Makul süre işçinin işe daveti içeren bildirim anında işyerinin bulunduğu yerde ikamet etmesi durumunda en fazla iki günlük süre olarak değerlendirilebilir. İşçinin işe iadeyi içeren tebligatı işyerinden farklı bir yerde alması halinde ise işçinin en fazla dört gün içinde işe başlaması beklenmelidir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No:2012/10994
Karar No:2014/16072

DAVA: Davacı ve karşı davalı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, boşta geçen süreye ilişkin ücret alacağı, sosyal haklar, iş güvencesi tazminatı alacaklarının, davalı karşı davacı ise, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde davacı ve karşı davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M. Taha Ballı tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:


A) Davacı Karşı Davalı İstem ve Cevabının Özeti: Davacı karşı davalı vekili dava dilekçesinde, davacının 01.01.2005 tarihinden iş akdinin feshedildiği 06.04.2006 tarihine kadar işyerinde çalıştığını, baskı operatörü olarak çalışan davacının fesih tarihindeki gerçek aylık ücretinin 720 TL olmasına karşılık sigorta kayıtlarında ve işyeri kayıtlarında asgari ücret olarak gösterildiğini, ayrıca yılda bir maaş ikramiye ile yemek ve diğer sosyal haklarının verildiğini, açılan işe iade davası sonunda feshin geçersizliğine dair verilen kararın temyiz edilmekle onanarak kesinleştiğini onama kararının 18.08.2008 tarihinde tebellüğü edildiğini 10 günlük süre içerisinde 20.08.2008 tarihli ihtarname ile işe başlatılmak için başvuruda bulunulduğunu, 23.08.2008 tarihinde ise muhataba tebliği edildiğini, davalı tarafça 10.09.2008 tarihli ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren bir ay içerisinde işe başlaması gerektiğinin bildirildiğini, bu ihtarnamenin 12.09.2008 tarihinden tebellüğ edildiğini, davacının 25.09.2008 tarihinde iş başı yapmak üzere işyerine gittiğini, ancak davacının fesihten önce çalıştığı baskı bölümü yerine başka bir bölümde ve asgari ücret ile çalıştırılmak istendiğini, ayrıca kendisinin servisten yararlandırılmayacağı söylenerek eski işinde iş başı yaptırılmadığını, davacının iş güvencesi ücreti ve tazminatları ile kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmediğini iddia ederek fazlaya ait talep ve dava hakları saklı tutularak 500 TL 4 aylık ücret ve diğer sosyal hakların, 1000 TL iş güvencesi tazminatı, 700 TL kıdem tazminatı ve 250 TL ihbar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
      Davalı Karşı Davacının İstem ve Cevabının Özeti: Davalı karşı davacı vekili cevap dilekçesinde, davacının fesih tarihindeki ücretinin 662,95 TL olduğunu, davacının işe iade davası sonucunda tekrar işe başlama talebinin müvekkili şirkete 23.08.2008 tarihinde tebliğ edildiğini, işveren tarafından işe davacının işe başlaması için gönderilen ihtarnamenin 12.09.2008 tarihinde davacıya tebliğ edildiğini, kendilerine (işverene) ihtarnamenin tebliğ edildiği 23.08.2008 tarihinden sonraki bir ay içerisinde yani 23.09.2008 tarihine kadar davacının işbaşı yapması gerekirken 25.09.2008 tarihinde işe başlamak için işyerine başvuruda bulunduğunu, bu nedenle davacının müvekkili işverenden bir alacağının bulunmadığını, bu nedenlerle davacıya daha önce ödenen 810,63 TL kıdem tazminatı ile 522,23 TL ihbar tazminatının faizleri ile birlikte iadesi gerektiğinden davanın reddi ile ödenen tazminatların faizleri ile davacı karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece davacı karşı davalının davasının kısmen kabulüne, davalı karşı davacının davasının reddine karar verilmiştir.


D) Temyiz: Kararı davacı karşı davalı yasal süresi içerisinde temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacı karşı davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2. İşe iade davası sonunda işçinin başvurusu, işverenin işe başlatmaması ve buna bağlı olarak işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret, ihbar ve kıdem tazminatı konularında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.


4857 sayılı İş Kanununun 21 inci maddesinin beşinci fıkrasına göre, işçi kesinleşen mahkeme kararının kendisine tebliğinden itibaren on iş günü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. Aksi halde işverence yapılan fesih geçeri bir feshin sonuçlarını doğurur.

Yasada işçinin şahsen başvurması gerektiğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. İşçi, işe başlatılma konusundaki iradesini bizzat işverene iletebileceği gibi vekili ya da üyesi olduğu sendika aracılığı ile de ulaştırabilecektir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen görüşü bu yöndedir (Yargıtay HGK 17.6.2009 gün ve 2009/9232E, 2009/278K.).

İşveren işe iade için başvuran işçiyi (1) ay içinde işe başlatmak zorundadır. Aksi halde en az dört, en fazla sekiz aylık ücret tutarında belirlenen iş güvencesi tazminatı ile boşta geçen süreye ait en çok dört aya kadar ücret ve diğer hakları işçiye ödemek zorundadır. İşçinin işe iade yönündeki başvurusu samimi olmalıdır.

İşçinin gerçekte işe başlamak niyeti olmadığı halde, işe iade davasının sonuçlarından yararlanmak için yapmış olduğu başvuru geçerli bir işe iade başvurusu olarak değerlendirilemez. İşçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilmelidir.


Başka bir anlatımla, işçi işverene hiç başvurmamış gibi sonuca gidilmelidir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 sayılı Yasanın 21 inci maddesinin beşinci fıkrasına göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur.


Bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların talebi mümkün olmaz. Ancak, geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar ve koşulları oluşmuşsa kıdem tazminatı ödenmelidir (Yargıtay 9.HD. 14.10.2008 gün 2008/29383 E, 2008/27243 K.).

İşe iade yönündeki başvurunun on iş günü içinde işverene bildirmesi gerekmekle birlikte, tebligatın postada gecikmesinden işçinin sorumlu olması düşünülemez. İşverenin de işçinin işe başlama isteğinin kabul edildiğini (1) ay içinde işçiye bildirmesi gerekir. Tebligat sorunları sebebiyle bildirimin süresi içinde yapılamaması Yargıtay Kararları – Çalışma ve Toplum, 2015/2 287 halinde, bundan işveren sorumlu tutulamaz.

İşverence yasal süre içinde gönderilmiş olsa dahi, işçinin bir aylık işe başlatma süresi aşıldıktan sonra eline geçen bildirim üzerine makul bir süre içinde işe başlaması gerekir. Burada makul süre işçinin işe daveti içeren bildirim anında işyerinin bulunduğu yerde ikamet etmesi durumunda en fazla iki günlük süre olarak değerlendirilebilir.

İşçinin işe iadeyi içeren tebligatı işyerinden farklı bir yerde alması halinde ise, 4857 sayılı Yasanın 56 ncı maddesinin son fıkrasındaki izinler için öngörülen en çok dört güne kadar yol süresi makul süre olarak değerlendirilebilir. Bu durumda işçinin en fazla dört gün içinde işe başlaması beklenmelidir.

İşverenin işe davete dair beyanının da ciddî olması gerekir. İşverenin işe başlatma amacı olmadığı halde işe başlatmama tazminatı ödememek için yapmış olduğu çağrı, gerçek bir işe başlatma daveti olarak değerlendirilemez. İşçinin işe iade sonrasında başvurusuna rağmen işe başlatılmaması halinde, işe başlatılmayacağının sözlü ya da eylemli olarak açıklandığı tarihte veya bir aylık başlatma süresinin sonunda iş sözleşmesi işverence feshedilmiş sayılır.

İşe başlatmama tazminatının da fesih tarihindeki ücrete göre hesaplanması gerekir. İşçinin işe başlatılmadığı tarih, işe başlatmama tazminatının muaccel olduğu andır. Bahsi geçen tazminat yönünden faize hak kazanmak için kural olarak işverenin temerrüde düşürülmesi gerekir. İşverenin dava tarihinden önce temerrüde düşürülmemiş olması halinde dava ve varsa ıslah tarihlerinden itibaren faize hükmedilir.

İşe iade kararına rağmen işçinin işe alınmaması nedeniyle işe başlatmama tazminatının ödenmesi söz konusu ise, işverenin ayrıca temerrüde düşürülmesi gerekmez. Bu durumda işe başlatmama anından itibaren faiz hakkı doğar. Boşta geçen süreye ait en çok dört aya kadar ücret ve diğer haklar için, feshi izleyen dönem ücretlerine göre hesaplama yapılmalıdır.

Geçersiz sayılan fesih tarihinden sonra boşta geçen en çok dört aylık sürede işçinin çalışması devam ediyormuş gibi ücret ve diğer haklar belirlenmelidir.

Boşta geçen en çok dört aya kadar süre içinde ücret zammı ya da yeni bir toplu iş sözleşmesi yürürlüğe girdiğinde, her iki dönem için ayrı ayrı hesaplamaya gidilmelidir (Yargıtay 9.HD. 28.12.2009 gün 2009/34595 E, 2009/37899 K).

Kararın kesinleşmesine kadar en çok dört aya kadar hesaplanacak ücret ve diğer alacaklar, işçinin işe iade için başvurduğu anda muaccel olur (Yargıtay 9.HD. 20.11.2008 gün 2007/30092 E, 2008/31546 K).

İşe iade başvurusunda boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların ödenmesi talep edilmiş ise, başvuru ile birlikte işveren de temerrüde düşürülmüş sayılmalıdır. Sözü edilen ücret ve diğer hakların ödenmemesi durumunda başvuru tarihinden itibaren faiz hakkı doğar. İşe başlama isteğini içeren başvuruda, boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların açıkça talep edilmemiş olması halinde ise, dava ve varsa ıslah tarihlerinden itibaren faiz yürütülmelidir. Boşta geçen sürenin en çok dört aylık kısmı içinde gerçekleşen diğer haklar Yargıtay Kararları – Çalışma ve Toplum, 2015/2 288 kavramına, ikramiye, gıda yardımı, yol yardımı, yakacak yardımı ve servis hizmeti gibi para ile ölçülebilen haklar dâhil edilmelidir. Söz konusu hesaplamalarda işçinin fiili çalışmasına bağlı alacakların dikkate alınması doğru olmaz.

Boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklar ile işe başlatmama tazminatı brüt olarak hüküm altına alınmalı ve kesintiler infaz sırasında gözetilmelidir.

16.6.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5904 sayılı Yasa ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununda değişiklik yapılmış ve işe başlatmama tazminatı gelir vergisi istisnaları arasında gösterilmiştir. Buna göre işe başlatmama tazminatından sadece damga vergisi kesilmesiyle yetinilmelidir. Aynı Yasa ile 193 sayılı Kanuna eklenen geçici 77 nci maddede, “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlerle ilgili olarak 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 21 inci maddesi uyarınca işverenlerce işçiye ödenen işe başlatmama tazminatları, damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmaz. Anılan dönemlere ilişkin işe başlatmama tazminatı gelir vergisi tevkifatına tabi tutulan mükelleflerin; tarha yetkili vergi dairelerine başvurmaları ve dava açmamaları, açılmış davalardan vazgeçmeleri şartıyla 213 sayılı Vergi Usul Kanununun düzeltmeye ilişkin hükümleri uyarınca tahsil edilen gelir vergisinin red ve iade işlemleri yapılır” şeklinde kurala yer verilerek, daha önce kesilen gelir vergisi ile ilgili iade esasları belirlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre daha önce kesilen gelir vergisi tutarları vergi yükümlüsüne iade edilmelidir. Vergi yükümlüsü işçi olup, işçinin fazla ödenen vergiyi ilgili vergi dairesinden talepte bulunma hakkı vardır.

Yasada, vergi sorumlusu olan işverene iadeye dair bir düzenlemeye yer verilmemiştir. İşçi haksız yere kesilen gelir vergisini ilgili vergi dairesinden talep edebileceğine göre, işverenin aynı tutardan sorumluluğuna dair karar verilmesi, mükerrer sorumluluğuna yol açar. Bu nedenle işverence işe başlatmama tazminatından kesilerek vergi dairesine yatırılan gelir vergisi yönünden işverenin sorumlu tutulması doğru olmaz (Yargıtay 9.HD. 16.2.2010 gün 2009/29055 E, 2010/ 3626 K).

İşe iade davası ile tespit edilen en çok dört aya kadar boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklar için de 4857 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinde sözü edilen özel faiz türü uygulanmalıdır. Ancak işe başlatmama tazminatı niteliği itibarıyla tazminat olduğundan uygulanması gereken faiz, yasal faiz olmalıdır.

Somut olayda işverenin işçinin işe başlama isteğinin kabul edildiğini bir ay içinde bizzat işçiye bildirmesi gerekirken buna ilişkin tebligatı davacı işçi yerine vekiline yaptığı anlaşılmaktadır. Bu hususta davacının vekiline yapılacak tebligat usulsüzdür. Mahkemece işverenin işe başlatma süresini geçirdiği kabul edilerek davacının taleplerinin değerlendirilmesi gerekirken reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 20.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Cezaevi harcının “tahsil olunan” paradan alınacağı belirtilmiş olmakla haricen tahsil olunan para İcra Müdürlüğü’nce tahsil edilmediğinden alacaklının cezaevi harcı ödememesi gerekir.

Yargıtay 8.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2017/16870
KARAR NO:2018/ 329
KARAR TARİHİ:15.01.2018

Somut olayda, Elazığ 3. İcra Dairesi’nin 2011/3339 Esas sayılı takip dosyasında 12.12.2011 tarihli takip talepnamesi ile toplam 151.751,60 TL talep edilmiştir. Alacaklı vekili, İcra Müdürlüğüne başvurusu ile 209.000,00 TL’yi haricen tahsil ettiklerini, bu miktarda alacağından feragat ettiğini beyan ederek teminat mektubunun borçluya iadesini talep etmiştir. Şikayete konu İcra Müdürlüğü işlemi ile haricen tahsil harcının ve cezaevi harcının yatırılması halinde talebin yerine getirilmesine karar verilmiştir. 2548 sayılı Kanunun 1. maddesinde cezaevi harcının “tahsil olunan” paradan alınacağı belirtilmiş olmakla haricen tahsil olunan para İcra Müdürlüğü’nce tahsil edilmediğinden alacaklının cezaevi harcı ödememesi gerekir. Mahkemece bu kabul doğrultusunda karar verilmesi gerekirken cezaevi harcı yönünden ret kararı verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle alacaklı vekilinin temyiz itirazları kısmen yerinde görüldüğünden kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle reddine, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 15.01.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

KAYBOLAN ARTIRMA TUTANAĞI İÇİN İHYA YOLU İLE gidilmesi mümkün olup ihalenin feshi sebebi değildir.

YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

2017/195 E.
2017/1317 K.

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki … ve… tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçi icra müdürlüğü icra mahkemesine başvurusunda; 06/11/2015 tarihli ihale aşamasında tutulan 1.açık artırma tutanağı ile ihaleye katılanların söyledikleri fiyatların yazılı bulunduğu artırma tutanağının dosyadan kaybolduğunu ileri sürerek ihalenin feshini talep etmiş, mahkemece, ihalenin feshine karar verildiği görülmüştür. Kaybolan artırma tutanağı için ihya yolu ile gidilmesi mümkün olup ihalenin feshi sebebi değildir.
Taşınmaz ihalelerinde uygulanan İİK’nun 134/2. maddesinde, ihalenin feshini isteyebilecek kişiler sınırlı olarak sayılmıştır. Bunlar; satış isteyen alacaklı, borçlu, tapu sicilindeki ilgililer ve pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenlerdir.
Şikayetçi icra müdürlüğünün sadece İİK 133. maddesi uyarınca ihalenin kaldırılması yetkisi olup, İİK 134/2. maddesi kapsamında ihalenin feshini isteyecek ilgililer arasında olmadığından aktif husumet yokluğu nedeni ile istemin reddi yerine yazılı gerekçe ile ihalenin feshi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Taşınmazın hissedarının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.02.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Borçlunun bankadaki mevduatının haczi için müzekkere tebliğ edildiği tarihte , banka rehnini riskini karşılayacak miktardan fazla olması sebebiyle, riski aşan miktarı bankanın haciz konulan icra dosyasına ödemesi gerektiği..

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi

2020/892 E.
2020/4639 K.

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : İstihkak

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı alacaklı vekili, davalı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı alacaklı vekili, davalı borçlu Belediye aleyhine ilamlı icra takibi başlatıldığını, takibin kesinleştiğini, borçlunun Vakıfbank Mardin Şubesinde bulunan hak ve alacaklarının haczi amacıyla Banka şubesine haciz müzekkeresi gönderildiğini, İcra Müdürlüğünün haczedilen paranın icra dosyasına gönderilmesi için Bankaya müzekkere gönderdiğini, ancak Bankanın müzekkere gereğini yerine getirmediğini, davalı üçüncü kişinin ihtarlı müzekkereden sonra İcra Mahkemesine başvurduğunu ve istihkak iddiasında bulunduğunu, yazılan müzekkerenin iptalini istediklerini ve talebin kabul edildiğini, müvekkili Sendikanın dava açmak üzere süre verilmesi için İcra Müdürlüğüne başvurduğunu, İcra Müdürlüğünün müvekkili Sendikaya yedi günlük dava açma süresi verdiğini, bu kararın taraflarına 20/07/2012 tarihinde tebliğ edildiğini, davalının istihkak iddiasının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek davanın kabulünü talep etmiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili, müvekkili Bankanın müşteri hesapları üzerinde, rehin, hapis ve mahsup hakkı bulunduğunu, istihkak iddialarının taraflar arasındaki sözleşme hükmüne dayandığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, yapılan ilk yargılama sonunda 04/04/2013 tarihli karar ile davalı üçüncü kişi Bankanın 20.03.2013 tarihli cevabi yazısından, Bankanın borçlu Mardin Belediye Başkanlığı aleyhine takip başlatmadığı, borçlu için kullandırılan kredi karşılığı borçlunun Bankaya da borcu olduğunun bildirildiği, yani borçlu aleyhine davalının istihkak iddiasını doğrulayacak bir dava veya icra işlemi olmadığı, bu şekilde istihkak iddiasının yasal dayanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, yasal şartları oluşmayan icra tazminatı isteminin reddine karar verilmiş, karar davacı alacaklı ve davalı üçüncü kişi Banka vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesi üzerine Dairemiz 01.10.2014 tarihli ve 2013/18055 Esas, 2014/17629 Karar sayılı karar ile, yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olmadığı, Mahkemece, haciz müzekkeresinin tebliğ tarihi itibariyle hesaplarda olduğu tespit edilen paraların gerçekten Banka ile borçlu arasında yapılan sözleşmeler nedeniyle Bankaya rehinli olup olmadığı ve Bankanın bu para üzerinde hapis hakkı bulunup bulunmadığının Banka kayıtları üzerinde yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi ile tespit edilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, haciz yazısının davalı Bankaya tebliğ edildiği tarih itibariyle, davalı Belediye Başkanlığının davalı Bankadan 046948 sıra nolu 30/10/2009 başlangıç tarihli 6.016.360,19 TL bedelli kredi sözleşmeleri kapsamında 4.818.763,00 TL kredi kullandığı, ancak haciz yazısının tebliğ edildiği 01/06/2012 tarihinde vadesi dolan kredinin tüm taksitlerinin ödendiği, temerrüde düşen muaccel olan kredi taksidinin bulunmadığı bu nedenle, haciz yazısının tebliğ tarihi itibariyle hesaplarda olduğu tespit edilen paraların, gerçekten Banka ile borçlu arasında yapılan sözleşmeler nedeniyle Bankaya rehinli olmadığı ve Bankanın bu para üzerinde hapis hakkının bulunmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne, şartları oluşmadığından icra tazminatı verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, karar davalı üçüncü kişi vekili ve davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi raporu alınmış olup bilirkişi raporuna göre, haciz yazısının tebliğ tarihi olan 01.06.2012 tarihinde borçlu Belediyenin Vakıfbank Mardin Şubesinde …6473638 hesap nolu vadesiz hesabında 345.110,48 TL, …2295389 hesap nolu vadeli hesabında 1.826.640,60 TL ve …0466821 hesap nolu İller Bankası Ödenek ve Maaş Ödeme-vadesiz hesabında 1.247.352,37 TL olmak üzere toplam 3.419.103,45 TL bakiyeleri olduğu, davalı Belediye Başkanlığına 046948 sıra nolu 30/10/2009 başlangıç tarihli 6.016.360,19 TL bedelli kredi sözleşmeleri kapsamında 4.818.763,00 TL kredi kullandırıldığı, haciz yazısının tebliğ tarihinde ödeme vadesi dolan kredinin tüm taksitlerinin ödendiği, temerrüte düşen muaccel olan kredi taksidinin bulunmadığı, 01/06/2012 tarihinde vadesi gelmemiş kalan kredi taksidi 17 olup, 2.130.831,66 TL tutarında ödenmeyen kredi taksit tutarının hesaplandığı belirtilmiştir. Bu durumda haciz yazısının tebliğ tarihi itibariyle kredi sözleşmesinden doğan borcun tamamının ödenmemiş olduğu, davalı Bankanın toplamda 2.130.831,66 TL riskinin olduğu hükme esas alınan bilirkişi raporu ile sabit olup haczin rehin hakkından sonra geçerli olduğunun kabulü gerekir. Buna göre; borçlunun hesabında bulunan 3.419.103,45 TL paranın davalı üçüncü kişi Bankanın 2.130.831,66 TL riskini karşılayacak miktardan fazla olması sebebiyle, riski aşan 1.288.271,79 TL yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın tümden kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK’nin 366 ve 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacı alacaklı vekilinin bozma gerekçesine göre temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 08.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Hakim olarak görev yapan davacıya verilen meslekten çıkarma cezasının kaldırılması için yapılan başvurunun reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptali istemi

DANIŞTAY 5. DAİRE

E. 2018/1793
K. 2019/6182 
T. 21.11.2019

* HAKİMLER VE SAVCILAR KURULU KARARININ İPTALİ İSTEMİ ( Davacının Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanı Olarak Görev Yaptığı Dönemde Hakkında Yapılan Soruşturma Neticesinde Hakimler ve Savcılar Kurulu Kararıyla 2802 SK 68/a. Maddesi Uyarınca Yer Değiştirme Cezası Verilmesine Karar Verildiği Ancak Hakkında Daha Önce Kesinleşmiş Yer Değiştirme Cezası Bulunduğundan Bahisle Aynı Tarihli ve Sayılı İşlem ile Meslekten Çıkarma Cezası Verildiği – İkinci Yer Değiştirme Cezasına Karşı Davacıya Yeniden İnceleme ve İtiraz Hakları Kullandırılmamasının Hatalı Olduğu )

* MESLEKTEN ÇIKARMA CEZASI ( İkinci Yer Değiştirme Cezasına Karşı Davacının Yeniden İnceleme ve İtiraz Hakları Kullandırılmaksızın Yani İkinci Yer Değiştirme Cezası Kesinleşmeksizin Aynı Tarihli İşlem ile Verilen Meslekten Çıkarma Cezasına İlişkin Kararın Yeniden İncelenmesi Talebine Karşı Yapılan İtirazın Kabul Edilmesi Gerekirken İtirazın Reddi Yolunda Verilen Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu Kararında Hukuka Uyarlık Görülmediği )

* YER DEĞİŞTİRME CEZASI ( Davacının Hakim Olarak Görev Yaptığı Dönemde Hakkında Yapılan Soruşturma Neticesinde Hakimler ve Savcılar Kurulu Kararıyla 2802 SK 68/a. Maddesi Uyarınca Yer Değiştirme Cezası Verilmesine Karar Verildiği Ancak Hakkında Daha Önce Kesinleşmiş Yer Değiştirme Cezası Bulunduğundan Meslekten Çıkarma Cezası Verildiği – İkinci Yer Değiştirme Cezasına Karşı Davacının Yeniden İnceleme ve İtiraz Hakları Kullandırılmaksızın Verilen Kararın Yeniden İncelenmesi Talebine Karşı Yapılan İtirazın Kabul Edilmesi Gerektiği )

2802/m.68,69,70,71,73

2461/m.11

6087/m.33

ÖZET : Dava, hakim olarak görev yapan davacıya verilen meslekten çıkarma cezasının kaldırılması için yapılan başvurunun reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir.

Davacının Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanı olarak görev yaptığı dönemde hakkında yapılan soruşturma neticesinde, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun kararıyla 2802 Sayılı Kanun’un 68/a. maddesi uyarınca yer değiştirme cezası verilmesine karar verildiği, ancak hakkında daha önce kesinleşmiş yer değiştirme cezası bulunduğundan bahisle aynı tarihli ve sayılı işlem ile meslekten çıkarma cezası verildiği görülmekte ise de, ikinci yer değiştirme cezasına karşı davacının yeniden inceleme ve itiraz hakları kullandırılmaksızın, dolayısıyla ikinci yer değiştirme cezası kesinleşmeksizin aynı tarihli işlem ile verilen meslekten çıkarma cezasına ilişkin kararın yeniden incelenmesi talebine karşı yapılan itirazın bu nedenle kabul edilmesi gerekirken itirazın reddi yolunda verilen Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.

DAVANIN KONUSU : Bolu Hakimi olarak görev yapmaktayken 15/08/2004 tarihinde kendi isteğiyle emekliye ayrılan ve 20/06/2005 tarihli ve 149 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu kararıyla, 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılan davacının, 18/12/2010 tarih ve 27789 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6087 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca söz konusu meslekten çıkarma cezasının kaldırılması için yaptığı başvurunun reddine ilişkin 14/04/2011 tarih ve 144 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Davacı vekili tarafından; usul yönünden, 04/07/2006 tarih ve 26218 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5525 Sayılı Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Bazı Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanun’un ”Disiplin affının kapsamı” başlıklı 1. maddesinde; 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 68. maddesinin ikinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerine göre verilmiş yer değiştirme cezaları ile 69. maddesine göre verilmiş meslekten çıkarma cezaları hariç olmak üzere 23/04/1999 tarihinden 14/02/2005 tarihine kadar işlenmiş fiillerden dolayı verilmiş disiplin cezalarının bütün sonuçları ile affedildiğinin belirtildiği, müvekkilinin eyleminin karşılığının 2802 Sayılı Kanun’un 68. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendine göre yer değiştirme cezası iken aynı Kanun’un 70. maddesi uyarınca yer değiştirme cezasının bir derece ağırlaştırılması suretiyle meslekten çıkarma cezası verildiği, bu haliyle dava konusu meslekten çıkarma cezasının gerek fiil tarihi gerekse cezanın verildiği madde itibarıyla 5525 Sayılı Kanun’un kapsamına girdiği, esas yönünden, tekerrüre esas ceza yönünden yaptıkları itirazların davalı idare tarafından dikkate alınmadığı, Rus uyruklu bir kadınla karı-koca hayatı yaşadığı ve bu kadından bir çocuğu olduğu yönündeki iddiaların dedikodu niteliğinde olduğu, gerçek olmadığı, müvekkilinin o tarihlerde birtakım ailevi sorunlarının olmasının böyle bir yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermiş olabileceği, kaldı ki nüfus kayıtları da incelendiğinde evlilik birliğinin devam ettiğinin görüleceği, Av. S.Ö. ile yakın ilişki kurduğu iddiasının da gerçeği yansıtmadığı, söz konusu şahıs ile konuşmalarının, müvekkilinin odasına gelerek hukuki konular konuşan diğer avukatlardan farklı olmadığı, müvekkilinin daha önce Yargıtay tetkik hakimliği yapmış olması nedeniyle avukatların yoğun ilgi ve ziyaretine maruz kaldığı, anılan avukatın vekil sıfatıyla takip ettiği dosyalarda lehe karar verdiği gibi aleyhe de karar verdiği, lehe verdiği kararın ise mahkemece heyet halinde verildiği ve Yargıtay tarafından oyçokluğu ile bozulduğu, müvekkilinin meslek hayatı boyunca mesleğin onur ve saygınlığını her zaman şerefle taşıdığı, soruşturmaya konu dedikodular nedeniyle mesleğinden erken ayrılmak zorunda kaldığı ileri sürülmüştür.

DAVALININ SAVUNMASI : Soruşturma dosyasının incelenmesi sonucunda tanık beyanları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacıya isnat edilen fiillerin sübuta erdiği, önceki disiplin cezasının da yerinde olduğu kanaatine varıldığından, dava konusu meslekten çıkarma cezasının da mevzuata uygun olduğu ve davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİNİN DÜŞÜNCESİ : İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararına uyulmak suretiyle, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI DÜŞÜNCESİ : 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında, temyiz incelemesi sonunda Danıştay’ın; görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, hukuka aykırı karar verilmesi ve usul hükümlerine uyulmamış olunması, sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı; 4. fıkrasında, mahkemenin bozmaya uymayarak eski kararında ısrar edebileceği; 6. (son) fıkrasında da, Danıştay’ın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesinde de bu maddenin 4. fıkrası hariç diğer fıkralarının kıyasen uygulanacağı hükme bağlandığından; ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakılan davaların temyiz incelemesi sonucu ilgili dava daireleri kurulunca verilen bozma kararına karşı, ilk kararı veren Danıştay dava dairesine “ısrar” hak ve yetkisi tanınmamıştır. Dolayısıyla, kararı bozulan Danıştay dava dairesi, bozma kararına uymak zorundadır.

Dosyanın incelenmesinden Bolu Hakimi olarak görev yapmaktayken kendi isteğiyle emekliye ayrılan davacının Hakimler ve Savcılar Kurulunca meslekten çıkarılmasına dair işlemin iptali istemiyle açtığı davanın reddine ilişkin Danıştay Onikinci Dairesince verilen 09/05/2014 gün ve E:2012/576, K:2014/3587 Sayılı kararın; davacının Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanı olarak görev yaptığı dönemde hakkında yapılan soruşturma neticesinde, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun 20/06/2005 tarih ve 149 Sayılı kararıyla 2802 Sayılı Kanun’un 68/a. maddesi uyarınca yer değiştirme cezası verilmesine rağmen, hakkında daha önce kesinleşmiş yer değiştirme cezası bulunduğundan bahisle aynı tarihli ve sayılı işlem ile meslekten çıkarma cezası da verildiği, verilen ikinci yer değiştirme cezasına karşı davacının yeniden inceleme ve itiraz hakları kullandırılmaksızın, dolayısıyla ikinci yer değiştirme cezası kesinleşmeksizin aynı tarihli işlem ile verilen meslekten çıkarma cezasına ilişkin kararın yeniden incelenmesi talebine karşı yapılan itirazın bu nedenle kabul edilmesi gerekirken itirazın reddi yolunda verilen 14/04/2011 günlü, 144 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 07/03/2016 gün ve E:2014/5545, K:2016/662 Sayılı kararıyla bozulduğu anlaşılmaktadır.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararına uyularak, bozma kararı doğrultusunda karar verilmesi, yukarıda anılan yasa hükmü gereği olduğundan anılan bozma kararı doğrultusunda hüküm kurulması gerektiği düşünülmektedir.

Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, Danıştay Onikinci Dairesince verilen 09/05/2014 tarih ve E:2012/576, K:2014/3587 Sayılı davanın reddi yolundaki kararın bozulmasına ilişkin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 07/03/2016 tarih ve E:2014/5545, K:2016/662 Sayılı kararına uyularak işin gereği görüşüldü:

KARAR : MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :

Davacının; Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi başkanı olarak görev yaptığı dönemde, hakkında yapılan soruşturma neticesinde, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 08/03/2004 günlü, 58 Sayılı kararıyla, 2802 Sayılı Kanun’un 68/a. maddesi uyarınca yer değiştirme cezası ile cezalandırıldığı, yine farklı iddialara ilişkin olarak hakkında yapılan soruşturma neticesinde, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun 20/06/2005 tarih ve 149 Sayılı kararıyla, 2802 Sayılı Kanun’un 68/a maddesi uyarınca yer değiştirme cezası yerine, daha önce aynı madde kapsamında cezalandırıldığından aynı Kanun’un 69. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Davacı tarafından, anılan kararın kaldırılması istemiyle 18/12/2010 gün ve 27789 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6087 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca başvuruda bulunulmuştur.

Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun 14/04/2011 günlü, 144 Sayılı kararıyla davacının başvurusu reddedilmiştir.

Bakılan dava, bu kararın hukuka aykırı olduğu iddialarıyla açılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE:

İlgili Mevzuat:

2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun ”Yer değiştirme cezası” başlıklı 68. maddesinde, ”Bulunulan bölgenin en az bir derece altındaki bir bölgeye o bölgedeki asgari hizmet süresi kadar kalmak üzere atanmak suretiyle görev yerinin değiştirilmesidir.

Yer değiştirme cezası :

a-) Kusurlu veya uygunsuz hareket ve ilişkileriyle mesleğin şeref ve nüfuzunu veya şahsi onur ve saygınlığını yitirmek,

b-) Yaptıkları işler veya davranışlarıyla görevini doğru ve tarafsız yapamayacağı kanısını uyandırmak,

c-) Hatır ve gönüle bakarak veya kişisel duygulara kapılarak görev yaptığı kanısını uyandırmak,

d-) Göreve dokunacak surette ve kendi kusurlarındın dolayı meslektaşlarıyla geçimsiz ve dirliksiz olmak,

e-) Madde tayin ve deliller elde edilmemiş olsa bile, rüşvet aldığı veya irtikapta bulunduğu kanısını uyandırmak,

f-) Doğrudan doğruya veya aracı eliyle hediye istemek ve görev sırasında olmasa dahi çıkar sağlamak amacı ile verilen hediyeyi kabul veya iş sahiplerinden borç istemek veya almak,

Hallerinde uygulanır.” hükmü;

”Meslekten çıkarma cezası” başlıklı 69. maddesinde, “Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir.

68. maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, ağır hapis veya üç aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8. maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, hürriyeti bağlayıcı cezanın ağır hapis veya yukarıda belirtilen suçlardan dolayı verilmemiş olması şartıyla, ertelenmiş veya 647 Sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4. maddesindeki ceza ve tedbirlerden birine çevrilmiş olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine yer değiştirme cezası verilir.

Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkumiyetlerinin ertelenmiş veya 647 Sayılı Kanun’un 4. maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68. maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir.

Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 647 Sayılı Kanun’un 4. maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir.

Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir.” hükmü;

”Bir üst veya alt derece disiplin cezası uygulanması” başlıklı 70. maddesinde, ”Sicilden silinmesi mümkün olan disiplin cezası uygulanmasına neden olmuş bir eylem veya davranışın, cezaların sicilden silinmesini düzenleyen 75. maddedeki süreler içinde tekrarlanması veya aynı tür disiplin cezasını gerektiren birden çok eylem veya davranışın bir arada bulunması hallerinde bir derece ağır disiplin cezası verilir.” hükmü;

”Savunma hakkı” başlıklı 71. maddesinde, ”Hâkim ve savcılar hakkında, savunmaları alınmadan disiplin cezası verilemez.

Soruşturmayı yapanın veya Hâkimler ve Savcılar Kurulunun üç günden az olmamak üzere, verdiği süre içinde veya belirtilen bir tarihte savunmasını yapmayan ilgili, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.” hükmü;

”Yeniden inceleme ve itiraz” başlıklı 73. maddesinde ise, ”Hâkimler ve savcılar hakkında verilen disiplin cezalarına ilişkin kararın tebliğinden itibaren on gün içinde Adalet Bakanı veya ilgililer kararın bir defa daha incelenmesini isteyebilir.

Bu halde Kurul, gerekli incelemeyi yaparak kararını verir.

Kurulca yeniden incelenerek verilen karara karşı ilgililer tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde itirazda bulunabilirler.

İtiraz; İtirazları İnceleme Kurulunca incelenerek sonuçlandırılır.

İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Bu kararlar hakkında başka bir idari veya kazai mercie başvurulamaz.

Hakkında meslekten çıkarma cezası istenilen hâkim ve savcılar İtirazları İnceleme Kurulunda sözlü veya yazılı olarak kendisi veya vekili vasıtasıyla savunma hakkına sahiptir.” hükmü yer almıştır.

Meslekten çıkarma cezasının verildiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan ve 18/12/2010 günlü, 27789 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6087 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun 46. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 2461 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun ”Toplantı ve karar yeter sayısı” başlıklı 10. maddesinde, ”Kurul; Başkanın, onun yokluğunda Başkanvekilinin daveti üzerine, üye tamsayısı ile toplanır. Yargıtay ve Danıştaya mensup asıl üyelerin Başkanlık ettiği hallerde veya yokluğunda toplantı yeter sayısının sağlanması için asılları yerine, Kurula kıdem sırasına göre yedekleri iştirak eder.

(Değişik:3/6/1983 – 2835/5 md.) Bakanlık Müsteşarının Kuruldaki üyeliği asli görevi süresince devam eder. Müsteşar bulunmadığı zaman kendisine vekalet etmekte olan Kurula katılır.

Kurul kararlarını salt çoğunlukla alır. Üyeler kabul veya ret şeklinde oy kullanırlar. Çekimser oy ret sayılır.

Kurul Adalet Bakanlığında toplanır. Kurulun işleri Adalet Bakanlığınca yürütülür.” hükmüne;

”Yeniden inceleme” inceleme başlıklı 11. maddesinde, ”Kurul kararının tebliğinden itibaren on gün içerisinde Adalet Bakanı veya ilgililer, kararın bir defa daha incelenmesini Kurulda isteyebilir.

Bu halde Kurul, gerekli incelemeyi yaparak kararını verir.” hükmüne;

”İtiraz ve itiraz mercii” başlıklı 12. maddesinde, ”Kurulca yeniden incelenerek verilen karara karşı ilgililer tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde itirazda bulunabilirler.

(Değişik ikinci ve üçüncü fıkra : 3/6/1983 – 2835/6 md.)

İtiraz; Adalet Bakanının, onun yokluğunda Başkanvekilinin başkanlığında asıl ve yedek üyelerden oluşan, itirazları inceleme Kurulunca incelenerek sonuçlandırılır.

Bu Kurulun toplantılarına Başkan hariç en az sekiz üyenin katılması ve kararın, katılanların çoğunluğu ile alınması şarttır.

İtiraz üzerine verilen karar kesindir. Bu karar hakkında başka bir idari yada kazai mercie başvurulamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

6087 Sayılı Hakimler Savcılar (Yüksek) Kurulu Kanunu’nun ”Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde, ”(1) Genel Kurulun ilk defa aldığı kararlara karşı, Başkan veya ilgililer, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kuruldan yeniden inceleme talebinde bulunabilir; yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararlar kesindir.

(2) Dairelerin kararlarına karşı, Başkan veya ilgililer, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, kararı veren daireden yeniden inceleme talebinde bulunabilir.

(3) Dairelerin yeniden inceleme talebi üzerine verdiği kararlara karşı, Başkan veya ilgililer tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kurula itiraz edebilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.

(4) Disipline ilişkin kararlara karşı şikâyetçilerin de yeniden inceleme ve itiraz hakları vardır.

(5) Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabilir; diğer kararları yargı denetimi dışındadır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davaları ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülür. Bu davalar, acele işlerden sayılır.” hükmü;

”Hakkında meslekten çıkarma kararı verilmiş olanların durumu” başlıklı Geçici 3. maddesinde, ”(1) 2461 Sayılı Kanun ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, haklarında meslekten çıkarma cezası verilen hâkim ve savcıların, bu cezanın kaldırılması için idarî dava açmadan önce, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış gün içinde Kurula başvurmaları gerekir.

(2) Genel Kurul, usulüne uygun yapılan başvurular üzerine, dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda, talep halinde, başvuranın bizzat veya vekili aracılığıyla yazılı ya da sözlü savunmasını da almak suretiyle, başvurunun kabulüne veya reddine karar verir.

(3) Başvurunun kabulü halinde;

a-) Önceki kararın kaldırılmasına,

b-) Hâkimlik ve savcılık mesleğine kabulde aranan niteliklerin kaybedilmemiş olması şartıyla ilgilinin hâkimlik ve savcılık mesleğine tekrar atanmasına,

c-) Önceden verilmiş olan meslekten çıkarma cezasına konu eylem sebebiyle başka bir disiplin cezası verilmesine gerek gördüğünde eyleme uyan disiplin cezasına,

karar verir.

(4) İkinci ve üçüncü fıkralar uyarınca verilen kararlara karşı, Başkan veya ilgili, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kuruldan yeniden inceleme talebinde bulunabilirler. Yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararlar kesindir.

(5) İkinci fıkra uyarınca verilen başvurunun reddine ilişkin kesinleşen kararların iptali talebiyle ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya başvurulabilir. Bu dava, acele işlerden sayılır. Üçüncü fıkra uyarınca verilen kararlar yargı denetimi dışındadır.” hükmü yer almıştır.

Hukuki Değerlendirme:

Uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için öncelikle davacı hakkında tesis edilen meslekten çıkarma cezasının 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun hangi maddesi kapsamında verildiğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Davacının, 20/06/2005 tarih ve 149 Sayılı Hakimler Savcılar Kurulu Kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olup, söz kararda ”ilgilinin kusurlu ve uygunsuz hareket ve ilişkileri ile mesleğin şeref ve nüfuzu ile şahsi onur ve saygınlığını yitirdiği sonuç ve kaaatine varıldığından, ilgili hakkında 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 68. maddesinin (a) bendi gereğince yer değiştirme cezası verilmesine; söz konusu cezanın daha önce hakkında kesinleşmiş disiplin cezası olması nedeniyle aynı Kanunun 70. maddesinin 1. fıkrası gereğince bir üst cezaya çıkartılarak aynı Kanunun 69. maddesi gereğince meslekten çıkarma cezası verilmesine” karar verilmiştir.

Her ne kadar Kurul Kararında meslekten çıkarma cezasına ilişkin olarak 2802 Sayılı Kanun’un 70. maddesinin 1. fıkrasından bahsedilmiş ise de 2802 Sayılı Kanun’un ”Bir üst veya alt derece disiplin cezası uygulanması” başlıklı 70. maddesinde, ”Sicilden silinmesi mümkün olan disiplin cezası uygulanmasına neden olmuş bir eylem veya davranışın, cezaların sicilden silinmesini düzenleyen 75. maddedeki süreler içinde tekrarlanması veya aynı tür disiplin cezasını gerektiren birden çok eylem veya davranışın bir arada bulunması hallerinde bir derece ağır disiplin cezası verilir.” şeklindeki hüküm karşısında kararda ilgilinin aynı tür disiplin cezasını gerektiren birden çok eylem ve davranışının neler olduğu ve bu eylem ve davranışların Kanun’un hangi maddesi kapsamında değerlendirildiğinin açıkça yazılmadığı gibi, söz konusu kararda ”davacının daha önce hakkında kesinleşmiş disiplin cezasının olması nedeniyle” ibaresine yer verildiği ve davacının 08/03/2004 tarihinde 2802 Sayılı Kanun’un 68/a. maddesi uyarınca yer değiştirme cezası ile cezalandırıldığı hususları da dikkate alındığında, 20/06/2005 tarih ve 149 Sayılı meslekten çıkarma cezasının, 2802 Sayılı Kanun’un 69. maddesinde yer alan ”68. maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak” şeklindeki düzenleme uyarınca tesis edildiği sonucuna ulaşılmış ve hukuki irdelemesinin bu madde kapsamında yapılmasına karar verilmiştir.

Uyuşmazlıkta, davacı hakkında Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanı olarak görev yaptığı dönemde yapılan soruşturma neticesinde, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun 20/06/2005 tarih ve 149 Sayılı kararıyla 2802 Sayılı Kanun’un 68/a. maddesi uyarınca yer değiştirme cezası verilmesine karar verilmiş, ancak hakkında daha önce kesinleşmiş yer değiştirme cezası bulunduğundan bahisle aynı tarihli ve sayılı işlem ile meslekten çıkarma cezası verilmiştir.

Yukarıda yer verilen 2802 Sayılı Kanun’un ”Yeniden inceleme ve itiraz” başlıklı 73. maddesiyle meslekten çıkarma cezasının verildiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan 2461 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun ”Yeniden inceleme” başlıklı 11. maddesi ve ”İtiraz ve itiraz mercii” başlıklı 12. maddesinde yer alan düzenlemeler incelendiğinde; hakim ve savcılar hakkında verilen disiplin cezalarına ilişkin yeniden inceleme ve itiraz aşamalarının bulunduğu, yeniden inceleme ve itiraz aşamalarında yetkili kurullarca gerekli inceleme yapılarak karar verileceği, itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu anlaşılmaktadır.

Nitekim, 18/12/2010 tarih ve 27789 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6087 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanun’un ”Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde de, yürürlükten kaldırılan 2461 Sayılı Kanun’da yer alan düzenlemelere paralel olarak, hakim ve savcılar hakkında verilen disiplin cezalarına ilişkin yeniden inceleme ve itiraz aşamalarına ilişkin düzenlemeler yer almıştır.

Bu durumda, davacının Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanı olarak görev yaptığı dönemde hakkında yapılan soruşturma neticesinde, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun 20/06/2005 tarih ve 149 Sayılı kararıyla 2802 Sayılı Kanun’un 68/a. maddesi uyarınca yer değiştirme cezası verilmesine karar verildiği, ancak hakkında daha önce kesinleşmiş yer değiştirme cezası bulunduğundan bahisle aynı tarihli ve sayılı işlem ile meslekten çıkarma cezası verildiği görülmekte ise de, ikinci yer değiştirme cezasına karşı davacının yeniden inceleme ve itiraz hakları kullandırılmaksızın, dolayısıyla ikinci yer değiştirme cezası kesinleşmeksizin aynı tarihli işlem ile verilen meslekten çıkarma cezasına ilişkin kararın yeniden incelenmesi talebine karşı yapılan itirazın bu nedenle kabul edilmesi gerekirken itirazın reddi yolunda verilen 14/04/2011 tarih ve 144 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1. Dava konusu işlemin İPTALİNE,

2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam 385,60 TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, 73,00 TL davalı idare yargılama giderinin davalı idare üzerinde bırakılmasına,

3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 2.475,00 TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,

4. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davalıya iadesine,

5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 21.11.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

MURİS MUVAZAASINA DAYALI TAPU İPTAL VE TESCİL İSTEMİ

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi
E: 2017/4336
K: 2018/15081
K.T.: 29.11.2018
Özet: Mirasbırakan adına kayıtlı başkaca aktif-pasif tapu kaydı bulunup bulunmadığının taraflardan da sorulmak suretiyle ilgili tapu müdürlüğünden araştırılması, varsa tapu kayıtlarının istenilmesi, taşınmaz başında keşif yapılarak temlik tarihlerindeki gerçek bedelin belirlenmesi, davalının çekişmeli taşınmazın alımı için işlettiği kantini mirasbırakana devrettiği savunması üzerinde durulması, satış bedelinin ne şekilde ödendiğinin tespiti ile tüm deliller birlikte değerlendirilerek, mirasbırakanın gerçek iradesinin mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıyıp taşımadığının tereddüde mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmesi ve ondan sonra bir karar verilmesi gerekir.
MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL, ECRİMİSİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil ile ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece muvazaa iddiasının sabit olduğu gerekçesi ile tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne, ecrimisil isteğinin ise feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi tarafından istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nun 353/1.b.2 maddesi gereğince kısmen kabulü ile mahkeme kararının ortadan kaldırılarak tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne, ecrimisilisteğinin feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine anılan istinaf dairesince, süresinde temyiz karar harcının yatırılmadığından bahisle temyiz talebinin reddine ilişkin verilen 13.07.2017 tarihli temyiz talebinin reddi kararı davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’nin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil ile ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırkan ….’ın maliki olduğu 143 ada 3 parsel sayılı taşınmazını davalı oğluna satış suretiyle devrettiğini, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline, ayrıca 1.000 TL ecrimisile karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, işlettiği kantinin mirasbırakana devri karşılığında temlikin yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, muvazaa iddiasının sabit olduğu gerekçesi ile tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne, ecrimisilisteğinin ise feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tarafından istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nun 353/1.b.2 maddesi gereğince kısmen kabulü ile mahkeme kararının ortadan kaldırılarak tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne, ecrimisil isteğinin feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine anılan istinaf dairesince, süresinde temyiz karar harcının yatırılmadığından bahisle temyiz talebinin reddine ilişkin verilen 13.07.2017 tarihli temyiz talebinin reddi kararı süre içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 08.05.2017 tarihli kararı davalı vekiline 26.05.2017 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı vekili 09.06.2017 tarihinde temyiz yoluna başvuru harcı yatırarak anılan kararı süresinde temyiz etmiş, Bölge Adliye Mahkemesince, nispi temyiz harcının 1 haftalık kesin süre içerisinde yatırılmasına ilişkin muhtıra 16.06.2017 tarihinde davalı vekiline tebliğ edilmiş ve yine süresi içerisinde 21.06.2017 tarihinde eksik nispi temyiz harcı ikmal edilmiş olmasına rağmen Bölge Adliye Mahkemesince 13.07.2017 tarihli kararla temyiz talebinin reddine karar verilmiştir. Davalının temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla Bölge Adliye Mahkemesinin 13.07.2017 tarihli temyiz talebinin reddine dair kararının ortadan kaldırılarak işin esasının incelemesine geçildi.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan …’ın maliki olduğu 143 ada 3 parsel sayılı taşınmazını 14.11.2000 tarihinde davalı oğluna satış suretiyle devrettiği, 1932 doğumlu mirasbırakanın 15.04.2008 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak davacı kızları …, …., …., davalı oğlu …. ve dava dışı kızı …’nin kaldıkları anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (nitelikli-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve l.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de 4721 s. Türk Medeni Kanunu’ nun (TMK) 706, 6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237 (818 s. Borçlar Kanunu’nun (BK) 213) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında
birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki kişisel ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olayda, yukarıda belirtilen ilkeleri kapsar biçimde hükme yeterli bir inceleme ve araştırma yapıldığını söyleme imkanı bulunmamaktadır.
Hâl böyle olunca, yukarıdaki ilkeler gözetilmek suretiyle hükme yeterli bir soruşturma yapılması, mirasbırakan adına kayıtlı başkaca aktif-pasif tapu kaydı bulunup bulunmadığının taraflardan da sorulmak suretiyle ilgili tapu müdürlüğünden araştırılması, varsa tapu kayıtlarının istenilmesi, taşınmaz başında keşif yapılarak temlik tarihlerindeki gerçek bedelin belirlenmesi, davalının çekişmeli taşınmazın alımı için işlettiği kantini mirasbırakana devrettiği savunması üzerinde durulması, satış bedelinin ne şekilde ödendiğinin tespiti ile tüm deliller birlikte değerlendirilerek, mirasbırakanın gerçek iradesinin mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıyıp taşımadığının tereddüde mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmesi ve ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, anılan hususlar gözardı edilerek, noksan soruşturma ile yetinilip yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6100 sayılı HMK’nın 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.11.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

SAVUNMAYA İLİŞKİN HAKLAR HATIRLATILMADAN YAPILAN SORGUYA DAYALI MAHKUMİYET HÜKMÜ VERİLMESİNİN SAVUNMA HAKKINI KISITLADIĞI

T.C. Yargıtay 8. Ceza Dairesi

E: 2018/7501
K: 2018/12467
K.T.: 08.11.2018
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
Özet: Sahte banka veya kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan açılarak mevcut dava dosyasıyla birleştirilen davanın 23.01.2018 gün ve 2018/3483-1390-1124 Sor Esas İd nolu iddianamesinin, sanığın hazır bulunduğu ve hükmün verildiği 26.04.2018 günlü duruşmada, “sanığa 2018/98 esas sayılı dosyaya ilişkin iddianame okundu” denilmekle yetinildiği, bu şekilde, iddianame okunup, yüklenen suçtan dolayı CMK 191’in yollamada bulunduğu aynı Kanun’un 147. maddesi gereğince sorguya çekilmesi gereken sanığın, savunmaya ilişkin hakları hatırlatılmadan yapılan sorgusuna dayalı olarak mahkumiyetine karar verilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması bozmayı gerektirir.

SUÇ : Başkasına ait banka hesabıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretilmesi, satılması, devredilmesi, satın alınması veya kabul edilmesi, sahte banka veya kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama
HÜKÜM : Sanık hakkında başkasına ait banka hesabıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartıüretilmesi, satılması, devredilmesi, satın alınması veya kabul edilmesi suçundan beraat, sahte banka veya kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan mahkumiyet,
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Sanık hakkında başkasına ait banka hesabıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretilmesi, satılması, devredilmesi, satın alınması veya kabul edilmesi suçundan kurulan hüküm yönünden yapılan incelemede;
5237 sayılı TCK.nun 245/2. madde ve fıkrasında düzenlenen “Başkaları adına sahte banka veya kredikartı üretme, satma, devretme, satın alma veya kabul etme” eylemlerinde suçun mağduru kartı üreten banka ya da finans kuruluşu olması nedeniyle, adına ek kart düzenlenen …’nun katılma ve kararı temyiz yetkisi bulunmadığından ve katılma kararı verilmiş olması da hükmü temyiz hakkı vermeyeceğinden, şikayetçi … vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 317. maddesi gereğince REDDİNE,
2- Sanık hakkında sahte banka veya kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan kurulan hükme yönelik yapılan temyiz incelemesine gelince;
Bozma ilamının içeriğine göre sahte banka veya kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan açılarak mevcut dava dosyasıyla birleştirilen davanın 23.01.2018 gün ve 2018/3483-1390-1124 Sor Esas İd nolu iddianamesinin, sanığın hazır bulunduğu ve hükmün verildiği 26.04.2018 günlü duruşmada, “sanığa 2018/98 esas sayılı dosyaya ilişkin iddianame okundu” denilmekle yetinildiği, bu şekilde, iddianame okunup, yüklenen suçtan dolayı 5271 sayılı CMK.nun 191. maddesinin yollamada bulunduğu aynı Kanun’un 147. maddesi gereğince sorguya çekilmesi gereken sanığın, savunmaya ilişkin hakları hatırlatılmadan yapılan sorgusuna dayalı olarak mahkumiyetine karar verilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 08.11.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

TAKİP NETİCESİ BORCUN BİR KISMINA İTİRAZ EDEN BORÇLUNUN İTİRAZ ETTİĞİ KISMIN CİHET VE MİKTARINI AÇIKÇA GÖSTERMESİ GEREKİR, AKSİ TAKTİRDE BORCA İTİRAZ ETMEMİŞ SAYILIR

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO. 2013/17000
KARAR NO. 2013/25257
KARAR TARİHİ. 4.7.2013

2004/m.62

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

KARAR : Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
İİK. nun 62/4 maddesinde; “Borcun bir kısmına itiraz eden borçlunun o kısmın cihet ve miktarını açıkça göstermesi lazımdır. Aksi takdirde itiraz edilmemiş sayılır.” hükmü yer almakta olup, bu hükme göre borcun bir kısmına itiraz eden borçlunun, hangi kısma itiraz ettiğini ve miktarını açıkça belirtmesi gerekmektedir.

Alacaklının genel haciz yolu ile yaptığı takipte borçlu ların; “takip talebindeki miktar kadar borçlarının bulunmadığı” biçiminde yapılan açıklama kısmi itiraz niteliğinde olup, İİK.nun 62/4. maddesi gereğince itiraz edilen kısmın cihet ve miktarı açıkça gösterilmediğinden, borca yönelik bu kısmi itiraz geçersizdir.

Bu nedenle takip kesinleştiği halde, alacaklının itirazın kaldırılması için icra mahkemesine yaptığı başvuru fuzuli bir işlemdir. Bu durumda mahkemece, başvuru şikayet olarak vasıflandırılıp, takibin durdurulmasına ilişkin 10.02.2010 tarihli icra müdürlüğü kararının geçersiz itiraz nedeni ile iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde itirazın kaldırılmasına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.07.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi

Sanığın, denetim süresinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle hükmün açıklanmasına karar verilirken, sanığa yokluğunda karar verilebileceği ihtarını içeren usulüne uygun meşruhatlı davetiye çıkarılarak duruşmaya çağrılması gerekir.

YARGITAY 3. Ceza Dairesi

2020/2768 E.
2020/5410 K.

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ : Kasten yaralama
HÜKÜM : Hükmün açıklanması suretiyle mahkumiyet

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1) Sanığın, denetim süresinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle hükmün açıklanmasına karar verilirken 5271 sayılı CMK’nin 195/1. maddesine göre sanığa yokluğunda karar verilebileceği ihtarını içeren usulüne uygun meşruhatlı davetiye çıkarılarak duruşmaya çağrılması gerekirken, usulüne uygun olmayan davetiye ile yetinilmesi suretiyle CMK’nin 231/11. maddesi gereği hükmün açıklanmasına karar verilerek, sanığın savunma hakkının kısıtlanması,
2) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.04.2017 gün, 2015/1167 Esas – 2017/247 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, sanığa 5271 sayılı CMK’nin 226. maddesi hükmü gereğince ek savunma hakkı tanınmadan, iddianamede gösterilmeyen TCK’nin 87/1-son maddesinin uygulanması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
3) Olayın çıkış nedeninin mağdur … ‘ın akıl hastası olan amcası …’a yönelik sanığın davranışları olduğunun mağdur tarafından iddia edilmiş olması karşısında, ilk haksız hareketin kimden geldiği açıklığa kavuşturulduktan sonra, mağdur … tarafından sanığa yapılan ilk haksız hareketin varlığının kabulü halinde sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin makul bir oranda uygulanması gerekirken, mağdurdan kaynaklanan haksızlığın içeriğinin ne olduğu gerekçelendirilmeden sanığın cezasından azami oranda (3/4) oranında indirim yapılması suretiyle eksik ceza tayini,
4) Sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararından sonra, denetim süresi içerisinde yeni bir suç işlendiği gerekçesi ile hüküm açıklanırken önceki verilen hükmün değiştirilmeden aynen açıklaması gerekirken, CMK’nin 231/11. maddesine aykırı olarak, hapis cezasının TCK’nin 51. maddesi uyarınca ertelenmesine karar verilmesi,
5) Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas – 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı ibarelerin iptal edilmesi nedeniyle hak yoksunlukları yönünden sanıkların hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerle 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 01.06.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Avukatlık ücreti takdiri için vekaletname ibrazı yeterli olduğu

YARGITAY 11. Hukuk Dairesi

2015/10897 E.
2016/6894 K.

MAHKEMESİ : … ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 10/04/2013
NUMARASI : 2009/317-2013/93
Taraflar arasında görülen davada … Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 10.04.2013 tarih ve 2009/317-2013/93 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl davada karar, davalı-karşı davacı vekili ile katılma yoluyla davacı-karşı davalı vekili; karşı davada ise davalı-karşı davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı-karşı davalı asil, davalı-karşı davacı ile aralarında imzalanan 23.12.2008 tarihli sözleşme uyarınca davalının üzerine kayıtlı … … … plakalı aracın %50 hissesini kendisine devrettiğini, sözleşme gereğince kendisinin de … . …. ve .. . …. plakalı araçları davalıya devrettiğini, davalının sözleşmeye aykırı davrandığını ileri sürerek, toplam 21.130,00 TL’nin davalıdan tahsiline, 23.12.2008 tarihli sözleşmenin ve ortaklığın feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı-karşı davacı asil, asıl davanın reddini savunmuş; karşı davada ise, davacı-karşı davalının aralarında imzaladıkları sözleşmeden dolayı 24.788,00 TL borçlu olduğunu ileri sürerek, 24.788,00 TL’nin davacı-karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; gerek asıl gerekse karşı davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle, asıl ve karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Asıl davada karar, davalı-karşı davacı vekili ile katılma yoluyla davacı-karşı davalı vekili; karşı davada ise davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, karşı davada davalı-karşı davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları ile asıl davada davacı-karşı davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davalı-karşı davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazına gelince;
İşbu davada, davalı-karşı davacı kendisini vekille temsil ettirdiği halde mahkemece davalı-karşı davacı vekilinin duruşmalara katılmadığı, beyan dilekçesi olmadığı ve sadece vekaletname sunduğundan bahisle davalı-karşı davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiş ise de avukatlık ücreti takdiri için vekaletname ibrazı yeterli olduğu gibi davalı-karşı davacı vekilinin bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçesi sunduğu görülmekle, adı geçen taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi yerinde bulunmamıştır. Bu durumda, kararın davalı-karşı davacı yararına bozulması gerekmekte ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 1086 sayılı HUMK’nın 438/7. maddesi uyarınca hükmün, aşağıda yazılı olduğu şekilde, düzeltilerek onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenle karşı davada davalı-karşı davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları ile asıl davada davacı-karşı davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle asıl davada davalı-karşı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm fıkrasının 5 nolu bendinin hükümden çıkarılarak ve yerine “Davalı-karşı davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihindeki A.A.Ü.T. gereğince 2.535,60 TL vekalet ücretinin davacı-karşı davalıdan alınarak davalı-karşı davacıya ödenmesine” bendinin eklenmesine ve hükmün düzeltilmiş bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 30,70 TL temyiz ilam harcının temyiz eden karşı davada davalı-karşı davacı ve asıl davada davacı-karşı davalıdan ayrı ayrı alınmasına, 22.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.