BAŞKASININ YERİNE İMZA ATAN FAİLİN ZARAR VERME KASTI YOKSA CEZALANDIRILMAZ

YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ

2006/6061 E.

2009/2292 K.

11.3.2009 T.

• BELGEDE SAHTECİLİK SUÇU ( Kastın Zarar Vermek Bilinci ve İradesi Olduğu – Mağdurun Önceden Verdiği Rıza Üzerine Onun İmzasını Taklit Ederek Belge Düzenlenmesi Eyleminde Mağdura Zarar Verme Bilinci Bulunmayacağından Kastın Varlığının İleri Sürülemeyeceği )
• RIZA ÜZERİNE BAŞKASININ İMZASINI TAKLİT ( Failin Mağdura Herhangi Bir Zarar Vermeyeceği Kanısı ile Hareket Ettiğinin Sabit Olması Gereği – Mağdurun Rızasının Açık Olabileceği Gibi Zımni de Olabileceği ve Fiilin İșlenmesinden Önce Açıklanması Gereği )
5237/m. 207
ÖZET : Belgelerde sahtecilik suçlarında kast, zarar vermek bilinci ve iradesi olarak kabul edilmektedir. Mağdurun önceden verdiği rıza üzerine onun imzasını taklit ederek belge düzenlenmesinde, durumu bilen mağdura zarar vermek bilinci bulunmayacağından kastın varlığı ileri sürülemez. Ancak doğal olarak, rıza üzerine başkasının imzasını taklit eden failin, mağdura her hangi bir zarar vermeyeceği kanısı ile hareket ettiği sabit olmalıdır. Ancak mağdurun rızasının, fiilin işlenmesinden önce açıklanması zorunludur.
DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR : 1-5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7 ve 5349 sayılı kanunla değişik 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddeleri hükümleri karşısında;yüklenen dolandırıcılık suçunun işlendiği tarihte yürürlükte bulunup yasada gerektirdiği cezanın türü ve üst sınırı itibariyle tabi olduğu ve sanık lehine olan 765 sayılı TCK.nun 102/4. ve 104/2 maddelerinde öngörülen dava zamanaşımının suçun işlendiğinin belirlendiği 25.08.1999 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşılmış sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeksizin hükmün 5320 sayılı yasanın 8/1maddesi gereğince 1412 Sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, aynı yasanın 322. maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak sanık hakkında açılan kamu davasının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 765 Sayılı TCK. nun 102/4ve104/2 maddeleri uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,

2-Sanık müdafiinin resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükme yönelik temyizine gelince:
Belgelerde sahtecilik suçlarında kast, zarar vermek bilinci ve iradesi olarak kabul edilmektedir. Mağdurun önceden verdiği rıza üzerine onun imzasını taklit ederek belge düzenlenmesinde, durumu bilen mağdura zarar vermek bilinci bulunmayacağından kastın varlığı ileri sürülemez. Ancak doğal olarak, rıza üzerine başkasının imzasını taklit eden failin, mağdura her hangi bir zarar vermeyeceği kanısı ile hareket ettiği sabit olmalıdır. Ancak mağdurun rızasının, fiilin işlenmesinden önce açıklanması zorunludur.
Mağdurun rızası açık olabileceği gibi zımni de olabilir. Özellikle iki kişi arasındaki ilişkiler, böyle bir rızanın varlığını ciddi olarak kabule elverişli olduğu takdirde, bu rızaya dayanarak başkasının imzasını atan kimsede suç kastının varlığı kabul olunamaz. Yargıtay’ın duraksamasız uygulamaları da bu yöndedir.
Bu genel açıklamalardan sonra olaya bakıldığında; sanığın, şikayetçi Halil’in oğlu olup şirketin işlerini yürütmesi için babasından vekaletname aldığını, babasının suça konu işlemden de haberdar olduğunu savunması, sanığa Bigadiç Noterliği’nde düzenlenmiş 18.08.1999 gün ve 4675 yev. No.lu vekaletname ile her türlü işlem için genel vekaletname verdiği anlaşılan şikayetçinin,suça konu senetlere bağlı olarak yapılan genel kredi sözleşmesinden doğan borçların ödenmemesi üzerine kendisi ve şirket hakkında yapılan icra takipleri sonucu hukuk mahkemelerinde açılan itirazın iptali davalarında borcu kabullendiğinin anlaşılması karşısında, sahtekarlık kastı bulunmadığı anlaşılan sanığın beraati yerine yazılı şekilde hüküm kurulması,
SONUÇ : Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı, 5320 Sayılı Yasanın 8/1 maddesi gereğince uygulanması gereken

BORÇLUYLA HİÇBİR İLGİSİ OLMAYAN ADRESTE YAPILAN HACİZ SONUCU TUTULAN TUTANAK ACİZ BELGESİ NİTELİĞİNDE DEĞİLDİR

YARGITAY 17. Hukuk Dairesi

2019/3019 E.

2020/5515 K.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı borçlu … İnş. Nak. ve Pet. San Tic. Ltd.Şti., hakkında takip başlatıldığını, takibin semeresiz kaldığını, borçlu şirketin dava konusu … plakalı aracını şirket ortağı ve temsilcisi … annesi davalı …’ye devrettiğinden bu tasarrufun iptaline karar verilmesini talep etmiştir.


Davalılar, cevap dilekçesi sunmamıştır.
Mahkemece, borcun doğumundan kısa bir süre sonra … plakalı aracın şirket yetkilisi … tarafından 24.02.2012 tarihinde annesi …’ye devredildiği, davalılar arasındaki bağlantı itibariyle alıcı … şirket ortağının eşi olması nedeniyle İİK’nun 280/2. maddesi uyarınca satıcının borç ödemeden aciz içinde olduğunu bilerek satın almış olduğu, dava sürecinde davalı …’nin satın aldığı aracı 24.01.2014 tarihinde 40.870,00 TL bedel ile satarak elinden çıkarmış olması nedeniyle İİK’nun 283 mad. uyarınca satış bedeli ile tahsilde tekerrür oluşturmayacak şekilde sorumluluğuna karar verilmesi gerektiğinden bahisle davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, İİK 277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. İİK’nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.
Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir.
Somut olayda, davanın kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemiştir.
Dava koşulları yönünden dosya incelendiğinde, davacının alacağının Ankara 27. İcra Müdürlüğünün 2012/7372 sayılı takip dosyasındaki alacağa dayalı olduğu, borcun kaynağının 31.01.2012 tarihli çekten kaynaklandığı, borçlular hakkındaki takibin kesinleştiği, alacağın gerçek olduğu sabittir. Ancak takip dosyasında borçlu … Gıda İnş. Nak. ve Pet. San. Tic. Ltd. Şti’nin takip adresinin … Organize Sanayi Bölgesi … Bulvarı No:3 … olduğu ödeme emrinin bu adrese 25.06.2012 tarihinde sekretere tebliğ edildiği, borçlu şirketin Ticaret sicil adresinin ise … Mahallesi … Caddesi, 100. Yıl … Apt.Daire No:1 … olmasına rağmen, dava borçlusu … Gıda İnş. Nak. ve Pet. San. Tic. Ltd. Şti için haczin … Pazarı Mah. … Cad. … Apt. No:11/a … adresinde yapıldığı, haciz tutanağında adreste faaliye olmadığı ve haczi kabil mal bulunmadığı belirtilmiştir. Bu adresin borçlu ile ilgisi tesbit edilmediği gibi borçlunun resmi kayıtlardaki adresinde de yapılmış haciz olmadığından 18.02.2013 tarihli haciz tutanağının İİK’nun 105. madde kapsamında aciz

belgesi niteliğinde olduğundan söz edilmez.
Bu halde, davanın ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine 13/10/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.