Şirket hissesinin haczinde yeni TTK’nun getirdiği yenilikler…

T.C. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi

Esas No:2014/11612
Karar No:2014/14068
K. Tarihi:12.5.2014

Bu ihbarnamede (bildiride), borçlunun anonim şirketteki çıplak payının haczedildiği, bu haczin pay defterine işlenmesi, ilerde hisse senedi (veya ilmuhaber) çıkarılması halinde borçlunun (çıplak) payına düşen hisse senetlerinin (veya ilmuhaberlerin) borçluya verilmeyip, icra dairesine (dosyasına) teslim edilmesi, borçluya, çıplak payı ile ilgili olarak yapılacak bütün tebligatların bundan böyle icra dairesine yapılması ve borçlunun muvafakatinin alınması gereken bütün müşterek tasarruflar ve kararlar için borçlu ortak yerine icra dairesinin muvafakatinin alınması gerektiği (anonim şirkete) ihbar edilir (bildirilir). Böylece, borçlunun haczedilen çıplak payı üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanmış olduğu (İİK.m.86. m.94/1 C.6) anonim şirkete bildirilmiş ve buna aykırı davranışlara karşı gerekli muhafaza tedbirleri (İİK.m.90) alınmış olur. İcra dairesinin bu ihbarnamesini (haciz bildirisini) alan anonim şirket, çıplak payın haczedildiğini şirket pay defterine işlemek zorundadır; ancak, çıplak pay haczi, şirket pay defterine işlenmemiş olsa bile, haciz bildirisinin anonim şirkete tebliğ edildiği tarihte yapılmış sayılır (İİK.m.94/1 Prof.Dr.Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2004 baskı, s.392,393).

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Şikayetçi E., takip borçlusu M.’nın ortağı olduğu K.…..AŞ’deki hisselerini satın aldığını, şirket hissedarlığının ticaret siciline tescili ve işlenmesi amacıyla ticaret sicil müdürlüğüne başvurduğunda, satın aldığı hisseler üzerinde, satın almadan önce takip alacaklısı tarafından konulmuş haciz olduğunu öğrendiğini, ancak yapılan işlemin İİK. nun 94. maddesine uygun olmadığını, zira hisse haczi için icra müdürlüğünce şirkete yapılan tebligatın bila tebliğ iade edildiğini, dolayısıyla hisse haczinin şirket pay defterine işlenmediğini, bu nedenle sadece ticaret siciline yazılan müzekkereye dayalı olarak hisse haczinin yapılamayacağını ileri sürerek şirket hisseleri üzerine konulan haczin kaldırılmasını talep etmiştir.

Mahkemece, haciz tarihinden sonra gerçekleştiği ileri sürülen pay devrinin, daha önce konulan haczin kaldırılmasına gerekçe olamayacağından bahisle şikayetin reddine karar verilmiştir.

6102 Sayılı TTK’nun 133/2. maddesinde; “Sermaye şirketlerinde alacaklılar, alacaklarını, o ortağa düşen kar veya tasfiye payından almak yanında, borçlularına ait olan, senede bağlanmış veya bağlanmamış payların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun taşınırlara ilişkin hükümleri uyarınca haczedilmesini ve paraya çevrilmesini isteyebilirler. Haciz, istek üzerine, pay defterine işlenir” hükmü yer almaktadır.

Maddenin hükümet gerekçesine bakıldığında; “6762 Sayılı Kanun’un 145’inci maddesini karşılayan bu hüküm, uygulamanın gereksinimlerine cevap verecek şekilde ve Yargıtay kararlarına göre yeniden düzenlenmiştir. Birinci fıkra, eski metnin aksine, haklı ve doğru olarak sadece şahıs şirketlerine özgülenmiştir.

6762 sayılı Kanundaki sermayesi paylara bölünmüş şirketlerle anonim şirketlere ve “hisse senetleri”ne özgülenmiş bulunan ikinci fıkra, “sermaye şirketleri” ibaresi kullanılarak limited şirketleri ve senede bağlanmamış payları da kapsayacak tarzda genişletilmiştir.

Haczedilecek ve paraya çevrilecek payın anonim, limited ve paylı komandit şirkete ait bulunması veya senede bağlanmış olup olmaması, herhangi bir hüküm farkı yaratmaz. Hükmün bir diğer yeniliği, haczin ve paraya çevrilmenin hangi hükümlere göre yapılabileceğinin açıklığa kavuşturulmasıdır. Nihayet, haczin talep halinde pay defterine işlenebileceği belirtilerek aleniyete kavuşması, bu yolla şeffaflığın sağlanmasına olanak verilmiştir” açıklamasına yer verildiği görülmektedir.

TTK’nun 133/2. maddesinden ve madde gerekçesindeki; “Haczedilecek ve paraya çevrilecek payın anonim, limited ve paylı komandit şirkete ait bulunması veya senede bağlanmış olup olmaması, herhangi bir hüküm farkı yaratmaz” ifadesinden, sermaye şirketlerinde senede bağlanmış veya bağlanmamış payların haczedilebileceğinin düzenlendiği, hacze konu olabilecek şirket hisselerinin senede bağlanmış olsun veya olmasın “İcra ve İflas Kanununun taşınırlara ilişkin hükümleri uyarınca haczedilebileceği” belirtilmek suretiyle de haczin ne şekilde yapılabileceğinin belirlendiği görülmektedir.

Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, hacizde, senede bağlansın veya bağlanmasın tüm paylar yönünden İİK hükümlerine atıf yapılmış bulunmaktadır. TTK’nun 133/2. maddesindeki “Sermaye şirketlerinde alacaklılar, borçlularına ait olan, senede bağlanmış veya bağlanmamış payların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun taşınırlara ilişkin hükümleri uyarınca haczedilmesini ve paraya çevrilmesini isteyebilirler” şeklindeki bu atıftan hareket edildiğinde, haczin icrası usulünün, İİK’nun taşınırların haczi hükümlerine tâbi olduğu, bu durumda şirket hisselerinin haczi için İİK’nun 88 ve 94. maddelerinin geçerliliğini koruduğu ve söz konusu maddelerde öngörülen usulün uygulanmasına devam edileceği anlaşılmaktadır.

Diğer yandan haczin pay defterine işlenmesi ise, hacizde bir geçerlilik şartı olmayıp, muhafaza tedbiri niteliğindedir. Nitekim TTK’nun 133. maddesinin gerekçesinde ” … haczin talep halinde pay defterine işlenebileceği belirtilerek aleniyete kavuşması, bu yolla şeffaflığın sağlanmasına olanak verilmiştir” ifadeleriyle de, haczin pay defterine işlenmesinin, hacizde bir geçerlilik şartı olmayıp, aleniyeti sağlamaya yönelik muhafaza tedbiri niteliğinde olduğuna işaret edilmiştir. Maddede ” Haciz, istek üzerine, pay defterine işlenir” denmekte olup, senede bağlansın veya bağlanmasın tüm payların hacizlerinin pay defterine işlenmek suretiyle gerçekleşeceğinden bahsedilmemiştir. Kanun koyucu burada, senede bağlanmış veya bağlanmamış payların haciz işleminin tamamlanmasından sonra muhafaza tedbiri olarak haczin deftere işlenmesini aleniyetin sağlanması açısından öngörmüştür. Bu durumda TTK’nun 133/2. maddesi, haczin uygulanması bakımından bir değişiklik ve yenilik getirmemiştir.

Sadece hisse senedi ve ilmühabere bağlanmış senetlerin İ.İ.K’nun 88. maddesine göre fiilen el konulmak suretiyle haczi halinde de, muhafaza tedbiri olarak (İİK m.94’de olduğu gibi) haczin pay defterine işlenebilmesi imkanı açısından bir yenilik getirdiği sonucuna varılabilir.

Tüm bu nedenlerle ortağın borcundan dolayı anonim şirketteki çıplak payın haczinin gerçekleştirilmesi İİK’nun 94.maddesi hükmüne; hisse senedi veya onun yerine geçen ilmühabere bağlanmış payların haczinin gerçekleştirilmesi ise İİK’nun 88. maddesi hükmüne tâbi olmaya devam etmektedir.

Borçlunun ortağı olduğu anonim şirket, hisse senedi çıkarmış ise, bu hisse senetleri İİK.nun 88/1. maddesi uyarınca, taşınır malların haczi hakkındaki hükümlere göre haczedilir. Öte yandan, anonim şirkette, payın (hissenin) hisse senedine bağlanması zorunlu değildir. Eğer pay, hisse senedine (veya ilmuhabere) bağlanmazsa, çıplak pay olarak kalır. Hisse senedine (veya ilmuhabere) bağlanmamış (çıplak) pay da hisse senedi gibi her çeşit işlemin konusu yapılabilir, devredilebilir, rehnedilebilir, üzerinde intifa hakkı tanınabilir, haczedilebilir. Anonim şirketlerde, paylar için pay senedi veya pay ilmuhaberi çıkartılmamışsa, borçlunun şirketteki (çıplak) payı, icra dairesi tarafından şirkete tebliğ olunarak haczedilir. (İİK.m.94/1 C.3). Buna göre, çıplak pay hissesinin haczine karar veren icra müdürü, bu hacizle ilgili muhafaza tedbiri almak için mahalline (anonim şirket merkezine) gitmek zorunda değildir. İcra müdürü, İİK.m.94/l C.3 hükmüne göre, anonim şirkete bir ihbarname (bildiri) göndermekle de yetinebilir.

Bu ihbarnamede (bildiride), borçlunun anonim şirketteki çıplak payının haczedildiği, bu haczin pay defterine işlenmesi, ilerde hisse senedi (veya ilmuhaber) çıkarılması halinde borçlunun (çıplak) payına düşen hisse senetlerinin (veya ilmuhaberlerin) borçluya verilmeyip, icra dairesine (dosyasına) teslim edilmesi, borçluya, çıplak payı ile ilgili olarak yapılacak bütün tebligatların bundan böyle icra dairesine yapılması ve borçlunun muvafakatinin alınması gereken bütün müşterek tasarruflar ve kararlar için borçlu ortak yerine icra dairesinin muvafakatinin alınması gerektiği (anonim şirkete) ihbar edilir (bildirilir). Böylece, borçlunun haczedilen çıplak payı üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanmış olduğu (İİK.m.86. m.94/1 C.6) anonim şirkete bildirilmiş ve buna aykırı davranışlara karşı gerekli muhafaza tedbirleri (İİK.m.90) alınmış olur. İcra dairesinin bu ihbarnamesini (haciz bildirisini) alan anonim şirket, çıplak payın haczedildiğini şirket pay defterine işlemek zorundadır; ancak, çıplak pay haczi, şirket pay defterine işlenmemiş olsa bile, haciz bildirisinin anonim şirkete tebliğ edildiği tarihte yapılmış sayılır (İİK.m.94/1 Prof.Dr.Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2004 baskı, s.392,393).

Somut olayda şikayetçinin, haciz konulan K… İnş…..AŞ’deki hisselerin maliki olması nedeniyle usulsüz olduğu iddiasıyla haczin kaldırılmasını istemekte hukuki yararı bulunmaktadır.O halde, mahkemece, gerektiğinde uzman bilirkişi aracılığıyla şirketin kayıt, defter ve belgeleri incelenmek suretiyle, haciz işlemine başlanıldığı tarih itibariyle pay senedi çıkarılıp çıkarılmadığı araştırılarak, yukarıdaki ilkeler doğrultusunda usulüne uygun olarak yapılmış hisse haczi olup olmadığı tesbit edilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.SONUÇ :Şikayetçi E.’ın temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.05.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Hayasızca hareketlerde bulunma…

TC YARGITAY
18. Ceza Dairesi
2019/9828 E.
2020/8226 K.

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi 
KARAR
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Kasım 21, 2020 – 22:00

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Sanığın doğrudan katılanı hedef alarak cinsel organını göstermesi şeklindeki eyleminin cinsel taciz suçu kapsamında kaldığı gözetilmeden, hatalı değerlendirmeyle yazılı şekilde hayasızca hareketler suçundan hüküm kurulması,
Kanuna aykırı ve sanık … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 29/06/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

ÇAMAŞIR MAKİNESİNDE GARANTİ SÜRESİ ON YILDIR. İKİ YIL OLDUĞU GEREKÇESİ İLE MAKİNANIN DEĞİŞTİRİLMEMESİ YANLIŞTIR


Yargıtay 3. Hukuk Dairesi

2020/7070 Esas

2020/5240 Karar

“Davalı Samsung Firmasından 15.07.2009 tarihinde satın aldığı çamaşır makinasının su haznesinin çatlaması ve elektronik akşamına su sızdırması sonucu servis ve satıcı bayiye başvurduğunu, tarafına mevcut modelin üretiminin durdurulduğunu ve bulunması gereken parçaların da tedarik edilemediğini bu sebeple onarımının yapılamadığı ve değiştirilemeyeceğinin belirtildiğini, Oniki Şubat İlçe Tüketici Hakem Heyetine başvurduklarını, ancak konu itibarıyla görev alanına girmediğinin bildirildiği, bu sebeple söz konusu davayı açtıklarını ileri sürerek, ürünün aynı özelliklere sahip başka bir çamaşır makinası ile değiştirilmesi ya da bedeli olan 4,000 TL’nin mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davalı, dava konusu cihazın garanti süresinin iki yıl olup, bu sürenin sona erdiğini, tüketicinin seçimlik haklarını kullanamayacağını, sekiz yıl sonra ortaya çıkan arızaların ayıp kapsamında değerlendirilemeyeceğini savunarak; davanın reddini dilemiştir.Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; miktar itibariyle kesin olan hüküm, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması istemi ile temyiz edilmiştir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun “Satış sonrası hizmetler” başlıklı 58 inci maddesinin altıncı fıkrasında; ” İthalatçının herhangi bir şekilde ticari faaliyetinin sona ermesi hâlinde bakım ve onarım hizmetlerinin sunulmasından garanti süresi boyunca satıcı, üretici ve yeni ithalatçı müteselsilen sorumludur. Garanti süresi geçtikten sonra ise kullanım ömrü süresince bakım ve onarım hizmetlerini üretici veya yeni ithalatçı sunmak zorundadır.” düzenlemesi bulunmaktadır. Somut olayda, dava konusu çamaşır makinasına ilişkin olarak yedek parça talebinde bulunulduğu iddia edilen tarih itibarı ile uygulanması gereken ve daha önce yürürlükte olan Sanayi Mallarının Satış Sonrası Hizmetleri Hakkında Yönetmelik ile benzer hükümler içeren, 13.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliğinin “Üretici, ithalatçı ve satıcının sorumluluğu” başlıklı 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında, “Üretici veya ithalatçılar, yetkili servis istasyonlarının ayrı bir tüzel kişiliği olsa dahi, satış sonrası hizmetlerin sağlanmasından ve yürütülmesinden yetkili servis istasyonları ile birlikte müteselsilen sorumludur.” denildiği, beşinci fıkrasında ise; “İthalatçının herhangi bir şekilde ticari faaliyetinin sona ermesi hâlinde mala ilişkin bakım ve onarım hizmetlerinin sunulmasından garanti süresi boyunca satıcı, üretici ve yeni ithalatçı müteselsilen sorumludur. Garanti süresi bittikten sonra ise kullanım ömrü süresince bakım ve onarım hizmetlerini üretici veya yeni ithalatçının sunması zorunludur.” düzenlemesi bulunmaktadır. Yine aynı Yönetmeliğin Ek 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereğince satış sonrası hizmet verilmesi zorunlu olan ürünler listesinde, çamaşır makinaları için kullanım ömrü süresinin 10 yıl olduğunun belirtildiği görülmektedir. Mevcut düzenlemeler yukarıda belirtildiği şekilde iken, mahkemece, çamaşır makinasının garanti süresinin Garanti Belgesi Yönetmeliğine göre 2 yıl olduğu ve çamaşır makinasının garanti süresinin geçtiği, 10 yıllık kullanılabileceği yönünde belgesinde belirtilmiş olduğu, ancak 10 yıllık süre içerisinde teknoloji değişimlerine bağlı parçaların üretilmesi yönünde herhangi bir taahhüt ve garantinin mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine yönelik hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına temyiz talebinin, açıklanan bu nedenle kabulü gerekir.” Kararını verdi.