Başkasının Nüfus Cüzdanı Üzerine Kendi Fotoğrafını Yapıştırdığı/Eylemin Resmi Belgeyi Bozmak Değil Resmi Belgede Sahtecilik Olduğu

YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ

E. 2012/1546
K. 2013/9334
T. 4.6.2013

• RESMİ BELGEYİ BOZMAK YOK ETMEK YA DA GİZLEMEK ( Sanığın Başkasının Nüfus Cüzdanı Üzerine Kendi Fotoğrafını Yapıştırdığı – Eylemin Resmi Belgeyi Bozmak Değil Resmi Belgede Sahtecilik Olduğu/Aldatma Kabiliyeti Olmadığından Suçun Oluşmadığı )

• RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK ( Sanığın Başkasının Nüfus Cüzdanı Üzerine Kendi Fotoğrafını Yapıştırdığı/Eylemin Resmi Belgeyi Bozmak Değil Resmi Belgede Sahtecilik Olduğu – Aldatma Kabiliyeti Olmadığından Sahteciliğin Oluşmadığı/Beraat Kararı Verileceği )

• ALDATMA KABİLİYETİ ( Sanığın Başkasının Nüfus Cüzdanı Üzerine Kendi Fotoğrafını Yapıştırdığı/Eylemin Resmi Belgeyi Bozmak Değil Resmi Belgede Sahtecilik Olduğu – Aldatma Kabiliyeti Olmadığından Sahteciliğin Oluşmadığı/Beraat Kararı Verileceği )

• BAŞKASININ NÜFUS CÜZDANI ÜZERİNE KENDİ RESMİNİ YAPIŞTIRMAK ( Eylemin Resmi Belgeyi Bozmak Değil Resmi Belgede Sahtecilik Olduğu – Aldatma Kabiliyeti Olmadığından Sahteciliğin Oluşmadığı/Beraat Kararı Verilmesi Gerektiği )
5237/m.204, 205
ÖZET : “Resmi belgeyi bozmak, yok etmek ya da gizlemek” suçunun oluşabilmesi için belgenin içeriğindeki bilgilerin anlaşılmaz, kullanılamaz hale getirilmekle birlikte belgenin maddi varlığına dokunulmaksızın ondan faydalanma olanaklarının ortadan kaldırılması ya da belgenin tamamen yok edilmesi gerekeceği, somut olayda sanığın suça konu nüfus cüzdanındaki kimlik bilgileri üzerinde herhangi bir kazıntı ya da silinti yapmadan kimlikteki orjinal fotoğraf üzerine kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle tahrifat yaptığı belgeyi kullanmaktan ibaret eyleminde resmi belgede sahtecilik suçunun oluşacağı ancak aldatma kabiliyetinin oluşmadığı yönündeki gözlem karşısında unsurları oluşmayan resmi belgede sahtecilik suçu yönünden sanığın beraatine karar verilmesi gerekir.
DAVA : Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
KARAR : Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
5237 Sayılı T.C.K.nun 205. maddesindeki “resmi belgeyi bozmak, yok etmek ya da gizlemek” suçunun oluşabilmesi için belgenin içeriğindeki bilgilerin anlaşılmaz, kullanılamaz hale getirilmekle birlikte belgenin maddi varlığına dokunulmaksızın ondan faydalanma olanaklarının ortadan kaldırılması ya da belgenin tamamen yok edilmesi gerekeceği, somut olayda sanığın suça konu nüfus cüzdanındaki kimlik bilgileri üzerinde herhangi bir kazıntı ya da silinti yapmadan H.Y.adına düzenlenmiş kimlikteki orjinal fotoğraf üzerine kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle tahrifat yaptığı belgeyi kullanmaktan ibaret eyleminde 5237 Sayılı T.C.K.nun 205. maddesinde düzenlenen suçun değil unsurlarının oluşması halinde aynı Kanunun 204/1. maddesindeki suçun oluşacağı, ancak aldatma kabiliyetinin oluşmadığı yönündeki gözlem karşısında unsurları oluşmayan resmi belgede sahtecilik suçu yönünden sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
SONUÇ : Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 04.06.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY : Hırsızlık olayından sonra yakalanan şüphelinin üzerinden. H.Y.adına ancak üzerinde şüphelinin fotoğrafı bulunan nüfus cüzdanı ele geçtiği, söz konusu nüfus cüzdanındaki fotoğrafı çıkartıp kendi fotoğrafını yapıştırdığı, her ne kadar yapıştırılan fotoğraf üzerinde soğuk mühür bulunmasa da tahrifatı gizlemek amacıyla 2. bir lamineyle kaplanmış kimliğin, alınan kriminal raporuyla sabit olduğu üzere, aldatma yeteneği bulunduğu bu suretle müsnet suçun işlendiği anlaşılmakla: şüphelinin eylemine uyan resmi belgede sahtecilik suçundan ( T.C.K.204/1 ) cezalandırılması talebiyle açılan davada:
Mahkemece, sanığın orijinal fotoğraf üzerine ebat olarak daha büyük kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle belgede tahrifat yapıp lamineyle kaplayarak kullandığı, hırsızlık şüphesiyle yakalandığında zabıtaya bu kimliği ibraz ettiği, zabıtanın fotoğraf üzerinde soğuk damga izi olmaması üzerine kimlikte sahteciliği tespit ettiği, her ne kadar sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan ( T.C.K.m. 204/1 ) kamu davası açılmışsa da sanığın kimliğe yapıştırdığı kendi fotoğrafı üzerinde soğuk damga izi bulunmadığı, bu hususun sanık yakalanıp kimliği ibraz ettiği zabıta tarafından dahi yakalama sırasında kolayca anlaşıldığı, belgenin duruşmadaki tetkiki ve tüm dosya içeriği dikkate alındığında ekspertiz ve bilirkişi raporlarında belgede iğfal kabiliyeti bulunduğu belirtilmişse de fotoğraf üzerinde soğuk damga bulunmaması ve bu hususun kolayca tespiti karşısında nüfus cüzdanında sahteciliğin, tahrifatın iğfal kabiliyetini haiz olmadığının kabulü gerektiği, resmi belgede sahtecilik suçunun unsurlarının oluşmadığı ancak sanığın gerçek bir nüfus hüviyet cüzdanını üzerinde tahrifat yaparak bozmak niteliğindeki eyleminin T.C.K.nun 205/1. maddesine uyan suçu oluşturduğu belirtilerek mahkumiyetine karar verilmiştir.
Daire çoğunluğu ise, atılı suçun unsurlarının oluşmaması sebebiyle sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği düşüncesindedir. Sayın daire çoğunluğunun kararına aşağıdaki sebeplerle katılmak mümkün değildir:
204. madde gibi 205. maddedeki suç da bir çeşit sahtecilik suçudur. Her iki suçta korunan hukuki yarar, ispat araçlarının dokunulmazlığına olan kamu güvenidir. Suçun oluşması için, genel kast yeterli olup, fail, eyleminin haksız, hukuka aykırı olduğunu biliyorsa, suç kastı var demektir. Suç, seçimlik hareketli suç olarak düzenlendiğinden, maddede sayılan hareketlerden birinin gerçekleştirilmesi yeterli olup, ayrıca bir zarar veya tehlikenin doğması gerekmez ( Yaşar/Gökcan/Artuç, Cilt V, s. 5842 ).
205. maddenin gerekçesinde belirtildiği gibi “suçun konusu, hukuken geçerli, yani gerçek bir resmi belgedir. Söz konusu suçu oluşturan seçimlik hareketler, resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemektir.” 205. maddedeki “bozma” ile 204. maddedeki “değiştirme” fiilleri, birbirine yakın, hatta aynı olabilir. Aradaki fark, “aldatıcılık” vasfıdır. Nitekim bu hususa, hem 204, hem de 205. maddenin gerekçesinde yer verilmiştir. 205. maddenin gerekçesine göre “sahtecilik suçu. düzenlenen belgenin veya belgede yapılan değişikliğin başkasını aldatıcı nitelikte olmasını gerektirir. Bu maddede tanımlanan suçun islenmesi, başkasını aldatma özelliği taşımayabilir.” 204. madde gerekçesine göre de “mevcut olan resmi belge üzerinde sahtecilikten söz edebilmek için. yapılan değişikliğin aldatıcı nitelikte olması gerekir. Aksi takdirde, resmi belgeyi bozmak suçu oluşur” Öğretide de bu farka dikkat çekilmiştir.
– Özel kast da denilen “belli bir amaç veya saik” ile hareket edilmesinin arandığı suç tiplerinde veya suçun nitelikli hallerinde, bu husus Kanunda açıkça ve ayrıca gösterilir. Yargıtay C. G. K.`nun bir çok kararında belirtildiği gibi “Doğrudan kast. failin hareketinin yasal tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesini gerektirir. Ancak, failin hareketiyle hedeflediği doğrudan sonuçların yanısıra, hareketinin zorunlu sonuçları ya da kaçınılmaz yan sonuçları da, açık bir isteme olmasa dahi doğrudan kast kapsamında değerlendirilmelidir.” ( C. G. K.., 23.11.2010, 171/232 ). T.C.K.nun 204. maddesinde olduğu gibi 205. maddede de kişilerin amacı değil, fiili cezalandırılmaktadır ( Gökçen, Ahmet. Belgede Sahtecilik Suçları. 3. Baskı. Mayıs 2013, s. 369 ).
– Maddenin 765 Sayılı T.C.K.ndaki karşılığı olan 348. maddede, suçun oluşması için belgenin ortadan kaldırılması veya bozulması yeterli görülmeyip. ayrıca bu eylemler sonucunda umumi veya hususi bir zararın doğması da aranmışken. 205. maddede suç için herhangi bir zararın meydana gelmesi aranmamıştır. Suçun işlenmesiyle genellikle bir zararın oluşması veya hak sahibinin o belgeden yararlanma imkanının kalmaması mümkün olsa da bu hususlar zorunlu unsurlar değildir. Kaldı ki Yargıtay Ceza Genel Kurulu, zararın suçun unsuru olduğu dönemde bile “Devlet, bir olgunun kanıtlanma yeteneğini tanıdığı belgelerin öz ve biçimleriyle gerçekliklerine ve doğruluklarına beslenen ortak toplum inancını kamu güveni içinde korumak ve o yüzden de soyut varlık ya da yararın veya değerin somutlaştırdığı belgeleri erişilmez ve dokunulmaz kılmak istemiştir. Zarar doğma olasılığı yeterlidir. Kanıt değeri olan belgenin yok edilmesiyle zarar kendiliğinden doğmuştur” şeklindeki kararıyla, suçla korunan yarara dikkat çekmiş ve somut zararın oluşmasını aramamıştır ( Y. C. G. K., 7.3.1988. 596/73 ).
– Ne 204, ne de 205. maddede suçun unsuru olarak özel bir kast, saik, amaç öngörülmemiştir. Bu nedenle, “Failin kastı sahte resmi belge oluşturmaktır. Bu suç aldatıcılık unsurunun yokluğu sebebiyle gerçekleşmemiştir. Olayda resmi belgeyi bozmak gibi bir kasıt, niyet yoktur denilemez. Aksinin kabulü, madde gerekçesine hiç değer vermemek, gerçek bir resmi belgeyi değiştirmek suçu için genel kast yeterli görülmesine rağmen, aynı resmi belgeyi bozmak suçu için özel kast. amaç veya saik aramak demektir. Aynı şekilde “suçun, hak sahibinin o belgeden yararlanmasını engellemek amacıyla işlenmesi ve belgenin bozulmasıyla bu hususun gerçekleşmesi” demek, bir “tehlike suçu”nu “ancak özel amaçla işlenebilen zarar suçu”na dönüştürmek demektir.
Bir resmi belge olan nüfus cüzdanındaki fotoğraf, o belgeyi tamamlayıcı bir unsurdur. Kimlik kontrolü esnasında ilk etapta ve yüzeysel olarak bakılan husus, kimlikteki fotoğrafın sahibine benzeyip benzemediğidir. Bu nedenledir ki zabıtaca aranan kimseler, genellikle başkasına ait nüfus cüzdanı, ehliyet gibi belgelerde fotoğraf değişikliği yaparak kullanmaktadır. Resmi belgede, sahibini gösteren fotoğraf yerinden sökülmekle ( yerine başka bir fotoğraf yapıştırılsa da, yapıştırılmasa da ) bozulmuş olur. Keza. mevcut fotoğraf çıkarılmadan, üzerine kalıcı şekilde başka fotoğrafın yapıştırılmasıyla da bozulmuş olur. Bu halde yukarıdaki Yargıtay C. G. K. Kararında belirtildiği gibi “bir olgunun kanıtlanma yeteneğini içeren belgelerin öz ve biçimleriyle gerçeklikleri ve doğruluklarına beslenen ortak toplum inancı” yıkılmış olmuyor mu? “Kamu güveni içinde korumak ve o yüzden de soyut varlık ya da yararın veya değerin somutlaştırdığı belgelerin erişilmez ve dokunulmazlığı” zarar görmüyor mu? Kaldı ki genel veya özel zararın suçun unsuru olduğu eski dönemde bile C. G. K., “Zarar doğma olasılığı yeterlidir. Kanıt değeri olan belgenin yok edilmesi ( bozulmasıyla ) zarar kendiliğinden doğmuştur” sonucuna vararak somut zararın oluşmasını aramamıştır.
– Daire çoğunluğunun kararı, kendi içinde çelişkilidir. Çünkü “resmi belgeyi bozmak suçunun oluşabilmesi için belgenin içeriğindeki bilgilerin anlaşılmaz, kullanılamaz hale getirilmesi… ondan faydalanma olanaklarının ortadan kaldırılması gerekeceği” belirtilmiştir ki bizde bu düşünceye katılıyoruz. Somut olayda da bu husus gerçekleşmiştir. Ancak kararın devamındaki “sanığın suça konu nüfus cüzdanındaki kimlik bilgileri üzerinde herhangi bir kazıntı ya da silinti yapmadan
…kimlikteki orjinal fotoğraf üzerine kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle tahrifat yaptığı” ifadesi, hem kendi içinde hem de bir önceki ifadeyle çelişmektedir. Çünkü başta “belgenin içeriğindeki bilgilerin anlaşılmaz, kullanılamaz hale getirilmesi… ondan faydalanma olanaklarının ortadan kaldırılması” suçun oluşması için gerekli görülmesine rağmen, devamında resmi belge olan nüfus cüzdanındaki bilgiler ( unsurlar ) sanki sadece harf ve rakamlardan ibaretmiş gibi “kimlik bilgileri üzerinde herhangi bir kazıntı ya da silinti yapılmadığı, orjinal fotoğraf üzerine kendi fotoğrafını yapıştırarak kullandığı” belirtilmiştir.
Sonuç olarak, somut olayda sanık tarafından başkasına ait olan resmi belge ( nüfus cüzdanı ) üzerindeki fotoğrafın üzerine kendi fotoğrafı yapıştırılıp lamineyle kaplanarak suça konu belge artık hak sahibi tarafından kullanılmaz hale getirilmiştir. Bu şekilde bozulan veya değiştirilen belge artık suçun konusu olup, mahkemece de isabetli bir şekilde hükümle birlikte delil olarak dosyada saklanmasına karar verilmiştir.
Bu gerekçelerle, resmi belgeyi bozmak suçundan T.C.K.nun 205/1. maddesi uyarınca verilen mahkumiyet kararının isabetli olduğu düşüncesiyle, sayın çoğunluğun sanığın beraati gerektiğine dair kararına katılamıyoruz.

SAKLI PAYLARI GEÇERSİZ KILMAK AMACIYLA YAPILAN KAZANDIRMALARIN TENKİSE TABİ OLDUĞU

Özet: Mirasbırakan adına kayıtlı 6 parça taşınmazın değeri tespit edilmemiş, belirtilen ilkelere uygun bir tenkis hesabı da yapılmamıştır. Hâl böyle olunca, öncelikle mirasbırakana ait taşınmazların değerlerinin keşfen belirlenmesi, bundan sonra aktif ve pasif terekenin miktarı ile davalıya yapılan kazandırmaların açıkça belirlenerek usulüne uygun tenkis hesabı yapılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

T.C.
Yargıtay
1. Hukuk Dairesi
E: 2015/18344 K: 2018/14774 K.T.: 21.11.2018
Taraflar arasında görülen tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’nin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, tenkis isteğine ilişkindir.
Davacı, mirasbırakanı babası ….’nin uzun yıllar yurt dışında çalıştığını ve öldüğünde terekesinden hiç para çıkmadığını, banka hesaplarında bulunan birikimlerini yıllarca birlikte yaşadığı davalı oğluna aktardığının kuvvetle muhtemel olduğunu, davalının oturduğu evin de mirasbırakan tarafından davalı adına alındığını, saklı payının ihlal edildiğini ileri sürerek davalı lehine yapılan kazandırmaların tenkisi ile şimdilik 5.000,00 TL’nin tahsilini istemiştir.
Davalı, 10 yaşında iken …’ya gidip eğitimini orada tamamladığını ve çalıştığını, Türkiye’ye döndükten sonra birlikte yaşadıkları mirasbırakan babası ve annesinin her türlü bakımını yaptığını, mirasbırakan ile birlikte eşinden 1998 yılında boşanan ev hanımı davacıya ve çocuklarına her zaman maddi manevi destekte bulunduklarını, mirasbırakanın davacı kızına da ev aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddianın sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, 1934 doğumlu mirasbırakan …’nin 01.06.2012 tarihinde öldüğü, geriye mirasçıları olarak tarafların kaldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, tenkis (indirim) davası, mirasbırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmalarının (tebberru) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul, miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilebilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik) dışı terekenin tümünün bilinmesiyle mümkündür. Tereke, miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Mirasbırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de terekenin pasifidir. Belirtilen borçların aktiften indirilmesiyle net tereke oluşur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılıp parasal olarak miktarının tesbiti gerekir. Miras bırakanın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun(TMK) 564. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve subjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak saptanmalıdır. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.
Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya TMK’nın 565. maddesinin 1., 2. ve 3. bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde, özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken TMK’nın 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek, davalı mahfuz hisseli mirascılardan ise aynı Kanun’un 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa, davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede düzenlenen alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.
Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde, tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (sabit tenkis oranı) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (TMK 564. md.) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse, bu kısımlar bağımsız bölüm halinde taraflar adına tescil edilmelidir. Eğer gizli bağış yoluyla taşınmaz alınmış ise, taşınmaz değil ödenen değer tenkise tabidir. Bu durumda, ödenen paranın mirasın açıldığı gündeki değerine, o günden karar gününe kadar geçen süre içindeki toptan eşya fiyat endeksleri ile bu süre içinde oluşan nitelik ve imar değişikliği gibi fiyata etkili özel unsurlar hakkaniyet kuralları çerçevesinde uygulanarak değeri hakim tarafından belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak naktin ödetilmesine karar verilmelidir.
Öte yandan, TMK’nın 565/4. maddesinde düzenlendiği üzere mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar tenkise tabidir.
Somut olayda, davalının dava dışı … ile aralarında yaptıkları 01.10.1999 tarihli trampa sözleşmesi ile edindiği 287 parsel sayılı taşınmazdaki A blok 2 nolu bağımsız bölümün bedelinin mirasbırakan tarafından ödendiği iddiasının davacı tarafından usulünce kanıtlanamadığı gözetilerek tenkis hesabında dikkate alınmamasında bir isabetsizlik bulunmadığından, davacının yerinde görülmeyen temyiz itirazının reddine.
Davalının temyiz itirazına gelince; mahkemece hükme yeterli bir inceleme ve araştırma yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Şöyle ki, mirasbırakan adına kayıtlı 6 parça taşınmazın değeri tespit edilmemiş, yukarıda belirtilen ilkelere uygun bir tenkis hesabı da yapılmamıştır.
Hâl böyle olunca, öncelikle mirasbırakana ait taşınmazların değerlerinin keşfen belirlenmesi, bundan sonra aktif ve pasif terekenin miktarı ile davalıya yapılan kazandırmaların açıkça belirlenerek usulüne uygun tenkis hesabı yapılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.11.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Cezaevindeki sanığa kararın okunarak anlatılması gerektiği ancak gerekçeli karar okunarak anlatılmadığından, yapılan tebligatın usulsüz

Özet:yokluğunda verilen kararın sanığa bulunduğu cezaevinde bizzat tebliğ edildiği ve temyiz edilmediği için kesinleştiği; cezaevindeki sanığa kararın okunarak anlatılması gerektiği ancak gerekçeli karar okunarak anlatılmadığından, yapılan tebligatın usulsüz olup, kararın henüz kesinleşmediği

CMK 35/3 İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar, kendisine okunup anlatılır.

8. Ceza Dairesi

2016/8863 E.
2017/1150 K.

“İçtihat Metni”

Parada sahtecilik suçundan sanık …’un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 197/1 ve 52/2. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis ve 1.200,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, adli para cezasının aylık 300,00 Türk lirası olmak üzere 4 taksitte tahsiline dair TEKİRDAĞ 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.03.2014 tarihli ve 2013/177 esas, 2014/59 sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;

Dosya kapsamına göre,

1- Diğer sanık ….ve sanık …’un savunmasının aksine parada sahtecilik suçunu işlediğine dair cezalandırılmasına yeterli, her türlü kuşkudan uzak, hukuka uygun, kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı gözetilmeden, beraat kararı yerine mahkumiyet kararı verilmesinde,

2- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/10-108 esas, 2007/152 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, kanun koyucunun ayrıca adlî para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adlî para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamakta ise de, alt sınırdan uzaklaşmanın gerekçelerinin gösterilmesi, dayanılan gerekçelerin de yasal olması ve dosya içeriğiyle örtüşmesi gerektiği halde; sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 197/1. maddesi uyarınca hüküm kurulurken, hapis cezasının alt sınırı olan 2 yıl hapis cezasına hükmedildiği halde adlî para cezasının belirlenmesi sırasında alt sınır olan 5 gün yerine 60 gün adlî para cezasına hükmolunması suretiyle fazla ceza tayininde,

3- İnfazda yetkiyi kısıtlayacak şekilde aylık taksit miktarının belirlenmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 16.06.2016 gün ve 9399 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.06.2016 gün ve KYB… sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Dosyanın incelenmesinde, yokluğunda verilen kararın 11.03.2014 tarihinde sanığa bulunduğu cezaevinde bizzat tebliğ edildiği ve temyiz edilmediği için kesinleştiği kabul edilerek kanun yararına bozulmasının istenildiği, anlaşılmakta ise de, 5271 sayılı CMK.nun 35/3. maddesine göre cezaevindeki sanığa kararın okunarak anlatılması gerektiği ancak gerekçeli karar okunarak anlatılmadığından, yapılan tebligatın usulsüz olup, kararın henüz kesinleşmediği cihetle kanun yararına bozmaya konu edilemeyeceği anlaşıldığından,

Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen ihbarname içeriği açıklanan nedenle yerinde görülmediğinden kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın Adalet Bakanlığı’na gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na tevdiine, 09.02.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

SAHTE FATURA DÜZENLEME SUÇUNUN UNSURLARI

Özet: Gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek bir biçimde belirlenebilmesi bakımından; fatura asılları ya da onaylı suretlerinin temin edilip dosya arasına konulmasından sonra, yasada öngörülen zorunlu bilgileri içerip içermediği incelenip, faturalardaki imzaların hangi sanığa ait olduğu bilirkişi aracılığıyla saptanması; sahte olduğu iddia olunan faturaları kullanan kişi veya şirketler hakkında karşıt inceleme yapılıp yapılmadığı araştırılıp, yapılmış ise haklarında düzenlenen vergi inceleme ve sair raporların onaylı suretleri getirtilerek incelenmesi; kamu davası açılıp açılmadığının sorulması, açıldığının tespiti halinde dava dosyasına intikali sağlanarak ayrıntılı özetinin tutanağa geçirilmesi ve bu davayı ilgilendiren bilgi ve belgelerin onaylı örneklerinin alınarak dosyaya konulması; gerektiğinde faturaları kullanan şirket yetkilileri veya kişiler dinlenerek sözü edilen faturaları hangi hukuki ilişkiye dayanarak kimden aldıkları ve sanıkları tanıyıp tanımadıklarının sorulması; ceza yargılamasında subjektif sorumluluk ilkesinin geçerli olduğu yani eylemi fiilen gerçekleştirenin sorumlu tutulacağı da gözetilerek, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

T.C.
Yargıtay
11. Ceza Dairesi
E: 2016/3208 K: 2018/754 K.T.: 01.02.2018
1) Sanık …’un, suça konu şirketi teyzesinin oğlu olan diğer sanık … adına kendisinin kurduğunu, şirketi kendisinin işlettiğini, diğer sanığın bir ilgisinin bulunmadığını savunması; diğer sanığın da bu hususu doğrulaması; sahte fatura düzenlemek suçunun oluşabilmesi için sahte faturaların 213 sayılı VUK’nun 230. maddesinde sayılan zorunlu unsurları taşıması gerektiği aksi takdirde ilgili Kanunun 227/3. maddesine göre hiç düzenlenmemiş sayılacağı cihetle sanıkların düzenlediği iddia olunan faturaların asılları veya onaylı örneklerinin dosya içerisinde bulunmaması karşısında; 2006 takvim yılında düzenlendiği iddia olunan sahte faturaların dava zamanaşımı yönünden önemli olduğu da nazara alınarak, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek bir biçimde belirlenebilmesi bakımından; fatura asılları ya da onaylı suretlerinin temin edilip dosya arasına konulmasından sonra, yasada öngörülen zorunlu bilgileri içerip içermediği incelenip, faturalardaki imzaların hangi sanığa ait olduğu bilirkişi aracılığıyla saptanması; sahte olduğu iddia olunan faturaları kullanan kişi veya şirketler hakkında karşıt inceleme yapılıp yapılmadığı araştırılıp, yapılmış ise haklarında düzenlenen vergi inceleme ve sair raporların onaylı suretleri getirtilerek incelenmesi; kamu davası açılıp açılmadığının sorulması, açıldığının tespiti halinde dava dosyasına intikali sağlanarak ayrıntılı özetinin tutanağa geçirilmesi ve bu davayı ilgilendiren bilgi ve belgelerin onaylı örneklerinin alınarak dosyaya konulması; gerektiğinde faturaları kullanan şirket yetkilileri veya kişiler dinlenerek sözü edilen faturaları hangi hukuki ilişkiye dayanarak kimden aldıkları ve sanıkları tanıyıp tanımadıklarının sorulması; ceza yargılamasında subjektif sorumluluk ilkesinin geçerli olduğu yani eylemi fiilen gerçekleştirenin sorumlu tutulacağı da gözetilerek, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,
2) Kabule göre de;
a) Suç tarihine göre, lehe yasa değerlendirmesi yapılmaması ve suç tarihinde yürürlükte bulunan 213 sayılı Yasanın 359/b-1 maddesinde öngörülen 18 aydan 3 yıla kadar hapis cezasından teşdiden üst sınırdan mı, yoksa 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 276. maddesi ile değişik 213 sayılı Yasanın 359/b-1 maddesinde öngörülen 3 yıldan 5 yıla kadar olan hapis cezasından dolayı alt sınırdan mı ceza verildiğinin anlaşılamaması nedeniyle denetimden yoksun hüküm kurulması,
b) Sanık … hakkında sahte fatura düzenlemek suçundan hüküm kurulurken suç adının eşyayı özel beceri ile almak sureti ile hırsızlık olarak yanlış gösterilmesi,
c) 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan haklardan sanıkların sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar uygulanması gerektiğinin gözetilmemesinin Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekili ve sanık …’ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 01.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.