Tüzel kişilik perdesinin aralanması

6762 sayılı TTK’nın 269. maddesi uyarınca anonim şirketler borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sınırlı şekilde sorumludur. Ortakların sorumluluğu ise taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır. Yine anılan Kanunun 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir. Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu malvarlığı ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin üçüncü kişiler için bir teminat ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması, üçüncü kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.


Temel hukuk kurallarının en önemlilerinden bir tanesi alacak haklarının nisbiliği ilkesidir. Alacak hakkı ancak hukuki ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Kural olarak borç ilişkinin dışında bir başka gerçek ya da tüzel kişiye karşı borç ilişkisinden doğan alacak hakkı ileri sürülemez. Ticaret şirketlerinde ise sınırlı sorumluluk ilkesi ayrı ve bağımsız malvarlığı oluşumunu yaratmaktadır. Tüzel kişi ile ortakları arasında malvarlığı ile sorumluluk ayrılmaktadır. Ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için Kıta Avrupası ve Anglo-Sakson hukuk sistemlerinde “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınarak durumu kötüye kullanan ortakları sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Teorinin amacı, hakkaniyet gerektirdiği zaman tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılmasının önlenmesidir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen MK’nın 2. maddesi kabul edilmektedir.

Tüzel kişiliğin varlığı asıl olup borcun yükümlüsü olan bir tüzel kişilik bulunmakta iken bu tüzel kişiliğin malvarlığının alacaklarının zararına olarak kötüye kullanılması durumu iddia edilip kanıtlanmadığında şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı bu borçtan dolayı yönelinemeyecektir. Ancak tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilecektir.

Uygulamada ve doktrinde tüzel kişi ile ortaklarının alanlarının ve malvarlığının birbirine karışması halinde, yetersiz sermaye durumunda, aynı şirketler topluluğu içinde yer alan kardeş şirketler arasında koşulların varlığı halinde ve çok istisnai hallerde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisinin uygulanmasının mümkün olabileceği de kabul edilmektedir.

“Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” ana kuralın istisnası olarak ancak belirli ve sınırlı durumlarda “sakınılarak” uygulanması gereken bir yoldur.

3. Hukuk Dairesi      
2019/593 E.  
2019/9655 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 15. HUKUK DAİRESİ

MAHKEMESİ : ANKARA 5. SULH HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasının kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelenmesi sonucunda; davalıların istinaf başvurusunun reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle; daha önceden belirlenen 03/12/2019 duruşma günü için tebligat üzerine temyiz eden davalılar … AŞ. ve … A.Ş. vekili Av. … ve diğer davalı … AŞ. vekilleri Av. … ile Av. … geldi. Karşı taraf davacı vekilleri Av. … ile Av. … geldi. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli gün ve saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; … İli, … İlçesi, … Köyü mevkiinde bulunan, … numaralı, alanı 4156,25 hektar olan ve 24.10.1989 tarihli maden ruhsatnamesinin sahibi olduğunu, davacı ile … Madencilik Sanayi AŞ. (yeni ünvanı … A.Ş.) arasında Ekim 1989 başlangıç tarihli rödovans sözleşmesi imzalandığını, davalıların müşterek kusurlu hareketleri ile idare mahkemesi tarafından ruhsatnamenin iptal edilmiş olduğunu, davalıların ruhsatnamenin iptaline yol açtıkları ve hak sahibi olduğu maden sahasındaki menfaatlerinin yok olduğunu, sözleşmeden umulan gelirden mahrum kalındığını, davalı şirketlerin adreslerinin ve şirket ortaklarının aynı olduğu, genel kurullarının aynı gün yapıldığı belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 5.000.000TL’nin temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı … Madencilik San. ve Tic. A.Ş.; ilk ünvanlarının … Mad. San. A.Ş. iken önce, … Mad. San. AŞ. sonra … Bakır İşletmeleri A.Ş. Sonra … Madencilik A.Ş. olarak ünvan değiştirmiş olduğunu, davacının davaya konu maden ruhsat sahasının ilk ruhsat sahibi olduğunu, davacı ile kendileri arasında Ekim 1989 tarihli sözleşme ile davacının eline bulunan ve hak sahibi olduğu 4.156,25 hektar alanlı maden sahasının, işletilmesi ve sözleşme ile öngörülen rödovans bedelinin davacıya ödenmesinin hükme bağlandığını, mevzuat çerçevesinde taraflarınca gerekli tüm yükümlülüklerin yerine getirildiğini ve 1996 senesinde işletme ruhsatının alındığını, davacı tarafın maden ruhsatının iptaline ilişkin davanın tüm süreci hakkında bilgi sahibi olduğunu, davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, davalı şirketin sözleşmede kendisinden beklenen tüm yükümülüklerini yerine getirerek basiretli bir tacir gibi davrandığını, ÇED raporu alınmamasının davalı şirketin kusuru olmadığını savunmuş, davalı … Bakır İşletmeleri A.Ş.; davacı şirkete karşı herhangi bir yükümlülüğü veya sorumluluğu bulunmadığını, kendileri ile davacı arasında herhangi bir hukuki ilişki, alaka bulunmadığını, … A.Ş.’nin ruhsat sahibi olmadığını, sözleşmenin de tarafı olmadığını, davacının somut bir hesaba dayanmayan farazi ve fahiş bir bedel üzerinden dava açtığını, şirketin sözleşmeye taraf olmadığı hususunun nazara alınarak husumet yokluğu nedeni ile davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

Davalı … Madencilik San. Tic. A.Ş.; kendileri ile davacı şirket arasında herhangi bir hukuki ilişki, alaka bulunmadığını, davanın öncelikle zaman aşımı, husumet ve belirli olan dava konusu için kısmi dava açılamayacağı yönlerinden reddine, davanın hukuki yarar yokluğundan reddine, haksız ve mesnetsiz mahiyetteki tazminat talepli davanın ise diğer hususların kabul görmemesi halinde esastan reddine karar verilmesi talebinde bulunduğu görülmüştür.

İlk derece mahkemesinde, bilirkişi raporuna göre toplam tazminat miktarı 10.090.777,24TL olarak hesaplandığı belirtilerek taleple bağlı kalınarak davanın kabulü ile 5.000.000TL’nin tahsiline karar verilmiştir.

İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalılar vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince; ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, davalıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalıların aşağıdaki bentler dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davalılar Davalı … Bakır İşletmeleri A.Ş. ve … Madencilik San. Tic. A.Ş.’nin husumete ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

6762 sayılı TTK’nın 269. maddesi uyarınca anonim şirketler borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sınırlı şekilde sorumludur. Ortakların sorumluluğu ise taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır. Yine anılan Kanunun 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir. Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu malvarlığı ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin üçüncü kişiler için bir teminat ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması, üçüncü kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.

Temel hukuk kurallarının en önemlilerinden bir tanesi alacak haklarının nisbiliği ilkesidir. Alacak hakkı ancak hukuki ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Kural olarak borç ilişkinin dışında bir başka gerçek ya da tüzel kişiye karşı borç ilişkisinden doğan alacak hakkı ileri sürülemez. Ticaret şirketlerinde ise sınırlı sorumluluk ilkesi ayrı ve bağımsız malvarlığı oluşumunu yaratmaktadır. Tüzel kişi ile ortakları arasında malvarlığı ile sorumluluk ayrılmaktadır. Ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için Kıta Avrupası ve Anglo-Sakson hukuk sistemlerinde “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınarak durumu kötüye kullanan ortakları sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Teorinin amacı, hakkaniyet gerektirdiği zaman tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılmasının önlenmesidir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen MK’nın 2. maddesi kabul edilmektedir.

Tüzel kişiliğin varlığı asıl olup borcun yükümlüsü olan bir tüzel kişilik bulunmakta iken bu tüzel kişiliğin malvarlığının alacaklarının zararına olarak kötüye kullanılması durumu iddia edilip kanıtlanmadığında şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı bu borçtan dolayı yönelinemeyecektir. Ancak tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilecektir.

Uygulamada ve doktrinde tüzel kişi ile ortaklarının alanlarının ve malvarlığının birbirine karışması halinde, yetersiz sermaye durumunda, aynı şirketler topluluğu içinde yer alan kardeş şirketler arasında koşulların varlığı halinde ve çok istisnai hallerde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisinin uygulanmasının mümkün olabileceği de kabul edilmektedir.

“Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” ana kuralın istisnası olarak ancak belirli ve sınırlı durumlarda “sakınılarak” uygulanması gereken bir yoldur.

Somut uyuşmazlıkta; Davada dayanılan ve hükme esas alınan Ekim-1989 başlangıç tarihli rödovans sözleşmesi ile davacı şirkete ait … ruhsat numaralı, maden alanın kiralamış olduğu, kiracı-davalı ….. A.Ş.’nin ilk ünvanının … Mad. San. A.Ş. iken önce, … … Mad. San. AŞ. sonra … Bakır İşletmeleri A.Ş. son olarakta … Madencilik A.Ş. olarak ünvan değiştirmiş olduğu ve davalı kiracı … Madecilik A.Ş.’nin 2004 yılında diğer davalı … Bakır… A.Ş. tarafından satın alındığı, kiraya konu … nolu ruhsatın Rize İdare mahkemesinin 23.09.2008 tarihli 2007/52 esas ve 2008/709 karar sayılı ilam ile ruhsatın iptaline karar verildiği ve temyiz talebinin reddi ile kararın kesinleştiği husunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı, davalı şirketlerin ortaklık yapıları ve faaliyet alanlarının, adreslerinin aynı olduğu, davalılar arasında organik ve hukuki bağın bulunduğunu ileri sürerek müşterek borçluluğunun kabulüne karar verilmesini talep etmiş ise de, yukarıda ifade edildiği üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesinin sınırlı sorumluluk ilkesinden kötüniyetle yararlanmak isteyen şirket ortaklarına yönelmeyi sağlayan bir teori olduğu, dosya kapsamından davalıların sınırlı sorumluluk ilkesinden kurtulmak için işlemler yaptığının iddia ve ispat edilemediği, adres ayniyetlerinin faaliyet alanlarının aynı olmasının şirket kurucularının aynı olmasının genel kurullarının aynı gün yapılmasının tek başına davalıların müteselsil sorumluluğu için yeterli olmayacağı, şirketlerin unvan benzerliği ve ortaklık yapısının doğrudan doğruya perdenin kaldırılması teorisinin uygulanmasını sağlamayacağı, kaldı ki davalı şirketlerin ortaklık yapısı ve yönetim kurulu yapısının kuruluş aşamasında farklı olduğu, davalıların tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınarak mal kaçırma ya da alacağın tahsilini imkansız hale getirme yönünde eylemde bulunduğunun iddia ve ispat edilemediği, ortada borçluyu gizleyen bir perde (örtü) bulunmadığı, kötü niyetle ve mal kaçırma gayesi ile mevcudu eksiltmeye yönelik tasarruflarla ilgili olarak yasal şartların varlığı halinde tasarrufun iptali, muvazaa nedeniyle işlemin iptali gibi hukuki sürecin işletilmesinin mümkün olduğu ve yukarıda ifade edildiği üzere “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi”nin belirli ve sınırlı durumlarda sakınılarak kullanılması gereken bir yol olduğu ve somut uyuşmalık bakımından perdenin aralanması koşullarının oluşmadığı ve sözü geçen şirketler farklı tüzel kişiliklere sahip oldukları da nazara alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Tazminat miktarına yönelik yapılan incelemede;

HMK 266.maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.

HMK’nun 281.maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır

Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.

Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.

Somut olayda, Mahkemece alınan 28.03.2016 tarihli ilk bilirkişi raporunda; “dosyadaki bilgilerle bakır rezervini hesaplamak olanaksızdır. Bunun için sahada ayrıntılı bir rezerv tespit çalışması yapılmalıdır.” denmesine rağmen itiraz üzerine aynı bilirkişilerden alınan ek raporda, rödövans sahasının hemen yanında bulunan … nolu ruhsat alanında tespit edilen bakır rezervin baz alınarak hesap yapıldığı görülmektedir. Bu rapora davalılar vekillerince gerekçeleri de gösterilmek suretiyle itiraz edilmiş ve yeniden bilirkişi raporu alınması istenmiş ancak mahkemece söz konusu itirazlar karşılanmadan aynı bilirkişilerce düzenlenen çelişik raporlardan ek rapor doğrultusunda karar verilmiştir.

Bu durumda mahkemece, önceki bilirkişiler dışında oluşturulacak konusunda uzman içerisinde maden ve jeoloji mühendislerinin de olacağı bilirkişi heyetinden, komşu … nolu ruhsat alanında tespit edilen bakır rezervi baz alınmaksızın çelişkileri gideren, tarafların rapora itirazlarını karşılayan, objektif ve bilimsel verilere dayanan, Yargıtay ve taraf denetimine elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken itiraza uğramış, çelişkili bilirkişi raporlarından ek rapor benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalıların sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci ve üçüncü bentte açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK’nın 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanunun 371 inci maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2.037 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalılara iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.12.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Temel hukuk kurallarının en önemlilerinden bir tanesi alacak haklarının nisbiliği ilkesidir. Alacak hakkı ancak hukuki ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Kural olarak borç ilişkinin dışında bir başka gerçek ya da tüzel kişiye karşı borç ilişkisinden doğan alacak hakkı ileri sürülemez. Ticaret şirketlerinde ise sınırlı sorumluluk ilkesi ayrı ve bağımsız malvarlığı oluşumunu yaratmaktadır. Tüzel kişi ile ortakları arasında malvarlığı ile sorumluluk ayrılmaktadır. Ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için Kıta Avrupası ve Anglo-Sakson hukuk sistemlerinde “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınarak durumu kötüye kullanan ortakları sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Teorinin amacı, hakkaniyet gerektirdiği zaman tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılmasının önlenmesidir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen MK’nın 2. maddesi kabul edilmektedir.

Tüzel kişiliğin varlığı asıl olup borcun yükümlüsü olan bir tüzel kişilik bulunmakta iken şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı bu borçtan dolayı yönelinemeyecektir. Ancak tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilecektir.

Uygulamada ve doktrinde tüzel kişi ile ortaklarının alanlarının ve malvarlığının birbirine karışması halinde, yetersiz sermaye durumunda, aynı şirketler topluluğu içinde yer alan kardeş şirketler arasında koşulların varlığı halinde ve çok istisnai hallerde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisinin uygulanmasının mümkün olabileceği de kabul edilmektedir.

11. Hukuk Dairesi         
2017/2384 E.  
2019/2653 K.

MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 06/10/2016 tarih ve 2014/756 E. – 2016/651 K. sayılı kararın asıl davada davacı birleşen davada davalı banka vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabul – reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce verilen 01/03/2017 tarih ve 2017/46-2017/67 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl davada davalı birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Ür. İhr. ve Tic. A.Ş. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 26.02.2019 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili Av. …, asıl davada davalı birleşen davada davacı vekilleri Av. … ve Av… dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Asıl davada davacı vekili, müvekkili tarafından, dava dışı Derby Lastik Fabrikası A.Ş.’ne 11.08.1997 tarihli kredi sözleşmesine istinaden kredi kullandırıldığını ve davalı Tekmar Mermer Madencilik San. Dış Tic. A.Ş.’nin bu sözleşmeyi müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladığını, kredi ödenmeyince hesap kat edilerek 14/01/2000 tarihli ihtar ile 3.343.695.61 TL’nın ödenmesinin istenildiğini, davalı Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş’ne 27.06.1997 tarihli sözleşmeye istinaden kredi kullandırıldığını, krediborcu ödenmeyince hesap kat edilerek 29.05.2000 tarihli ihtarname ile 3.498.270.61 TL’nın ödenmesinin istenildiğini, kredi borçlusu Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş.’nin 28.02.1996 tarihinde kurulduğunu, yönetim kurulu üyelerinin…,…,… Yönetim Kurulu Başkanı ve yetkilisinin …olduğunu, diğer davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.’nin ise 25.01.2000 tarihinde kurulduğunu, Yönetim Kurulu üyelerinin …, …,…,…, Yönetim Kurulu Başkanı ve yetkilisinin de …olduğunu, bankaca yasal takip işlemlerine başlanmadan kısa bir süre önce yönetim kurulu üyeleri ile yetkili kişileri aynı kimselerce temsil ve ilzam edilen davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş’nin müvekkili banka kredi borçlusu firmanın devamı olduğunu, onun portföy, iş ve çevresinden açıkça yararlanmak ve borçlulardan kurtulmak amacı ile salt başka bir isim ve tüzel kişilik altında hareket ederek, borçların tasfiyesini imkansız kılma gayretinde olduğunu, nam-ı müstear kendi isminin arkasında sakladığı kişiyi gizleyen bir perde olduğunu, perdeyi kaldırma teorisi olarak adlandırılan teoride “sözleşmeden ya da kanundan doğan her türlü yükümlülükler ile borçlardan ve kaynağı ne olursa olsun sorumluluklardan kurtulmak için tüzel kişiliğin ve ayrılık ilkesinin bir araç olarak kullanılmasına izin verilmemesi” olarak ifade edildiğini, Maden İşletmeleri firmasının kuruluşunun 25.01.2000 olmakla birlikte, bu tarihten önce yapılan iş ve eylemleri sahiplenmek suretiyle kendi portföyü ve geçmişi içinde gösterdiğini, müvekkilince İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan 2004/633 E. ve 2006/325 K. sayılı ilamıyla Tekmar Madencilik San, ve Dış Tic. A.Ş. tarafından Tekmar Mermer ve Maden işletmeleri Ürünleri İhr. ve Tic. A.Ş.’ye yapılan taşınmaz satışına ait tasarrufun müvekkili lehine iptaline karar verildiğini, karar gerekçesinde şirket adreslerinin aynı olduğu ve takip borçlusu şirketlerin kontrolünde ilişkili şirketler olduğunun belirtildiğini, borçlu Madencilik firması yetkilisi ve davalı Maden İşletmeleri adına yetkili olan …17.04.2006 tarihli dilekçesi ile yaptığı müracaatında, borçlu Madencilik firmasının borçlarının belirli bir takvim çerçevesinde yapılandırılarak, vadeye bağlanmak suretiyle tasfiye edilmesini, eminatların nakde çevrilmesine devam edilmesini, Madencilik firmasının asaleten ve kefaleten borçlarının tasfiye süresindeki teminatını teşkil etmek üzere davalılardan Maden İşletmeleri firmasının borca kefil olacağını belirttiğini, ancak daha sonra firmaların organsız kaldığını belirttiği, bunun üzerine madencilik firmasının asaleten ve kefaleten borçlan için alınan tasfiye kararının bildirildiği ve takiben Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş. protokol borcuna istinaden yatan izahatıyla 02.10.2006 da 30.000.-USD, 03.10.2006 da 250.000.-USD ve 03.10.2006 da 345.000.-USD. olmak üzere; toplam 625.000.-USD yatırıldığını ve Madencilik firmasının asalet ve kefalet borçlarına istinaden blokeye alındığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 4.706.000.-TL’nın faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar vekilleri, davanın reddini istemiştir.

Birleşen davada davacı vekili, müvekkili Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic A.Ş.’nin davalı bankanın Şişli Şubesi’ndeki hesabına “Tekmar Mermer Madencilik ve Sanayi Dış Tic. A.Ş.’nin protokol konusu borcuna istinaden” açıklaması ile yatırdığı 625.000 USD’nin ihtara rağmen ödenmemesi üzerine başlatılan takibe davalı bankanın haksız yere itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına ve %40’ından az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince, tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Karara karşı, asıl davada davacı-birleşen davada davalı banka vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

İstinaf Mahkemesince, her iki firmanın geri planda aynı kişiler tarafından temsil ve idare edildiği ancak resmiyette farklı tüzel kişilik altında faaliyette bulunulduğu, her iki davalı şirket arasında organik bağ bulunduğunun sabit olduğu, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Ticaret A.Ş.’nin diğer davalının, davacı bankadan gerek asaleten gerekse kefaleten almış olduğu kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu olduğu, davacının davalı Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş.’den olan tüm alacakların farklı takiplere konu edildiği ve yapılan takipler sonucu açılan davaların neticelendirildiği, dava tarihi itibariyle alacağın tamamı için yürütülen takiplerin nizasız şekilde devam ettiği, davacının ayrıca bu davalıdan alacak talep etmesinin haklı ve yasal nedeni bulunmadığı gibi hukuki yararı da bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin asıl ve birleşen dosya yönünden istinaf isteminin kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 06/10/2016 tarih 2014/756 Esas 2016/651 sayılı kararının kaldırılmasına, asıl davada davalı kredi borçlusu Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Ticaret A.Ş. hakkındaki davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle usulden reddine, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Ticaret A.Ş. hakkındaki davanın kabulü ile tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla 4.706.000,00 TL’nın faizi ve faizin % 5’i oranında gider vergisi ile birlikte bu davalıdan tahsiline, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalı-birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat Tic. A.Ş. vekili temyiz etmiştir.

1-Asıl dava, davacı banka ile dava dışı Derby Lastik Fabrikası A. Ş. ile imzalanan ve davalı Tekmar Mermer Madencilik San. Dış Tic. A.Ş.nin müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladığı 11.08.1997 tarihli kredi sözleşmesinden ve davacı banka ile davalı Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş. arasında imzalanan 27.06.1997 tarihli sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın davalı Tekmar Mermer Madencilik San. Dış Tic. A.Ş.’den ve perdenin aralanması teorisi kapsamında diğer davalı Tekmar Mermer ve Maden İşl. Ür. İhr. ve Tic. A.Ş.’den müştereken ve müteselsilen tahsili istemine ilişkindir. Birleşen dava ise itirazın iptali istemine ilişkindir.

Temel hukuk kurallarının en önemlilerinden bir tanesi alacak haklarının nisbiliği ilkesidir. Alacak hakkı ancak hukuki ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Kural olarak borç ilişkinin dışında bir başka gerçek ya da tüzel kişiye karşı borç ilişkisinden doğan alacak hakkı ileri sürülemez. Ticaret şirketlerinde ise sınırlı sorumluluk ilkesi ayrı ve bağımsız malvarlığı oluşumunu yaratmaktadır. Tüzel kişi ile ortakları arasında malvarlığı ile sorumluluk ayrılmaktadır. Ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için Kıta Avrupası ve Anglo-Sakson hukuk sistemlerinde “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınarak durumu kötüye kullanan ortakları sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Teorinin amacı, hakkaniyet gerektirdiği zaman tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılmasının önlenmesidir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen MK’nın 2. maddesi kabul edilmektedir.

Tüzel kişiliğin varlığı asıl olup borcun yükümlüsü olan bir tüzel kişilik bulunmakta iken şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı bu borçtan dolayı yönelinemeyecektir. Ancak tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilecektir.

Uygulamada ve doktrinde tüzel kişi ile ortaklarının alanlarının ve malvarlığının birbirine karışması halinde, yetersiz sermaye durumunda, aynı şirketler topluluğu içinde yer alan kardeş şirketler arasında koşulların varlığı halinde ve çok istisnai hallerde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisinin uygulanmasının mümkün olabileceği de kabul edilmektedir.

“Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” ana kuralın istisnası olarak ancak belirli ve sınırlı durumlarda “sakınılarak” uygulanması gereken bir yoldur.

Somut uyuşmazlık bakımından asıl davada davacı …. vekili, dava konusu genel Kredi Sözleşmelerinden birinin tarafı ve dava dışı Derby Lastik Fabrikası A.Ş. ile imzalanan kredi sözleşmesinin kefili olan Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış. Tic. A.Ş. ile diğer davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş arasında organik bağ bulunduğunu, şirket ortakları ve yöneticilerin aynı şahıslar olduğunu, bankanın alacağının tahsil edilmesini engellemek üzere Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim Tic. A.Ş’nin kurulduğunu, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş’nin müvekkili bankanın kredi borçlusu olan firmanın devamı olduğunu, onun portföy, iş ve çevresinden açıkça yararlanmak ve borçlulardan kurtulmak amacı ile salt başka bir isim ve tüzel kişilik altında hareket ederek, borçların tasfiyesini imkansız kılma gayretinde olduğunu, müvekkili banka tarafından açılan tasarrufun iptali davasında da taşınmaz satışına ait tasarrufun müvekkili lehine iptaline karar verildiğini, şirket adreslerinin aynı olduğu, Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş’nin borçlu Madencilik firmasının borçlarının yapılandırılması ve tasfiyesi için kefil olmayı taahhüt ettiğini ileri sürerek, perdeyi kaldırma teorisi uyarınca Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş.’nin müşterek borçluluğunun kabulüne karar verilmesini talep etmiş ise de yukarıda ifade edildiği üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesinin sınırlı sorumluluk ilkesinden kötüniyetle yararlanmak isteyen şirket ortaklarına yönelmeyi sağlayan bir teori olduğu davacı bankanın işbu davada davalı Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş.’nin ortaklarına karşı böyle bir talepte bulunmadığı, adres ayniyetlerinin organik bağın varlığı için yeterli olmayacağı, şirketlerin unvan benzerliği ve ortaklık yapısının doğrudan doğruya perdenin kaldırılması teorisinin uygulanmasını sağlamayacağı, kaldı ki davalı şirketlerin ortaklık yapısı ve yönetim kurulu yapısının kuruluş aşamasında farklı olduğu, yönetim kurulundaki benzerliklerin şirketin yönetim kurulu üyelerinden Ali Avni Balkaner’in hakim ortak olduğu dava dışı banka ve dava dışı şirketlerin TMSF’ye devrinden sonra ve 2006 yılında TMSF ile davalılar arasında yapılan protokol çerçevesinde oluştuğu, davalının tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınarak mal kaçırma ya da alacağın tahsilini imkansız hale getirme yönünde eylemde bulunduğu iddia edilmiş ise de ortada asıl borçluyu gizleyen bir perde (örtü) bulunmadığı, asıl borçlu Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş. yanında yeni kurulan Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş’nin de borcun tasfiyesine yönelik iradesini ortaya koyup kefil olmayı kabul ettiği, kötü niyetle ve mal kaçırma gayesi ile mevcudu eksiltmeye yönelik tasarruflarla ilgili olarak yasal şartların varlığı halinde tasarrufun iptali, muvazaa nedeniyle işlemin iptali gibi hukuki sürecin işletilmesinin mümkün olduğu ve davacı bankanın da zaten bazı taşınmazlar için tasarrufun iptali davası açtığı, yukarıda ifade edildiği üzere “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi”nin belirli ve sınırlı durumlarda sakınılarak kullanılması gereken bir yol olduğu ve somut uyuşmalık bakımından perdenin aralanması koşullarının oluşmadığı nazara alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı-birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat Tic. A.Ş. vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, takdir olunan 2.037,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl davada davacı-birleşen davada davalı ….’den alınarak asıl davada davalı-birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Ür. İhr. ve Tic. A.Ş’ye verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden asıl davada davalı-birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Ticaret A.Ş.’ye iadesine, 04/04/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2017/46-67 sayı ve 01.03.2017 tarihli kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalı şirketlerin geri planda aynı kişiler tarafından temsil ve idare edildiği ancak resmiyette farklı tüzel kişilik altında bulunulduğu ve böylece davalı şirketler arasında organik bağın varlığının sabit olmasına göre mümeyyiz davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kararın bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyız. (Dairenin 2016/9387 Esas, 2018/2071 Karar sayı ve 19.03.2018 günlü ilamı)

19. Hukuk Dairesi         

2017/3702 E.  
2019/2054 K.

19. HUKUK DAİRESİ

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

– K A R A R –

Davacı vekili, davalının davacı aleyhine genel haciz yoluyla icra takibi yaptığını, alacağın sebebinin icra takibinde gösterilmediğini, davalıya borcun bulunmadığını ileri sürerek , davacının davalıya borçlu olmadığının tespitini ve kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacı firma ile organik bağ içerisinde bulunan paravan şirketlerin davalıya ve davalının yetkilisi olduğu dava dışı … Metal San. ve Tic. Ltd. Şti.ne borçlu olduğunu, davacı şirketin dava dışı … İş Ltd.Şti.ve … Ltd.Şti.ile organik bağ içerisinde olup, davacının içi boşaltılan bu firmaları kendisine paravan olarak kullandığını, “perdenin aralanması teorisi” uyarınca davalının davacıdan alacaklı olduğunu savunarak, davanın reddini ve icra inkar tazminatının davacıdan tahsilini istemiştir.

Mahkemece verilen davanın reddi kararı, Dairemizin 23.06.2015 gün, 2014/18402E. – 2015/9283 K. sayılı ilamı ile “Mahkemece, her ne kadar davacı şirket ile dava dışı … İş.. Ltd. Şti. arasında organik bağ bulunduğu gerekçesiyle … karar verilmiş ise de, davacı şirketin toplam 4 kez ticari ünvanında değişiklik yapması, davacı şirketin bir dönem ortağı olan … ile dava dışı … İş… Ltd. Şti yetkilisi … arasında baba-oğul ilişkisi bulunması ve yine dava dışı … İş…Ltd. Şti’nin yetkilisi … tarafından …’e vekalet verilmesi organik bağı ispata yeterli olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir. ” gerekçesiyle bozulmuştur.

Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamada, davalının savunmasını ve alacağını ispatlaması gerektiği, ispata yönelik olarak davalı tarafça icra hukuk mahkemesi ilamının sunulduğu, davacı ile dava dışı … Metal … Ltd. Şti. arasındaki, ibraz edilen ilamda davacı şirket ile dava dışı … İş … Ltd. Şti. arasında organik bağın bulunduğunun tespit edildiği, davacı şirketin zaman içerisinde 4 kez ünvan değişikliği yaptığı, ilk kuruluşundan bu yana …’in davacı şirketin ortaklarından olduğu ve dava dışı … İş..Ltd Şti’nin de eski ortağı olup halen babası …’in bu şirkete ortak olduğu, böylece davacı şirket ile … İş…Ltd. Şti. arasında organik bağ bulunduğu, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin somut olaya uygulandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyulmuş ise de, bozma ilamı doğrultusunda karar verilmemiştir. Dairemizin bozma ilamında açıkça, davacı şirket ile dava dışı … İş … Ltd. Şti. arasında organik bağın bulunduğunu ispata yeterli delil olmadığı belirtilmiş olup, ayrıca tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulanması koşulları gerçekleşmediğinden, davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 27/03/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi

 

23. Hukuk Dairesi         
2016/3472 E.  
2019/745 K.

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasında görülen itirazın iptali davası sonucunda verilen hükmün onanmasına ilişkin Dairemizin 23.12.2015 günlü ve 2014/10384 Esas, 2015/8391 Karar sayılı ilamının karar düzeltme yoluyla incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle dosya incelendi, gereği görüşüldü.

– KARAR –

Davacı vekili, müvekkili şirket tarafından Alanya ilçesi arıza onarım ve bakım işi ile ilgili davalı … Enerji İnş. Tur Taş. Telek. Hayv. Petrol Ürün San.ve Tic. Ltd. Şti. ile 26.10.2007 tarihinde sözleşme imzalandığını, davalının sözleşmeyi gereği gibi ifa etmemesi üzerine sözleşmenin 03.11.2008 tarihinde feshedildiğini, yönetim kurulu kararı ile kurulan komisyon tarafından hazırlanan raporda kurum zararının 248.020,47 TL. olduğunun tespit edildiğini, davalılar … ve … Enerji İnş. Teks. İth. İhr. Taah. Tic. ve San. Ltd. Şti’nin müvekkilinin zararından sorumluluğunun TMK.nın 2. maddesi kapsamında dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde ve ticari şirketlerde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ilkesine dayandığını davalı iki şirketin görünürde iki ayrı tüzel kişilik olsa da adreslerinin, merkezlerinin ve faaliyet konularının aynı olduğu gibi iki şirket arasında ekonomik ve yönetim açısından da birlikteliğin söz konusu olduğu, tek bir kişiliğin şirket tüzel kişiliğinin perdelenmesi yolu ile korunduğunu, bu nedenle şirketin zararından tüm davalıların sorumlu olduğunu, bedelin tahsili için davalılar aleyhine … 1. … Müdürlüğünün 2009/13440 Esas sayılı dosyasından takip başlatıldığını, takibin davalıların itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek şirket zararının tahsili için … 1. … Müdürlüğünün 2009/13440 Esas sayılı dosyasında başlatılan takibe davalılar tarafından yapılan itirazın iptali ile davalılar aleyhine % 40 dan az olmamak üzere tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, davacı tarafça yapılan fesih işlemi haksız olmasına rağmen müvekkilinin kesin teminat mektubunun paraya çevrildiğini, hesaplanan zararın müvekkillerinin imzası olmayan belgelere dayanarak bulunduğunu davacı şirketin ileri sürdüğü zararın gerçeğe aykırı olduğunu davacının ileri sürdüğü bağlantının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemenin 03.07.2014 tarihli ve 2013/343 Esas 2014/184 Karar sayılı ilamı ile davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davacı vekili ve davalılar … Enerji … Ltd. Şti. ile … Enerji Ltd. Şti. yönünden davalılar vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairemizin, 23.12.2015 tarihli ve 2014/10384 Esas, 2015/8391 Karar sayılı ilamı ile oannmıştır.

Bu kez davalılar vekili, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip … ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin karar düzeltme isteminin REDDİNE, 31,70 TL harç ve takdiren 384,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenlerden alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine 27.02.2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

Muhalif

-MUHALEFET ŞERHİ-

Her gerçek ve tüzel kişiliğin bağımsız olarak hak ve sorumluluk ehliyeti mevcuttur. Tüzel kişinin organları aracılığı ile yapılan tüm işlemler de doğrudan tüzel kişilik adına hak ve borç doğurur. Buna “ayrılık ve bağımsızlık” ilkesi denir.  Tüzel kişilerin kendilerine ait ayrı bir kişiliği ve kendine ait bağımsız bir mal varlığı bulunması nedeniyle bu mal varlığı tüzel kişinin kendi alacaklılarının haklarını temin etmek için tahsis edilmiş ve ortaklarla alacaklılar arasında bir hukuki ilişki olmadığından tüzel kişiden alacaklı olanların güvencesi kabul edilir. Kural olarak şirketten alacaklı olanlar şirketin organlarına veya ortaklarına değil, doğrudan şirketin bu mal varlığına müracaat etmek zorundadır. Bunun sonucu olarak ortakların şahsi alacaklıları da şirket mal varlığı üzerinde herhangi bir hak iddiasında bulunamaz, sadece yıllık bilanço üzerinden borçlu olan ortağa isabet eden kar payı ve tasfiye sonucu ortağa düşecek pay üzerinde bir hak iddiası mümkün olur. Bundan başka, şirketin alacağı ile ortağın alacağı mahsup veya takas edilemez (TTK.m.242/1). Sermaye şirketlerinde ortakların sınırsız sorumluluğu sadece şirkete karşı ve taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlıdır.

         Her tüzel kişiliğin bağımsız olarak hak ve sorumluluk ehliyetine sahip olma ilkesinin sıkı şekilde uygulanması beraberinde bazı haksızlıklar doğurduğundan kanun koyucu adını koymadan birçok kanunda tüzel kişiliğin çeşitli şekillerde kötüye kullanılabileceği ihtimalinin önüne geçmek için özel düzenlemeler yapmıştır: Örneğin; a-6102 Sayılı TTK’ da “Şirketler Topluğu’ düzenlemesinde, bağlı şirket üzerindeki hakimiyetin kötüye kullanılması durumunda gündeme gelebilecek sorumluluk davarları (TTK.m.202/1;206/1); b-Hakim şirketin topluluk itibarının uyandırdığı güvenden dolayı sorumlu tutulduğu hallerde (TTK.m.209)  ;c-Şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya limited şirket ortaklarının sorumlu olmasında (6183 S.K.m.35); d- Tüzel kişilerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacaklarından, kanuni temsilcilerin şahsi mal varlıkları ile sorumlu olmalarında (6183 S.K.m….35) e-Kollektif ortaklıkta ortakların sorumluluğunun şirket alacaklılarına karşı sınırlandırılmamasında (TTK.m.236/1), f- Sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklıkta tüzel kişiliğin komandite ortağı tüzel kişilik alacaklılarına karşı sınırsız olarak kendi mal varlığı ile sorumlu tutulmasında (TTK.m.325/1) Bu yasal düzenlenmelerde zımnen “Perdenin Kaldırılması İlkesi” yasal olarak kabul edilmiş ve ortağın sınırlı sorumluğuna somut olay için bir istisna getirilerek şirket borcundan tamamen sorumlu tutulmasının ya da tam tersinden tüzel kişinin ortağının borcundan sorumlu tutulmasının yolu açılmıştır.

Açık kanuni düzenleme bulunmayan hallerde de, hukukun yasakladığı bir sonucu elde etmek veya bir yükümlülükten kurtulmak (borcu ödememek) amacıyla “tüzel kişiliğin ayrılığı ilkesinin” arkasına gizlenilerek tüzel kişilik veya ortak yahut yöneticilerin yasanın dolanılması suretiyle MK.nın 2. maddesindeki “dürüstlük kuralına” aykırı davrandıkları da bir gerçektir. Kanunda açık hüküm bulunmayan hallerde tüzel kişinin borcundan dolayı ortakların sorumluluğuna veya ortakların sorumluluğu nedeniyle tüzel kişinin sorumluluğuna yahut iktisadi özdeşliği olan bir şirketin borcundan dolayı diğer şirketin sorumluluğuna başvurmak ya MK.nın 2. maddesi veya sorumluluk doğuran eylemin aynı zamanda kanuna karşı hile teşkil etmesi nedeniyle muvazaa hükümlerine dayanılarak haksızlığın giderilmesi gerekir.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması gereken hallerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

1- Bir ortaklık, iştigal konusunu elde etmek için gerekli olan sermayeyi koymadan faaliyet gösteriyorsa, şirketin ortakları tüzel kişiliğin sağladığı sınırlı sorumluluktan faydalanamaz. Bu durumda ortaklığın kötüye kullanılan bir araç olduğu, varsayılır ve “perdenin aralanması ilkesi” uygulanabilir.

2- Bir sermeye şirketinin pay sahibinin tüzel kişiliğe haiz başka bir şirket olması durumunda ortağın (hakim şirket) sırf kendi menfaatini ön planda tutarak ortağı olduğu (bağlı) şirketin menfaatlerini hiçe sayarak hareket etmesi; bir başka değişle hakim şirketin, hakimiyetini bağlı şirketin zararına olacak şekilde kötüye kullanması halinde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması uygulanabilir. (TTK.m.202,203) (19.HD.07.04.2005.T.2004/9514;3750;19.HD.29.09.2006.T1122/9002)

3-İktisadi bütünlüğün ve organik bağın söz konusu olduğu hallerde veya ortağın bizzat kendisinin tüzel kişinin ayrı bir kişilik olduğunu önemsemediği durumlarda “ayrı tüzel kişilik ilkesine” dayanılması kabul edilemez. Özellikle bir gruba bağlı şirketlerin aralarında, organik bir bağ bulunması sebebiyle özdeşleştikleri veya ortak ile tüzel kişi adlarının, malvarlıklarının, organizasyonlarının, faaliyet alanların, faaliyet konularının, personelin, banka hesaplarının, mallarının ve ticari defterlerinin bir birine karıştırıldığı veya aynı olduğu durumlarda “perdenin aralanması ilkesi” uygulanabilir.  

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi açısından tüzel kişiliğin nevi’nin bir önemi bulunmadığı gibi ortak sayısı bakından da tek kişi ortaklığı olması ya da çok ortaklı olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Halka açık şirketlerde de yatırımcılar tarafından olmasa bile spekülatörler tarafından hukukun dolanılması için bir araç olabileceği, gerek çapraz, gerekse düz perdenin kaldırılması mümkündür.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması üç şeklide olabilir: a) Tüzel kişinin borçlarından dolayı, tüzel kişiyi oluşturan ortaklar ve şirket yöneticilerinin sorumlu tutulabilmesi, (tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılması) b) Ortağın şahsi borcundan dolayı doğrudan şirketin mal varlığı ile sorumlu tutulması, (tüzel kişilik perdesinin tersten kaldırılması). c) Bağlı ortaklık üzerinden ana ortağın mal varlığına gidilebilmesi, sonra da tekrar perdenin kaldırılması suretiyle diğer bir yavru ortağın mal varlığına müracaat edilebilmesi (tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılması).  Ancak “perdenin çapraz kaldırılmasında” büyük çaplı bağlı işletmeler topluluğunda, gıda, finans, otomotiv, enerji gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren, aynı seviyedeki tüzel kişiliğe haiz kardeş şirketler arasında, ‘iktisadi bütünlük’ yoksa perdenin kaldırılması teorisini uygulamamak gerekir.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, sınırlı sorumluluk ilkesinin istisnası olduğu gibi, … ve iflas hukukunun “kişinin borçlarından dolayı, ancak borçlunun hak ve mallarına el konulabilir” temel kuralının da istisnasıdır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması halinde, perdenin arkasındaki kişi borçtan sorumlu tutulur. Böylece, tüzel kişinin borçlarından ortak veya yöneticiler; ortakların borçlarından tüzel kişilik yahut bir tüzel kişiliğin borcundan diğer tüzel kişilik sorumlu olabilir. Bu nedenle, anılan ilkenin uygulanmasının, mümkün olduğu kadar dar uygulanması “ayrılık ilkesinin” gerekir.

Kanunlarımızda adı konmadan kabul edilen “tüzel kişilik perdesinin kaldırılması” düzenlemelerinde (TTK.m.202, 206, 325/1, 237/1; 6183 s.K.m.35 ve mükerrer 35; 5411 s.K.m.137) asıl borçluya yapılan başvuru neticesinde borcun tahsil edilememesi veya tahsil edilmeyeceğinin açıkça anlaşılması yahut takibin semeresiz kalması hallerinde tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak perde arkasındaki kişinin sorumluluğuna gidilebileceği hükme bağlanmıştır. Özel kanunlardaki anılan ön koşul düzenlemelerinin, MK.nın 2. maddesi gereğince ilkenin uygulanacağı durumlarda takip ve usul hukuku açısından da kıyasen uygulanmalıdır. Bir başka değişle alacaklı öncelikle şeklen borçlu olana müracaat etmelidir. Ancak ödemelerin tatil edilmesi, aciz hali veya iflas gibi nedenlerle borcun tahsil edilemeyeceğinin açıkça anlaşılması veya … takibinin semeresiz kalması hallerinde; yapılacak … takibi veya davanın perde arkasındaki kişiye yöneltilerek sorumlu tutulması gerekir. Doğrudan dava açılması halinde ise; mahkeme, alacaklının alacağını asıl borçludan tahsil imkanının bulunup bulunmadığını ön sorun olarak incelemeli, asıl borçludan tahsil imkanı varsa, perdenin kaldırılması yoluna gitmeden asıl borçlu aleyhine hüküm kurmalıdır ki, “her kişi borcundan dolayı kendi mal varlığı ile sorumludur” ilkesine (ayrılık ilkesi) riayet edilmiş, alacaklının keyfi ve kötü niyetli taleplerinin önüne geçilmiş olsun.

Somut olayda; davacı/alacaklı, sözleşmenin tarafı olan borçlu … ….ltd.şti ile birlikte, organik bağının mevcut olduğunu ileri sürdüğü …..Ltd.Şti. ve her iki şirketin hakim ortağı olan … aleyhine doğrudan … takibi başlatmıştır. Takibe itiraz üzerine itirazın iptali davası açılmıştır. Davacının, borçlusu dışındaki kişiler aleyhine “perdenin aralanması” ilkesine istinaden takip başlatabilmesi için, borçlu ……ltd.şti. nin ödemelerini tatil etmesi, aciz hali veya iflas gibi nedenlerle alacağın bu şirketten tahsil edilemeyeceğinin açıkça anlaşılması veya borçlu şirket aleyhine yapılacak … takibinin semeresiz kalması gerekirdi. Davacı bu hususlarda hiçbir teşebbüste bulunmadan ve …/…araştırma yapmadan, asıl borçlu ile birlikte …..Ltd.Şti. ve her iki şirketin hakim ortağı olan … aleyhine doğrudan … takibi başlatması “ayrılık ve bağımsızlık” ilkesine açıkça aykırılık oluşturur. Anılan ön koşullara uyulmadan yapılan takibin yasal ve geçerli bir takip olduğundan söz edilemez. Bu nedenle itirazın iptali davasına bakan mahkemenin, öncelikle …..ltd.şti. ve … aleyhinde yasal ve geçerli bir … takibi bulunmadığından her ikisi hakkındaki davayı reddetmesi, asıl borçlu hakkındaki davayı kabul etmesi gerekirken tüm davalılar hakkındaki davanın kabulüne karar vermesi isabetsizdir. Bu nedenlerle ……Ltd şirketinin karar düzeltme talebinin kabul edilmesi gerekirken reddine dair sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim.

9. Hukuk Dairesi       
 2015/28898 E.  
2019/1666 K.

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı-birleşen dosya davacısı ile davalılardan … San. ve Tic. A.Ş. vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili; müvekkilinin 2006 yılı Aralık ayından itibaren davalıya ait işyerinde müdür yardımcısı olarak çalışmaya başladığını, davalı şirketin … Grup ile birleşerek yukarıda unvanını belirttiği şirket çalışanları tüm haklarına ilişkin yükümlülükleri üzerine alarak faaliyete devam ettiği, müvekkilinin davalıya ait işyerinde çalışırken iş akdinin 06.11.2010 tarihinde feshedildiğini, müvekkilinin belirtilen işverenin işindeki çalışmasından dolayı aylık 700,00 TL. net maaş almakta olduğunu, işverenin bu ücrete ek olarak aylık 300,00 TL. net prim ödediğini, ayrıca aylık 100,00 TL. yol yardımı ve 208,00 TL. yemek bedeli ticket olarak ödenmekte olduğunu, fakat bu rakamların işveren kayıtlarında düşük olarak gösterildiğini ve doğru olan rakamların delilleri ile ispat edileceğini, bu hesapla müvekkilinin kıdem tazminatı tutarının 6.500,00 TL., ihbar tazminat tutarının ise 2.000,00 TL., fazla mesai ücretinin 3.000,00 TL., resmi tatil ve bayram ücretinin 1.000,00 TL., yıllık izin ücretinin 1.000,00 TL. civarında olduğunu, müvekkilinin davalı şirkette Cumartesi ve Pazar dahil olmak üzere bayramlarda ve resmi tatillerde çalıştığını, çalışma saatlerinin sabah 10:00 ile akşam 22:00 arasında full time olarak çalıştığını, bayram önceleri daha geç saatlere kadar çalıştığını, ancak bu çalışmalarına ait fazla mesai ücretinin kendisine ödenmediğini, müvekkilinin çalışmış olduğu döneme ait 1.200,00 TL. prim alacağını da davalıdan alamadığını, işbu alacağa ilişkin… 15. İş Mahkemesi’nin 2010/79 E. ve 2013/284 K. sayılı dosyasında dava açıldığını, davada tanıklar da dinlendiğini, bilirkişi raporu dahi alınmışken usuli sebeplerle HMK.nın 150/1’e göre dosyanın işlemden kaldırıldığını, yaptıkları yenileme müracaatının reddedildiğini ve davanın HMK.nın 320/4’e göre açılmamış sayılmasına karar verildiğini, dosyanın gereksiz yere sürüncemede kalmaması ve zamanaşımı tehlikesine düşmemek için haksız ve hukuka aykırı işbu kararın temyiz edilmediğini, gerekli kesinleşme yaptırılarak huzurdaki işbu davayı açmaları zarureti olduğunu, esasen huzura gelen işbu davanın… 15. İş Mahkemesi’nin 2010/79 E. sayılı dosyasının devamı olduğunu, bu nedenle usul ekonomisi de göz önüne alınarak… 15. İş Mahkemesi’nin 2010/79 E. ve 2013/284 Karar sayılı dosyasında dinlenen tanıklar, celp edilen deliller ve alınan bilirkişi raporu ile yetinilmesini de talep ettiklerini, yukarıda açıklanan sebeplerle fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydı ile 6.500,00 TL. kıdem tazminatı, 2.000,00 TL. ihbar tazminatı, 3.000,00 TL. fazla mesai ücreti, 1.000,00 TL. resmi tatil ve bayram ücreti, 1.000,00 TL. yıllık izin ücreti, 1.200,00 TL. prim alacağı toplamı olan 14.700,00 TL.nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili; davacının tüm taleplerinin zamanaşımına uğradığını, bu sebeple öncelikle davacı taleplerinin zamanaşımı sebebi ile reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacı yanın, müvekkili şirketin 01.05.2009 tarihinde…San. ve Tic. A.Ş.den devir aldığı …Outlet mağazasında, 15.12.2006-06.11.2010 tarihleri arasında mağaza müdür yardımcısı olarak çalıştığını, davacının son aylık ücretinin 700,00 TL. olduğunu, davacının en son …Outlet de bulunan satış mağazalarında görev yapmakta olduğunu, söz konusu satış mağazasının kapanması nedeniyle kendisine ihtiyaç kalmaması ve başka bir yerde de istihdam edilememesi sebebiyle iş akdinin 06.11.2010 tarihinde feshedildiğini, mağazanın sabah 10:00’da açılıp, 22:00’da kapanmakta ise de müvekkili şirketler bünyesindeki mağazalarda iki vardiya halinde çalışıldığını, birinci vardiyanın sabah 10:00 ile 18:00 arasında, ikinci vardiyanın 14:00 ile 22:00 saatleri arasında çalıştığını, karşı tarafın da çalışma saatinin günde 8 saati geçmediğini, dolayısıyla müvekkili şirkette fazla çalışma uygulaması bulunmadığını, kaldı ki davacının görevi gereği çalışma saatlerini kendisinin belirlediğini, davacının çalıştığı dönem boyunca haftalık ve yıllık izinlerini düzenli ve eksiksiz olarak kullandığını, müvekkili şirketin bünyesinde resmi tatil ve bayramlarda çalışma yapılmadığını, davacının tüm taleplerinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacıya tüm hak ve alacaklarının dava tarihinden önce ödendiğini, davacının müvekkilinden hiçbir hak ve alacağı bulunmadığını, davacı yanca… 15. İş Mahkemesi’nin 2010/79 E. sayılı dosyası ile aynı konuda dava açıldığını ve işbu davanın davacı tarafça takip edilmemesi sebebi ile açılmamış sayılmasına karar verildiğini, davacıya ait işyeri kayıtları ve tüm delillerin bu dosya içerisinde bulunduğunu, işyeri kayıtlarının da bu dosyadan celbini talep ettiklerini,… 15. İş Mahkemesi’nin 2010/79 E. sayılı dosyası ile hazırlanan 02.02.2013 tarihli bilirkişi raporu ile de, raporu kabul etmek anlamına gelmemek ve rapora ilişkin sunulan itiraz ve taleplerini yinelemek kaydıyla, davacı tarafından sunulan iddia ve taleplerin yerinde olmadığının sabit olduğunu, savunarak davanın reddini talep etmiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar veirlmiştir.

D) Temyiz:

Kararı davacı-birleşen dosya davacısı ile davalı … San. ve Tic. A.Ş. vekilleri temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı … San. Tic. A.Ş. vekilinin tüm, davacı-birleşen dosya davacısı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19 ve 6100 sayılı HMK.nın 33. maddeleri uyarınca yargıç tarafların hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Yargıç aradaki sözleşmesel ilişkiyi yorumlar, sözleşme türünü ve içeriğini kendisi belirler. Tarafların gerçek ve ortak iradelerini esas alır, aradaki hukuki ilişkiyi tespit eder.

Organik bağ ilişkisinde işveren sıfatı olan tüzel kişinin, işçinin iş sözleşmesinden veya iş kanunundan doğan haklarını kullanmasının engellenmesi için temsilde farklı kişiliklere yer vermesi sözkonusudur. Bu durumda tüzel kişinin bağımsızlığı sınırlanır ve organik bağ içinde olunan kişi ile özdeş kabul edilir.

Bu anlamda; tüzel kişilik hakkının kötüye kullanılması, kanuna karşı hile, işçiye zarar verme (haklarının alınmasını engelleme), tarafta muvazaa (hizmeti kendisine verdiği halde başka bir kişiyi kayıtta işveren olarak gösterme) ve namı müstear yaklaşımı nedeni ile dolaylı temsil sözkonusudur. Bu durumların sözkonusu olduğu halde tüzel kişilik perdesinin aralanması sureti ile gerçek işveren veya organik bağ içinde olan tüm işverenler sorumlu tutulmaktadır. Organik bağ ise şirketlerin adresleri, faaliyet alanları, ortakları ve temsilcilerinin aynı olmasından, aralarındaki hukuki ilişkilerin tespitinden anlaşılır.

Somut uyuşmazlıkta davacı, ana dosya davalıları ile birleşen davanın davalısı şirket arasında organik bağ olduğunu iddia etmiştir. Ana dosya davalıları ile birleşen dava davalısı şirketin aynı adreste faaliyet gösterdikleri, faaliyet alanlarının aynı olduğu, davalının birleşen dava davalısı olan …şirketinde de çalışması bulunduğu ve tüm şirketlerin ana faaliyet alanlarının aynı olduğu, şirket ortaklarının ve yetkililerinin aynı olup adreslerinin aynı olduğu, anlaşıldığından davalı şirketler ve birleşen dosya davalısı arasında organik bağ olduğunun kabulü ile davacının hüküm altına alınan alacaklarından her iki dosya davalılarının müşterek ve müteselsilen sorumlu tutulması gerekirken, yazılı gerekçe ile birleşen dosya davalısı … Asansör İnş. Taah. Elek. Elektronik Paz. San Tic. Ltd. Şti. hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeni ile reddi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

F) SONUÇ:

Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 21/01/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

11. Hukuk Dairesi         
2017/2384 E.  
2019/2653 K.

MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 06/10/2016 tarih ve 2014/756 E. – 2016/651 K. sayılı kararın asıl davada davacı birleşen davada davalı banka vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabul – reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce verilen 01/03/2017 tarih ve 2017/46-2017/67 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl davada davalı birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Ür. İhr. ve Tic. A.Ş. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 26.02.2019 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili Av. …, asıl davada davalı birleşen davada davacı vekilleri Av. … ve Av… dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Asıl davada davacı vekili, müvekkili tarafından, dava dışı Derby Lastik Fabrikası A.Ş.’ne 11.08.1997 tarihli kredi sözleşmesine istinaden kredi kullandırıldığını ve davalı Tekmar Mermer Madencilik San. Dış Tic. A.Ş.’nin bu sözleşmeyi müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladığını, kredi ödenmeyince hesap kat edilerek 14/01/2000 tarihli ihtar ile 3.343.695.61 TL’nın ödenmesinin istenildiğini, davalı Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş’ne 27.06.1997 tarihli sözleşmeye istinaden kredi kullandırıldığını, krediborcu ödenmeyince hesap kat edilerek 29.05.2000 tarihli ihtarname ile 3.498.270.61 TL’nın ödenmesinin istenildiğini, kredi borçlusu Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş.’nin 28.02.1996 tarihinde kurulduğunu, yönetim kurulu üyelerinin…,…,… Yönetim Kurulu Başkanı ve yetkilisinin …olduğunu, diğer davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş.’nin ise 25.01.2000 tarihinde kurulduğunu, Yönetim Kurulu üyelerinin …, …,…,…, Yönetim Kurulu Başkanı ve yetkilisinin de …olduğunu, bankaca yasal takip işlemlerine başlanmadan kısa bir süre önce yönetim kurulu üyeleri ile yetkili kişileri aynı kimselerce temsil ve ilzam edilen davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş’nin müvekkili banka kredi borçlusu firmanın devamı olduğunu, onun portföy, iş ve çevresinden açıkça yararlanmak ve borçlulardan kurtulmak amacı ile salt başka bir isim ve tüzel kişilik altında hareket ederek, borçların tasfiyesini imkansız kılma gayretinde olduğunu, nam-ı müstear kendi isminin arkasında sakladığı kişiyi gizleyen bir perde olduğunu, perdeyi kaldırma teorisi olarak adlandırılan teoride “sözleşmeden ya da kanundan doğan her türlü yükümlülükler ile borçlardan ve kaynağı ne olursa olsun sorumluluklardan kurtulmak için tüzel kişiliğin ve ayrılık ilkesinin bir araç olarak kullanılmasına izin verilmemesi” olarak ifade edildiğini, Maden İşletmeleri firmasının kuruluşunun 25.01.2000 olmakla birlikte, bu tarihten önce yapılan iş ve eylemleri sahiplenmek suretiyle kendi portföyü ve geçmişi içinde gösterdiğini, müvekkilince İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan 2004/633 E. ve 2006/325 K. sayılı ilamıyla Tekmar Madencilik San, ve Dış Tic. A.Ş. tarafından Tekmar Mermer ve Maden işletmeleri Ürünleri İhr. ve Tic. A.Ş.’ye yapılan taşınmaz satışına ait tasarrufun müvekkili lehine iptaline karar verildiğini, karar gerekçesinde şirket adreslerinin aynı olduğu ve takip borçlusu şirketlerin kontrolünde ilişkili şirketler olduğunun belirtildiğini, borçlu Madencilik firması yetkilisi ve davalı Maden İşletmeleri adına yetkili olan …17.04.2006 tarihli dilekçesi ile yaptığı müracaatında, borçlu Madencilik firmasının borçlarının belirli bir takvim çerçevesinde yapılandırılarak, vadeye bağlanmak suretiyle tasfiye edilmesini, eminatların nakde çevrilmesine devam edilmesini, Madencilik firmasının asaleten ve kefaleten borçlarının tasfiye süresindeki teminatını teşkil etmek üzere davalılardan Maden İşletmeleri firmasının borca kefil olacağını belirttiğini, ancak daha sonra firmaların organsız kaldığını belirttiği, bunun üzerine madencilik firmasının asaleten ve kefaleten borçlan için alınan tasfiye kararının bildirildiği ve takiben Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş. protokol borcuna istinaden yatan izahatıyla 02.10.2006 da 30.000.-USD, 03.10.2006 da 250.000.-USD ve 03.10.2006 da 345.000.-USD. olmak üzere; toplam 625.000.-USD yatırıldığını ve Madencilik firmasının asalet ve kefalet borçlarına istinaden blokeye alındığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 4.706.000.-TL’nın faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar vekilleri, davanın reddini istemiştir.

Birleşen davada davacı vekili, müvekkili Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic A.Ş.’nin davalı bankanın Şişli Şubesi’ndeki hesabına “Tekmar Mermer Madencilik ve Sanayi Dış Tic. A.Ş.’nin protokol konusu borcuna istinaden” açıklaması ile yatırdığı 625.000 USD’nin ihtara rağmen ödenmemesi üzerine başlatılan takibe davalı bankanın haksız yere itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına ve %40’ından az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince, tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Karara karşı, asıl davada davacı-birleşen davada davalı banka vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

İstinaf Mahkemesince, her iki firmanın geri planda aynı kişiler tarafından temsil ve idare edildiği ancak resmiyette farklı tüzel kişilik altında faaliyette bulunulduğu, her iki davalı şirket arasında organik bağ bulunduğunun sabit olduğu, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Ticaret A.Ş.’nin diğer davalının, davacı bankadan gerek asaleten gerekse kefaleten almış olduğu kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu olduğu, davacının davalı Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş.’den olan tüm alacakların farklı takiplere konu edildiği ve yapılan takipler sonucu açılan davaların neticelendirildiği, dava tarihi itibariyle alacağın tamamı için yürütülen takiplerin nizasız şekilde devam ettiği, davacının ayrıca bu davalıdan alacak talep etmesinin haklı ve yasal nedeni bulunmadığı gibi hukuki yararı da bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin asıl ve birleşen dosya yönünden istinaf isteminin kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 06/10/2016 tarih 2014/756 Esas 2016/651 sayılı kararının kaldırılmasına, asıl davada davalı kredi borçlusu Tekmar Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Ticaret A.Ş. hakkındaki davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle usulden reddine, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Ticaret A.Ş. hakkındaki davanın kabulü ile tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla 4.706.000,00 TL’nın faizi ve faizin % 5’i oranında gider vergisi ile birlikte bu davalıdan tahsiline, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalı-birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat Tic. A.Ş. vekili temyiz etmiştir.

1-Asıl dava, davacı banka ile dava dışı Derby Lastik Fabrikası A. Ş. ile imzalanan ve davalı Tekmar Mermer Madencilik San. Dış Tic. A.Ş.nin müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladığı 11.08.1997 tarihli kredi sözleşmesinden ve davacı banka ile davalı Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş. arasında imzalanan 27.06.1997 tarihli sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın davalı Tekmar Mermer Madencilik San. Dış Tic. A.Ş.’den ve perdenin aralanması teorisi kapsamında diğer davalı Tekmar Mermer ve Maden İşl. Ür. İhr. ve Tic. A.Ş.’den müştereken ve müteselsilen tahsili istemine ilişkindir. Birleşen dava ise itirazın iptali istemine ilişkindir.

Temel hukuk kurallarının en önemlilerinden bir tanesi alacak haklarının nisbiliği ilkesidir. Alacak hakkı ancak hukuki ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Kural olarak borç ilişkinin dışında bir başka gerçek ya da tüzel kişiye karşı borç ilişkisinden doğan alacak hakkı ileri sürülemez. Ticaret şirketlerinde ise sınırlı sorumluluk ilkesi ayrı ve bağımsız malvarlığı oluşumunu yaratmaktadır. Tüzel kişi ile ortakları arasında malvarlığı ile sorumluluk ayrılmaktadır. Ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için Kıta Avrupası ve Anglo-Sakson hukuk sistemlerinde “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınarak durumu kötüye kullanan ortakları sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Teorinin amacı, hakkaniyet gerektirdiği zaman tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılmasının önlenmesidir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen MK’nın 2. maddesi kabul edilmektedir.

Tüzel kişiliğin varlığı asıl olup borcun yükümlüsü olan bir tüzel kişilik bulunmakta iken şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı bu borçtan dolayı yönelinemeyecektir. Ancak tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilecektir.

Uygulamada ve doktrinde tüzel kişi ile ortaklarının alanlarının ve malvarlığının birbirine karışması halinde, yetersiz sermaye durumunda, aynı şirketler topluluğu içinde yer alan kardeş şirketler arasında koşulların varlığı halinde ve çok istisnai hallerde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisinin uygulanmasının mümkün olabileceği de kabul edilmektedir.

“Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” ana kuralın istisnası olarak ancak belirli ve sınırlı durumlarda “sakınılarak” uygulanması gereken bir yoldur.

Somut uyuşmazlık bakımından asıl davada davacı …. vekili, dava konusu genel Kredi Sözleşmelerinden birinin tarafı ve dava dışı Derby Lastik Fabrikası A.Ş. ile imzalanan kredi sözleşmesinin kefili olan Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış. Tic. A.Ş. ile diğer davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş arasında organik bağ bulunduğunu, şirket ortakları ve yöneticilerin aynı şahıslar olduğunu, bankanın alacağının tahsil edilmesini engellemek üzere Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim Tic. A.Ş’nin kurulduğunu, davalı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş’nin müvekkili bankanın kredi borçlusu olan firmanın devamı olduğunu, onun portföy, iş ve çevresinden açıkça yararlanmak ve borçlulardan kurtulmak amacı ile salt başka bir isim ve tüzel kişilik altında hareket ederek, borçların tasfiyesini imkansız kılma gayretinde olduğunu, müvekkili banka tarafından açılan tasarrufun iptali davasında da taşınmaz satışına ait tasarrufun müvekkili lehine iptaline karar verildiğini, şirket adreslerinin aynı olduğu, Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş’nin borçlu Madencilik firmasının borçlarının yapılandırılması ve tasfiyesi için kefil olmayı taahhüt ettiğini ileri sürerek, perdeyi kaldırma teorisi uyarınca Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş.’nin müşterek borçluluğunun kabulüne karar verilmesini talep etmiş ise de yukarıda ifade edildiği üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesinin sınırlı sorumluluk ilkesinden kötüniyetle yararlanmak isteyen şirket ortaklarına yönelmeyi sağlayan bir teori olduğu davacı bankanın işbu davada davalı Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş.’nin ortaklarına karşı böyle bir talepte bulunmadığı, adres ayniyetlerinin organik bağın varlığı için yeterli olmayacağı, şirketlerin unvan benzerliği ve ortaklık yapısının doğrudan doğruya perdenin kaldırılması teorisinin uygulanmasını sağlamayacağı, kaldı ki davalı şirketlerin ortaklık yapısı ve yönetim kurulu yapısının kuruluş aşamasında farklı olduğu, yönetim kurulundaki benzerliklerin şirketin yönetim kurulu üyelerinden Ali Avni Balkaner’in hakim ortak olduğu dava dışı banka ve dava dışı şirketlerin TMSF’ye devrinden sonra ve 2006 yılında TMSF ile davalılar arasında yapılan protokol çerçevesinde oluştuğu, davalının tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınarak mal kaçırma ya da alacağın tahsilini imkansız hale getirme yönünde eylemde bulunduğu iddia edilmiş ise de ortada asıl borçluyu gizleyen bir perde (örtü) bulunmadığı, asıl borçlu Tekmar Mermer Madencilik San. ve Dış Tic. A.Ş. yanında yeni kurulan Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic. A.Ş’nin de borcun tasfiyesine yönelik iradesini ortaya koyup kefil olmayı kabul ettiği, kötü niyetle ve mal kaçırma gayesi ile mevcudu eksiltmeye yönelik tasarruflarla ilgili olarak yasal şartların varlığı halinde tasarrufun iptali, muvazaa nedeniyle işlemin iptali gibi hukuki sürecin işletilmesinin mümkün olduğu ve davacı bankanın da zaten bazı taşınmazlar için tasarrufun iptali davası açtığı, yukarıda ifade edildiği üzere “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi”nin belirli ve sınırlı durumlarda sakınılarak kullanılması gereken bir yol olduğu ve somut uyuşmalık bakımından perdenin aralanması koşullarının oluşmadığı nazara alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı-birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat Tic. A.Ş. vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, takdir olunan 2.037,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl davada davacı-birleşen davada davalı ….’den alınarak asıl davada davalı-birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Ür. İhr. ve Tic. A.Ş’ye verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden asıl davada davalı-birleşen davada davacı Tekmar Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Ticaret A.Ş.’ye iadesine, 04/04/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2017/46-67 sayı ve 01.03.2017 tarihli kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalı şirketlerin geri planda aynı kişiler tarafından temsil ve idare edildiği ancak resmiyette farklı tüzel kişilik altında bulunulduğu ve böylece davalı şirketler arasında organik bağın varlığının sabit olmasına göre mümeyyiz davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kararın bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyız. (Dairenin 2016/9387 Esas, 2018/2071 Karar sayı ve 19.03.2018 günlü ilamı)

 

15. Hukuk Dairesi         
2016/2671 E.  
2016/3423 K.

Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

– K A R A R –

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebine ilişkin olup mahkemece davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine dair verilen karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.Davacı davasında davalı ile aralarında düzenlenen … tarihli sözleşmeye göre davalının yapımını üstlendiği makineleri … tarihinde teslim etmeyi üstlendiğini, ancak makinelerin…tarihinde teslim edildiğini, teslimden sonra makinelerin otomasyon, yazılım vs. arızalar nedeniyle çalıştırılamadığını, atıl vaziyette kaldığını, bu nedenle ham madde kayıplarından zarara uğradıklarını, mahkemede yaptırılan tespitte arızaların belirlendiğini, davalıya ihtarname gönderip ayıbın giderilmesinin talep edildiği halde buna da uyulmadığını sonuçta sözleşmeden dönme şartlarının gerçekleştiğini belirterek ödenen bedel olan 849.600,00 TL’nın iadesi ile uğranılan zarar karşılığı 5.000,00 TL’nın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı savunmasında sunulan sözleşme metninin davacı tarafından imzalanmadığını, bu nedenle yürürlülük kazanmadığını,makine hatlarının bir benzerinin dava dışı … Dış Tic. Ltd. Şti. tarafından imâl edilip bu şirket tarafından davacıya fatura edildiğini, kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini, teslimin .. tarihinde yapıldığını, kurulumun .. tarihinde tamamlandığını TBK 478. maddesine göre zaman aşımının dolduğunu, yasal sürede ayıp ihbarında bulunulmadığını, sözleşmeden dönme koşullarının oluşmadığını, dava dışı … Dış Tic. Ltd. Şti.’ne 750.000,00 TL ödendiğini, fazlasının iadesinin istenemeyeceğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davacı yargılama sırasında davalı şirket ile … Dış Tic. Ltd. Şti.’nin ortaklarının, adreslerinin, yetkili kişilerinin aynı olduğunu belirtmiştir.Mahkemece davalının sunduğu ….tarihli sevk irsaliyesinin dava dışı … Dış Tic. Ltd. Şti. tarafından düzenlendiği,.cari hesabında … Dış Tic. Ltd. Şti. adına düzenlendiği,yine davacının dayandığı .. tarihli teslim tutanağında imzası bulunan dava dışı .. … .. kayıtlarına göre … Dış Tic. Ltd. Şti.’nin proje yürütücüsü olduğu bu durumda satımın dava dışı … Dış Tic. Ltd. Şti. tarafından gerçekleştirildiği gerekçesi ile davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.Dosya kapsamından taraflar arasında … tarihli sözleşmenin düzenlendiği, bu sözleşmede davacıyı temsilen herhangi bir imza bulunmadığı, ancak sözleşme konusu makinenin davacıya teslim edildiği, davacının davalıya yani “… ….San. Tic. Ltd. Şti.” ne …ve … tarihli ihtarnameleri göndererek ayıp ihbarında bulunduğu, bizzat davalı şirket tarafından gönderilen … ve … tarihli cevabi ihtarnameler ile makinenin eksiksiz ve kusursuz olarak teslim edildiğinin bildirildiği, dava dışı … Dış Tic. Ltd. Şti. tarafından gönderilen … tarihli ihtarname ile de bakiye imalat bedeli alacağı olan 99.676,70 TL alacağın ödenmesinin talep edildiği, bu ihtarnameye davacı tarafından verilen .. tarihli ihtarname ile ayıpların giderilmesinden sonra bakiye bedelin ödeneceğinin açıklandığı anlaşılmaktadır. Yine dosya içerisinde bulunan ticaret sicil kayıtları ve avukatlarına verilmiş vekâletnamelere göre davalı şirket ile dava dışı …. Dış Tic. Ltd. Şti.’nin aynı adreste ticaret siciline kayıtlı oldukları, şirket yetkililerinin de aynı kişi yani Nezih Üstünkarlı olduğu görülmektedir.

Kural olarak tüzel kişiler kendilerini oluşturan kişilerden bağımsız ayrı kişiler olup “sınırlı sorumluluk” ilkesi çerçevesinde hukuki işlemlerde taraf olurlar. Kimi zaman sözleşme ve kanundan doğan borç ve yükümlülüklerden kurtulabilmek için tüzel kişiliğin araç olarak kötüye kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Bunun engellenebilmesi amacıyla doktrinde “perdenin aralanması “teorisi geliştirilmiş,zaman içerisinde Yargıtay uygulamalarında da bu teori benimsenmiştir. (Emsal Yargıtay …HD .. tarih ../… Esas ../.. Karar, .. HD …tarih … Esas … Karar, …HD … tarih ….Esas … Karar, ….HD … tarih … Esas … Karar). Perdenin aralanması ile şirket kurucusu gerçek kişilerin sorumluluğuna gidilebildiği gibi, aynı şirketler içerisinde yer alan …şirketler arasında da sorumluluğun gerçekleştiğinin kabulü sağlanabilir.

Somut olayda davaya dayanak yapılan sözleşmeyi davalı şirket imzalamış, davacının ayıp ihbarlarına davalı tarafından cevap verilerek iddia kabul edilmemiş bu cevaplarda husumete yönelik herhangi bir iddiada bulunulmamıştır. Bu aşamalardan sonra husumetin davalı ile aynı adreste faaliyet gösterip aynı yönetim kadrosuna sahip dava dışı … Dış Tic. Ltd. Şti.’ne yöneltilmesi gerektiğine ilişkin mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığı açıktır. Yapılması gereken iş uyuşmazlığın esasının incelenip sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir. Açıklanan gerekçe ile eksik incelemeye ve hatalı değerlendirmeye dayalı kararın bozulması uygun bulunmuştur.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 14.06.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

15. Hukuk Dairesi         
2012/5311 E.  
2013/1531 K.

Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat …. ile davalı vekili Avukat… geldi. Diğer davalı ihbar olunan vekili gelmedi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:

– K A R A R –

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak ile ilgili yapılan icra takibine itirazın iptâli talebine ilişkin olup mahkemece davanın reddine dair verilen karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı davasında davalıya ait otelde, düzenlediği faturalarda miktarı ve cinsi belirtilen imalâtları yaptığını ancak bedelinin ödenmediğini yaptığı icra takibine de itiraz edildiğini belirterek itirazın iptâline karar verilmesini talep etmiş, davalı savunmasında kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini, dava dışı … Yapı ile sözleşme yaptıklarını, davacının da bu şirketle anlaşma yaptıklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davacı yargılama sırasında dava dışı … yapı AŞ ile davalı şirket arasında organik bağ bulunduğunu belirterek “tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi” kapsamında dava dışı … AŞ.’nin davaya katılmasını talep etmiş, bu talebi mahkemece reddedilmiş, bu kez davacı tarafından İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde 2011/566 E 2011/486 K sayılı dosyada …. Yapı AŞ aleyhine dava açılıp eldeki dosya ile birleştirilmiş, ancak daha sonra tefrik edilmiştir.

Kural olarak tüzel kişiler kendilerini oluşturan kişilerden bağımsız ayrı kişiler olup “sınırlı sorumluluk” ilkesi çerçevesinde hukuki işlemlerde taraf olurlar. Bu ilke tüzel kişiliği oluşturan kişilere koruma sağlamaya yönelik ise de bu sayede kimi zaman sözleşme ve kanundan doğan borç ve yükümlülüklerden kurtulabilmek için tüzel kişiliğin araç olarak kötüye kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Bunun engellenebilmesi amacıyla doktrinde “perdenin aralanması” teorisi geliştirilmiş, zaman içerisinde Yargıtay uygulamalarında da bu teori benimsenmiştir (Emsal Yargıtay 19.HD 07.06.2011 T 2010/11147 E 2011/7567K, 19 HD 12.05.2006 T. 2005/8774 E 2006/5232 K, 9 HD 27.06.2011 T. 2011/30349 E 2011/19150K, 23.HD 19.06.2012 T.2012/3083 E 2012/4296 K.). Perdenin aralanması ile şirket kurucusu gerçek kişilerin sorumluluğuna gidilebildiği gibi, aynı şirketler içerisinde yer alan kardeş şirketler arasında da sorumluluğun gerçekleştiğinin kabulü sağlanabilir.

Somut olayda davacı ile akdî ilişkiyi kurduğu iddia edilen birleştirilip tefrik edilen dosya davalısı … Yapı AŞ.’ye ait sicil kayıtlarına göre bu şirketin 16.03.2004 tarihinde Ankara Ticaret Sicilinde tescil edildiği, ortaklarının dava dışı .. …,…ve diğer kişilerden oluştuğu, davacı tarafından sunulan belgelere, göre bu kişilerin aynı zamanda asıl dosya davalısı olan … Otelcilik AŞ’nin ortak ve yöneticileri olduğu bu sıfatla davacının yaptığını iddia ettiği imalatlara ilişkin olarak davacı ile yazışmalar yaptıkları anlaşılmaktadır. Nitekim davacı bunlara dayanarak “perdenin aralanması” teorisi kapsamında her iki şirketin birlikte sorumlu olmaları gerektiğini iddia etmiş, ancak mahkemece bu iddiaların kabul edilebilir olup olmadığı konusunda bir değerlendirme yapılmamıştır. O halde mahkemece yapılması gereken iş öncelikle … Yapı AŞ aleyhine açılıp önce birleştirilen daha sonra tefrik edilen dosyanın eldeki dava ile birleştirilmesi, davacının her iki şirketin birlikte sorumlu olacağına ilişkin iddialarının incelenip sorumluluğun saptanmasından sonra davacının yazılı sözleşme sunmamış olması ve bedel konusunda da mutabakat bulunmadığından yapıldığı iddia edilen imalâtların 818 Sayılı BK’nın 366. maddesine göre yapıldığı yıl piyasa rayicine göre bedelinin belirlenip kanıtlanacak ödemelerin düşülüp sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir. Açıklanan gerekçe ile eksik incelemeye dayalı kararın bozulması uygun bulunmuştur.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, 990,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 06.03.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Arabuluculuk Dava Şartı-Trafik Kazasından Kaynaklanan Tazminat

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HUKUK DAİRESİ

2020/1422 Esas

2020/3561 Karar 

İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ 
2019/280 E

2019/847 K.
KONU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Tazminat

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine hitaben verdiği dava dilekçesinde özetle; davalılardan Özcan’ın sevk ve idaresindeki …. plaka sayılı araç ile vekil edeninin içinde yolcu olarak bulunduğu ve davalı Şeker Sigorta A.Ş nezdinde trafik sigortalı olan …………… plaka sayılı aracın karıştığı………….1 günlü trafik kazasında davacının ağır biçimde yaralandığını, vekil edeninin içinde bulunduğu aracın sürücüsü olan Behzat’ın da aynı kazada hayatını kaybettiğini, kazaya karışan …… plaka sayılı aracın ZMM sigortasının bulunmadığını, bu nedenle dava açılmadan önce davalı sigorta şirketi ile davalı Güvence Hesabı bakımından zorunlu arabuluculuğa başvurulduğunu ancak sonuç alınamadığını ileri sürerek maddi ve manevi tazminat isteğinde bulunmuştur.
İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/272 Esasına kayıtlanan bu davada, davalı gerçek kişiler yönünden dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuğa başvurulmadığından bahisle, gerçek kişilere yönelik olarak açılan davanın asıl davada tefrik edildiği ve aynı mahkemenin 2019/280 Esasına kaydedildiği dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Tefrikten sonra 2019/280 Esasını alan davada, mahkemece davalı gerçek kişiler bakımından dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk başvurusu yapılmadığının anlaşıldığı açıklanmak suretiyle;

“Davacı tarafça açılan DAVANIN;TTK’nın 5/A-1, HMK’nın 114/2. ve 115/2. maddeleri gereğince dava şartı yokluğu sebebiyle USULDEN REDDİNE,” karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
İstinaf nedenleri; vekil edeni ile davalı araç sürücüleri arasındaki davanın esasen ticari bir dava olmadığı gözetilmeksizin yazılı biçim ve şekilde davanın, dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu hususuna yöneliktir.
Davaya konu zararlandırıcı eylem, 04/06/2011 tarihinde meydana gelmiş; dava ise, 28/05/2019 tarihinde açılmıştır.
Dava tarihi olan 28/05/2019 tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-a maddesi gereği her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen hususlar mutlak ticari davalardır. TTK 5/1 maddesi gereğiticari davalara bakmakla görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleridir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden itibaren yasanın 5/3 maddesi gereği asliye hukuk mahkemeleri ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü olmaktan çıkmış görev ilişkisi haline gelmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 1. maddesi gereği göreve ilişkin kurallar kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir.
Somut olayda, 28/05/2019 tarihinde İstanbul Asliye ticaret mahkemesinde açılan ve haksız fiil teşkil eden trafik kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat talepli dava, kazaya karışan ……….. plaka sayılıaraç sürücüsü, …………. plaka sayılı aracın sürücüsünün mirasçıları ile söz konusu …………. plaka sayılı aracın ZMM sigortacısı ve ……….. plaka sayılı aracın ZMM sigortası bulunmadığından Güvence Hesabına yöneltilerek birlikte açılmıştır. Esasen haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında görevli mahkeme genel hukuk mahkemesi olan asliye hukuk mahkemesi ise de; davalı sigorta şirketi ve davalı Güvence Hesabının sorumluluğunun nedenini oluşturan zorunlu sigortalar TTK’nun 1483 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olduğundan 28/05/2019 tarihindeaçılan davada asliye ticaret mahkemesi görevli bulunmaktadır.
Aynı davada, bir kısım davalılar hakkında genel mahkemenin, diğer davalılar hakkında ise uzman olan özel mahkemenin görevli bulunması halinde uyuşmazlık aynı olaydan kaynaklanıyor ve zarar tek ise ya da taleplerden biri yönünden verilecek karar diğerinin doğrudan ilgilendirecek nitelikte bulunuyor ise söz konusu özel mahkeme ile genel mahkeme arasında yargılama usulüne ilişkin esaslı farklılıklar bulunmaması kaydıyla bütün taraflar ve talepler yönünden uzman olan özel yetkili mahkemece yargılama yapılarak, uyuşmazlığın çözülmesi gerekir. Bu husus, hukukun öngörülebilir olmasının, usul ekonomisinin ve davaların makul süre içerisinde bitirilmesi yükümlülüğünün bir gereğidir.
Ne var ki somut olayda, davalı sigorta şirketleri ile birlikte haksız fiil sorumlusu olduğu ileri sürülen davalı gerçek kişilere yönelik olarak birlikte açılan böyle bir davanın asliye ticaret mahkemesinde görülebilir olması, davacı ile davalı gerçek kişiler arasındaki davayı kendiliğinden ticari bir dava haline getirmeyeceğinden “dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuş olmasını” dava şartı halinde getiren ve 19.12.2018 günlü Resmi Gazete de yayımlanarak01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren06.12.2018 tarih 7155 sayılı Kanunun 20. maddesiyle Türk Ticaret Kanunu’na eklenen 5/A maddesindeki düzenlemenin davalı gerçek kişiler bakımından uygulanma zorunluluğu bulunmamaktadır.
Bu nedenle mahkemece davalı gerçek kişiler aleyhine açılan davanın, yazılı biçim ve şekilde dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi isabetsiz olduğundan; davacı vekilinin istinaf başvurusununkabulü ile ilk derece mahkemesince verilen kararınHMK.m.353/1-a/4 madde hükmü uyarınca kaldırılmasına, davalı sigorta şirketi aleyhine açılan dava ile davalı gerçek kişiler aleyhine açılan davanın usul ekonomisi, öngörülebilirlik gibi ilkeler gözetilerek birlikte görülmelerinin gerekip gerekmediği hususunun da değerlendirilmesi sonucunda yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki biçimde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçe uyarınca;
1-Davacı …………. vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenleKABULÜ ile; istinaf istemine konu olanve başlıkta yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararının HMK.m.353/1-a/4 hükmü uyarınca KALDIRILMASINA,
2-Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde işlem ve yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE;
3-İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından yatırılan istinaf karar ve ilam harcı ile istinaf başvuru harcının talebi halinde İADESİNE.
4-Dosya üzerinde inceleme yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
5-İstinaf yasa yoluna başvuran davacının istinaf aşamasındayapılan diğer giderlerin ise ilk derece mahkemesince yapılacak yargılama sonucunda verilecek hükümle birlikte değerlendirilmesine,
HMK. m.353/1-a/4 hükmü uyarınca, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliği ile karar verildi.