15 promil düzeyinde azalma göstereceği nazara alındığında, kabahatlinin trafik çevirmesi yapıldığı an itibari ile kabahati oluşturacak düzeyde alkollü olmadığı açıkça anlaşıldığı gözetilmeden karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

DAVA : 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na aykırılık eyleminden dolayı kabahatli … hakkında 1.002,00 Türk lirası idarî para cezası uygulanmasına dair Gaziantep Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü Trafik Düzenleme ve Denetleme Büro Amirliğinin 09/03/2019 tarihli ve MA- 37840011 Sayılı trafik idarî para cezası karar tutanağı ile kabahatlinin sürücü belgesinin 6 ay süre ile geri alınmasına dair aynı tarihli ve 014610 Sayılı sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı yapılan başvurunun reddine dair Gaziantep 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 16/04/2019 tarihli ve 2019/1581 değişik iş sayılı kararına yönelik kabahatli vekili tarafından yapılan itiraz hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin Gaziantep 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/04/2019 tarihli ve 2019/1742 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 11/12/2019 gün ve 7421 Sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekinde bulunan dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18/12/2019 gün ve KYB-2019/128581 Sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre, yapılan alkol ölçümü sonucunda muterizin 09/03/2019 tarihinde saat 20:08 itibari ile 0.62 promil alkollü olduğunun tespit edildiği, ancak muterizin itirazına dayanak olarak ibraz edilen Dr. E. A. Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen aynı tarihli ve saat 21:59’da tanzim edilen raporda ise kanda alkol oranının 0 olarak tespit edildiğinin bildirildiği, her iki ölçüm arasında 1 saat 51 dakika kadar fark bulunduğu ve tıbben her bir saatte kişinin kanındaki alkol oranının 0.15 promil düzeyinde azalma göstereceği nazara alındığında, kabahatlinin trafik çevirmesi yapıldığı an itibari ile kabahati oluşturacak düzeyde alkollü olmadığı açıkça anlaşıldığı gözetilmeden itirazın kabulü yerine yazılı şekilde karar verilmesinde,

Kabule göre de, benzer bir duruma ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 14/05/2015 tarihli ve 2015/2539 Esas, 2015/1525 Karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, kabahatli tarafından idarî para cezasına yönelik başvuruda bulunulduğu ancak aynı fiil kapsamında kabahatli hakkında sürücü belgesinin geri alınması tutanağının bulunması karşısında mahkemece yapılan yargılama sonucunda verilen kararın itiraza tâbi olduğu cihetle itiraz hakkında bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde 5721 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenmeyen bir hüküm biçimi olan karar verilmesine yer olmadığı şeklinde karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : I-)Kanun yararına bozmaya konu ihbarnamenin ”Kabule göre de, benzer bir duruma ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 14/05/2015 tarihli ve 2015/2539 Esas, 2015/1525 Karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, kabahatli tarafından idarî para cezasına yönelik başvuruda bulunulduğu ancak aynı fiil kapsamında kabahatli hakkında sürücü belgesinin geri alınması tutanağının bulunması karşısında mahkemece yapılan yargılama sonucunda verilen kararın itiraza tâbi olduğu cihetle itiraz hakkında bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde 5721 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenmeyen bir hüküm biçimi olan karar verilmesine yer olmadığı şeklinde karar verilmesinde isabet görülmediği”ne dair talebi yönünde yapılan incelemede;

Muteriz hakkında Gaziantep Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü Trafik Düzenleme ve Denetleme Büro Amirliğinin 09/03/2019 tarihli ve MA- 37840011 Sayılı trafik idarî para cezası karar tutanağı ile 1.002,00 Türk lirası idarî para cezası uygulanmış ve yine aynı tarihli ve 014610 Sayılı sürücü belgesi geri alma tutanağı ile muterizin sürücü belgesinin 6 ay süre ile geri alınmasına karar verilmiş ise de; muteriz vekili, 15/03/2019 tarihli dilekçesi ile sadece 09/03/2019 tarihli ve MA- 37840011 Sayılı trafik idarî para cezası karar tutanağı ile uygulanan 1.002,00 Türk lirası idarî para cezasının iptalini talep etmiş olmasına karşın, başvuruyu inceleyen Gaziantep 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 16/04/2019 tarihli ve 2019/1581 değişik iş sayılı kararı ile hem idari para cezası hakkında hem de iptaline dair herhangi bir talep olmamasına rağmen sürücü belgesinin geri alınması kararı hakkında inceleme yapılmak suretiyle her iki talep hakkında da başvurunun reddine kararı verildiği görülmekle, Gaziantep 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 16/04/2019 tarihli ve 2019/1581 değişik iş sayılı kararının 09/03/2019 tarihli ve 014610 Sayılı sürücü belgesi geri alma tutanağı hakkında verilen red kararı bakımında hukuki değerden yoksun olduğu, başvuruya konu idari para cezasının da miktarı itibarı ile 5326 Sayılı Kanun’un 28/10. maddesinde anılan sınırın altında kalmış olması nedeniyle, Gaziantep 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/04/2019 tarihli ve 2019/1742 değişik iş sayılı kararı hukuka uygun olduğundan, anılan talebin REDDİNE,

II-Kanun yararına bozmaya konu ihbarnamenin ”Dosya kapsamına göre, yapılan alkol ölçümü sonucunda muterizin 09/03/2019 tarihinde saat 20:08 itibari ile 0.62 promil alkollü olduğunun tespit edildiği, ancak muterizin itirazına dayanak olarak ibraz edilen Dr. E. A. Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen aynı tarihli ve saat 21:59’da tanzim edilen raporda ise kanda alkol oranının 0 olarak tespit edildiğinin bildirildiği, her iki ölçüm arasında 1 saat 51 dakika kadar fark bulunduğu ve tıbben her bir saatte kişinin kanındaki alkol oranının 0.15 promil düzeyinde azalma göstereceği nazara alındığında, kabahatlinin trafik çevirmesi yapıldığı an itibari ile kabahati oluşturacak düzeyde alkollü olmadığı açıkça anlaşıldığı gözetilmeden itirazın kabulü yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediği ”ne dair talebi yönünde yapılan incelemede;

SONUÇ : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden; Gaziantep Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü Trafik Düzenleme ve Denetleme Büro Amirliğinin 09/03/2019 tarihli ve MA- 37840011 Sayılı trafik idarî para cezası karar tutanağı ile uygulanan 1.002,00 Türk lirası idarî para cezası hakkında kesin nitelikte karar veren Gaziantep 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 16/04/2019 tarihli ve 2019/1581 değişik iş sayılı kararının CMK’nin 309/4-d maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, kabahatli hakkında uygulanan idari para cezasının kaldırılmasına, 26.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

DAVACININ GELMEYECEĞİNİ BİLMEDEN VERİLEN MAZERET DİLEKÇESİ DAVAYA DEVAM ETME İRADESİNİ GÖSTERMEZ

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO      : 2017/13-676
KARAR NO   : 2019/1415

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ             :
Ankara 4. Tüketici Mahkemesi
TARİHİ                       : 20/02/2015
NUMARASI                : 2015/27 – 2015/358
DAVACI                      : A.T. vekilleri Av. İ.T., Av. D.B.
DAVALILAR               : 1- B. Oto. San. Tic. Ltd. Şti. vekili Av. E.Y.
                                      2- H. Türkiye A.Ş. vekili Av. M.A.Y.

Taraflar arasındaki “ayıp nedeniyle tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 4. Tüketici Mahkemesince davanın açılmamış sayılmasına dair verilen 07.03.2014 tarihli, 2010/1232 E., 2014/287 K. sayılı karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 25.06.2014 tarihli, 2014/19454 E., 2014/21319 K. sayılı kararı ile; 

“… Davacı, 02.01.2008 tarihinde davalı B. Oto. San. Ve Tic. Ltd. Şti.’den davaya konu H. C…c aracı 34.871,68.TL’ye aldığını, aracın tavanının boyasının orijinal olmaması sebebiyle ayıplı olduğunu ileri sürerek ayıplı malın misli ile değiştirilmesini, mümkün olmadığı takdirde araç bedeli olan 34.871.68 TL’nin ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini istemiştir.

Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, HMK 320/4 maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, ayıplı mal nedeni ile misli değişim olmadığı takdirde bedel iadesi için eldeki eldeki davayı açmıştır. Mahkemece davacı vekilinin 4.10.2012 tarihli vekillikten çekilme dilekçesinin PTT tarafından kabul edilmemesi ve Avukatlık Kanunun 41. maddesine göre vekilin 15 gün süreyle vekillik görevi devam ettiğinden 10.10.2012 tarihli celsede davacı vekili duruşmaya gelmediğinden dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği, davacı asilin 10.10.2012 havale tarihli yenileme dilekçesi verdiği, bu kez yeni vekilin 7.3.2014 tarihli duruşmaya gelmediğinden HMK’nun 320/4. maddesine dayalı olarak davanın açılmamış sayılması yönünde hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır. Ne var ki bütün delilleri toplanmış karar aşamasına gelmiş dava dosyasında 8.11.2013 tarihinde duruşmanın 7.3.2014, saat 9:30 a bırakıldığı, aynı saate 5 adet, saat 9:40: 09:50 ve 10:06 ya kadar 7 adet dosyanın duruşmalarının konulduğu duruşma saati geçen dosyaların saat 11:30 da alınacağının mahkeme divanhanesi sayılan yerde ilan edildiği anlaşılmış, davacı da duruşma saatinde bekleme alanında olduğunu çağrılmadığını iddia etmiştir. Gerçekten de 7.3.2014 tarihli duruşmanın saat 9:30’da açılması gerekirken 10:05 ‘te açıldığına göre davacının belirlenen saat 09:30 ve duruşmanın yapıldığı saat olan 10:05 de duruşma salonunda olmadığı dosya kapsamına göre tespit edilememiştir. Bu nedenle mahkemelerce birden fazla dosyanın duruşmasının aynı saate bırakılarak tarafların aynı anda hazır olmasını bekleyerek, adeta tetikte tutmak adil yargılanma hakkına aykırı olduğu gibi davayı takip edenlerin tereddüde düşürülmesi sonucu belirsizliğe itilmesi kabul edilemez. Öte yandan aslolan, davalının aleyhine olan bu davanın bir an önce sonuçlanmasını istemesidir. Davalının, davacı tarafça takip edilemeyen bir davayı takip etmesi kural olarak kendisi aleyhine bir durumdur. Bu durumun kendi yararına olduğunu değerlendirip, davayı takip etmek istediğini dilekçesiyle açıkça ifade etmesi nedeniyle davalı H. vekilinin mazeret dilekçesinde açıkça yeni duruşma gününün tayin edilmesini istemesi karşısında davayı takipsiz bırakacağı iradesi içinde olduğu söylenemez. Hal böyle olunca davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde uygulama yapılması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…”

gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davacı vekili 

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, satın alınan malda ayıp iddiasına dayalı tazminat (ayıp oranında bedel indirimi) istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkilinin 02.01.2008 tarihinde davalı B. Oto. San. Tic. Ltd. Şti. den satın aldığı H. marka aracın tavan boyasının orijinal olmadığını ileri sürerek üretimden kaynaklı ayıp nedeniyle 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde malın ayıpsız misli ile değişimini, bu olmaz ise satış bedeli olan 34.871,68TL’nin ödeme tarihinden itibaren faizi ile iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 01.11.2013 havale tarihli dilekçeyle ise ayıp nedeniyle araçta oluşan değer kaybı olarak bilirkişilerce tespit edilen 14.500TL’nin tazmini yönünde bedel tenzilini kabul ettiklerini bildirmiştir.

Davalı vekilleri davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır.

Mahkemece, dosyanın 10.10.2012 tarihinde takipsiz bırakılmakla işlemden kaldırıldığı ve davacı asilin talebi üzerine yenilenmesinden sonra davacı vekilinin 07.03.2014 tarihli duruşmaya katılmadığı, duruşmaya katılan davalı B. Oto. San. Tic. Ltd. Şti. vekilinin davayı takip etmeyeceklerini bildirdiği, diğer davalı H. Türkiye A.Ş. vekilinin verdiği mazeret dilekçesinde ise davayı takip etme iradesinin olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle basit yargılama usulüne tabi davada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 320/4. maddesi çerçevesinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

Davacı vekilinin temyiz itirazları üzerine karar Özel Dairece yukarıda karar başlığında yazılı gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece önceki karar gerekçeleri tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından HMK’nın 320/4. maddesi çerçevesinde davanın açılmamış sayılmasına ilişkin koşulların oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere hâkim taraflara duruşmada hazır bulunmak, iddia ve savunmalarını bildirmek için imkân vermeli, tarafları usulüne uygun biçimde duruşmaya davet etmelidir. Fakat tarafların kendilerine tanınan bu imkânından duruşmaya gelme zorunlulukları bulunmamaktadır. Ceza usulündekinin aksine hukuk davalarında taraflar zorla (ihzaren) duruşmaya getirilemez. Hukuk davalarında duruşmaya gelmemenin müeyyidesi dava dosyasının işlemden kaldırılması veya gelmeyen tarafın yokluğunda yargılamaya devam edilmesidir (Kuru. B: Hukuk Muhakemeleri Usulü. 6. Baskı. İstanbul 2001. C:IV, s. 4057).

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141/son maddesi hükmüne göre “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

Yine, yürürlük tarihi itibariyle somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi gereği hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.

Anılan Kanun’un 150. maddesine göre usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen dava, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez (HMK. m. 150/2).

Yukarıda yer alan hükümler birlikte değerlendirildiğinde: davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması biçiminde açıklanan temel ilke çerçevesinde, davacının duruşmaya katılmama gerekçesi “geçerli bir özür” olarak kabul edilebilir ise yargılamaya devam edilmeli ve dosya işlemden kaldırılmamalıdır.

Başka bir anlatımla hukuk yargılamasına ilişkin kurallar, yargılamanın düzenli yapılması ve hakkın olabildiğince çabuk elde edilmesi amacını gerçekleştirmek için getirilmiştir. İşte hakkın elde edilmesi için birer araç olan bu kurallar amaca uygun somut bir görevin varlığı hâlinde uygulama alanı bulurlar. Aksi hâlde, araçla ulaşılması istenilen amaç arasında gerçek ve esaslı bağın bulunmaması anlamsızlığı (şekilcilik) ortaya çıkarır. Mahkemelerin amacı, ne olursa olsun uyuşmazlıkları ortadan kaldırmak değil, pozitif hukukun ölçüsünde, hakkı belirleyerek sonuca ulaşmaktadır.

Bu nedenle geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen usul kuralları, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalıdır.

Eldeki dava tüketici hukukundan kaynaklıdır ve davanın açıldığı tarih itibariyle uygulanması gereken 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 23/2. maddesi uyarınca tüketici mahkemeleri basit yargılama usulüne tabidir.

Basit yargılamaya özgü usul kuralları HMK’nın 320. maddesinde düzenlenmiş olup maddenin son fıkrasına göre basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır.

Bu açıklamalardan sonra somut uyuşmazlık incelendiğinde;

03.12.2010 tarihinde açılan davada; 10.10.2012 tarihli celsede davacı taraf duruşmada hazır bulunmadığından HMK’nın 150/1. maddesine göre dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olup aynı gün davacı asilin yenileme dilekçesi vermesi üzerine yeni duruşma günü tayin edilmiştir. Bu aşamaya kadar yargılama sürecinde taraf delilleri büyük oranda toplanmış; iddia, savunma ve itirazlar dosyaya sunulmuştur. 07.03.2014 tarihli celse saat 09.30’a bırakılmış, o günün duruşma tutanaklarına göre celse 10.05’te açılmış, davacı veya vekili duruşmaya katılmadıkları gibi mazeret de sunmamışlardır. Davalı H. Türkiye A.Ş. vekilinin sunduğu, duruşmaya katılamayacağından mazeretinin kabulüyle bilirkişi ek raporunun kendilerine tebliği ve yeni duruşma günü verilmesi isteklerini belirtir mazeret dilekçesi ile duruşmada hazır bulunan davalı B. Oto. San. Tic. Ltd. Şti. vekilinin duruşma saatinin ve sırasının geçtiği, davacıyı beklemesinin mümkün olmadığı, davayı takip etmeyeceklerine dair beyanı üzerine mahkemece ikinci kez takipsiz bırakıldığı gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

Dosyaya sunulan belgelerden 07.03.2014 tarihinde saat 09.30’a beş, saat 09.40, 09.50 ve duruşmanın yapıldığı saate kadar ise yedi adet daha dosyanın duruşmalarının konulduğu, duruşma saati geçen dosyaların saat 11.30’da alınacağının mahkeme divanhanesi sayılan yerde ilan edildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere mahkemelerce birden fazla dosyanın duruşmasının aynı saate bırakılarak tarafların aynı anda hazır olmasını bekleyerek, adeta tetikte tutmak adil yargılanma hakkına aykırı olduğu gibi davayı takip edenlerin tereddüde düşürülmesi sonucu belirsizliğe itilmesi kabul edilemez. Bu durum mahkeme divanhanesinde yazılı uygulama açıklaması ile de çelişecek, yanılan taraf yönünden hak kaybına yol açacaktır. 

Nitekim Özel Daire kararında da aynı hususa işaret edilmiştir. 

Ne var ki; Özel Dairece davalı H. Türkiye A.Ş. vekilinin mazeret dilekçesinin davayı takip iradesi taşıdığı yönünde yorumlanması; davanın devam etmesi aleyhine olan davalının, davacının duruşmaya katılıp katılmayacağını bilmeksizin sadece kendi mazereti nedeniyle yeni duruşma günü ve yapılan işlemlerden haberdar olmak amacıyla verdiği dilekçeye, kanun koyucunun aradığı davayı takip edecekleri yönünde açık irade beyanı vasfı vermek olur ki bu durumun kanunun amacına uygun düşmeyeceği tartışmasızdır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen ilke ve esaslar çerçevesinde bozulması gerektiği yönünde ileri sürülen görüş, açıklanan nedenle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Sonuç itibariyle direnme kararının açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440/III-3. maddesine göre karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 19.12.2019 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.

KAZA SEBEBİ İLE ARAÇ PERT OLMUŞ İSE DEĞER KAYBI TALEP EDİLEMEZ

YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ

2013/18994 E.

2014/458 K.

MAHKEMESİ : Adana 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 15/05/2013
NUMARASI : 2005/281-2013/338

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı asıl davanın kısmen kabulüne, İçişleri Bakanlığı tarafından açılan ve birleştirilen davaların kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı İçişleri Bakanlığı vekili vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-

Davacı İçişleri Bakanlığı vekili, Adana Emniyet Müdürlüğüne ait motosikletin davalı polis memuru A. M.’in sevk ve idaresinde iken 10.06.2005 tarihinde diğer davalı F.. Ö..’ün sürücüsü olduğu araç ile çarpıştığını, tespit raporuna göre hasar, değer kaybı ve ikame araç bedeli zararı bulunduğunu ileri sürerek, şimdilik toplam 15.571,71 TL’nin davalılardan kusurları nispetinde tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile 16.649,84 TL hasar, 4.000 TL değer kaybı, 750 TL kazanç kaybı olmak üzere toplam 21.339,84 TL’nin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini istemiştir.Birleştirilen 2011/559 E.sayılı davada, davacı İçişleri Bakanlığı vekili, Adana Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memuru A. M. tarafından 10.06.2005 tarihli trafik kazasında yaralanması nedeniyle hazine aleyhine açılan davada Adana 2. İdare Mahkemesinin 20.000 TL manevi tazminata hükmettiğini, başlatılan icra takibinde polis memuruna toplam 24.945 TL ödeme yapıldığını ileri sürerek, 24.945 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte kazaya sebebiyet veren karşı araç sürücüsü davalı F.. Ö..’ten rücuen tahsilini talep ve dava etmiş, birleştirilen Adana 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/1059 E. sayılı davasında da davacı İçişleri Bakanlığı vekili, Adana 2. İdare Mahkemesinde görülen davaya binaen başlatılan icra takibinde ödenen 2.882,72 TL vekalet ücretinin 21.09.2011 ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı Fevzi’den tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı A. M. vekili, davanın reddini istemiştir.
Davalı F.. Ö.., kazada kusuru bulunmadığını beyan etmiştir.
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, kazanın meydana gelmesinde davalı F.. Ö..’ün %100 oranında kusurlu olduğu, davacıya ait motosiklette 10.981,08 TL hasar, 2.500 TL değer kaybı, 750 TL kazanç kaybı bulunduğu, yaralanan polis memuru tarafından davacı aleyhine açılan davada Adana 2. İdare Mahkemesi tarafından verilen hükme göre yapılan ödemelerin de davalı Fevzi’den tahsili gerektiği gerekçesiyle 2005/281 E. sayılı asıl davada davalı A M. yönünden açılan davanın reddine, 10.981,08 TL hasar, 2.500 TL değer kaybı, 750 TL kazanç kaybı olmak üzere toplam 14.231,08 TL maddi tazminatın davalı Fevzi’den tahsiline, birleştirilen 2011/559 E. sayılı davada 24.945 TL’nin 22.05.2011 ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, birleştirilen Adana 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/1059 E. sayılı davasında 2.882,72 TL’nin 21.09.2011 ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacı İçişleri Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1) Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin birleştirilen davalar yönünden tüm, asıl dava yönünden aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2) Asıl dava, trafik kazasından kaynaklanan hasar, değer kaybı ve kazanç kaybı tazminatı istemine ilişkindir.
Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda aracın 2. el piyasa rayiç bedelinin 19.000 TL olup, onarım faturasına göre hasar bedelinin 16.649,84 TL olduğu, aracın pertinin daha uygun olmasına rağmen onarım yaptırılması nedeniyle belirlenen en düşük onarım bedeli dikkate alınarak 10.981,08 TL hasar bedeli (KDV dahil), 2.500 TL değer kaybı ve 750 TL kazanç kaybı bulunduğu görüşü kabul edilerek, toplam 14.231,08 TL maddi tazminatın davalı Fevzi’den tahsiline karar verilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece bilirkişiden ek rapor alınarak aracın pertinin uygun olduğunun anlaşılmasına göre, olay tarihindeki aracın 2. el piyasa rayiç bedeli ile kazadan sonraki sovtaj (hurda) değerinin belirlenmesi ve piyasa rayiç değerinden sovtaj değerinin mahsubu ile gerçek zarar tespit edilerek, aracın pert olması nedeniyle araçtaki değer kaybını talep edemeyeceği de gözetilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken, asıl davaya ilişkin yazılı şekilde verilen kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin birleştirilen davalar yönünden tüm, asıl dava yönünden sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin asıl dava yönünden temyiz itirazlarının kabulü ile asıl davaya ilişkin hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 492 Sayılı Harçlar Yasası’nın 13/J maddesi uyarınca davacı İçişleri Bakanlığı’ndan harç alınmamasına 16.01.2014gününde oybirliğiyle karar verildi.

İmzaya itiraz-Tazminat

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ

Esas : 2019/9742
Karar : 2019/13035
Tarih : 19.09.2019

ÖZET
Alacaklı tarafından kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yapılan icra takibi nedeniyle örnek 10 nolu ödeme emri tebliğinden sonra borçlunun imzaya itirazı üzerine mahkemece bilirkişi raporu alındığı, raporda imzanın borçlunun eli ürünü olduğunun tespit edildiği, son celsede borçlular vekilince itirazdan feragat edildiği, alacaklının takip durdurulmuş olduğundan bahisle tazminat talebini yinelediği görülmüştür.
O halde, mahkemece, her ne kadar borçlular davadan feragat etmişler ise de, alacaklı tazminat talebinde bulunduğundan ve takip durdurulduğundan İİK’nun 170. maddesi gereğince alacaklının tazminat talebinin kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından borçlular aleyhine bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takipte, muteriz borçluların icra mahkemesine başvurusunda imzaya ve borca itiraz etmesinden sonra, mahkemece davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmekle birlikte, esas hakkında karar verilmediği gerekçesiyle alacaklı lehine tazminata hükmedilmediği, kararın alacaklıca tazminat yönünden temyiz edildiği görülmüştür.
Süresinde takibe itiraz edilmesinden sonra, gerek borçluların itirazlarından vazgeçmeleri ve gerekse alacaklının itirazı kabul etmesi yahut takip şekline göre icra dairesine başvurup takipten feragat etmesi, tazminat isteminin incelenmesini engellenemez. Aksinin kabulü halinde itiraz üzerine haklı olmadığını anlayan tarafın, talebinden vazgeçmek suretiyle aleyhine tazminata hükmedilmesini engellemesi gibi kabulü mümkün olmayan bir durum çıkar (HGK.nun 16.10.1996 tarih, 1996/1601-711, HGK.nun 21.03.2001, 2001/266 sayılı kararları).
İİK’nun 170/3. maddesi uyarınca, imza itirazı reddedilen borçlunun tazminatla sorumlu tutulabilmesi ve aleyhine para cezasına hükmedilebilmesi için, icra mahkemesince yapılacak imza incelemesi sonucu imzanın borçluya ait olduğunun anlaşılması ve takibin ikinci fıkraya göre geçici olarak durdurulmuş olması gerekir.
Somut olayda, alacaklı tarafından kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yapılan icra takibi nedeniyle örnek 10 nolu ödeme emri tebliğinden sonra borçlunun imzaya itirazı üzerine mahkemece bilirkişi raporu alındığı, raporda imzanın borçlunun eli ürünü olduğunun tespit edildiği, son celsede borçlular vekilince itirazdan feragat edildiği, alacaklının takip durdurulmuş olduğundan bahisle tazminat talebini yinelediği görülmüştür.
O halde, mahkemece, her ne kadar borçlular davadan feragat etmişler ise de, alacaklı tazminat talebinde bulunduğundan ve takip durdurulduğundan İİK’nun 170. maddesi gereğince alacaklının tazminat talebinin kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.09.2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

https://www.kararmatik.com/blog-detay-Kambiyo—Imzaya-Itiraz—Feragat—Tazminat.html#gsc.tab=0