Üçüncü kişilerin yanında eşinin cinsel yönden yetersiz olduğunu söyleyerek eşini küçük düşürülmesi…

1.) davacı kadının üçüncü kişilerin yanında eşinin cinsel yönden yetersiz olduğunu söyleyerek eşini küçük düşürdüğü anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda davacı kadının ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir.

2.) ağır kusurlu kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmelidir.

3.) davacı kadın ağır kusurludur, ağır kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez.

YARGITAY 2. Hukuk Dairesi

2019/6966 E.
2020/778 K.

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tedbir ve yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat ile reddedilen manevi tazminat talebi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı erkeğin aşağıdaki bentlerin dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Davacı kadın tarafından Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. madddesi uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak açılan boşanma davasının, ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda, davalı erkeğin davacı kadını Türk gelenek ve adetlerini bilmemesi nedeniyle aşşağıladığı, vatandaşlık ve çalışma izni alabilmesi konusunda gerekli desteği sağlamadığı, işlemleri tamamlamadığı, şiddet uyguladığı, tarafların evliliğin temelinden sarsılmasında kusurlu oldukları, ancak davalı erkeğin daha fazla kusurlu olduğu belirtilerek, davanın kabulüne tarafların Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. madddesi uyarınca boşanmalarına, tarafların ortak çocuğunun velayetinin davalı bayaya verilmesine, davacı kadın lehine 600 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile 3.000 TL maddi, 3.000 TL manevi tazminat verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı erkek tarafından kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tedbir ve yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat ile reddedilen manevi tazminat talebi yönünden istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince, davalı erkeğe kusur olarak yüklenen davacının vatandaşlık ve çalışma izni alabilmesi konusunda davalıya gerekli desteği sağlamama ve buna ilişkin işlemleri tamamlamama kusurlarının ispatlanamadığı, ancak ilk derece mahkemesince davalıya kusur olarak yüklenen şiddet ve aşağılayıcı tavırlarda bulunduğu vakıalarının sabit olduğu, davacı kadının da yemek yapmadığı, takma isimle kart bastırıp erkeklere masaj yapmaya gittiği, eve geç saatlerde geldiği, “başın kel, arkadaşlarım boşanırsan daha iyisini bulursun dediler” demek sureti ile hakaret ettiği, neticeten tespit edilen kusurlu davranışlara göre, tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, meydana gelen geçimsizlikte davacı kadının hafif davalı erkeğin ağır kusurlu olduğu kabul edilmiş, davalı erkeğin tazminat ve nafakalara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden bölge adliye mahkemesince tarafların kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında, davacı kadının üçüncü kişilerin yanında eşinin cinsel yönden yetersiz olduğunu söyleyerek eşini küçük düşürdüğü anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda davacı kadının ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu davalı erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
3-Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. (TMK m. 175) Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi koşulları davacı kadın yararına gerçekleşmemiştir. O halde, kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
4-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda davacı kadın ağır kusurludur, ağır kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez. Davacı kadın yararına Türk Medeni Kanunu’nun 174/l-2 maddesi oluşmamıştır. O halde davacı kadının maddi ve manevi tazminat isteklerinin reddine karar vermek gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
5-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere; evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davalı erkeğin ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların, erkeğin kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmıştır. O halde mahkemece, tarafların, sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK m. 4, TBK m. 50. 51) dikkate alınarak davalı erkek yararına uygun miktarda manevi (TMK 174/2) tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün, yukarıda 2., 3., 4. ve 5. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 05.02.2020 (Çrş.)

Geçit hakkı davasında, uzun süren yargılama nedeniyle depo edilen paranın güncellenmesi gerektiği..

geçit hakkı davasında, uzun süren yargılama nedeniyle depo edilen paranın güncellenmesi gerektiği..bedelin belirlenmesinden sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
14. Hukuk Dairesi 2019/3740 E. , 2020/3373 K.
“İçtihat Metni”
14. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 28.11.2013 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı tesisi talebi üzerine bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 17.06.2019 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, TMK’nın 747. maddesi gereğince geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Davacı, 104 ada 139 ve 149 parsel (1818 ada 43 ve 58 yeni parsel) sayılı taşınmazları yararına, davalıya ait 104 ada 148 parsel (1818 ada 59 yeni parsel) sayılı taşınmaz üzerinden geçit hakkı kurulmasını istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı taşınmazı yararına 104 ada 148 parsel üzerinden geçit hakkı tesisine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı ve davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 14.11.2018 tarihli 2018/1898 E., 2018/7775 K. sayılı ilamı ile “Lehine ve aleyhine geçit kurulan taşınmazların yenileme kadastrosu gördüğü, ada ve parsel numaralarının değiştiği anlaşıldığından, sicil kaydı kapatılan ve üzerinde işlem yapma olanağı kalmayan tapu kaydı ile kurulan hükmün infaza elverişli olmadığı açıktır. Bu durumda, mahkemece anılan taşınmazların oluşan yeni tapu kayıtlarına göre taraf teşkili denetlenerek araştırma ve inceleme yapılmalı, ondan sonra işin esasına yönelik infaza elverişli şekilde bir karar verilmelidir.” gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, davacıya ait 1818 ada, 43 ve 58 parsel sayılı taşınmazlar lehine, aynı mahalde kain 1818 ada 59 parsel sayılı taşınmaz üzerinde fen bilirkişileri tarafından tanzim edilen 20.05.2019 havale tarihli rapor ile rapora ekli krokide “Güzergah-1” olarak ve yeşil renkte gösterilen biçimde 3 m genişlikte toplam 513,00 m²’lik kısımda geçit irtifakı tesisine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı … temyiz etmiştir.
1- Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davalı …’ın aşağıdaki (2) numaralı bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2- Bilindiği üzere, bu tür davalar ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi nedeniyle zorunlu olarak açılmaktadır. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “Mutlak geçit ihtiyacı” veya “Geçit yoksunluğu”, ikincisine de “Nispi geçit ihtiyacı” ya da “Geçit yetersizliği” denilmektedir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit ihtiyacının nedeni, taşınmazın niteliği ile bu ihtiyacın nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazlar bölünerek kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi mümkün değilse bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.

Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olaya gelince; geçit hakkı kurulması davalarında amaç, genel yola bağlantısı olmayan taşınmazların yolla bağlantısının sağlanmasıdır. Bundan dolayı, geçit kurulurken ihtiyaç içinde olan taşınmaz kesintisiz olarak genel yola bağlanmalıdır. Buna uygulamada “kesintisizlik ilkesi” denilir. Her ne kadar davanın kabulü ile davacıya ait 1818 ada 43 ve 58 parsel sayılı taşınmazlar lehine, davalı …’a ait ait 59 parsel sayılı taşınmazlar aleyhine geçit kurulmuş ise de 20.05.2019 tarihli fen bilirkişileri tarafından tanzim edilen raporda yer alan güzergahlarda 58 parsel sayılı taşınmaz yönünden 59 parsel sayılı taşınmaz aleyhine geçit kurulmadığı, bir başka ifade ile davacıya ait iki parselin kurulacak geçit ile birbirlerine bağlanmadığı anlaşıldığından, kesintisizlik ilkesi gereğince hüküm infaza elverişli değildir.
Aynı zamanda geçit güzergahına yönelik bedel 22.09.2014 tarihinde belirlenerek depo edilmiş olup, bedelin saptanmasından sonra 17.06.2019 tarihli hükme kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş olduğu, güncel değer belirlenerek hüküm kurulması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de, davacı … 11.03.2015 tarihinde vefat etmiş, tapu kayıtlarında mirasçılarının elbirliği numarası ile kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. Karar başlığında mirasçıların isimleri yerine vefat eden davacı isminin yer alması da doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.06.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

14. Hukuk Dairesi 2019/2729 E. , 2019/7932 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15/09/2014 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 19/11/2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

_ K A R A R _

Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesi gereğince geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Davacı; maliki olduğu 74 parsel sayılı taşınmazın genel yola bağlantısının bulunmadığını ileri sürerek, davalıya ait 62 parsel sayılı taşınmaz üzerinden bedeli karşılığında lehine geçit hakkı tesisini ve tapuya tescilini talep etmiştir.
Davalı; aynı yerde bulunan 69 parsel sayılı taşınmazın dava dışı bırakıldığını, krokiden anlaşılacağı üzere ana yol neresi, bağlantı nerede belli olmadığını, eskiden kullanılan hayvan yolunun dikkate alınmadığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile; davacıya ait 368 ada 74 parsel sayılı taşınmaz lehine, 07.07.2015 havale tarihli bilirkişi raporundaki 1. alternatifle belirlenen davalıya ait 368 ada 62 parselde A harfi ile gösterilen 223,86 m2 yerde geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Bu tür davalar ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi nedeniyle zorunlu olarak açılmaktadır. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “Mutlak geçit ihtiyacı” veya “Geçit yoksunluğu”, ikincisine de “Nispi geçit ihtiyacı” ya da “Geçit yetersizliği” denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz paylı mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Geçit tesisi davalarında başlangıçta davacı tarafından öngörülemediğinden dava dilekçesinde talep edilen yer dışındaki güzergahlardan da geçit kurulması gerekebilir. Bu güzergah üzerindeki taşınmazların maliklerine dava dilekçesi ile husumet yöneltilmemiş olması kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığından 6100 sayılı HMK’nin 124. maddesi gereğince dürüstlük kuralına aykırı olmayan bu taraf değişikliği talebi kabul edilerek davacının bu kişilerin harçsız olarak davaya katılmalarını sağlamasına imkan verilmelidir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit ihtiyacının nedeni, taşınmazın niteliği ile bu ihtiyacın nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazlar bölünerek kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi mümkün değilse bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilmesinin zorunlu olduğu hallerde, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Bu bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin belirlenmesinden sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Yukarıda açıklanan ilkeler gereğince somut olayda; davacı maliki olduğu 368 ada 74 parsel sayılı taşınmaz lehine, davalıya ait 368 ada 62 parsel sayılı taşınmazdan geçit hakkı kurulmasını talep etmiş, mahkemece keşif yapılmış, 07.07.2015 havale tarihli bilirkişi raporu alınmıştır. Bilirkişi raporunda 2 alternatif belirlenmiş, 1. alternatif krokide A ile gösterilen yol 223,86 m2 olup 368 ada 62 parselden, 2. alternatif krokide B ile gösterilen yol 390,30 m2 olup 368 ada 62 parselden geçmektedir. Mahkemece, 07.07.2015 havale tarihli bilirkişi raporunda 1. alternatifle belirlenen 368 ada 62 parselde A ile gösterilen 223,86 m2 yerden geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir. Fakat dosya içerisine alınan geniş pafta örneği incelendiğinde, 74 parsel sayılı taşınmaz lehine hükümde aleyhe geçit hakkı tesis edilen 62 parsel sayılı taşınmazdan 100 parsel sayılı taşınmaza ulaşıldığı, kadastro yoluna ulaşılmadığı anlaşılmaktadır.
Geçit, yol ihtiyacı olan taşınmaz lehine yola çıkış için kurulur. Başka bir taşınmaza ulaşmak amacıyla geçit kurulamaz.
Açıklanan nedenlerle, davacı taşınmazının hangi kadastro yoluna ne şekilde ulaştığı gösterilmeksizin, kesintisizlik ilkesi de nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmü temyiz eden davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
27/11/2019 tarihinde oy birliği ile karar verilmiştir.

Sıfır kilometre aracın satın alındıktan beş yıl sonra ayıplı olduğunun fark edilmesi…


T.C 
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

ESAS NO: 2015/13-2692
KARAR NO:2015/2487
KARAR TARİHİ: 06.11.2015

Taraflar arasındaki “ayıplı malın iadesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bingöl 1. Asliye Hukuk Mahkemesince (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) davanın kabulüne dair verilen 10.05.2011 gün ve 2010/559 E. 2011/485 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 06.02.2012 gün ve 2011/17613 E. 2012/2069 K. sayılı ilamı ile; (…Davacı, davaya konu aracı davalı Doğanlar … A.Ş.’ den 18.06.2005 tarihinde 32.200 TL bedelle sıfır km olarak satın aldığını, beş yıl kullandıktan sonra arkadaşına satmak üzere serviste boya kontrolü yaptırdığında aracın ön kaput, çamurluk ve sol kapısının boyalı olduğunu öğrendiğini, aracı ile hiçbir kaza yapmadığını ve düzenli olarak kasko yaptırdığını, kasko hasarsızlık indiriminden de faydalandığını, aracın kendisine ayıplı olarak satılmış olduğunu ileri sürerek; araç bedeli olan 32.300 TL’nin ihtar tarihinden itibaren işlemiş ticari faiziyle davalılardan tahsilini talep etmiştir.

Davalılar davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davacı, dava konusu aracı davalı D. … A.Ş.’ den satın aldığını ve beş yıl boyunca kullandığını, aracın kendisine satışı esnasında mevcut boyaya ilişkin ayıbı aracın üçüncü kişiye satışı öncesi servis kontrolünde yapılan teknik inceleme sonucu öğrendiğini belirterek aracın iadesi ile araç için ödemiş olduğu bedelin davalı taraflardan tahsilini talep etmiştir.

4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 4. maddesi hükmü gereğince tüketicinin satın aldığı malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde satıcıdan, verdiği bedelin iadesini, ayıp nispetinde bedelin tenzilini, ayıbın giderilmesi için gerekli onarımın yapılmasını, son olarak da aracın yenisi ile değiştirilmesini isteyebilir. Somut uyuşmazlıkta; mahkemece araç üzerinde yapılan teknik incelemeye dayalı olarak alınan bilirkişi raporunda aracın motor kaputu, sağ ön çamurluk, sol orta kapı boyalarının kalınlığının boya standardının üzerinde bir kalınlıkta boyandığı tespit edilmiştir.

Aracın boyasının teknik inceleme sonucu ayıplı olduğu sabit olmakla birlikte davacı aracı 18.06.2005 tarihinde satın almış ve dava tarihine kadar geçen yaklaşık 5 yıllık sürede kullanmaya devam etmiştir. Aracın boyası dışında araçtan yararlanmaya engel her hangi bir ayıbının bulunmadığı, aracın boyasındaki mevcut ayıbın ise aracın kullanımını etkileyen bir nitelik taşımadığı ancak aracın değerini etkileyen bir unsur olduğu anlaşılmaktadır. Davaya konu aracın kullanım süresi ve ayıbın niteliği dikkate alındığında sözleşmenin feshinin davalılar açısından ağır sonuçlar doğuracağı, aracın değeri ile aracın boyasındaki ayıptan kaynaklanan değer kaybı karşılaştırıldığında, anılan yasa hükmü uyarınca araç bedelinin iadesi yerine ayıp nispetinde bedelin tenzili yoluna gidilmesinin hakkaniyete uygun olacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir )

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, ayıplı malın iadesi istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkilince davalılardan F. Otomotiv Sanayi A.Ş.’nin Gaziantep bayii olan diğer davalı D. Otomotiv San. ve Tic. A.Ş.’den toplam 32.300,00 TL bedelle F.T. marka / Tip araç satın alındığını, aracın 18.06.2005 tarihinde müvekkiline teslim edildiğini, müvekkilince yaklaşık 5 yıl süreyle kullanılan aracın müvekkilinin bir arkadaşı tarafından satın alınmak istemesi üzerine, 02.04.2010 tarihinde araçta yapılan teknik kontroller sonucunda aracın sağ ön çamurluğu, ön motor kaputu ve sol arka kapının boyalı olduğunun ve bu üç parçadaki likron (boya kalınlığı) oranının olması gereken ölçülerde bulunmadığının belirlendiğini, aracı aldığı günden beri hiçbir kaza yapmayan, her yıl düzenli olarak aracı servise götürüp, kasko yaptıran ve hasarsızlık indiriminden faydalanan müvekkilinin bu durum karşısında şoke olduğunu, müvekkilince her iki davalıya 16.04.2010 tarihinde Bingöl 1. Noterliği kanalıyla, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4. maddesine göre sözleşmeden dönme ve bedel iadesine ilişkin haklarını kullandığına ilişkin ihtarın gönderildiğini, araçtaki ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğunu ileri sürerek, araç için ödenen 32.300,00 TL’nin ihtar tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte ve 5.000,00 TL manevi tazminatın ihtar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, aracın teslim tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, dava konusu araçta üretimden kaynaklanan bir ayıbın bulunmadığını, bedel iadesine yönelik talebin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesine aykırılık teşkil ettiğini, manevi tazminat talebinin kabul edilemeyeceğini, ayıplı olduğu iddia edilen malın iade edilmeden faize hak kazanılamayacağını, davacı tarafın araçtan elde ettiği faydayı iade etmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, dava konusu araç üzerindeki boyaların orijinal olmadığı, bu durumun sadece ehil kimseler tarafından tespit edilebileceği belirtilmekle araçtaki ayıbın gizli ayıp olduğu ve bu husus ağır kusur olmakla davalıların zamanaşımı süresinden yararlanamayacağı, manevi tazminat talebine ilişkin eksik harcın süresi içerisinde tamamlanmadığından bahisle davanın kabulü ile 32.300,00 TL’nin davalı F.Otomotiv San. A.Ş. açısından temerrüt tarihi olan 20.05.2010, davalı D. Oto San. ve Tic. A.Ş. yönünden ise temerrüt tarihi olan 03.05.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, ayıplı olan aracın davalı şirketlere iadesine, manevi tazminat talebi yönünden açılan davanın 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 409. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına dair verilen karar, davalılar vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Mahkemece; önceki kararda dayanılan gerekçeler genişletilerek direnme kararı verilmiş, direnme kararını davalılar vekili temyize getirmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu aracın kullanım süresi ve ayıbın niteliği dikkate alındığında araç bedelinin iadesi yerine ayıp nispetinde bedelin tenzili yoluna gidilmesinin hakkaniyete uygun olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce davaya konu aracın trafik kaydında aracın kullanım amacının hususi olmakla birlikte kullanım şeklinin yük nakli olduğu ve araca ilişkin olarak maksimum ticari kasko sigorta poliçesinin düzenlendiği

görülmekle davaya konu aracın ticari araç olup olmadığı ile varılacak sonuca göre tüketici mahkemesinin görevli olup olmadığı hususu önsorun olarak tartışılmış, davaya konu aracın ticari araç olmadığı ve bu nedenle tüketici mahkemesinin görevli olduğu oybirliği ile kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

Bilindiği üzere 4822 sayılı Kanun ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4. maddesine göre, tüketicinin satın aldığı malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde tüketici satıcıdan, verdiği bedelin iadesini, ayıp nispetinde bedelin tenzilini, ayıbın giderilmesi için gerekli onarımın yapılmasını, son olarak da aracın yenisi ile değiştirilmesini isteyebilir.

Ayıplı hizmet, sağlayıcı tarafından bildirilen reklam ve ilanlarında veya standardında veya teknik kuralında tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetlerdir.

Tüketici, hizmetin ifa edildiği tarihten itibaren otuz gün içerisinde bu ayıbı sağlayıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, sözleşmeden dönme, hizmetin yeniden görülmesi veya ayıp oranında bedel indirimi haklarına sahiptir. Tüketicinin sözleşmeyi sona erdirmesi, durumun gereği olarak haklı görülemiyorsa, bedelden indirim ile yetinilir. Tüketici, bu seçimlik haklarından biri ile birlikte 4 üncü maddede belirtilen şartlar çerçevesinde tazminat da isteyebilir. Sağlayıcı, tüketicinin seçtiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.

Somut olay bu ilke ve kavramlar ışığında değerlendirildiğinde: Davacı tarafça satın alınan dava konusu araç, 18.06.2005 tarihinde davacıya teslim edilmiş, beş yıl süreyle kullanılan aracın davacı tarafça satılmak istenilmesi nedeniyle 02.04.2010 tarihinde araçta yapılan teknik kontroller sonunda, bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere aracın motor kaputu, sağ ön çamurluk, sol orta kapı boyalarının kalınlığının boya standardının üzerinde bir kalınlıkta boyandığı tespit edilmiştir. Her ne kadar davaya konu aracın ayıplı olduğu yapılan bu teknik inceleme sonucu kesinleşmiş de olsa davacı tarafından aracın satın alınma tarihinden dava tarihine kadar yaklaşık beş yıl süre ile kullanılmaya devam edilmiş olması ile araçta tespit edilen ayıbın aracın kullanımını etkileyen bir nitelik taşımaması dikkate alındığında bu ayıbın sadece aracın değerini etkileyen bir husus olduğu, sözleşmenin feshinin davalılar açısından ağır sonuçlar doğuracağı, aracın değeri ile aracın boyasındaki ayıptan kaynaklanan değer kaybı karşılaştırıldığında araç bedelinin iadesi yerine ayıp nispetinde bedelin tenzili yoluna gidilmesinin hakkaniyete uygun olacağı anlaşılmaktadır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce dava konusu araçta tespit edilen boya kalınlığının basit bir ayıp olmadığı bu nedenle ayıbın giderilmesi için aracın iadesinin istenilmesinin uygun olacağı ileri sürülmüş ise de yukarıda açıklanan nedenlerle çoğunluk tarafından bu görüş benimsenmemiştir.

O halde, Özel Daire bozma ilamında belirtilen gerekçelerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen bozma ilamına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ:Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulmasına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 06.11.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Hata ve hile ile gabin gibi hukuki işlemlerde irade bozukluğu ve aşırı yararlanma iddialarının yazılı belge olmasa bile tanıkla ve her türlü delille kanıtlanması mümkündür.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/10938

K. 2012/10436

T. 01.10.2012

* HUKUKİ İŞLEMLERDE İRADE BOZUKLUĞU VE AŞIRI YARARLANMA İDDİALARI (Her Türlü Delille İspat Edilebileceği/Davacı Tanıklarınının Dinlenmemesinin Hatalı Olduğu – Hata Hile ve Gabinin Unsurları/Hak Düşürücü Süreler)

* YAZILI DELİL ZORUNLULUĞUNUN BULUNMAMASI (Hukuki İşlemlerde İrade Bozukluğu ve Aşırı Yararlanma İddialarının Her Türlü Delille İspat Edilebileceğinin Yerel Mahkemece Gözetilmesi Gereği – Davacı Tanıklarınının Dinlenmemesinin Hatalı Olduğu)

* TANIK DELİLİ (Hata Hile ve Gabin Gibi İrade Bozukluğu İddialarının Her Türlü Delille İspatının Mümkün Olduğu – Mahkemece Bu Hususun Dikkate Alınmadığı/Yeterli Araştırma Yapılmadığı/Davacının Tanıklarının Dinlenilmesi Gerektiği)

* GABİN DURUMUNDA DAVA ZAMANAŞIMI (Bir Yıllık Hak Düşürücü Süre İçerisinde İptal Davası Açılabileceği – Edimler Arasındaki Aşırı Oransızlığın Tespit Edileceği – Zarar Görenin Psikolojik Yapısı ve Subjektif Unsurların Araştırılacağı)

* HİLENİN ÖĞRENİLMESİ (Bir Yıllık Hak Düşürücü Süre İçerisinde Dava Açılabileceği – Def’i Yoluyla Karşı Tarafa Yöneltilecek İrade Beyanın da Geçerli Olduğu/İddianın Her Türlü Delille İspatının Mümkün Olduğu/Yazılı Delil Şartı Bulunmadığı)

* HATA HİLE GABİN NEDENLERİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI (Yazılı Delille İspat Zorunluluğunun Bulunmadığı – Yazılı Belge Olmasa Dahi Her Türlü Delille İspat Edilebilmesinin Mümkün Olduğu/Davacı Tanıklarının Dinlenmesi Gerektiği) 6098/m. 28,36 818/m. 21,28 6100/m. 203

ÖZET : Dava, hata, hile, gabin hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.Mahkeme, iddianın mutlak yazılı delille ispatı gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Ancak, Hata ve hile ile gabin gibi hukuki işlemlerde irade bozukluğu ve aşırı yararlanma iddialarının yazılı belge olmasa bile tanıkla ve her türlü delille kanıtlanması mümkündür.Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur.Hile her türlü delille isbat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluylada kullanılabilir.Gabinin (aşırı yararlanmanın) varlığı zarar görene (sömürülene), sözleşme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek iptal davası açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı verir.Gabin (aşırı yararlanma) davasında öncelikle edimler arasındaki, aşırı oransızlık üzerinde durulmalı, objektif unsur isbatlandığı takdirde mutazarrırın kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü pisikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani subjektif unsur derinliğine araştırılıp incelenmelidir.Mahkemece yukarıda açıklanan ilke ve olguları kapsar biçimde bir araştırma yapılmadığı gibi yanılgılı düşünülerek davacının tanıkları dinlenmemiş, tanık dinletme isteği reddedilmiştir.

DAVA : Yanlar arasında görülen “tapu iptal ve tescil” davası sonunda yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi İlknur ACAR’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Dava, hata, hile, gabin hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; kayden maliki olduğu çekişme konusu 6064 ada, 3 parselde yer alan 16 nolu bağımsız bölümü 09/02/2010 tarihinde satış yoluyla gelini olan davalıya temlik ettiği anlaşılmaktadır.

Davacı dava dilekçesinde; dava dışı kızının mali sıkıntısına katkıda bulunabilmek amacıyla taşınmazını oğlu ve gelinin telkini ile temlik ettiğini, bedelin ödenmediğini, 71 yaşında olduğunu, kandırıldığını anılan temlikin hile ile gerçekleştirildiğini, akitteki değerin çok düşük gösterildiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.

Bilindiği üzere; hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya,özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak,veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 36/1 maddesi (881 sayılı Borçlar Kanunu’nun 28/1 maddesinde) açıklandığı üzere “Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile , sözleşmeye bağlı değildir. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.

Öte yandan, hile her türlü delille isbat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluylada kullanılabilir.

Diğer taraftan; sözleşmenin gabin (aşırı yararlanma) nedeniyle illetli olduğunun kabulü için edim ve karşı edim arasındaki nisbetsizliğin, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek,istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Dar ve zor durumda kalmaları nedeniyle, sözleşme yapmağa, mallarını çok düşük bedel ile devretmeye sürüklenmiş kişileri korumak zayıfı güçlüye ezdirmemek için hukukumuzda da düzenlemeler yapılmış 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 28. Maddesi (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 21. maddesi )ile aynen “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği taktirde, zarar gören , durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildiriererk ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.” hükmü getirilmiştir.

O halde, gabinden (aşırı yararlanmadan) sözedilebilmesi, objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık yanında bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik ) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçiminde iki subjektif unsurun dahi gerçekleşmesine bağlıdır. Gabinin (aşırı yararlanmanın) varlığı zarar görene (sömürülene), sözleşme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek iptal davası açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı verir.

Hemen belirtmek gerekir ki, gabin (aşırı yararlanma) davasında öncelikle edimler arasındaki, aşırı oransızlık üzerinde durulmalı, objektif unsur isbatlandığı takdirde mutazarrırın kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü pisikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani subjektif unsur derinliğine araştırılıp incelenmelidir.

Somut olaya gelince; mahkemece, mülkiyetin kazanılmasının resmi senet ve tescille mümkün olduğu, iddianın mutlak yazılı delille ispatı gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Oysa, yukarıdaki açıklanan ilke ve olgular ve 6100 sayılı HMK’nun 203/ç maddesindeki (1086 sayılı HUMK’nun 293/5 maddesi ) düzenleme karşısında hukuki işlemlerde irade bozukluğu ve aşırı yararlanma iddialarının yazılı belge olmasa bile tanıkla ve her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı olduğu açıktır.

Ne var ki, mahkemece yukarıda açıklanan ilke ve olguları kapsar biçimde bir araştırma yapılmadığı gibi yanılgılı düşünülerek davacının tanıkları dinlenmemiş, tanık dinletme isteği reddedilmiştir.

Hal böyle olunca; tarafların iddia ve delilleri ile açıklanan ilkeler doğrultusunda gerekli araştırma yapılıp tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, iptale konu taşınmazın uzman bilirkişiler aracılığıyla temlik tarihindeki değerinin keşfen belirlenmesi, hile iddiasının kanıtlanamaması halinde gabin (aşırı yararlanma) iddiası açısından değerlendirme yapılması hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere noksan soruşturma ile neticeye gidilmiş olması doğru değildir.

SONUÇ : Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 01.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.