GEMİYE SAĞLANAN YAKIT BEDELİNİN TAHSİLİ VE KANUNİ REHİN HAKKI TANINMASI İSTEMİ

Özet: Dava, davalı gemiye sağlanan yakıt bedelinin tahsili ve gemi üzerinde kanuni rehin hakkı tanınması istemlerine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne dair verilen ilk karar, Dairemizce faturalardan birinin … şehrinde yapılan yakıt teslimine ilişkin olduğu, bu kapsamda bağlama limanındaki yakıt tedarikinin adi alacak kapsamında bulunduğu şeklindeki davalı savunması kapsamında, yakıt tedarikine konu Silkeborg gemisinin bağlama limanı ve bu limanda yakıt sağlandığı göz önünde bulundurulmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken, eksik inceleme ve değerlendirmeyle davanın tümden kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile bozulmuştur. Bu bakımdan … verilen yakıt bedeli yönünden davacı lehine kazanılmış hak oluştuğu, … verilen yakıt bedeli yönünden ise gemi alacaklısı hakkının koşullarının bulunduğu nazara alınmaksızın davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
T.C.
Yargıtay
11. Hukuk Dairesi
E: 2016/14081 K: 2018/7502 K.T.: 29.11.2018
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 19/10/2015 tarih ve 2014/271-2015/914 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olduğu anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 27.11.2018 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin uluslararası pazarda faaliyet gösteren ve gemilere yakıt tedarik eden bir firma olduğunu, müvekkili tarafından … isimli gemiye de yakıt sağlandığını, bunun karşılığında iki ayrı fatura düzenlendiğini ancak fatura bedellerinin ödenmediğini ileri sürerek, 54.372,65 USD tutarındaki alacak için gemi üzerinde kanuni rehin hakkı tanınmasına, alacağın adı geçen gemiden karşılanmak suretiyle davalıdan tahsiline ve söz konusu alacağa temerrüt halinden itibaren devlet bankalarınca USD mevduatına uygulanan en yüksek oranda faiz uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, düzenlenen faturanın müvekkili adına tanzim edilmediğini, fatura konusu alacağın bir kısmının geminin bağlama limanı olan Cenova’da tedarik edilen yakıta ilişkin olduğunu, bu haliyle adi alacak mahiyetinde olduğunu bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, uyulan bozma ilamı doğrultusunda, Türkiye-Tuzla ve … limanlarında teslim edilen yakıtın davacıya gemi alacaklısı hakkı vermediği, dosya kapsamına göre; yakıt alım işleminin davalı geminin sicil maliki tarafından yapılmadığı, dolayısıyla; dava konusu alacağın davacıya gemi alacaklısı hakkı vermediği gibi; davacının adi alacaklı sıfatıyla dahi davalıyı sorumlu tutulamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Dava, davalı gemiye sağlanan yakıt bedelinin tahsili ve gemi üzerinde kanuni rehin hakkı tanınması istemlerine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkili tarafından … isimli gemiye yakıt tedarik edildiğini, bu kapsamda düzenlenen fatura bedellerinin ödenmediğini ileri sürerek eldeki davayı açmış, mahkemece, yukarıda değinilen gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece davanın kabulüne dair verilen ilk karar, Dairemizce faturalardan birinin … şehrinde yapılan yakıt teslimine ilişkin olduğu, bu kapsamda bağlama limanındaki yakıt tedarikinin adi alacak kapsamında bulunduğu şeklindeki davalı savunması kapsamında, yakıt tedarikine konu Silkeborg gemisinin bağlama limanı ve bu limanda yakıt sağlandığı göz önünde bulundurulmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken, eksik inceleme ve değerlendirmeyle davanın tümden kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile bozulmuştur. Bu bakımdan … verilen yakıt bedeli yönünden davacı lehine kazanılmış hak oluştuğu, … verilen yakıt bedeli yönünden ise gemi alacaklısı hakkının koşullarının bulunduğu nazara alınmaksızın davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.630,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 29/11/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

MÜLKİYET HAKLARININ KAYBI NEDENİYLE UĞRANILAN ZARARIN TAZMİNİ İSTEMİ

Özet: Hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın değeri hem kesinleşme tarihi olan 08/05/2000 tarihine göre hem de karar düzeltme ilamında maddi hata yapılarak yazılan 17/02/2000 tarihine göre değer belirlenmiş, mahkemece tazminata hükmedilirken bilirkişinin bu iki tarihe göre belirlediği değerler toplanarak hüküm kurulmuştur.
T.C.
Yargıtay
20. Hukuk Dairesi
E: 2018/4790 K: 2018/6729 K.T.: 23.10.2018
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacı … vekili ile birleşen dosya davacıları … ve … vekili Av. … tarafından istenilmekle, tayin olunan 23/10/2018 günü için yapılan tebligat üzerine, temyiz eden davacı … vekili Av…. ile birleşen dosya davacıları … ve … vekili Av. … ve davalı Hazine vekili Av. … ve diğer taraftan davacı … vekili Av. … geldi, başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Daha sonra dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar … ve … vekili 10/02/2010 tarihli dava dilekçesinde, hissedarı bulundukları … ili, … ilçesi 198 ada 25 parsel sayılı 14.336 m² yüzölçümlü taşınmazın 14.155 m² yüzölçümündeki bölümünün tapu kaydının … 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25/10/1999 tarih ve 1997/473 E. – 1999/753 K. sayılı ilâmı ile iptal edilerek … vasfıyla Hazine adına tesciline karar verildiğini, mülkiyet haklarının kaybı nedeniyle uğradıkları zarardan Hazinenin sorumlu olduğunu iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00. TL tazminatın Hazineden alınarak davacılara verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; idari yargının davaya bakmakla görevli olduğu gerekçe gösterilerek davanın görevsizlik nedeni ile reddine karar verilmiş, hükmün davacılar … ve … tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 20/10/2011 tarih, 6067 E. -11891 K. sayılı ilamı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; “davanın TMK’nın 1007. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkin olup adli yargının görevli olduğu” hususuna değinilmiştir
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sırasında; davacılar … ve … vekili Av. … 02/04/2013 havale tarihli ıslah dilekçesi ile; dava değerini davacı … açısından 721.905,00 TL’ye, davacı … açısından 962443 TL‘ye artırdıklarını, dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davacılar … ve … vekili ise 04/03/2013 tarihli dava dilekçesinde, aynı taşınmazın hissedarlarından olduklarını belirtip aynı iddiaları ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL tazminatın Hazineden alınarak davacılara verilmesini talep etmiş, mahkemenin 2013/117 E. -162 Karar sayılı 25/03/2015 tarihli kararı ile davaların birletirilmesine karar verilmiştir.
2018/4790-2018/6729 Birleşen dosyalar üzerinden yapılan yargılama sırasında birleşen dosya davacıları … ve … vekili Av. … 27/05/2013 havale tarihli ıslah dilekçesi; talep ettikleri tazminat miktarını davacı … açısından 449.232,02 TL’ye davacı … açısından ise 148.826,98 TL’ye artırdıklarını belirtmiş, bu bedellerin dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir
Mahkemece, yapılan yargılama sonunda tapu kaydının iptali nedeniyle oluşan zarardan Hazinenin TMK’nın 1007. maddesi uyarınca sorumlu olduğu benimsenerek davaların kabulüne; Asıl dosya nedeniyle 1.684.578,96 TL maddi tazminatın dava tarihi olan 10/02/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınmasına ve 721.905,00 TL’sinin davacı …’ya 962.673,96 TL’sinin davacı …’a verilmesine; birleşen dava nedeniyle 599.059,00 TL maddi tazminatın dava tarihi olan 04/03/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınmasına, 449.232,02 TL’sinin davacı …’e 149.826,98 TL’sinin ise davacı …’e ödenmesine karar verilmiş; hükmün davacılar vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 09/06/2014 gün ve 2014/3285 E. – 16275 K. sayılı ilâmıyla onanmasına karar verilmiştir.
Bu kez, davacılardan … ve … vekili ile davalı Hazine vekili tarafından süresi içinde karar düzeltme isteminde bulunmaları üzerine, Dairenin 30/11/2015 tarih ve 2015/3006 E. – 2015/11942 K. sayılı kararı ile onama kararının kaldırılarak yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir
Hükmüne uyulan karar düzeltme ilamında özetle; “Somut olayda, mahkemece tapu kaydının iptaline dair verilen kararın kesinleştiği 17/02/2000 tarihinde mülkiyet hakkına müdahale gerçekleşmiş; davacıların mülkiyet hakkı mahkeme kararı ile ortadan kaldırılmıştır. zarar 17/02/2000 tarihinde oluştuğuna göre, davacıların zararının taşınmazın dava tarihindeki değeri esas alınarak değil, zararın gerçekleştiği 17/02/2000 tarihi esas alınarak hesaplanması zorunludur.
Ne var ki mahkemece dava konusu taşınmazın değeri zararın gerçekleştiği tarih değil, dava tarihindeki değeri esas alınarak belirlenmiştir. Değerlendirme tarihinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. Hükmün bu nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekirken, onanmasına karar verilmiş bulunulması nedeniyle karar düzeltme istemlerinin kabulüne ve hükmün açıklanan nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. “ denilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu; davacılar vekilinin 2010/84 E (2012/87 Esas bozma sonrası ) asıl davasının kısmen kabulü ile davacılardan … lehine hesaplanan 267.317,18 TL maddi tazminatın, davacılardan … lehine hesaplanan 356.472,73 TL maddi tazminatın dava tarihi olan 10/02/2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine,
2- Davacılar vekilinin birleşen 8 ASHM’nin 2013/17 E. sayılı davasının kısmen kabulü ile davacı … lehine hesaplanan 133.602,52 TL maddi tazminatın, davacı … lehine hesaplanan 44.559,09 TL maddi tazminatın dava tarihi olan 04/03/2013 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacılar ve davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapu kaydının hükmen iptali nedeniyle 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesine göre açılan tazminat istemine ilişkindir.
Dosya kapsamından, dava konusu … ili, Balçova ilçesi 198 ada 25 parsel sayılı 14.336 m2 yüzölçümündeki taşınmazın zeytinlik niteliği ile hisseli olarak davacılar adına 17/02/1977 tarihinde tapuya kaydedilmiş iken, 18/05/1978 tarihinde … sınırı içinde kaldığına dair şerh işlendiği, daha sonra … Yönetiminin … iddiası ile açtığı dava sonucunda, … 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25/10/1999 tarihli ve 1997/473 E. – 1999/753 K. sayılı ilâmı ile taşınmazın 14.155 m2 yüzölçümündeki bölümü yönünden davacılar adına olan tapu kaydının iptali ile … vasfıyla Hazine adına tapuya tesciline karar verildiği; bu kararın Yargıtay 20. Hukuk Dairesince onanarak 08/05/2000 tarihinde kesinleştiği, asıl davanın 10/02/2010 tarihinde birleşen davanın ise 04/03/2013 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. 2018/4790-2018/6729 Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/11/2009 gün ve 2009/4-383 E. – 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E. – 2010/318 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; tapu işlemleri kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK’nın 1007. maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Anılan Kanun maddesinde düzenlenen sorumluluk, objektif (kusursuz) sorumluluk olup, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 41. ve devamı maddesinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu ile ilgisi bulunmadığından, aynı Kanunun 72. maddesindeki (818 sayılı Kanunun 66. maddesi) zamanaşımı kurallarının uygulanma imkanı olmadığı gibi, TMK’nın 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için de, ayrıca zamanaşımı süresi belirlenmemiştir. Bu itibarla, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesindeki (818 sayılı Kanunun 125. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması esas olup, bu süre … 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/473 E. – 1999/753 K. sayılı kararının kesinleştiği tarih olan 08/05/2000 tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır.
Özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir. Yani bir hakkın ileri sürülebilmesine engel nitelikte ve davalının borcu, özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına olanak veren bir hak niteliğindedir. Bu nedenle, zamanaşamı hukukî niteliği itibariyle, maddî hukuktan kaynaklanan bir def’i olup; usûl hukuku anlamında ise, hakkın yerine getirilmesine engel bir savunma aracıdır.
Yukarıda açıklanan tüm olgular ışığında somut olaya bakıldığında, asıl dava tapu iptal ve tescil kararının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde 10/02/2000 tarihinde açılmış olup, ıslah ise 10 yıllık zamanaşımı süresinden sonra 02/04/2013 tarihinde yapılmış ve Hazine tarafından ıslaha karşı süresi içinde zamanaşımı definde bulunulmuştur.Ne var ki; mahkemece ıslah edilen kısım için zamanaşımı dikkate alınmadan ıslah talebi doğrultusunda “ Asıl dosya nedeniyle 1.684.578,96.- TL maddi tazminatın dava tarihi olan 10/02/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınmasına ve 721.905,00 TL’sinin davacı …’ya, 962.673,96.-TL’sinin davacı …’a verilmesine” şeklinde kurulan hükme ilişkin davalı Hazinece verilen temyiz ve daha sonraki aşamada karar düzeltme dilekçelerinde ıslah tarihi itibari ile zamanaşımının dolduğu hususu dile getirilmediğinden ve bozma ilamında bu hususa değinilmeden hüküm sadece değerlendirme tarihinin yanlış alınması nedeni ile bozulmuş olduğundan ve mahkemece bozma ilamına uyulmakla davacı lehine usulü kazanılmış hak oluştuğundan, temyize konu kararda ıslah dilekçesine değer verilerek hüküm kurulmasında bir isabetsizlik yoktur.
Birleşen dava açısından zamanaşımı hususunu irdelediğimizde;birleşen dava tarihi olan 04/03/2013 ve ıslahın yapıldığı 27/05/2013 tarihi itibari ile 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmuş ise de;birleşen dava için Hazine davaya cevap süresi içinde zamanaşımı definde bulunmamış, ıslah dilekçesine ise cevap vermemiş, zamanaşımı hususunu dile getirmemiştir. Yukarıda açıklandığı gibi zamanaşımı ancak süresi içinde defi olarak ileri sürüldüğü takdirde dikkate alınacağından birleşen dava açısından bu aşamada temyiz dilekçesi ile ileri sürülen zamanaşımı definin dinlenme olanağı bulunmamaktadır. Davalı Hazinenin zamanaşımına ilişkin temyiz itirazları açıklanan sebeplerle yerinde değildir.
Ne var ki; dava konusu taşınmazın … olduğundan bahisle tapusunun iptaline ilişkin olarak açılan eldeki dava da tapu iptal kararının kesinleştiği tarih itibari ile zararı doğduğundan bu tarih itibari ile taşınmazın vasfının belirlenmesi ve taşınmaz arsa vasfında ise emsal metoduna göre, arazi vasfında ise gelir metoduna göre değer belirlenmesi gerekirken mahkemece taşınmazın vasfını belirlemeye yönelik yapılan araştırmada tapu iptal kararının kesinleştiği tarih itibari ile imar planı içinde olup olmadığı, bu tarih itibari ile etrafının meskun olup olmadığı, belediye hizmetlerinden yararlanıp yararlanmadığı, hangi tarih itibari ile hangi imar planının içinde olduğu araştırılmamıştır. Belediye yazısında taşınmazın 1/1000 ölçekli imar planı içinde olduğu belirtilmişse de bu imar planının hangi tarihte kesinleştiği belirtilmemiş olduğundan değerlendirme tarihi olan 08/05/2000 tarihi itibari ile taşınmazın arsa vasfında olup olmadığı hususunda tereddüt oluşmuştur. 2018/4790-2018/6729 Taşınmazın değerlendirme tarihi olan 08/05/2000 tarihi itibari ile arsa vasfında olduğu kabul edilse dahi hükme esas alınan bilirkişi raporunda somut emsal olarak incelenen 6128 ada 9 parsel sayılı taşınmaza ilişkin resmi satış akit tablosu, tapu kaydı, m2 emlak değeri, imar durumu araştırılmamış bilirkişi raporu denetlenmeden hüküm kurulmuştur.
Bu durumda mahkemece; tazminat isteminin dayanağı olan balçova ilçesi 198 ada 25 parselin değerlendirme tarihi olan 08/05/2000 tarihi itibari ile imar planı içinde olup olmadığı, imar planı içinde ise hangi tarihte kesinleşen hangi imar planı içinde olduğu, belediye hizmetlerinden yararlanıp yararlanmadığı, etrafının meskun olup olmadığı, mücavir alan içinde olup olmadığı hususları araştırılmalı, taşınmazın bu tarih itibari ile arsa vasfında olduğu belirlenir ise; emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak, taşınmazdan … payının düşülmesinin gerekip gerekmediği belirtilmek suretiyle gerçek zararın belirlenmesi gerektiğinden, taraflara dava konusu taşınmaz ile aynı bölgeden bulunamaması halinde yakın bölgelerden ve değerlendirme tarihinden önce ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer nitelikli ve yüzölçümlü satışları bildirmeleri için olanak tanınması, gerekli görülürse re’sen emsal getirtme yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için konunun uzmanı bilirkişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla keşif yapılarak, denetlemeye olanak veren bilimsel verileri içeren rapor alınması, emsal alınan taşınmazlara ilişkin resmi satış akit tablolarının tapu müdürlüğünden getirtilmesi, emsal taşınmazlar ile çekişmeli taşınmaza ait Arsa m2 Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m2 değerleri, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenip, dava konusu taşınmazın, emsal taşınmazlara göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporununda denetlenmesi, dava konusu taşınmazın ve emsal alınan taşınmaz/taşınmazların değerlendirme tarihi itibariyle imar düzenlemesi sonucu oluşmuş imar parselleri olup olmadıkları, imar parseli iseler düzenleme ortaklık payının düşülüp düşülmediğinin, düşülmüş ise oranının belediye başkanlığı imar ve tapu müdürlüklerinden sorulup, emsalin İmar Kanunu uyarınca imar parseli, dava konusu taşınmazın ise imar uygulaması yapılmamış arsa parseli olduğunun belirlenmesi halinde çekişmeli taşınmazın emsalle karşılaştırma sonucu bulunan değerinden düzenleme ortaklık payına karşılık gelecek oranda indirim yapılması gerektiğinin gözetilmesi, tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği arazi olarak belirlenir ise, arazi niteliğinde bulunan dava konusu taşınmaza yönelik olarak, sulu olup olmadığı, yerleşim alanlarına uzaklığı iklim şartları, arazinin toprak ve topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu gözetilerek oluşturulacak bilirkişi kurulu yardımıyla çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesi, dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyeti resmî verileri ilçe tarım müdürlüğünden getirtilmek suretiyle, taşınmaz üzerinde meyve ağaçları varsa ağaçların cinsleri de dikkate alınmak suretiyle elde edilen verilere uygun biçimde değerlendirme yapılarak tapu kapsamındaki taşınmazların değeri, hesaplanmalı, taşınmazın varsa mütemmim cüzleri, muhdesat ve sökülemeyen teferruatlarının değerleri bayındırlık birim fiyatları ve yıpranma oranları gözetilerek değerleme tarihine göre tespit ettirilmeli, bu şekilde tapusu iptal edilen taşınmazların zemin değeri, üzerindeki mütemmim cüz, muhdesat ve sökülemeyen teferruatları esas alınarak, tapu sahiplerinin oluşan gerçek zararlarının saptanması gerekmektedir.
Ayrıca; asıl dosya davacıları … ve … vekili dava dilekçesinde gösterdikleri değeri 02/04/2013 tarihli dilekçeleri ile ıslah ederek dava değerini artırmışlar ise de;hem dava dilekçesinde gösterilen değer için hem de ıslahla artırılan kısım için maktu harç yatırmışlardır.TMK’nın 1007. maddesine dayalı olarak açılan davada davalının harçtan muaf olması davacının harç yatırmasına engel değildir. Davacının yargı harçlarını ödeme yükümü altında olduğu anlaşıldığına göre, dava ve ıslah dilekçesinde belirtilen dava değeri üzerinden nisbi tarifeye göre dava ve ıslah harcı ödenmedikçe eldeki davaya devam etme olanağı bulunmamaktadır.
Bu durumda mahkemece; yürürlükteki harçlar tarifesi uyarınca ıslahla artılan toplam değer üzerinden nisbi harcı ödemesi konusunda davacıya usulünce süre verilip harcı ödenen 2018/4790-2018/6729 miktar üzerinden hüküm kurulması gerekirken harcı yatırılmayan dava ve ıslah dilekçesindeki miktara değer verilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Bunlardan başka; hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın değeri hem kesinleşme tarihi olan 08/05/2000 tarihine göre hem de karar düzeltme ilamında maddi hata yapılarak yazılan 17/02/2000 tarihine göre değer belirlenmiş, mahkemece tazminata hükmedilirken bilirkişinin bu iki tarihe göre belirlediği değerler toplanarak hüküm kurulmuştur.
Dava konusu taşınmaza ilişkin … 3 Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/473E. -1999/753 K. sayılı ilamı 08/05/2000 tarihinde kesinleşmiş olup,karar düzeltme ilamında bu tarih maddi hata yapılarak 17/02/2000 şeklinde yazılmıştır.Bu sebeple değerlendirme tarihi olan 08/05/2000 tarihi ile belirlenen değere hükmedilmesi gerekirken her iki tarih için hesaplanan değerler toplanarak hüküm kurulması da doğru değildir
Kabule göre ;asıl dava tarihi 10/02/2010 olduğu halde gerekçeli karar başlığında dava tarihinin 17/02/2010 olarak yazılmış olması da doğru değildir
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazinenin, asıl dosya davacıları ile birleşen dosya davacılarının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, Yargıtaydaki duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre takdir edilen 1630,00 TL vekalet ücretinin kendisini vekil ile temsil ettiren asıl ve birleşen dosya davacıları ve davalıya karşılıklı verilmesine, temyiz harcının istek halinde iadesine 23/10/2018 oy birliği ile karar verildi.

BORCUNDAN DOLAYI KESİLEN ELEKTRİĞİN KULLANILMASI

T.C.
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu
E: 2017/26 K: 2018/589 K.T.: 29.11.2018

Ceza Genel Kurulu         2017/26 E.  ,  2018/589 K.

Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 85-607
Mühür bozma suçundan sanık … Özgültekin’in beraatine ilişkin Antalya 14. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.11.2012 tarihli ve 751-1028 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 17.12.2014 tarih ve 3751-21909 sayı ile;
“…İddia konusu mühürleme ve kaçak elektrik tespit tutanaklarını düzenleyen görevlilerin tanık olarak dinlenmeleri ve fiilen mühürleme yapılıp yapılmadığının tespitiyle sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdiri yerine, sanığa tebliği zorunlu olmayan mühürleme tutanağının usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğinden bahisle yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi…” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 19.10.2015 tarih ve 85-607 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.12.2015 tarih ve 406719 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 15-1015 sayı ile; 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 18.01.2017 tarih ve 126-384 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığa atılı mühür bozma suçunda mühürleme tutanağının sanığa tebliğ edilmesinin zorunlu olup olmadığının, buna bağlı olarak tebliğ edilmemesinin suç işleme kastını ortadan kaldırıp kaldırmadığının,
2- Mühürleme tutanağının tebliğinin zorunlu olmadığının kabulü hâlinde ise; sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın evinde kullandığı elektriğin borcunu ödemediği gerekçesiyle katılan şirket görevlilerince 07.02.2011 tarihinde kesilerek elektrik sayacının mühürlendiği ve buna ilişkin olarak elektrik kesme ve mühürleme belgesinin düzenlendiği,
07.02.2011 tarihli elektrik kesme ve mühürleme belgesinde tebellüğ eden kısmında “SP” yazısının yer aldığı,
Sanığın evinde 24.03.2011 tarihinde katılan şirket görevlilerince yapılan kontrolde, borcundan dolayı kesilen elektriğin kullanıldığı tespit edilerek kaçak/usulsüz elektrik tespit tutanağı tanzim edildiği,
Sanığın kaçak elektrik bedelini 04.05.2011 tarihinde ödediği,
Katılan … Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin suç tarihinden sonra 28.05.2013 tarihinde özelleştirildiği,
Anlaşılmaktadır.
Sanık … Özgültekin; işten eve geldiğinde elektriklerin kesilmiş olduğunu gördüğünü, ancak elektriğin görevliler tarafından kesilip mühürlendiğine dair herhangi bir işaret olmadığını, kendisinin de elektriği açıp kullanmaya devam ettiğini, ertesi gün de elektrik borcunu ödediğini, atılı suçlamayı kabul etmediğini, kendisine herhangi bir şekilde mühürleme belgesi tebliğ edilmediğini savunmuştur.
Mühür bozma suçu 765 sayılı TCK’nın “Devlet İdaresi Aleyhinde İşlenen Cürümler” başlıklı üçüncü babının “Mühür Fekki ve Hükümetin Muhafazasında Bulunan Eşyayı Çalmak” başlıklı onuncu faslındaki 274. maddesinde düzenlenmişken, 5237 sayılı TCK’nın “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmının, “Kamu Güvenine Karşı Suçlar” başlıklı dördüncü bölümünde “Mühür bozma” başlıklı 203. maddesinde; “Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiştir.
Millete ve Devlete Karşı Suçlar 5237 sayılı Kanun’un dördüncü kısmında, 247 ila 343. maddeleri arasında sekiz bölüm hâlinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere kanun koyucu 5237 sayılı TCK’nın sistematiğinde “Mühür Bozma” suçunu Devlet otoritesine karşı işlenen suçlar bölümünde değil kamu güvenine karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlemiştir. Nitekim mevzuat gereği konulan mührün kaldırılmasının kamu güvenini sarsacağı hususunda da şüphe bulunmamaktadır.
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, madde, esasta bir şeyin saklanmasını veya varlığının olduğu gibi muhafazasını sağlamak üzere, kanunun veya yetkili makamların emrine uyularak konulmuş mührün kaldırılmasını veya konuluş amacına aykırı hareket edilmesini cezalandırmaktadır. Mührün konulmasının esas nedeni, durumun aynen muhafazasını sağlamaktır.
Mühür, kanunun verdiği yetkiye dayanılarak ya da yetkili makamın emri gereğince konulmalıdır. Ancak yetkili makama mühürleme emri verme yetkisinin de yine kanunla verilmiş olması gerekmektedir.
Mühür koyma gerekliliği doğrudan kanundan kaynaklansa bile mührü koyma işlemi buna yetkili olan kişilerce yerine getirilmelidir.
Mühür bozma suçu, mührün kaldırılması veya konuluş amacına aykırı hareket edilmesi ile oluşmaktadır. Seçimlik hareketlerden birinin yapılması ile suç oluştuğundan, ayrıca bir zarar veya somut bir tehlikenin doğması gerekli görülmemiştir.
Suçun seçimlik hareketlerinden ilki, kanun veya yetkili makamın emri ile konulan mührün kaldırılmasıdır. Mührün kaldırılması fiili, mührün konulduğu eşya üzerinden sökülmesi ya da bozulması şeklinde işlenebilir.
Suçun oluşumu açısından diğer seçimlik hareket ise; mührün konuluş amacına aykırı davranılması olarak düzenlenmiştir. Bu seçimlik hareketin gerçekleştirilmesinde, konulan mührün fiziken kaldırılması suçun oluşması açısından şart değildir. Örneğin, mührün bir faaliyetin engellenmesi için konulması hâlinde, mühür sökülmese bile faaliyete devam edilmesi durumunda suç oluşabilecektir.
Mühür bozma suçu yalnızca kasten işlenebilir. Genel kast yeterli olup saik önemli değildir. Failin, mührün yetkili merci tarafından konulduğunu, bu mührün eşyanın varlığını koruma veya varlığını sürdürme amacını güttüğünü, yaptığı hareketin mührü kaldırmaya yönelik olduğunu veya mührün konuluş amacına aykırılık oluşturduğunu bilmesi ve bu hareketi istemesi gerekir.
Mühür bozma suçunun kasıt unsurunun varlığından söz edilebilmesi için sanığın mühürleme işleminden haberdar olması yeterli olup, ayrıca mühürlüme tutanağının tebliğine ilişkin yasal bir zorunluluk bulunmamaktadır.
Diğer yandan ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle, adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları değerlendirildiğinde;
Sanığın, borcunu ödemediği gerekçesiyle evinde kullandığı elektriğin katılan şirket görevlilerince 07.02.2011 tarihinde kesilerek elektrik sayacının mühürlendiği, 24.03.2011 tarihinde sanığın evinde yapılan kontrolde ise, borcundan dolayı kesilen elektriğin kullanıldığının tespit edildiği olayda; sanığın işten eve geldiğinde elektriklerin kesilmiş olduğunu gördüğünü, ancak elektriğin görevliler tarafından kesilip mühürlendiğine dair herhangi bir işaret olmadığını ve kendisinin de elektriği açıp kullanmaya devam ettiğini savunması karşısında, iddia konusu mühürleme ve kaçak elektrik tespit tutanaklarını düzenleyen görevliler tanık olarak dinlenerek fiilen mühürleme yapılıp yapılmadığı tespit edildikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırmayla ve sanığa tebliği zorunlu olmayan mühürleme tutanağının tebliğ edilmediği gerekçesiyle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme kararına konu hükmünün, eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Antalya 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.10.2015 tarihli ve 85-607 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanık hakkında eksik araştırma ile beraat hükmü kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 29.11.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

BORDROLARDAKİ İKRAMİYE HANESİNDE GÖRÜNEN ÖDEMELERİN İLAVE TEDİYE ÖDEMESİ OLDUĞUNU

T.C.
Yargıtay
22. Hukuk Dairesi
E: 2015/14290 K: 2018/22870 K.T.: 23.10.2018
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (…) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Y A R G I T A Y  K A R A R I
Dava, alacak istemine ilişkin olup, Mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen hükmün Dairemizin 16/10/2017 tarihli ve 2017/41294 esas, 2017/21868 karar sayılı ilamı ile bozulduğu anlaşılmıştır.
02/07/2012 tarihinde kabul edilip 05/07/2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 40. maddesi gereğince 5521 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2. maddesi ile “Bölge adliye mahkemelerinin 5235 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi uyarınca Resmi Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, Yargıtay’ın bozma kararlarına karşı verilen direnme kararının temyizi halinde dava dosyası, önce kararı veren daireye gönderilir. Direnme kararları daireler tarafından öncelikle incelenir. Kararı veren daire, direnmeyi yerinde görürse kararı düzeltir; yerinde görmezse talebi on gün içinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na iletir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
16/10/2017 tarihli ve 2017/41294 esas, 2017/21868 karar sayılı bozma ilamına Mahkemece direnilmesi üzerine, direnme kararı davalı vekilince temyiz edilmiştir. 5521 sayılı Kanun’a 6352 sayılı Kanun’un 40. maddesi ile eklenen Ek 2. maddesi gereğince Dairemizce yapılan inceleme neticesinde;
Somut uyuşmazlıkta; Dairemizin 16/10/2017 tarihli bozma ilamında “…Somut olayda; dosyaya sunulan …’lerde ilave tediye ve ikramiye başlığı altında 6772 sayılı yasa gereği 52 günlük ücret tutarında ilave tediye ödeneceği kararlaştırılmıştır. Taraflar ücret ve ikramiye alacağı konusunda anlaşmış olup davacı vekili yargılama aşamasında ikramiye alacağından feragat etmiştir. Davalının sunduğu maaş bordrolarında ikramiye ve ek ödeme adı altında bir kısım tahakkuklar bulunmaktadır. Davalı ek ödeme ve ikramiye adı altında yapılan ödemelerin ilave tediye alacağına mahsuben yapıldığını iddia etmektedir. Bu durumda; davacı ikramiye alacağından feragat ettiğinden maaş bordrolarında ikramiye ve ek ödeme tahakkukuna ilişkin ödeme belgelerinin getirtilerek varsa bu tahakkuklara ilişkin ödemeler davacının ilave tediye alacağından mahsup edildikten sonra davacının ilave tediye alacağının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırmaya dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozma nedenidir.” şeklinde bozma sebebine yer verilmiştir.
Dosya içeriğine göre, davacı vekilinin ikramiye alacağından feragat etmediği sabittir. Yargılamanın 17/12/2014 tarihli celsesinde, davacı vekilinin “ikramiye alacağı yönünden davamızı müraacata bırakıyoruz” şeklinde beyanda bulunduğu, aynı celse Mahkemece tesis edilen ara karar ile ikramiye alacağı yönünden dosyanın işlemden kaldırılması ile bu talebin eldeki davadan tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, Dairemizin 16/10/2017 tarihli bozma ilamında, davacı vekilinin ikramiye alacağından feragat ettiğine ilişkin ifadeye yer verilmesi maddi hataya dayalıdır. Hal böyle olmakla birlikte, hesaba konu dönem toplu … sözleşmelerinde, işçilere 6772 sayılı Kanun gereği yıllık ….yevmiye tutarında ilave tediye ödenmesine ilişkin hükmün bulunduğu, ilave tediye haricinde ayrıca ikramiye ödenmesine dair ise bir hükmün yer almadığı görülmektedir. Davalı vekili de, ilave tediye haricinde ikramiye ödenmesine ilişkin toplu … sözleşmelerinde bir hükmün bulunmadığını, bordrolardaki ikramiye hanesinde görünen ödemelerin ilave tediye ödemesi olduğunu beyanla itirazda bulunmuştur.
Toplu … sözleşmelerinde, 6772 sayılı Kanun gereği yıllık 52 yevmiye tutarında ilave tediye ödenmesine ilişkin hüküm haricinde, ayrıca ikramiye ödenmesine dair bir hükmün bulunmadığı dikkate alındığında, bordrolardaki ikramiye hanesinde gösterilen tahakkukların ilave tediyeye ilişkin olduğunun kabulü gerekli olup, ödenmiş olması halinde bu meblağlar ilave tediye alacağından mahsup edilmelidir. Kararın bu gerekçe ile bozulması gereklidir. Anılan sebeple, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararı kısmen değişik gerekçe ile bozulmalıdır.
Yukarıda yazılı sebeplerle, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle, dosyanın YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNA GÖNDERİLMESİNE, 23/10/2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.