HAKSIZ YERE ȘİKAYET HAKKININ KULLANILMASI SONUCUNDA DAVACI LEHİNE MANEVİ TAZMİNATA HÜKMEDİLİR

TC YARGITAY  4. Hukuk Dairesi

2016/12207 E.
2018/7224 K.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 20/05/2015 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayetten kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 07/06/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

1)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının maddi tazminata yönelik temyiz itirazları reddedilmelidir.
2)Davacının manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Dava, haksız şikayetten kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, müvekkilinin, davalının evinde çalışmaya başladığını, bir hafta sonra davalının, evinde sakladığı paralarının davacı tarafından çalındığını ifade ederek şikayetçi olduğunu ve davacı hakkında ceza soruşturulması açıldığını, şikayetten yaklaşık bir hafta sonra ise davalının çalındığını iddia ettiği paraları tesadüfen evinin başka bir yerinde bulduğunu beyan ederek şikayetinden vazgeçtiğini ve davacı hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, davalının şikayeti nedeniyle davacının uzun süre iş bulamadığını, kişilik haklarının zedelendiğini belirterek oluşan maddi ve manevi zararın tazminini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının Anayasal şikayet hakkını kullandığı, bu nedenle şikayetin kişilik haklarının ihlali niteliğinde olmadığı, maddi tazminata ilişkin ise herhangi bir belge sunulmadığından zararın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını ve cezalandırılmasını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasa’nın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka 17. maddesinde de herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmış, 25. maddesinde kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK’nın 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda, hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikâyet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikâyeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikâyet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikâyetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.

Dava konusu olay ile ilgili olan… Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/6033 soruşturma sayılı dosyasının incelenmesinde; davalının 19/04/2014 tarihinde… Polis Merkezi Amirliğine başvurarak o gün kol çantasını kontrol ettiğinde çantasında bulundurduğu parasının yerinde olmadığını gördüğünü, bu hırsızlık ile ilgili evine temizliğe gelen davacıdan şüphelendiğini ve şikayetçi olduğunu ifade ettiği, davalının 27/04/2015 tarihinde yeniden alınan ifadesinde ise çalındığını iddia ettiği paranın evinin başka bir yerinde bulduğu için şikayetçi olmadığını bildirdiği, … Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da davacı hakkında bina içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davacıya yöneltilen suçlamanın ağır ve yüz kızartıcı bir isnat olduğu, davalının şikayet yoluna başvurmadan önce evinde arama yapmadığı, doğrudan şikayet yolunu seçtiği, gerekli özen ve hassasiyeti göstermeyerek davacıya yönelik suçlamalarda bulunulduğu dikkate alındığında; davalının, davacıya yönelik şikayeti haksız olup davanın reddi doğru olmamıştır. Mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler ve şikayet hakkının sınırlarının aşıldığı, bunun da hukuken korunamayacağı gözetilerek, davacı yararına somut olaya uygun bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile istemin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davacının diğer temyiz itirazlarının ilk bentte gösterilen nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 21/11/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

HAKSIZ TUTUKLAMA NEDENİYLE TAZMİNAT

T.C. YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ

E. 2019/2370
K. 2020/2163
T. 2.3.2020

HAKSIZ TUTUKLAMA NEDENİYLE TAZMİNAT ( Tazminat Davasına Esas Ceza Dosyası İçin Görevlendirilen Özel Bilirkişiye Ödenen 2630 TL’nin Maddi Tazminata Dahil Edilemeyeceği – Dava Tarihinden İtibaren Hükmedilecek Tazminata Yasal Faiz Uygulanması Talep Edilmiş Olmasına Karşın Davacının İki Ayrı Tarihte Tutuklandığı Hususu da Gözetilmeyerek Kesin Bir Tarih Belirlemeden Tutuklama Tarihinden İtibaren Yasal Faiz Uygulandığının Belirtilmesi Suretiyle Hüküm Tesisinin Hatalı Olduğu )

HAKKANİYET ÖLÇÜSÜ ( Haksız Tutuklama Nedeniyle Tazminat – Hakkaniyet Ölçüsünü Aşmayacak Bir Şekilde Hak ve Nesafet Kurallarına Uygun Makul Bir Miktar Olarak Tayin ve Tespiti Gerekirken Hükmedilen Manevi Tazminat Miktarının Bu Ölçülere Uymayacak ve Emsal Uygulamaların da Oldukça Üzerinde Olacak Şekilde Çok Fazla Tayininin İsabetsizliği )

VEKALET ÜCRETİNİN MADDİ TAZMİNAT KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLEMEYECEĞİ ( Tazminat Talebinin Dayanağı Olan Ceza Dava Dosyasında Kendisini Vekil İle Temsil Ettiren Davacı Lehine Beraat Etmesi Nedeniyle Maktu Vekalet Ücretine Hükmolunacağı/Davacı İle Avukatının Aralarında Yaptıkları Anlaşma İle Bu Hizmet İçin Daha Fazla Bir Ücret Kararlaştırmaları Halinde Maktu Vekalet Ücretini Aşan Bu Kısmın Davacı İle Avukatı Arasındaki Hukuki İlişkiye Dayandığından Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Davasında Maddi Zarar Kapsamında Değerlendirilemeyeceği )

CEZAEVİ HARCAMALARI ( Haksız Tutuklama Nedeniyle Tazminat – Davacının Tutuklu Kaldığı Dönem İçin Maddi Zararları Hesaplanırken Cezaevi Harcamaları Cezaevi Ziyaretçilerinin Yol Harcamaları ve Benzeri Giderlerinin CMK 141 Vd. Maddeleri Kapsamında Maddi Zarar Hesabına Dahil Edilemeyeceği )

DAVACININ DAHA ÖNCE EMEKLİ OLMASI SEBEBİYLE HAKSIZ TUTUKLU KALDIĞI SÜRENİN HİZMETTEN SAYILAMAMASI ( Bu Sebeple Uğranıldığı İddia Edilen 35.700 TL’nin Maddi Tazminata Dahil Edilemeyeceği )

EMEKLİ OLAN DAVACININ TAHLİYE TARİHİNE KADAR ÇALIŞAMAMASI ( Haksız Tutuklama Nedeniyle Tazminat – Davacının Çalışamamaktan Kaynaklı Zararının 16.642 TL Olduğu Nazara Alınmadan Bu Zararın Maddi Tazminat Kapsamında Değerlendirilmemesinin İsabetsizliği )

HAKSIZ YERE TUTUKLU KALINAN SÜREÇTE DAVACININ BABASINI KAYBETMESİ ( Davacının Cenazeye Katılmak Hususunda Kendisi ve Görevlendirilen Personel İçin Yapmış Olduğu Harcamalar Tespit Edilmeden Eksik Araştırmaya Dayalı Olarak Bu Zarara İlişkin Talebin Kabulüyle Hüküm Tesisinin Doğru Görülmediği )

AYNI KONU VE HAKSIZ TUTUKLAMA NEDENİNE DAYALI OLARAK BİRDEN FAZLA DAVANIN AÇILDIĞININ TESPİT EDİLMESİ ( Hazine Zararına Yol Açan Mükerrer Davalara İlişkin Ödemelerin Önlenmesinin Temini ve Kamu Kaynaklarının Etkili Verimli ve Hukuka Uygun Kullanılması Bakımından Aynı Konu ve Haksız Tutuklama Nedenine Dayalı Açılmış Dava Olup Olmadığının İlgili Birimlerden ve Özellikle Maliye Hazinesinden Sorulup Ulusal Yargı Ağı Sistemi Üzerinden de Araştırılarak Tespit Edilmesi Gerektiği )

5271/m.141 vd.

ÖZET : Tutuklu kalınan süre nedeniyle tazminat talebine ilişkin davada verilen hükmün incelenmesinde;

1- Hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak bir şekilde, hak ve nesafet kurallarına uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, hükmedilen manevi tazminat miktarının bu ölçülere uymayacak ve emsal uygulamaların da oldukça üzerinde olacak şekilde çok fazla tayini,

2-Tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasında kendisini vekil ile temsil ettiren davacı lehine beraat etmesi nedeniyle maktu vekalet ücretine hükmolunacağı, davacı ile avukatının aralarında yaptıkları anlaşma ile bu hizmet için daha fazla bir ücret kararlaştırmaları halinde, maktu vekalet ücretini aşan bu kısmın davacı ile avukatı arasındaki hukuki ilişkiye dayandığından koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasında maddi zarar kapsamında değerlendirilemeyeceği nazara alınmadan, 14.000 TL vekalet ücretinin maddi tazminat kapsamında hüküm altına alınması,

3-Davacının tutuklu kaldığı dönem için maddi zararları hesaplanırken cezaevi harcamaları, cezaevi ziyaretçilerinin yol harcamaları ve benzeri giderlerinin CMK’nın 141 vd. maddeleri kapsamında maddi zarar hesabına dahil edilemeyeceğinin gözetilmemesi,

4-Davacının daha önce emekli olması sebebiyle haksız tutuklu kaldığı sürenin hizmetten sayılamaması sebebiyle uğranıldığı iddia edilen 35.700 TL’nin maddi tazminata dahil edilemeyeceğinin nazara alınmaması,

5-Tazminat davasına esas ceza dosyası için görevlendirilen özel bilirkişiye ödenen 2630 TL’nin maddi tazminata dahil edilemeyeceğinin gözetilmemesi,

6-Dava tarihinden itibaren hükmedilecek tazminata yasal faiz uygulanması talep edilmiş olmasına karşın, davacının iki ayrı tarihte tutuklandığı hususu da gözetilmeyerek kesin bir tarih belirlemeden tutuklama tarihinden itibaren yasal faiz uygulandığının belirtilmesi suretiyle hüküm tesisi,

7-12.09.2012 tarihinde emekli olan davacının, tahliye olduğu 19.06.2014 tarihine kadarki çalışamamaktan kaynaklı zararının 16.642 TL olduğu nazara alınmadan, bu zararın maddi tazminat kapsamında değerlendirilmemesi,

8-Haksız yere tutuklu kaldığı süreçte 26.03.2014 tarihinde babasını kaybeden davacının cenazeye katılmak hususunda kendisi ve görevlendirilen personel için yapmış olduğu harcamalar tespit edilmeden, eksik araştırmaya dayalı olarak bu zarara ilişkin talebin kabulüyle hüküm tesisi,

9- Dairemizce yapılan temyiz incelemeleri sırasında aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı olarak birden fazla davanın açıldığının tespit edildiğinin anlaşılması karşısında; hazine zararına yol açan mükerrer davalara ilişkin ödemelerin önlenmesinin temini ve kamu kaynaklarının etkili, verimli ve hukuka uygun kullanılması bakımından, aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı açılmış dava olup olmadığının ilgili birimlerden ve özellikle maliye hazinesinden sorulup, Ulusal Yargı Ağı Sistemi üzerinden de araştırılarak tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, bozmayı gerektirmişir.

DAVA : Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davalı vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Davanın niteliğine göre, davacı vekilinin duruşmalı inceleme talebinin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 318. maddesi gereğince reddine karar verilmekle;

Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan mevzuata göre kabul edilen maddi ve manevi tazminat miktarı dikkate alınarak davacı lehine takdir edilen nispi vekalet ücretinde bir isabetsizlik görülmemiş, tebliğnamede bu hususta bozma öneren düşünceye iştirak edilmemiştir.

Tazminat davasının dayanağını oluşturan İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2014/188-2015/143 Sayılı ceza dava dosyası kapsamında davacının hükümeti cebren devirmek ve engellemek suçundan beraatine hükmedildiği, hükmün temyiz edilmeyerek 08/06/2015 tarihinde kesinleştiği, davacının belirtilen dosyanın konusunu oluşturan eylemden ötürü 22/09/2011-27/10/2011 ile 26/09/2012-19/06/2014 tarihleri arasında tutuklu kaldığı, davanın işlem tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5271 Sayılı Kanun’un 142. maddesinde öngörülen süre içinde yetkili ve görevli mahkemeye açıldığı, dava için kanunda öngörülen yasal şartların oluştuğu anlaşılmakla;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, davacı vekili ve davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

1-)Yargıtayın görevi ülke genelinde uygulama birliğinin sağlanması ve benzer olaylarda aynı çözüm tarzının oluşturulmasıdır. Bu görev yerine getirilirken hukukun genel ilkeleri, ülkedeki pozitif hukuk normları ve uluslararası temel insan haklarına ilişkin kural ve kabullere uygun bir yorum ve uygulama benimsenmelidir.

Bu ilke yalnızca denetim mahkemeleri için değil, hüküm mahkemeleri için de geçerlidir. Hukuk devletinin en belirgin özelliği hiçbir kurum ve makam ayrımı gözetilmeden herkesin hukuk kurallarına uymasıdır.

Dairemizin yerleşik kararlarında da vurguladığı üzere, manevi tazminat miktarı belirlenirken objektif bir ölçü olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminat miktarının davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, gözaltına alınmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre, tutuklama tarihinden itibaren faize hükmedilmesi suretiyle tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak bir şekilde, hak ve nesafet kurallarına uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, hükmedilen manevi tazminat miktarının bu ölçülere uymayacak ve emsal uygulamaların da oldukça üzerinde olacak şekilde çok fazla tayini,

2-)Tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasında kendisini vekil ile temsil ettiren davacı lehine beraat etmesi nedeniyle maktu vekalet ücretine hükmolunacağı, davacı ile avukatının aralarında yaptıkları anlaşma ile bu hizmet için daha fazla bir ücret kararlaştırmaları halinde, maktu vekalet ücretini aşan bu kısmın davacı ile avukatı arasındaki hukuki ilişkiye dayandığından koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasında maddi zarar kapsamında değerlendirilemeyeceği nazara alınmadan, 14.000 TL vekalet ücretinin maddi tazminat kapsamında hüküm altına alınması,

3-)Dairemizin yerleşik uygulamaları kapsamında, davacının tutuklu kaldığı dönem için maddi zararları hesaplanırken cezaevi harcamaları, cezaevi ziyaretçilerinin yol harcamaları ve benzeri giderlerinin CMK’nın 141 vd. maddeleri kapsamında maddi zarar hesabına dahil edilemeyeceğinin gözetilmemesi,

4-)Davacının daha önce emekli olması sebebiyle haksız tutuklu kaldığı sürenin hizmetten sayılamaması sebebiyle uğranıldığı iddia edilen 35.700 TL’nin maddi tazminata dahil edilemeyeceğinin nazara alınmaması,

5-)Tazminat davasına esas ceza dosyası için görevlendirilen özel bilirkişiye ödenen 2630 TL’nin maddi tazminata dahil edilemeyeceğinin gözetilmemesi,

6-)Dava tarihinden itibaren hükmedilecek tazminata yasal faiz uygulanması talep edilmiş olmasına karşın, davacının iki ayrı tarihte tutuklandığı hususu da gözetilmeyerek kesin bir tarih belirlemeden tutuklama tarihinden itibaren yasal faiz uygulandığının belirtilmesi suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi,

7-)12/09/2012 tarihinde emekli olan davacının, tahliye olduğu 19/06/2014 tarihine kadarki çalışamamaktan kaynaklı zararının 16.642 TL olduğu nazara alınmadan, bu zararın maddi tazminat kapsamında değerlendirilmemesi,

8-)Haksız yere tutuklu kaldığı süreçte 26/03/2014 tarihinde babası …’ı kaybeden davacının cenazeye katılmak hususunda kendisi ve görevlendirilen personel için yapmış olduğu harcamalar tespit edilmeden, eksik araştırmaya dayalı olarak bu zarara ilişkin talebin kabulüyle yazılı şekilde hüküm tesisi,

9-) Dairemizce yapılan temyiz incelemeleri sırasında aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı olarak birden fazla davanın açıldığının tespit edildiğinin anlaşılması karşısında; hazine zararına yol açan mükerrer davalara ilişkin ödemelerin önlenmesinin temini ve kamu kaynaklarının etkili, verimli ve hukuka uygun kullanılması bakımından, aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı açılmış dava olup olmadığının ilgili birimlerden ve özellikle maliye hazinesinden sorulup, Ulusal Yargı Ağı Sistemi üzerinden de araştırılarak tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, davalı vekili ve davacı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 02.03.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İşyeri düzenini bozan fiil, ihtara rağmen işyeri kuralına aykırı davranış…

T.C. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi

Esas No:2014/11917
Karar No:2014/29016

Davacı, davalı iş yerinde çağrı operatörü olarak çalışmıştır. Dosya içerisinde yer alan müşteri hizmetleri yetkilisi çalışma prensipleri arasında müşteri ile hiçbir koşulda ve konuda tartışmaya girmemek, koşullar ne olursa olsun pozitif enerji ile görüşmek, çağrı merkezi konuşma standartları dışında bir üslup ile konuşmamak, müşteri talep etmeden çağrıyı sonlandırmamak vb. hususlar sayılmıştır. 

Dosya içeriğinde yer alan bilgi ve belgelerden davacının vardiya planına uymama, müşteri ile polemiğe girmesi ve çağrı standartları dışında hangup tuşuna basarak çağrıyı sonlandırması nedeni ile ihtar aldığı, yine 15.06.2012 tarihli çağrıyı müşteri istemeden sonlandırdığı anlaşılmaktadır.

DAVA :Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, iş akdinin haksız ve geçersiz olarak feshedildiğini iddia ederek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.

😎 Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, davacı işçinin çağrı operatörü olarak çalıştığını, davacı hakkında devamlı olarak müşteri şikayetleri gelmesi, vardiya uyumsuzluğu göstermesi, müşteri ile polemiğe girmesi, müşteriye uygunsuz konuşarak küfür etmesi gibi davranışlar nedeni ile haklı olarak feshedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davacı tanıklarının beyanları dikkate alınarak davacının iş akdine davalı şirket tarafından haklı ve geçerli bir neden olmadan son verildiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

D) Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Somut olayda, fesih bildiriminde özetle, “ Daha önce de yapmış olduğunuz iş ile ilgili hakkınızda birçok tutanak tutulmasına ve her defasında sadece geri bildirim yapılarak işinize karşı daha dikkatli olmanız istenmesine rağmen ısrarla tutum ve davranışlarınızı düzeltmediğiniz, İşyeri ile imzaladığınız iş akdine ve çalışma düzenine aykırı davranışlar göstermeniz, işinize karşı ciddiyetsizliğiniz, işin gereklerini ikazlara ve geri bildirimlere rağmen yerine getirmemeniz ve iş yerine karşı sergilediğiniz sorumsuz tutumlarınız “edenleri ile; iş akdiniz 25.07.2012 tarihinde işveren tarafından tek taraflı olarak İş Kanunu 25/II gereğince tazminatsız olarak fesh edilmiştir.” denilmiştir.

Davacı, davalı iş yerinde çağrı operatörü olarak çalışmıştır. Dosya içerisinde yer alan müşteri hizmetleri yetkilisi çalışma prensipleri arasında müşteri ile hiçbir koşulda ve konuda tartışmaya girmemek, koşullar ne olursa olsun pozitif enerji ile görüşmek, çağrı merkezi konuşma standartları dışında bir üslup ile konuşmamak, müşteri talep etmeden çağrıyı sonlandırmamak vb. hususlar sayılmıştır.
Dosya içeriğinde yer alan bilgi ve belgelerden davacının vardiya planına uymama, müşteri ile polemiğe girmesi ve çağrı standartları dışında hangup tuşuna basarak çağrıyı sonlandırması nedeni ile ihtar aldığı, yine 15.06.2012 tarihli çağrıyı müşteri istemeden sonlandırdığı anlaşılmaktadır.

Davacının yukarıda belirtilen eylemlerinin iş yerinde olumsuzluklara yol açtığı açık olup işverence yapılan feshin geçerli nedene dayandığı anlaşılmakla mahkemece davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalıdır.

4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM :Yukarda açıklanan gerekçe ile;
1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA
2. Davanın REDDİNE,
3. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
4. Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 27.00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.500 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine,
Kesin olarak 02.10.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yapılan sözlü sınavda, ölçme ve değerlendirme esaslarına uygun ve objektif bir değerlendirme yapılmadığı….

T.C. D A N I Ş T A Y

İKİNCİ DAİRE

Esas No : 2016/7249

….Yukarıda yer alan mevzuat hükmünün incelenmesinden, değerlendirme kriterlerinden bir kısmının somut bilgi ve belgeye dayandırılması zorunluluğu bulunmakta iken, bir kısmının gözlem ve kanaate dayalı olduğu açıktır. Bu düzenlemeye dayalı olarak yapılan ve davacının başarısız sayıldığı sınavda gözlem ve kanaate dayalı kriterler yönünden ilgilinin başarısız olarak değerlendirilmesine etki eden hususlarınortaya konulması, somut bilgi ve belgeye dayandırılması mümkün olan haneler bakımından ise başarısız olarak değerlendirilmesine etki eden hususların somut bilgi ve belge ile kanıtlanması gerekmektedir. Bunun da, adayların katıldığı sözlü sınav öncesinde, sınavda sorulacak soruların hazırlanması, her adaya sorulan soruların ve verilen cevapların kayda geçirilmesi ve adayların verdiği yanıtlara hangi komisyon üyesince, hangi notun takdir edildiğinin tutanakta ayrı ayrı gösterilmesi halinde mümkün olduğu açıktır.
Dosyanın incelenmesinden; 07/09/2013 tarihinde gerçekleştirilen vergi müfettiş yardımcılığı yazılı sınavında başarılı olan ve sözlü sınava girmeye hak kazanan davacının, komisyon üyeleri tarafından takdir edilen sözlü notu ortalamasının 65 puanın altında kalması nedeniyle sözlü sınavda başarısız olduğu, sınav komisyonu üyeleri tarafından 178 sayılı KHK’nın Ek 33. maddesi uyarınca yapılan değerlendirmenin sonucunu içeren puanlama cetvelinde, beş komisyon üyesi tarafından her bir kriter için davacıya 50 puan verildiği, notların gerekçelerinin kayıt altına alınmadığı, sınavda sorulan soruların ve adaylarca verilen cevapların tutanağa bağlanmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda; davacının katıldığı, kariyer ve liyakat ilkeleri uyarınca kamu hizmetinin ehil kamu görevlileri eliyle yürütülmesi için yapılan sözlü sınavda, ölçme ve değerlendirme esaslarına uygun ve objektif bir değerlendirme yapılmadığı anlaşıldığından davacının vergi müfettiş yardımcılığı sözlü sınavında başarısız sayılmasına ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu saptanmasına rağmen uygulamanın sürdürülmesi, tüm eylem ve işlemleri hukuka uygunluk karinesine dayanan hukuk devleti ilkesine aykırı bir durum yaratacak, davacı yönünden telafisi güç zarara neden olacaktır. Zira işlemin yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmemesi halinde, hukuka aykırı bulunan işlemin etki alanına bağlı olarak ilgili açısından oluşacak zarar, işlemin uygulanmasına devam olunmasıyla artacak, yargılamanın sonunda verilmesi olası iptal kararı ile önceki halin iadesi olanaksızlaşacaktır.
Açıklanan nedenlerle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesinin 6352 sayılı Yasa ile değiştirilen 2. fıkrasında sayılan koşullar gerçekleşmiş olduğundan davacının vergi müfettiş yardımcılığı sözlü sınavında başarısız sayılmasına yönelik işlemin yürütülmesinin durdurulmasına; tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsusen Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna itiraz yolu açık olmak üzere, 27/03/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

HAYVANIN TEHLİKE YARATABİLECEK ŞEKİLDE SERBEST BIRAKILMASI

T.C. YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ

E. 2009/124
K. 2010/12656
T. 14.12.2010

• HAYVANIN TEHLİKE YARATABİLECEK ŞEKİLDE SERBEST BIRAKILMASI ( Köpeğin Mağduru Isırarak Yaralaması – Şikayetten Vazgeçme ve Fikri İçtima Hükmüde Nazara Alındığında Eylemin TCK. Md. 177’de Düzenlenen Suça Dönüşeceği )
• KÖPEĞİN MAĞDURU ISIRARAK YARALAMASI ( Şikayet Yokluğu Nedeniyle Taksirle Yaralama Suçundan Açılan Davanın Düşürülemeyeceği – Eylemin Hayvanın Tehlike Yaratabilecek Şekilde Serbest Bırakılması Suçuna Dönüşeceği )
• TAKSİRLE YARALAMA ( Sanığın Bakım ve Gözetimi Altında Bulunan Köpeğin Mağduru Isırarak Yaralaması – Şikayet Yokluğu Nedeniyle Taksirle Yaralama Suçundan Açılan Davanın Düşürülemeyeceği )
5237/m. 44, 177
ÖZET : Sanığın kendisine ait köpeği başı boş bırakması sonucunda hayvan mağduru ısırarak yaralamıştır. Sanık bakımı ve gözetimi altında bulunan hayvanın muhafazasında ihmal göstermiştir. Mağdurun şikayetten vazgeçmesi ve TCK’nın fikri içtimaya ilişkin 44. maddesi hükmüde nazara alındığında, sanığın eylemin 5237 sayılı TCK’nın 177. maddesinde düzenlenen suça dönüşür. Şikayet yokluğu nedeniyle taksirle yaralama suçundan açılan davanın düşürülmesine karar verilemez.
DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR : Sanığın kendisine ait köpeği başı boş bırakması sonucunda hayvanın mağduru ısırarak yaralanmasına neden olduğu, bu sebeple bakımı ve gözetimi altında bulunan hayvanın muhafazasında ihmal gösterdiği, mağdurun şikayetten vazgeçmesi ve TCK’nın fikri içtimaya ilişkin 44. maddesi hükmüde nazara alındığında, sanığın eylemin 5237 sayılı TCK’nın 177. maddesinde düzenlenen suça dönüşeceği hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, şikayet yokluğu nedeniyle taksirle yaralama suçundan açılan davanın düşürülmesine karar verilmesi,
SONUÇ : Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 14.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

HAKSIZ TUTUKLAMA NEDENİYLE TAZMİNAT – VEKALET ÜCRETİNİN MADDİ TAZMİNAT KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLEMEYECEĞİ

T.C. YARGITAY
12. CEZA DAİRESİ
E. 2019/2370
K. 2020/2163
T. 2.3.2020

HAKSIZ TUTUKLAMA NEDENİYLE TAZMİNAT ( Tazminat Davasına Esas Ceza Dosyası İçin Görevlendirilen Özel Bilirkişiye Ödenen 2630 TL’nin Maddi Tazminata Dahil Edilemeyeceği – Dava Tarihinden İtibaren Hükmedilecek Tazminata Yasal Faiz Uygulanması Talep Edilmiş Olmasına Karşın Davacının İki Ayrı Tarihte Tutuklandığı Hususu da Gözetilmeyerek Kesin Bir Tarih Belirlemeden Tutuklama Tarihinden İtibaren Yasal Faiz Uygulandığının Belirtilmesi Suretiyle Hüküm Tesisinin Hatalı Olduğu )

HAKKANİYET ÖLÇÜSÜ ( Haksız Tutuklama Nedeniyle Tazminat – Hakkaniyet Ölçüsünü Aşmayacak Bir Şekilde Hak ve Nesafet Kurallarına Uygun Makul Bir Miktar Olarak Tayin ve Tespiti Gerekirken Hükmedilen Manevi Tazminat Miktarının Bu Ölçülere Uymayacak ve Emsal Uygulamaların da Oldukça Üzerinde Olacak Şekilde Çok Fazla Tayininin İsabetsizliği )

VEKALET ÜCRETİNİN MADDİ TAZMİNAT KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLEMEYECEĞİ ( Tazminat Talebinin Dayanağı Olan Ceza Dava Dosyasında Kendisini Vekil İle Temsil Ettiren Davacı Lehine Beraat Etmesi Nedeniyle Maktu Vekalet Ücretine Hükmolunacağı/Davacı İle Avukatının Aralarında Yaptıkları Anlaşma İle Bu Hizmet İçin Daha Fazla Bir Ücret Kararlaştırmaları Halinde Maktu Vekalet Ücretini Aşan Bu Kısmın Davacı İle Avukatı Arasındaki Hukuki İlişkiye Dayandığından Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Davasında Maddi Zarar Kapsamında Değerlendirilemeyeceği )

CEZAEVİ HARCAMALARI ( Haksız Tutuklama Nedeniyle Tazminat – Davacının Tutuklu Kaldığı Dönem İçin Maddi Zararları Hesaplanırken Cezaevi Harcamaları Cezaevi Ziyaretçilerinin Yol Harcamaları ve Benzeri Giderlerinin CMK 141 Vd. Maddeleri Kapsamında Maddi Zarar Hesabına Dahil Edilemeyeceği )

DAVACININ DAHA ÖNCE EMEKLİ OLMASI SEBEBİYLE HAKSIZ TUTUKLU KALDIĞI SÜRENİN HİZMETTEN SAYILAMAMASI ( Bu Sebeple Uğranıldığı İddia Edilen 35.700 TL’nin Maddi Tazminata Dahil Edilemeyeceği )

EMEKLİ OLAN DAVACININ TAHLİYE TARİHİNE KADAR ÇALIŞAMAMASI ( Haksız Tutuklama Nedeniyle Tazminat – Davacının Çalışamamaktan Kaynaklı Zararının 16.642 TL Olduğu Nazara Alınmadan Bu Zararın Maddi Tazminat Kapsamında Değerlendirilmemesinin İsabetsizliği )

HAKSIZ YERE TUTUKLU KALINAN SÜREÇTE DAVACININ BABASINI KAYBETMESİ ( Davacının Cenazeye Katılmak Hususunda Kendisi ve Görevlendirilen Personel İçin Yapmış Olduğu Harcamalar Tespit Edilmeden Eksik Araştırmaya Dayalı Olarak Bu Zarara İlişkin Talebin Kabulüyle Hüküm Tesisinin Doğru Görülmediği )

AYNI KONU VE HAKSIZ TUTUKLAMA NEDENİNE DAYALI OLARAK BİRDEN FAZLA DAVANIN AÇILDIĞININ TESPİT EDİLMESİ ( Hazine Zararına Yol Açan Mükerrer Davalara İlişkin Ödemelerin Önlenmesinin Temini ve Kamu Kaynaklarının Etkili Verimli ve Hukuka Uygun Kullanılması Bakımından Aynı Konu ve Haksız Tutuklama Nedenine Dayalı Açılmış Dava Olup Olmadığının İlgili Birimlerden ve Özellikle Maliye Hazinesinden Sorulup Ulusal Yargı Ağı Sistemi Üzerinden de Araştırılarak Tespit Edilmesi Gerektiği )

5271/m.141 vd.

ÖZET : Tutuklu kalınan süre nedeniyle tazminat talebine ilişkin davada verilen hükmün incelenmesinde;

1- Hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak bir şekilde, hak ve nesafet kurallarına uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, hükmedilen manevi tazminat miktarının bu ölçülere uymayacak ve emsal uygulamaların da oldukça üzerinde olacak şekilde çok fazla tayini,

2-Tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasında kendisini vekil ile temsil ettiren davacı lehine beraat etmesi nedeniyle maktu vekalet ücretine hükmolunacağı, davacı ile avukatının aralarında yaptıkları anlaşma ile bu hizmet için daha fazla bir ücret kararlaştırmaları halinde, maktu vekalet ücretini aşan bu kısmın davacı ile avukatı arasındaki hukuki ilişkiye dayandığından koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasında maddi zarar kapsamında değerlendirilemeyeceği nazara alınmadan, 14.000 TL vekalet ücretinin maddi tazminat kapsamında hüküm altına alınması,

3-Davacının tutuklu kaldığı dönem için maddi zararları hesaplanırken cezaevi harcamaları, cezaevi ziyaretçilerinin yol harcamaları ve benzeri giderlerinin CMK’nın 141 vd. maddeleri kapsamında maddi zarar hesabına dahil edilemeyeceğinin gözetilmemesi,

4-Davacının daha önce emekli olması sebebiyle haksız tutuklu kaldığı sürenin hizmetten sayılamaması sebebiyle uğranıldığı iddia edilen 35.700 TL’nin maddi tazminata dahil edilemeyeceğinin nazara alınmaması,

5-Tazminat davasına esas ceza dosyası için görevlendirilen özel bilirkişiye ödenen 2630 TL’nin maddi tazminata dahil edilemeyeceğinin gözetilmemesi,

6-Dava tarihinden itibaren hükmedilecek tazminata yasal faiz uygulanması talep edilmiş olmasına karşın, davacının iki ayrı tarihte tutuklandığı hususu da gözetilmeyerek kesin bir tarih belirlemeden tutuklama tarihinden itibaren yasal faiz uygulandığının belirtilmesi suretiyle hüküm tesisi,

7-12.09.2012 tarihinde emekli olan davacının, tahliye olduğu 19.06.2014 tarihine kadarki çalışamamaktan kaynaklı zararının 16.642 TL olduğu nazara alınmadan, bu zararın maddi tazminat kapsamında değerlendirilmemesi,

8-Haksız yere tutuklu kaldığı süreçte 26.03.2014 tarihinde babasını kaybeden davacının cenazeye katılmak hususunda kendisi ve görevlendirilen personel için yapmış olduğu harcamalar tespit edilmeden, eksik araştırmaya dayalı olarak bu zarara ilişkin talebin kabulüyle hüküm tesisi,

9- Dairemizce yapılan temyiz incelemeleri sırasında aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı olarak birden fazla davanın açıldığının tespit edildiğinin anlaşılması karşısında; hazine zararına yol açan mükerrer davalara ilişkin ödemelerin önlenmesinin temini ve kamu kaynaklarının etkili, verimli ve hukuka uygun kullanılması bakımından, aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı açılmış dava olup olmadığının ilgili birimlerden ve özellikle maliye hazinesinden sorulup, Ulusal Yargı Ağı Sistemi üzerinden de araştırılarak tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, bozmayı gerektirmişir.

DAVA : Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davalı vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Davanın niteliğine göre, davacı vekilinin duruşmalı inceleme talebinin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 318. maddesi gereğince reddine karar verilmekle;

Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan mevzuata göre kabul edilen maddi ve manevi tazminat miktarı dikkate alınarak davacı lehine takdir edilen nispi vekalet ücretinde bir isabetsizlik görülmemiş, tebliğnamede bu hususta bozma öneren düşünceye iştirak edilmemiştir.

Tazminat davasının dayanağını oluşturan İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2014/188-2015/143 Sayılı ceza dava dosyası kapsamında davacının hükümeti cebren devirmek ve engellemek suçundan beraatine hükmedildiği, hükmün temyiz edilmeyerek 08/06/2015 tarihinde kesinleştiği, davacının belirtilen dosyanın konusunu oluşturan eylemden ötürü 22/09/2011-27/10/2011 ile 26/09/2012-19/06/2014 tarihleri arasında tutuklu kaldığı, davanın işlem tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5271 Sayılı Kanun’un 142. maddesinde öngörülen süre içinde yetkili ve görevli mahkemeye açıldığı, dava için kanunda öngörülen yasal şartların oluştuğu anlaşılmakla;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, davacı vekili ve davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

1-)Yargıtayın görevi ülke genelinde uygulama birliğinin sağlanması ve benzer olaylarda aynı çözüm tarzının oluşturulmasıdır. Bu görev yerine getirilirken hukukun genel ilkeleri, ülkedeki pozitif hukuk normları ve uluslararası temel insan haklarına ilişkin kural ve kabullere uygun bir yorum ve uygulama benimsenmelidir.

Bu ilke yalnızca denetim mahkemeleri için değil, hüküm mahkemeleri için de geçerlidir. Hukuk devletinin en belirgin özelliği hiçbir kurum ve makam ayrımı gözetilmeden herkesin hukuk kurallarına uymasıdır.

Dairemizin yerleşik kararlarında da vurguladığı üzere, manevi tazminat miktarı belirlenirken objektif bir ölçü olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminat miktarının davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, gözaltına alınmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre, tutuklama tarihinden itibaren faize hükmedilmesi suretiyle tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak bir şekilde, hak ve nesafet kurallarına uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, hükmedilen manevi tazminat miktarının bu ölçülere uymayacak ve emsal uygulamaların da oldukça üzerinde olacak şekilde çok fazla tayini,

2-)Tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasında kendisini vekil ile temsil ettiren davacı lehine beraat etmesi nedeniyle maktu vekalet ücretine hükmolunacağı, davacı ile avukatının aralarında yaptıkları anlaşma ile bu hizmet için daha fazla bir ücret kararlaştırmaları halinde, maktu vekalet ücretini aşan bu kısmın davacı ile avukatı arasındaki hukuki ilişkiye dayandığından koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasında maddi zarar kapsamında değerlendirilemeyeceği nazara alınmadan, 14.000 TL vekalet ücretinin maddi tazminat kapsamında hüküm altına alınması,

3-)Dairemizin yerleşik uygulamaları kapsamında, davacının tutuklu kaldığı dönem için maddi zararları hesaplanırken cezaevi harcamaları, cezaevi ziyaretçilerinin yol harcamaları ve benzeri giderlerinin CMK’nın 141 vd. maddeleri kapsamında maddi zarar hesabına dahil edilemeyeceğinin gözetilmemesi,

4-)Davacının daha önce emekli olması sebebiyle haksız tutuklu kaldığı sürenin hizmetten sayılamaması sebebiyle uğranıldığı iddia edilen 35.700 TL’nin maddi tazminata dahil edilemeyeceğinin nazara alınmaması,

5-)Tazminat davasına esas ceza dosyası için görevlendirilen özel bilirkişiye ödenen 2630 TL’nin maddi tazminata dahil edilemeyeceğinin gözetilmemesi,

6-)Dava tarihinden itibaren hükmedilecek tazminata yasal faiz uygulanması talep edilmiş olmasına karşın, davacının iki ayrı tarihte tutuklandığı hususu da gözetilmeyerek kesin bir tarih belirlemeden tutuklama tarihinden itibaren yasal faiz uygulandığının belirtilmesi suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi,

7-)12/09/2012 tarihinde emekli olan davacının, tahliye olduğu 19/06/2014 tarihine kadarki çalışamamaktan kaynaklı zararının 16.642 TL olduğu nazara alınmadan, bu zararın maddi tazminat kapsamında değerlendirilmemesi,

8-)Haksız yere tutuklu kaldığı süreçte 26/03/2014 tarihinde babası …’ı kaybeden davacının cenazeye katılmak hususunda kendisi ve görevlendirilen personel için yapmış olduğu harcamalar tespit edilmeden, eksik araştırmaya dayalı olarak bu zarara ilişkin talebin kabulüyle yazılı şekilde hüküm tesisi,

9-) Dairemizce yapılan temyiz incelemeleri sırasında aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı olarak birden fazla davanın açıldığının tespit edildiğinin anlaşılması karşısında; hazine zararına yol açan mükerrer davalara ilişkin ödemelerin önlenmesinin temini ve kamu kaynaklarının etkili, verimli ve hukuka uygun kullanılması bakımından, aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı açılmış dava olup olmadığının ilgili birimlerden ve özellikle maliye hazinesinden sorulup, Ulusal Yargı Ağı Sistemi üzerinden de araştırılarak tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, davalı vekili ve davacı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 02.03.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İdari Para Cezasına İtiraz Üzerine Verilen Mahkeme Kararlarının Kesin Olduğunu Belirten Kuralın İptali

Anayasa Mahkemesi 1/10/2020 tarihinde E.2020/21 numaralı dosyada, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun’un 8. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “İtiraz üzerine verilen mahkeme kararları kesindir.” cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.

İtiraz Konusu Kural

İtiraz konusu kuralda, yapı denetimi kuruluşlarına kesilen idari para cezalarına karşı itiraz üzerine verilen mahkeme kararlarının kesin olduğu belirtilmiştir.

Başvuru Gerekçesi

Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla kesin olduğu belirtilen mahkeme kararlarına konu idari para cezalarının çok yüksek miktarlara ulaşabildiği, bu sebeple söz konusu kararlara karşı üst derece yargı yolunun açık olması gerektiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa’nın 36., 154. ve 155. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın mahkemelerce verilen hükmün bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesini talep etme hakkını yargılamanın konusuna göre herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti kapsamında güvenceye kavuşturduğu görülmektedir. Dolayısıyla hükmün denetlenmesini talep etme hakkı, konusu bir suç isnadına dayanan ya da medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin olan tüm yargılamalar için geçerlidir.

Bununla birlikte yargılamanın konusu ceza mahkûmiyeti olduğunda mahkeme kararlarının denetlenmesi ihtiyacı daha da önem kazanmaktadır. Öte yandan suç, ceza, mahkûmiyet gibi kavramların sadece klasik ve teknik anlamda ceza yargılaması hukukuna özgü kavramlar olarak değerlendirilmesi zorunlu değildir. Başka bir ifadeyle anılan kavramlar anayasal anlamda özerk bir yoruma tabi tutulabilir.

Nitekim Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurudaki yerleşik içtihadına göre ceza hukuku yaptırımı olarak düzenlenmeyen ve geleneksel ceza davasına konu olmayan idari yaptırımların ağırlığı gözetilerek anayasal anlamda özerk bir yorumla ceza olarak nitelendirilebilmektedir. Bu kapsamda idari para cezalarını konu alan ve idari yargıda görülen bazı davalar da adil yargılanma hakkının suç isnadı yönü kapsamında incelenmiştir.

İdari para cezasına karşı yapılan itiraz üzerine verilen mahkeme kararlarının kesin olduğunu öngören kural, hükmün başka bir mahkeme tarafından denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getirmektedir.

İlgili Kanun uyarınca verilen idari para cezalarının yüksek meblağlara ulaşabildiği görülmektedir. Yüksek meblağlara ulaşabilen idari para cezalarının kişinin mali durumu üzerinde yarattığı etki itibarıyla ağır ve ciddi bir yaptırım olduğu, dolayısıyla ceza niteliği taşıdığı açıktır. Bu itibarla kişinin mali yönden oldukça ağır bir ceza ile karşı karşıya kalması sonucunu doğurabilen bu nitelikteki hükümlerin denetime tabi tutulmasının önemi yadsınamaz.

Söz konusu hükümlerin denetime kapalı tutulmasıyla kişiye yüklenen külfet, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması ve usul ekonomisinin sağlanması amaçlarıyla da olsa haklı kılınamaz. Bu itibarla itiraz konusu kural, hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik orantısız bir sınırlama getirmektedir.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.

AVUKATIN MÜVEKKİLE BİLDİRİMDE BULUNMADAN TAŞKIN MİKTARDA PARA HAPİS HAKKINI KULLANMASI HAKLI AZİL SEBEBİDİR

YARGITAY 13. Hukuk Dairesi

2016/23496 E.
2018/6396 K.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davada davacı-karşı davalı yönünden kabulüne, davalı-karşı davacılar yönünden reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı-karşı davacılar avukatınca duruşmalı, davacı-karşı davalı avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli
Kasım 20, 2020 – 22:00 Güncellendi: Kasım 20, 2020 – 15:33

günde davalı-karşı davacı Asiller …, …, ve vekili avukat … ile davacı-karşı davalı vekili avukat …’in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı asıl davada, davalılar ile açılacak boşanma ve boşanmadan kaynaklı tazminat nafaka ve mal paylaşımından kaynaklı davalar ve bu davalar neticesinde alınan kararların takibe konulması amacıyla vekalet ilişkisi kurulduğunu, bu kapsamda çeşitli tarihlerde davalılara yaklaşık 27.000 mark ve 460 euro masraf ve vekalet ücreti ödemesi yaptığını, davalılar tarafından başlatılan … 4. İcra Müdürlüğü’nün 2003/14211 (tel:2003/14211) Esas (yeni esas 2006/16657 (tel:2006/16657)) ve … 4.İcra Müdürlüğü’nün 2002/10751 (tel:2002/10751) Esas sayılı dosyalarından çekilen toplam 87.060,10 TL’nin kendisine ödenmediğini, davalılara ihtar çektiyse de sonuç alamadığını, bu nedenle davalılar aleyhine … 7. İcra Müdürlüğü’nün 2008/8347 Esas sayılı dosyası ile takip başlattığını, davalılar ile imzalanan 29.1.1996 tarihli taahhütnamenin evlilik birliğinde edinilen mallara katılım nedeniyle açılacak alacak davasına ilişkin olduğunu, davalılar tarafından icradan çekilen paraların ise boşanma davası sonucunda tazminat ve nafaka alacaklarına ilişkin başlatılan takipler nedeniyle ödenen paralar olduğunu, taahhütnamenin bu dosyalara uygulanamayacağını, yazılı bir sözleşme olmadığından …’nin uygulanması gerektiğini, davalılarca tarafına herhangi bir bildirim de yapılmadığından hapis hakkından bahsedilemeyeceğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin haklar saklı kalarak icra takibine vaki itirazın şimdilik 80.000,00 TL’lik kısım için iptaline, % 40 icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davacı ile 29.1.1996 tarihli taahhütnamenin … arasında imzalandığını, diğer davalı …’ın işlerin fiili takibinden sorumlu olduğunu, … yönünden itirazları olduğunu, davacının …’yı 25.1.1996 tarihli anlaşma ile katkı payı alacağı davası açması için vekil tayin ettiğini, 12 sene boyunca davacı adına işlerin takip edildiğini, bu dosyalar için davacının masraf, yol paraları ve vekalet ücretlerini ödemediğini, tahsil edilen paraların içinde bu kalemlerin de olduğunu, yine de davacının kızının hesabına … tarafından 10.000,00 TL’nin 13.10.2008 tarihinde yatırıldığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Karşı davada davacı …, katkı payı davasındaki teminatı karşılaması için müvekkili …’in kendi adına İş Bankasında bir yatırım hesabı açabilmesi için 29.3.1996 tarihinde makbuz ile 31.700 marklık bir havale yaptığını ve tedbir için teminat mektubu alındığını, …’in bu parayı çektiği 16.10.2002 tarihinde paranın 45.000 Euroya ulaştığını, …’in parayı çekerek 32.000 Euroyu kendi hesabına, 13.000 Euroyu …’nın hesabına aktardığını, 32.000 Euro ve 6 sene boyunca ödenen faiz ve masrafların davacının zimmetinde olduğunu, ayrıca tarafından ödenen 10.000,00 TL ve 12 sene boyunca takip edilen dosyaların vekalet ücreti, masrafları ve 10.800 mark yol parası da dikkate

alındığında davada yapılacak takas neticesinde …’den ne miktarda alacaklı olduğunun ortaya çıkacağını ileri sürerek; fazlaya ilişkin haklar saklı kalarak 1.000,00 TL’nin faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacı- karşı davalının davasının kabulü ile … 7. İcra Müdürlüğü’nün 2008/8347 Esas sayılı dosyasında 80.000,00 TL’lik kısım yönünden itirazın iptaline, takibin 80.000,00 TL alacak üzerinden devamına, icra inkar tazminatı talebinin reddine, davalı-karşı davacının davasının reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Asıl davada davacı, davalı avukatlar tarafından 2 adet icra dosyasından tahsil edilen paraların kendisine ödenmemesi üzerine başlatığı icra takibine vaki itirazın iptaline karar verilmesini istemiş, davalı avukatlar ise, 12 sene boyunca takip edilen işler nedeniyle davacının masraf, yol ve vekalet ücreti ödemediğini, tahsil edilen paraların içinde bu kalemlerin de olduğunu savunmuşlar, karşı davada ise davalı-karşı davacı …, davacı-karşı davalıya gönderilen 31.700 markın geri ödenmediğini iddia ederek alacak isteminde bulunmuştur. Mahkemece; davacı-karşı davalı tarafın, vekillerini sözleşmeye aykırılık nedeniyle haklı nedenle azlettiği, bu itibarla Avukatlık Kanunun 174/2 maddesine göre hakli azilde vekilin, ücret talep edemeyeceği kabul edilerek davanın asıl davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı avukatlar, vekil olarak tahsil ettikleri parayı ücret ve masraf alacaklarına mahsuben yedinde tuttuğunu, hukuki tanımıyla Avukatlık Kanununun 166. maddesi gereğince “hapis hakkı”nı kullandıklarını belirtmişlerdir. Hemen belirtmek gerekir ki, Avukatlık Kanununun 166. maddesinde tanımlanan hapis hakkı, sadece vekalet ücreti alacakları ve yapılan giderler oranında kullanılabilir. Avukatın, müvekkili nam ve hesabına tahsil etmiş olduğu alacak ve değerlerden, ücret ve masraf alacağından fazla bir miktarını “hapis hakkı” adı altında elinde tutması, bu hakkın yasaya konuluş amacına aykırı olduğu gibi, avukatlık meslek kurallarına da aykırıdır. Aynı şekilde hapis hakkını kullanan avukatın, müvekkilin nam ve hesabına tahsil ettiği alacakları geciktirmeksizin iş sahibine bildirmesi, hangi işten dolayı ve ne miktarda ücret ve masraf alacağı olduğunu açıklaması ve konu ile ilgili karşı tarafı bilgilendirdikten ve gerektiği durumlarda yapılacak hesaplaşmadan sonra, alacağı oranında hapis hakkını kullanması gereklidir. Esasen bu durum, avukatın müvekkiline hesap verme yükümlülüğünün de tabii bir sonucudur.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığına ilişkindir. Davalı avukatların, davacıya vekaleten tahsil etmiş olduğu miktarı davacıya bildirmediği gibi, uhdesinde tuttuğu tüm dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. O halde davalı avukatların, davacı müvekkili tarafından 22.10.2008 tarihinde haklı olarak azledildiğinin kabulü gerekir. Esasen mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Buna karşılık azil tarihi itibariyle henüz kesinleşmeyen işler nedeniyle vekalet ücretine hak kazanılamaz. Bu hususa ilişkin olarak dosyada alınan kök raporlar ve ek raporlar yetersizdir. O halde mahkemece, davalı avukatların takip ettiği dosyalar getirtilerek konusunda uzman içinde bankacı bir

bilirkişinin de bulunduğu bir heyet oluşturularak açıklanan hususlar göz önünde tutularak ve davalı-karşı davacının gönderdiği 29.3.1996 tarihli 31.700 mark bedelli havale de değerlendirilecek şekilde bilirkişi raporu alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Karşı davada ise davacı; davacı-karşı davalıya açılacak katkı payı davasındaki teminatı karşılaması için İş Bankasında bir yatırım hesabı açabilmesi amacıyla 29.3.1996 tarihinde 31.700 mark havale yaptığını, bu paranın çekildiği tarihte 45.000 Euroya ulaştığını ve 32.000 Euroyu zimmetinde bulundurduğunu, ayrıca ödenen 10.000,00 TL, takip edilen dosyaların masraf, yol ve vekalet ücretleri de dikkate alındığında yapılacak takas neticesinde ne miktarda alacaklı olacağının ortaya çıkacağını ileri sürerek alacağının tahsili istemiyle eldeki davayı açmıştır. Mahkemece davalı- karşı davacının bu iddiası doğrultusunda deliller toplanmış, bilirkişi raporları alınmış, ancak ispat olunamayan davanın reddedildiği şeklinde hüküm kurulmuştur. O halde, mahkemece, dosyada bulunan deliller değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, gerekçe gösterilmeksizin yalın bir ifade ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. 3-Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1 nolu ve 2 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, 3 nolu bentte açıklanan nedenlerle tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 1.630,00 TL duruşma avukatlık parasının karşılıklı alınarak birbirlerine ödenmesine, peşin alınan 29,20 TL harcın istek halinde davacı-karşı davalıya, 1.395,40 TL harcın davalı-karşı davacılara iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Özel okulun , öğrenciye burs verme vaadini iptal etmesi nedeniyle uğranılan zararın tahsili..

Davalı Kurum’un, davacı çocukları burslu okutma vaadini yerine getirmeyeceğini bildirmesi üzerine çocuklarını başka bir özel eğitim kurumuna kaydettiren davacı velilerin uğradıkları zarar, davalı kurumun yerine getirmesi gereken vaadin karşılığı olan eğitim ücreti kadardır.

YARGITAY (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi

2017/2351 E.
2020/2949 K.

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili, dava dilekçesinde; müvekkilleri … ve … müşterek çocukları olan ve ana okulundan itibaren davalıya ait özel öğretim kurumunda eğitimlerine devam eden … ve … için 2013-2014 eğitim öğretim yılından itibaren burs verme vaadinde bulunan davalı kurumun daha sonra bu vaadini yerine getirmemesi nedeni ile Vedat ve …’nın çocukları … ve …’yi 49.440,00 TL bedel karşılığında başka bir özel eğitim kurumuna göndermek durumunda kaldıklarını, ana okulundan bu yana birlikte okudukları öğrenci ve öğretmenlerinden ayrılmak zorunda kalan çocukların manevi yönden zarara uğradıklarını belirterek, Vedat ve … için 49.440,00 TL maddi tazminatın, çocuklar … ve … için 5.000,00’er TL olmak üzere 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkeme, ‘davalının haksız ve hukuka aykırı tutumu nedeni ile çocuklarını 49.440,00 TL ücret karşılığı dava dışı Bilfen Eğitim Kurumları’na kaydettiren davalılar Vedat ve …’nın maddi zarara uğradıkları, davalı küçükler … ve …’ın okul değişikliği ile birlikte arkadaş ve öğretmenlerinden ayrılmaları sonucu manevi zararlarının oluştuğunun ispatlanamadığı’ gerekçelerine dayanarak, davacılar Vedat ve …’nın davasının kabulü ile 49.440,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacı küçükler … ve …’nin manevi tazminat taleplerinin reddine karar vermiştir. Karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz konusu uyuşmazlık, eğitim sözleşmesine aykırılık nedeni ile davalı aleyhine hükmedilen maddi tazminata ilişkindir.
Davalı Kurum, davalılara gönderdiği 14/5/2013 tarihli yazısında, kendisine ait özel okulda eğitim almakta olan çocuklar … ve …’nin mezuniyetlerine kadar burslu olarak (…’ın mezun olana kadar %100 burs ile, …’nin ise, abisi … mezun olana kadar %50 burs ile, abisi mezun olduktan sonra %100 burs ile) okumaya hak kazandıklarını beyan etmiştir. Çocuklar … ve … 2013-2014 eğitim-öğretim yılında davalı kurumda burslu olarak eğitimlerine devam etmişlerdir. Davacı …, 14/5/2013 tarihli yazıda belirtilen burs oranları dikkate alarak 2014-2015 eğitim-öğretim yılı için çocukların eğitim bedellerinin hesaplanarak kendisine bildirilmesini davalı kurumdan istediğinde, davalı, noter kanalıyla keşide ettiği 4/4/2014 tarihli cevabi yazısında, davacı çocuklar için yalnızca %10 kardeş indirimi uygulanabileceğini, bu şekilde her bir çocuk için ayrı ayrı 21.870,00 TL ücret ödenmesi gerektiğini bildirmiştir. Çocukları için 14/5/2013 tarihli yazıda vaat edilen burs oranlarının uygulanmayacağı bilgisini alan davacı veliler Vedat ve … çocukları … ve …’yi 2014-2015 yılı için, toplam 49.440,00 TL eğitim bedeli karşılığı dava dışı Bilfen Eğitim Kurumlarına kaydettirmişlerdir.
Davalı Kurum’un, davacı çocukları burslu okutma vaadini yerine getirmeyeceğini bildirmesi üzerine çocuklarını başka bir özel eğitim kurumuna kaydettiren davacı velilerin uğradıkları zarar, davalı kurumun yerine getirmesi gereken vaadin karşılığı olan eğitim ücreti kadardır.Hâl böyle olunca, Mahkemece, evvela davalı eğitim kurumunun 2014-2015 yılı için ilan ettiği eğitim öğretim ücreti tespit edilmesi, ardından davalının 14/5/2013 tarihli yazısı ile bildirdiği burs indirimleri uygulandığında davacı velilerinden talep edebileceği eğitim öğretim ücretinin, gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılarak hesaplanması ve hesaplanacak bu miktarın davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde çocukların başka bir özel eğitim kurumuna kaydı için ödenen tüm bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesi usûl ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davalı yararına BOZULMASINA,
peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27/02/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.
13. Hukuk Dairesi 2017/846 E. , 2020/3374 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı ile arasında akdedilen 03.08.2010 tarihli … İktisadi İşletmesi … Koleji Özel … Öğretim Kurumları Öğrenci Sporcu Bursu sözleşmesi hükümlerine göre velisi bulunduğu oğlu …’nun tüm ortaöğretim öğrenimi süresince davalıya ait … Koleji Özel … Okulları Basketbol Takımında oynamasını sağlamak ve bu sözleşmede öngörülen tüm şartları yerine getirmeyi, davalının da kendisinin velisi bulunduğu öğrencinin bu sözleşme şartlarını yerine getirdiği süreçte ve tüm ortaöğretim yaşantısı boyunca öğrenim göreceği … Koleji Özel … Okulunda eğitim, servis ve yemeklerinin ücretsiz sağlanmasını kabul ve taahhüt ettiğini, akdedilen bu sözleşmeye istinaden sözleşmede kendisinin ve velisi bulunduğu oğlu …’nun üstlendikleri yükümlülükleri hiçbir tereddüte mahal bırakmayacak şekilde zamanında ifa edilmesine rağmen davalının tek taraflı haksız ve hukuka aykırı bir hareketle akdedilen sözleşmeyi feshetmesi nedeniyle davacının oğlunun yeni bir ortaöğrenim kurumuna nakli, bu kuruma ait yemek, servis ve eğitim giderlerini karşılama açısından fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 2.000,00 TL maddi, 3.000,00 TL manevi tazminatın işlem tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, maddi tazminata ilişkin davanın kısmen kabulü ile 2.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminata ilişkin talebin reddine karar verilmiş;hüküm,taraflarca temyiz edilmiştir.
1-6100 sayılı HMK’nin 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK’nin 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK’nin 298/2. maddesi gereğince de, gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerekir. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile HMK’nin yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Somut olayda; mahkemece kararın gerekçe kısmında “davacı tarafın maddi tazminat talebi yönünden; davacı 2012-2013 eğitim ve öğretim dönemi, eğitim, servis ve yemek masraflarını talep ettiğine göre, 02.04.2014 tarihinde ve talep etttiği dönemden daha sonra açtığı bu davada, her ne kadar fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmuş ise de belirsiz alacaktan söz edilemeyeğini, dava açarken sunduğu 2.025,00 TL yemek bedeline ilişkin harcama belgesi talebini doğruladığına göre, bilirkişi raporundaki belirlemeler dikkate alınarak, maddi tazminat yönünden taleple bağlı kalınarak 2.000,00 TL üzerinden davanın kabulüne karar verildiği,” belirtilmekle birlikte hüküm kısmında; davacının maddi tazminata ilişkin davanın kısmen kabulüne karar verilerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesine aykırı, gerekçe ile hüküm arasında çelişkili karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma nedenine göre tarafların temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan birinci bent gereğince hükmün BOZULMASINA, ikinci bent gereğince tarafların temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 29,20 TL harcın davacıya iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18/03/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi

Bozmadan sonra ıslah yapılabilir…


1.)6100 sayılı HMK’nın 177/2.maddesi ile Yargıtayın bozma kararından sonra tahkikata ilişkin bir işlem yapılması halinde, tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabileceğine dair açık düzenleme yapıldığı gözetilerek, yukarıda açıklandığı üzere usulü kazanılmış hakkın istisnası niteliğindeki yasa değişikliği uyarınca karar verilmesi gerekliliği hasıl olmuştur.
2.) “usulü kazanılmış hak” olgusunun istisnaları..Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.

YARGITAY 10. Hukuk Dairesi

2020/6889 E.
2020/5292 K.

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.
KARAR
1-Dosyadaki temyiz kapsam ve sebeplerine göre; davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2-Dava, iş kazası sonucu sürekli işgöremez hale gelen davacının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece verilen 13.06.2014 tarihli ilk kararın Dairemizin 05.05.2015 tarih, 2014/23856 Esas ve 2015/9927 Karar sayılı ilamı ile bozulduğu, Mahkemece Bozma İlamına uyularak yapılan yargılama sırasında davacı vekilinin maddi tazminat istemini 25.04.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile arttırdığı ve Mahkemece ıslaha itibar edilerek maddi tazminatın belirlendiği; söz konusu ilamın Dairemizin 21.02.2019 tarih, 2018/159 Esas ve 2019/1217 Karar sayılı ilamı ile Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunca alınan 06.05.2016 tarih ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı ilam doğrultusunda bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı gerekçesi ile tekraren bozulduğu, Mahkemece iş bu bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada neticeten 7.000,00 TL maddi tazminat alacağının 19/06/2007 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının ayrıca dava açma hakkı saklı kalmak üzere maddi tazminata ilişkin ıslah edilen kısmın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Türk Medeni Usul Hukukuna yön veren en önemli ilkelerden biri teksif ilkesidir. Teksif ilkesi tarafların bütün iddia ve savunma sebeplerini belli bir usul kesitine kadar mahkemeye sunmalarını öngörmektedir. Bu ilke uyarınca taraflar dava malzemelerini yargılamanın herhangi bir aşamasında değil, ancak kanunca öngörülen süre dâhilinde mahkemeye hasredeceklerdir. Teksif ilkesiyle davaların gereksiz ve kötü niyetli olarak uzamasının önlenmesi ve yargılamanın sürüncemede bırakılmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Teksif ilkesi hem tarafları hem de Hâkimleri kanunda belirtilen süreye uymaya zorlayarak yargılanmanın hızlanmasını sağladığından usul ekonomisi ilkesinin gerçekleşmesine de hizmet etmektedir. Teksif ilkesinin yargılamadaki en önemli yansıması iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağıdır. 6100 Sayılı HMK’nın 141/1. maddesinde tarafların yargılamada iddia ve savunmalarını ne zamana kadar değiştirebilecekleri düzenlenmiştir. Buna göre, taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Bu düzenleme ile kural olarak dilekçeler aşamasında tarafların iddia ve savunmalarını sunmaları istenmektedir. İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi yasağının ancak ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati ile aşılabileceği yine HMK’nın 144/2.maddesinde belirtilmiştir. Karşı tarafın rızasının olmadığı durumlarda ıslah, yasağın başladığı andan itibaren iddia ve savunmaları değiştirme noktasında taraflar için tek enstrüman olacaktır.
Islah, iddia ve savunma yasağının kapsamına giren taraf usul işlemlerini tamamen veya kısmen düzeltmeye yarayan bir hukukî imkândır. Taraflar ihmal, unutma, yetersiz bilgi ve benzeri sebeplerle eksik ya da hatalı şekilde iddia ve savunmada bulunmuş olabilirler. Yine, yargılama sırasında meydana gelen gelişmeler neticesinde taraflar yargılamanın başında sundukları iddia ve savunmalarında değişiklik yapma ihtiyacı duyabilirler. Teksif ilkesinin sert bir biçimde uygulanması ve belli bir zaman kesitinden sonra taraflara iddia ve savunmada değişiklik yapma imkânının tanınmaması halinde, şekilcilik esası engeller hale gelir ve yargılamanın adaletli bir karar ile sonuçlanmama tehlikesi doğabilir. Bu noktada ıslah, iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağı başladıktan sonra tarafların kendi usul işlemlerini kısmen ya da tamamen değiştirmelerine imkân tanımak suretiyle, Medeni Usul Hukukunun katı şekilciliğini yumuşatan ve adaletli bir yargılamanın tesis edilmesini sağlayan bir kurum olarak Hukukumuzda ön plana çıkmaktadır. Kanundaki koşullara riayet edilmesi durumunda ıslahın sonuç doğurması için tek taraflı irade beyanı yeterli olacak, mahkemenin veya karşı tarafın rızası aranmayacaktır. HMK’da ıslah ile ilgili öngörülen koşullardan biri de zamanla ilgilidir. HMK’nın 177/1.maddesinde tahkikatın sona ermesine kadar ıslaha başvurulabileceği düzenlenmiştir. Islahın zaman bakımından sınırı, bozmadan sonra ıslahın yapılıp yapılamayacağı meselesi ile doğrudan alakalıdır. Bu noktada yargılamanın hangi aşamasına kadar ıslahın mümkün olacağını daha net ortaya koymak için tahkikat kavramının ve tahkikatın ne zaman başlayıp ne zaman sona erdiğinin üzerinde durmak uygun olacaktır.
Tahkikat, yazılı yargılama usulünde de basit yargılama usulünde de ön inceleme aşamasının sona ermesi üzerine başlamaktadır. HMK’nın 147.maddesinde ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tarafların tahkikat için duruşmaya davet edileceği düzenlenmiştir. Tarafların duruşmaya çağrılmasıyla tahkikat başlayacaktır.
Tahkikat evresi, taraflar arasındaki ihtilaflı vakıaların incelenip hakikatin ortaya çıkarılması için yapılan işlemlerin zaman itibariyle işgal ettiği yargılama aşamasıdır. Mahkeme bu aşamada tarafların talep sonucunu dayandırdıkları, davanın halli bakımından önem taşıyan ve ön inceleme tutanağında çekişmeli olarak belirtilen vakıaların, yine kural olarak tarafların sunduğu deliller çerçevesinde doğruluğunu araştırır. Taraflarca getirilen delillerin değerlendirilmesi ve ispat faaliyeti neticesinde uyuşmazlığın aydınlanmasıyla birlikte, Hâkimin davayı sonlandıracak kararı vermesi mümkün hale gelmektedir. Bu yönüyle tahkikat, davanın en önemli ve uzun aşaması olarak nitelendirilmektedir. Tahkikat aşamasından sonra taraflara yargılamayla ilgili son sözlerinin sorulacağı sözlü yargılama aşamasına geçilecek ve ardından mahkeme nihai kararını verecektir. HMK’nın “Tahkikatın Sona Ermesi” başlığı altındaki 184. ve 185. maddelerinde, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığında Mahkemenin, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim edeceği düzenlenmiştir. Tahkikat aşamasının bitimi bu tefhim ile birlikte gerçekleşecektir.
Bu bağlamda, 22.07.2020 yürürlük tarihli 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK’nın 177/2.maddesinde; “Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması halinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.” düzenlemesine yer verilerek bozmadan sonra ıslah konusuna yasal açıklık getirilmiştir.
Bu noktada aydınlatılması gereken diğer bir husus da usulü kazanılmış hak kavramıdır. Karar tarihinde yürürlükte olan 6100 sayılı HMK’da (ayrıca mülga 1086 sayılı HUMK içeriğinde) “usulü kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa’nın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK.nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Bu açıklamalar ışığında, Mahkemece verilen ilk kararın özetle zararlandırıcı olayın iş kazası olup olmadığının Mahkemece ön sorun kabul edilerek değerlendirilmesi ve iş kazası olduğuna kanaat getirilmesi halinde davacının maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında bir karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile Dairemizce bozulduğu; bozma ilamına uyulmak sureti ile Mahkemece tahkikata dair işlemler tesis edildiği, bu doğrultuda davacı vekilinin maddi tazminat istemini 25.04.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile arttırdığı ve Mahkemece ıslaha itibar edilerek maddi tazminatın belirlendiği; söz konusu ilamın Dairemizin 21.02.2019 tarih, 2018/159 Esas ve 2019/1217 Karar sayılı ilamı ile Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunca alınan 06.05.2016 tarih ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı ilam doğrultusunda bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı gerekçesi ile bozulduğu anlaşılmıştır. Akabinde Yerel Mahkeme her ne kadar Dairemizin Bozma ilamına uymuş ise de; 22.07.2020 yürürlük tarihli 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK’nın 177/2.maddesi ile Yargıtayın bozma kararından sonra tahkikata ilişkin bir işlem yapılması halinde, tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabileceğine dair açık düzenleme yapıldığı gözetilerek, yukarıda açıklandığı üzere usulü kazanılmış hakkın istisnası niteliğindeki yasa değişikliği uyarınca karar verilmesi gerekliliği hasıl olmuştur.

Mahkemece yapılacak iş; 22.07.2020 yürürlük tarihli 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK’nın 177/2.maddesi doğrultusunda davacı tarafın 25.04.2016 tarihli maddi tazminat isteminin ıslahına değer verilerek hüküm tesis edilmesinden ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının temyiz edenlerden davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davalıya yükletilmesine, 01/10/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.