İCRA MAHKEMESİNDE YARGILAMANIN YENİLENMESİNE BAŞVURULAMAYACAĞI

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi

Esas: 2013/31207
Karar: 2013/38723

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

İcra mahkemesince verilen kararlar (istihkak, ihalenin feshi isteminin reddi hariç) kural olarak maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğinden bu kararlara karşı yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulamaz. HMK’nun 375. maddesine göre yargılamanın iadesi istenilebilecek kararlar aynı kanunun 303. maddesi anlamında kesin hüküm niteliği taşıyanlardır.

Somut olayda, yargılamanın yenilenmesi talep edilen …İcra Mahkemesinin 02/10/2009 tarih ve 2008/124 E. – 2009/449 K. sayılı kararı takas nedeniyle takibin iptaline ilişkin olup, bu karar hakkında, yargılamanın yenilenmesi mümkün değildir.

O halde, mahkemece, başvurunun bu nedenle reddedilmesi gerekirken, işin esasının incelenmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

AVDA ARACIN FARLARINI KULLANARAK YASAK AVLANMA, ARACIN MÜSADERESİ, MÜLKİYET HAKKI

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
FATMA ÇAVUŞOĞLU VE BİLAL ÇAVUŞOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/5167)
Karar Tarihi: 28/9/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 17/11/2016 – 29891

İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan : Engin YILDIRIM
Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör : Özgür DUMAN
Başvurucular : 1. Fatma ÇAVUŞOĞLU
2. Bilal ÇAVUŞOĞLU
Vekilleri : Av. Fikri DOĞAN

I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, yasak avcılık faaliyetlerinde bulunulduğu gerekçesiyle verilen idari para cezası ile mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararlarına karşı yapılan başvuruların reddine ilişkin sulh ceza mahkemesi kararının temyizinin mümkün olmaması ve aynı yer asliye ceza mahkemesi nezdinde öngörülen itiraz yolunun etkisiz olması nedeniyle hak arama hürriyetinin; bir başka kişiye ait olduğu hâlde aracın kabahatte kullanıldığı gerekçesiyle orantısız bir şekilde mülkiyetinin kamuya geçirilmesi nedeniyle de Mülkiyet hakkı ile suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 4/4/2014 tarihinde Finike Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 29/3/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 1/4/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 27/5/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 3/6/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Antalya ili Elmalı ilçesi Yuva beldesi Yuva Yaylası Muslukbaşı mevkiinde kaçak av yapıldığı 14/9/2013 tarihinde saat 00.30 itibarıyla ihbar edilmiştir. Olay yerine giden jandarma görevlileri, aynı tarihli tutanakla başvurucu Bilal Çavuşoğlu ve Ş.S. tarafından 07 LCD 77 plakalı Mazda marka 2005 model çift kabin (pick up cinsi) kamyonet kullanılarak gece far avı yöntemiyle avlanma yapıldığını, bu kişilerin avcılık belgesinin olmadığını, avlanma süresi dışında avlandıklarını, araç üzerinde yapılan kontrol sırasında başvurucu Bilal Çavuşoğlu’na ait Sarsılmaz Concorde LX 12 kalibre çapında bir adet takozsuz otomatik av tüfeği ve bir adet yeni vurulmuş yaban tavşanı bulunduğunu tespit etmişlerdir.

9. Kolluk görevlileri, olay yerinde tespit edilen söz konusu araca ve Sarsılmaz Concorde LX 12 kalibre çapında bir adet otomatik av tüfeği ile vurulan bir adet yaban tavşanına el koymuşlardır.

10. Veteriner hekim tarafından düzenlenen 16/9/2013 tarihli muayene raporunda, olay yerinde ele geçirilen hayvanın iki yaşında erkek bir yaban tavşanı olduğu ve vücudundaki kurşun izlerinden hayvanın av tüfeğiyle vurulduğunun tespit edildiği belirtilmiştir.

11. El konulan Mazda marka 2005 model çift kabinli açık gri renkli kamyonet, trafik sicilinde başvurucu Bilal Çavuşoğlu’nun eşi diğer başvurucu Fatma Çavuşoğlu adına tescillidir. Araç 16/9/2013 tarihinde orman muhafaza memuru tarafından yediemin senedi düzenlenerek başvurucu Bilal Çavuşoğlu’na teslim edilmiştir.

12. Orman ve Su İşleri Bakanlığı VI. Bölge Müdürlüğü Antalya Şube Müdürlüğü Korkuteli Doğa Koruma ve Millî Parklar Şefliği (Orman İdaresi) başvurucunun avlanma süreleri dışında avlanma kabahatinden 291 TL, avlaklarda avcılık belgesi olmadan avlanma kabahatinden 437 TL, Merkezî Av Komisyonu tarafından belirlenecekler dışında ses, manyetik dalga, ışık yayan araç gereçlerle avlanma kabahatinden 217 TL ve haznesi iki fişek alacak şekilde sınırlandırılmamış otomatik, yarı otomatik, pompalı vb. yivsiz av tüfekleri ile avlanmak kabahatinden 217 TL olmak üzere toplam 1.162 TL idari para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.

13. Orman İdaresi ayrıca aynı tarihte verdiği bir diğer kararla söz konusu kabahatlerin konusunu teşkil ettiği gerekçesiyle başvurucunun eşi Fatma Çavuşoğlu’na ait el konulan kamyonetin ve olay yerinde ele geçirilen bir adet otomatik av tüfeğinin mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar vermiştir.

14. Başvurucular 4/10/2013 tarihinde Orman İdaresince verilen idari yaptırım kararlarının iptali istemiyle Elmalı Sulh Ceza Mahkemesine başvuruda bulunmuşlardır. Sulh Ceza Mahkemesi 21/10/2013 tarihli ve 2013/310 Değişik İş sayılı kararı ile başvurucular vekili tarafından ibraz edilen vekâletnamede “Aslı gibidir” ibarelerinin yer almaması ve vekâlet suret harcının da yatırılmamış olmaması nedenleriyle başvuruların reddine karar vermiştir.

15. Başvurucular 12/11/2013 tarihinde bu karara itiraz etmişler, Elmalı Asliye Ceza Mahkemesinin 15/11/2013 tarihli ve 2013/291 Değişik İş sayılı kararı ile vekâletnamenin suret harcının eksik olmasının şikâyetin reddini gerektirmediği belirtilerek itirazların kabulüne ve itiraza konu kararın kaldırılması ile dosyanın gereği için Mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.

16. Başvuruları bu defa esastan inceleyen Elmalı Sulh Ceza Mahkemesi 10/1/2014 tarihli ve 2013/344 Değişik İş sayılı kararı ile başvuruların reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Dosya içerisindeki jandarma görevlilerinin düzenlemiş olduğu tespit tutanağı, Orman Muhafaza Memuru tarafından tutulan suç tutanağı dikkate alındığında olay günü şahısların yanlarında 4 adet av tüfeği bulunduğu halde Yuva Yayla Yolu üzerinde saat 00:30 sıralarında seyir halinde bulundukları zaman dikkate alındığında birlikte avlanmaya çıktıkları hususunda tereddüt bulunmadığı, şahısların farla yasak avlanma yapmaları için illa ki hayvan vurmalarının şart olmadığı, dosya içerisindeki bilgi ve bulgulara göre yasak avlanmanın sabit olduğu, kabahatte kullanılan aracın Bilal’in eşi Fatma’ya ait olduğu; Bilal’ın gece yarısı elinde av tüfeği ile araçla dışarı çıktığında eşi olan Fatma’nın Bilal’in avlanmaya gittiğini bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olması nedeniyle şahıslar hakkında verilen idari yaptırım kararlarında herhangi bir usül ve yasaya aykırılık bulunmadığından talebin reddine … karar vermek gerekmiştir.”

17. Başvurucular bu karara da itiraz etmişler, Elmalı Asliye Ceza Mahkemesinin 14/2/2014 tarihli ve 2014/50 Değişik İş sayılı kararı ile “İncelenen dosya kapsamına, mevcut delil durumuna, Elmalı Sulh Ceza Mahkemesinin kararının dayandığı gerekçeye, gerekçede ve delillerin değerlendirilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, mahkemece kurulan hükmün usul ve yasaya uygun olduğu …” gerekçeleriyle itirazların kesin olarak reddine karar verilmiştir.

18. Nihai karar, başvurucular vekiline 5/3/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

19. Öte yandan başvurucular bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuşlar ise de Asliye Ceza Mahkemesi 11/3/2014 tarihli kararı ile temyiz yolunun kapalı olduğu gerekçesiyle başvurucuların temyiz taleplerini reddetmiştir.

20. Başvurucular 4/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk
21. 1/7/2013 tarihli ve 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’nun “Av sezonu” kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:
“Sürüngen, kuş ve memeli av hayvanlarının sınıf ve türlerine göre eş tutma, üreme, yavru büyütme, erginleşme gibi yaşam evrelerini dikkate alarak avlanma sürelerinin başlama ve bitiş tarihleri ile populasyon durumuna göre avlanma günleri ve av miktarlarını tespit etmeye, Devlet avlakları ve genel avlaklarda bazı türlerin avını ve bazı avlaklarda avlanmayı belli bir süre yasaklamaya; il av komisyonlarının görüş ve önerileri doğrultusunda Merkez Av Komisyonu, özel avlaklar ile örnek avlaklarda ise Bakanlık yetkilidir. Nesli tehlike altında olan, nadir, hassas ve benzeri statülerde yer alan türler ile endemik ve göçmen türlerin korunması amacıyla gerekli koruma tedbirlerini almaya, bu türler için bu Kanunda adı geçen koruma alanlarını oluşturmaya ve bu alanları ekolojik ihtiyaçlarına göre yönetmeye, doğal türlerin azalması veya nesillerinin tehlike altına girmesi durumunda yeniden yerleştirme çalışmalarının ekolojik prensiplere göre yapılmasını sağlamaya, av yasağına ilişkin esas ve usulleri tespit etmeye, avcılığın denetlenmesi ve izlenmesi çalışmalarını yapmaya ve uygulamada gerekli tedbirleri almaya Bakanlık yetkilidir.

Merkez Av Komisyonunca tespit edilen av miktarları ve avlanma süreleri dışında avlanılamaz.
…”
22. 4915 sayılı Kanun’un “Avlanma esas ve usulleri” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:
“Avlanma, avcılık belgesi ve avlanma izni almak şartıyla, yasalarla izin verilen silâh, araç ve eğitilmiş hayvanlarla, avlanma plânlarına veya Merkez Av Komisyonu kararlarına göre yapılır.
… Haznesi iki fişek alacak şekilde sınırlandırılmamış otomatik, yarı otomatik, pompalı ve benzeri yivsiz av tüfekleri ile havalı tüfek ve tabancalar avda kullanılamaz. Eğitilmiş hayvanlarla ve mücadele kapsamında kullanım yeri, şekli ve özellikleri Merkez Av Komisyonunca belirlenecekler dışında kara, hava araçları ve yüzer araçlarla, ses, manyetik dalga, ışık yayan araç ve gereçler, canlı mühre, tuzak, kapan ve diğer benzeri araç, gereç ve usullerle avlanılamaz…
…”
23. 4915 sayılı Kanun’un “Avlanma izni” kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:
“Avcılık belgesi sahibi avcılar, avlanmak istedikleri av yılına ait avlanma izin ücretini Döner Sermaye İşletmesine yatırmak suretiyle avlanma izni almak zorundadırlar. Avlanma izin ücreti Bakanlıkça, hayvan gruplarına, avlanmanın il, bölge veya ülke genelinde yapılmasına göre farklı olarak tespit edilebilir. Avlanma izni bir av yılı içindir.
Avlaklarda, avcılık belgesi ve avlanma izni olmadan avlanılamaz.
…”
24. 4915 sayılı Kanun’un “Suç ve kabahatlerin takibi” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Avcılığın kontrolü, av hayvanlarının korunması, av yasaklarının takibi ve bu Kanunun 19 uncu maddesi kapsamında üretim yapan yerlerin denetimi Bakanlık ve Orman Genel Müdürlüğünce yapılır. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu ile 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilât, Görev ve Yetkileri Kanunu hükümleri saklıdır.
Genel kolluk ile, av yasaklarının takibi ile görevli olan av koruma memurları ve saha bekçileri, bu Kanunda belirtilen yasaklara aykırı hareket edenleri avlanmadan men etmeye, haklarında tutanak düzenlemeye; yasaklanan fiillerin konusunu oluşturan veya bu fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen canlı veya cansız hayvanlar ve bunların türevleri ile avlanmada kullanması veya avlaklarda, pazaryeri ve ticarethanelerde bulundurulması yasak olan eşya ve vasıtalara elkoymaya ve bu amaçla yakalamaya görevli ve yetkilidir. Av yasağına aykırı hareket edenler, olay yerinde gerekli tutanaklar düzenlendikten sonra derhal serbest bırakılır. Hüviyeti tespit edilemeyenler vakit geçirilmeksizin hüviyeti tespit edilebilecek en yakın köyün muhtar veya ihtiyar heyetine ve bunlarla da tespiti mümkün olmazsa en yakın zabıta merkezine götürülür ve Kabahatler Kanununun 40 ıncı maddesine göre işlem yapılır. Görevli memurların bulunmadığı yerlerde, kır ve köy bekçileri ile köy muhtarları da aynı yetkiyi haizdir.
…”
25. 4915 sayılı Kanun’un “İzinsiz veya yasak yerlerde avlanma” kenar başlıklı 23. maddesi şöyledir:
“Avlaklarda izin almadan avlananlara ve Merkez Av Komisyonunca avlanmanın yasaklandığı avlaklarda avlananlara ikiyüz Türk Lirası, özel kanunlarla avlanmanın yasaklandığı sahalar ile 2 nci maddenin 11, 12 ve 13 üncü bentlerinde tanımlanan saha ve istasyonlarda avlananlara, üçyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.”

26. 4915 sayılı Kanun’un “Avlanma esaslarına uymama ve belgesiz avlanma” kenar başlıklı 24. maddesi şöyledir:
“6 ncı maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında sayılan zehirle avlanma hariç diğer yasaklara ve esaslara aykırı hareket edenlere her bir aykırılık için ayrı ayrı olmak üzere yüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Bu Kanuna göre alınması gereken avcılık belgesini almadan avlananlara üçyüz Türk Lirası; avlanma izni olmadan avlananlara ise yüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.
…”
27. 4915 sayılı Kanun’un “Avdan men etme ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi” kenar başlıklı 28. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunla yasak edilen fiilleri işleyenler derhal avdan men edilir.
Bu Kanunun 20 nci maddesi kapsamında elkonulan av hayvanları ve türevleri ile sair eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine mahallî mülkî amir tarafından karar verilir.
Mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilen cansız av hayvanları ile, avlanan hayvanlardan elde edilen ürünler ve sair eşya Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından satılarak bedeli Döner Sermaye İşletmesine gelir kaydedilir.
…”
28. 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Yaptırım türleri” kenar başlıklı 16. maddesi şöyledir:
“(1) Kabahatler karşılığında uygulanacak olan idarî yaptırımlar, idarî para cezası ve idarî tedbirlerden ibarettir.
(2) İdarî tedbirler, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirlerdir.

29. 5326 sayılı Kanun’un “Mülkiyetin kamuya geçirilmesi” kenar başlıklı 18. maddesi şöyledir:
“(1) Kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine, ancak kanunda açık hüküm bulunan hallerde karar verilebilir.
(2) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar, eşyanın;
a) Kullanılmaz hale getirilmesi,
b) Niteliğinin değiştirilmesi,
c) Ancak belli bir surette kullanılması,
Koşullarından birinin yerine getirilmesine bağlı olarak belli bir süre geciktirilebilir. Belirlenen süre zarfında koşulun yerine getirilmemesi halinde eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir.
(3) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar kesinleşinceye kadar ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından eşyaya elkonulabileceği gibi; eşya, kişilerin muhafazasına da bırakılabilir.
(4) Eşyanın mülkiyeti, kanunda açık hüküm bulunan hallerde ilgili kamu kurum ve kuruluşuna, aksi takdirde Devlete geçer.
(5) Eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilebilmesi için fail hakkında idarî para cezası veya başka bir idarî yaptırım kararı verilmiş olması şart değildir.
(6) Kaim değerin mülkiyetinin kamuya geçirilmesine de karar verilebilir.
(7) Mülkiyeti kamuya geçirilen eşya, başka suretle değerlendirilmesi mümkün olmazsa imha edilir.
(8) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar, kesinleşmesi halinde yerine getirilir.”
30. 5326 sayılı Kanun’un “Başvuru yolu” kenar başlıklı 27. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir.”
31. 5326 sayılı Kanun’un “İtiraz yolu” kenar başlıklı 29. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkemenin verdiği son karara karşı, Ceza Muhakemesi Kanununa göre itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde yapılır.”
32. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Karar” kenar başlıklı 271. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE
33. Mahkemenin 28/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
34. Başvurucular, yasak avcılık yapıldığı gerekçesiyle Orman İdaresi tarafından verilen idari para cezası ile mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararlarına karşı yaptıkları başvuruların Sulh Ceza Mahkemesince reddedildiğini, başvuruların reddine ilişkin bu kararın temyizinin mümkün olmadığını, aynı yer Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde öngörülen itiraz yolunun ise etkisiz olduğunu belirterek hak arama hürriyetinin; başvuruculardan Fatma Çavuşoğlu’na ait kamyonetin tespit edilen kabahat ile bir ilgisi de olmadığı hâlde kabahate dayalı olarak orantısız bir şekilde mülkiyetinin kamuya geçirilmesi nedeniyle de mülkiyet hakları ile suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve yeniden yargılama talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
36. Başvurucuların idari yaptırım kararlarına karşı başvurdukları Sulh Ceza Mahkemesi kararına karşı temyiz yolunun kapalı olması ve aynı yer Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde öngörülen itiraz yolunun ise etkisiz olması nedeniyle hak arama hürriyetinin engellendiğine ilişkin şikâyetleri adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.
37. Başvurucuların suç ve cezalarda kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiası kapsamında ileri sürdükleri başkasına ait aracın kabahat nedeniyle mülkiyetinin kamuya geçirilmesine ilişkin şikâyetlerinin ise mülkiyetin kamuya geçirilmesi nedeniyle mevcut bir mal ve mülkten yoksun bırakma ile ilgili olduğu anlaşıldığından mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. adil yargılanma hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
38. Başvurucular, Orman İdaresi tarafından uygulanan idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararlarının iptali istemiyle Sulh Ceza Mahkemesine başvurduklarını ancak Sulh Ceza Mahkemesinin başvuruları reddettiğini, bu karara karşı yaptıkları itirazların da Asliye Ceza Mahkemesi tarafından reddedildiğini, temyiz yolunun kapalı olması ve itirazlar da aynı yerde görev yapan Asliye Ceza Mahkemesi tarafından karara bağlanması sebebiyle etkisiz olduğunu belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
39. Bakanlığın görüş yazısında, hâkimlerin birbirlerinden etkilendiklerine ilişkin soyut iddia dışında mahkemelerin keyfî karar verdiklerine dair somut bir olgunun da bulunmadığı bildirilmiştir.
40. Başvurucular ise cevap dilekçelerinde başvuru formundaki beyanlarını yinelemişlerdir.
41. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
42. Mahkemeye erişim hakkı sadece ilk derece mahkemesinde dava açma hakkını değil kişiye iç hukukta itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise bunlara başvurma hakkını da içerir (Ali Atlı, B. No: 2013/500, 20/3/2014, § 49).

43. Anayasa’da mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür. Buna göre usul kanunlarının Anayasa’ya uygun olmak koşuluyla düzenlenmesi, kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır. Anayasa’da tüm mahkeme kararlarının temyiz edilebilmesi hakkını içeren bir kurala yer verilmemiştir (Tufan Şahin, B. No: 2012/799, 26/3/2013, § 19). Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkların makul sürede bitirebilmesi amacıyla bir kısım mahkeme kararlarına karşı temyiz yolunun kapalı tutulmasının anayasal hakları ihlal etmediği açıktır.
44. Başvuru konusu somut olayda, idari yaptırım kararlarının iptali istemiyle 5326 sayılı Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Sulh Ceza Mahkemesine yapılan başvuruların reddine ilişkin karara karşı 5326 sayılı Kanun’un 29. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Asliye Ceza Mahkemesine itiraz edilmiştir. Dolayısıyla başvurucu verilen kararı başka bir mahkemede denetletme imkânına sahiptir. Bunun ötesinde ikinci bir denetim yolunun belli gerekçelerle öngörülmemiş olması hak ihlali anlamını taşımaz. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 271. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca Asliye Ceza Mahkemesi tarafından bu kararın kesin olarak verilmesinin mahkemeye erişim hakkına bir engel teşkil etmediği sonucuna varılmış ve başvuru konusu işlemde açık ve görünür bir ihlal saptanmamıştır.
45. Açıklanan gerekçelerle adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkin başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
46. Başvurucular, izinsiz olarak ve yasak yöntemlerle avlanma sırasında kullanıldığı gerekçesiyle kendilerine ait kamyonetin mülkiyetinin kamuya geçirilmesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
48. Başvurucular; kamyonetin başvurucu Bilal Çavuşoğlu tarafından kaçak avlanmada kullanıldığı gerekçesiyle uygulanan kabahat işlemi çerçevesinde, Orman İdaresince mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verildiğini, bu işlemin iptali istemiyle başvurdukları yargı sürecinden de bir sonuç alamadıklarını, bir suçta kullanılmayan kamyonetin ise bu eylem ile bir ilgisi olmayan başvurucu Fatma Çavuşoğlu’na ait olduğunu, ayrıca izinsiz olarak bir adet tavşan avlanmasından ibaret kabahat eylemi nedeniyle aracın mülkiyetinin kamuya geçirilmesinin orantısız olduğunu belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
49. Bakanlığın görüş yazısında, başvuruya konu aracın yasak avlanmada kullanılması nedeniyle araca 4915 sayılı Kanun’un 20. maddesine göre el konulduğu ve Kanun’un 28. maddesine göre mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verildiği, mahkeme kararlarının gerekçeli ve dosya içeriği ile uyumlu olduğu bildirilmiştir.
50. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”
51. Anayasa’nın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği ve mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır (Habibe Kalender ve diğerleri, B. No: 2013/3845, 1/12/2015, § 38).
52. Anayasa’nın 13. maddesi, temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri; 35. maddesi ise mülkiyet hakkının sınırlandırılmasına ilişkin özel ilkeleri tespit etmektedir. Anayasa’nın 13. maddesinde yapılan düzenlemeye uygun bir şekilde 35. maddesi de mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kanunla düzenlenmesi gerektiğini ifade etmektedir. Buna ek olarak 35. madde, sınırlamanın kamu yararı amacıyla yapılacağını ve mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağını belirterek toplum yararı ile kişi yararı arasında bir denge kurulması gerektiğini de ifade etmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş., B. No: 2014/6192, 12/11/2014, §§ 40, 41).
53. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele “mülkiyet hakkına” yönelik bir müdahale olup olmadığını belirlemektir. Sonraki aşamalarda varlığı kabul edilen müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı, müdahalenin amacı ve kullanılan araçlar ile başvurucuya yüklenen külfetin ölçülü olup olmadığı hususlarının tespit edilmesi gerekir.
a. Mülkün Varlığı
54. Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle öncelikle başvurucunun, Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26).
55. Trafik sicili 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 7. maddesinde belirtilen resmî sicillerden sayılırken bu sicile dayanılarak oluşturulan araç tescil belgeleri de (ruhsatname) aynı madde gereğince resmî senetlerden sayılır. Dolayısıyla belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Trafik sicili, içerdiği hususların doğruluğuna ilişkin karine teşkil eder.
56. Anayasa’nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı, kapsam itibarıyla 4721 sayılı Kanun’da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlı olmadığı gibi trafik siciline tescilli araç mülkiyetinin Anayasa’nın 35. maddesindeki güvence kapsamına girdiğine kuşku yoktur.
57. Başvuru konusu olayda, Orman İdaresince avlanma yasaklarına uyulmadığı gerekçesine dayalı olarak 4915 sayılı Kanun hükümlerine göre mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilen “07 LCD 77 plakalı Mazda marka 2005 model çift kabin kamyonetin (pick up)” trafik sicilinde başvurucu Fatma Çavuşoğlu adına tescilli olup başvurucu Bilal Çavuşoğlu’nun işlediği belirtilen kabahat eylemi çerçevesinde bu aracın mülkiyetinin kamuya geçirildiği dikkate alındığında somut başvuru bakımından Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkının varlığı konusunda şüphe bulunmamaktadır.
b. Müdahalenin Varlığı ve Türü
58. Anayasa’nın 35. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir. Her iki düzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. Sözleşme’nin ilk cümlesi herkese mülkünden barışçıl yararlanma hakkı verirken Anayasa, daha geniş manada mülkiyet hakkını tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise kişilerin hangi koşullarda mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere ait mülkiyetin hangi koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına almaktadır (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 46).
59. Her iki düzenlemenin üçüncü cümleleri ise mülkiyetin kullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın 35. maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer verirken Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci fıkrası, devletlerin mülkiyeti kamu yararı amacıyla düzenleme, vergiler ve diğer katkılar ile cezaların tahsili konusunda gerekli gördükleri yasaları uygulama konusundaki haklarını saklı tutarak taraf devletlerin genel yarara uygun olarak “mülkiyetin kullanımını kontrol” yetkisine sahip olduğunu kabul etmektedir. Ayrıca Anayasa’nın birçok maddesi ilgili olduğu hususta devlete, mülkiyetin kullanımının kontrolü ya da mülkiyeti düzenleme yetkisi vermektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, § 47).
60. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ikinci ve üçüncü kurallar, mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesi şeklinde ifade edilen birinci kuralın özel görünüm şekilleridir ve bu nedenle genel nitelikli birinci kuralın ışığı altında anlaşılmaları gerekmektedir (James ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 37).
61. AİHM’in idari bir işlem veya ceza yargılaması neticesine bağlı olup olmadığına bakılmaksızın bir yaptırım olarak mülkiyetin kamuya geçirilmesi sonucuna yol açan müdahalelere ilişkin genel yaklaşımı bu yaptırımın, mülkten yoksun bırakmayı içerse dahi Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci paragrafı kapsamında “mülkiyetin kullanımının kontrolü” olarak değerlendirilmesi gerektiği yönündedir (kabahatlerle ilgili olarak bkz. Milosavljev/Sırbistan, B. No: 15112/07, 12/6/2012, § 53; Microintelect Ood/Bulgaristan, B. No: 34129/03, 4/3/2014, §§ 35-37. Suçlarla ilgili olarak bkz. Frizen/Rusya, B. No: 52824/00, 24/3/2005, § 31; Veits/Estonya, B. No: 12951/11, 15/1/2015, § 70 ve AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80, 24/1/1986, § 51).
62. Başvuru konusu kamyonetin mülkiyetinin kamuya geçirilmesi, mülkten yoksun bırakmaya yol açmış ise de bu yoksun bırakma işlemi, mülkün bir kabahatte kullanıldığı gerekçesine dayalı olarak mülkiyetin kamu yararına kullanılmasının kontrolü amacıyla yapılmaktadır. Bu nedenle söz konusu kamyonetin mülkiyetinin kamuya geçirilmesinin mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğu açık olup başvurunun mülkiyetin kullanımının kontrolüne veya düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.
c. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
63. Anayasa ve Sözleşme’de yer alan ve yukarıda yer verilen üçüncü kurallar devlete, mülkiyetin kullanımı veya mülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisi vermektedir. Mülkiyetten yoksun bırakmaya göre daha geniş takdir yetkisi veren düzenleme veya kontrol yetkisinin kullanımında da kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük ilkelerinin gereklerinin karşılanması kural olarak aranmaktadır. Buna göre mülkiyet hakkının düzenlenmesi veya kontrol edilmesi yetkisi de kamu yararı amacıyla ve kanunla kullanılmalıdır (Orhan Yüksel, B. No: 2013/604, 10/12/2015, §§ 57, 58).
i. Kanunilik
64. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınırken Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararıyla, yasada öngörülen koşullarla ve uluslararası sözleşmelere uygun olarak yapılabileceğini öngörmektedir. AİHM yasada öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken (Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68) Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek Sözleşme’den daha geniş bir koruma sağlamaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31).
65. Mülkiyetin kamuya geçirilmesi, 5326 sayılı Kanun’un 18. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine ancak kanunda açık hüküm bulunan hâllerde karar verilebilir.
66. 4915 sayılı Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasında ise genel kolluk ile av yasaklarının takibi ile görevli olan av koruma memurları ve saha bekçilerinin, bu Kanun’da yasaklanan fiillerin konusunu oluşturan veya bu fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen canlı veya cansız hayvanlar ve bunların türevleri ile avlanmada kullanması veya avlaklarda, pazar yeri ve ticarethanelerde bulundurulması yasak olan eşya ve vasıtalara el koymaya ve bu amaçla yakalamaya görevli ve yetkili oldukları belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 28. maddesinin ikinci fıkrasında da bu Kanun’un 20. maddesi kapsamında el konulan av hayvanları ve türevleri ile sair eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine mahallî mülki amir tarafından karar verileceği hüküm altına alınmıştır.
67. Somut olayda Orman İdaresi tarafından “avlanma süreleri dışında avcılık belgesi olmadan takozsuz otomatik tüfekle Merkezî Av Komisyonunun izni olmaksızın ışık yayan araçla avlanma (geceleyin far avı)” yapıldığı tespit edilerek yasak olduğu hâlde avlanmada kullanıldığı gerekçesiyle “ışık yayan araç” niteliğinde kabul edilen başvuru konusu kamyonetin, 5326 sayılı Kanun’un 18. maddesi ile 4915 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ikinci fıkrası, 20. maddesinin ikinci fıkrası ve 28. maddesinin ikinci fıkrası hükümleri uyarınca mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilmiştir.
68. 4915 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ikinci fıkrasında kullanım yeri, şekli ve özellikleri Merkezî Av Komisyonunca belirlenecekler dışında kara, hava araçları ve yüzer araçlarla ses, manyetik dalga, ışık yayan araç ve gereçlerle avlanılamayacağı hükme bağlanmış; 20. maddesinin ikinci fıkrasında, avlanmada kullanması yasak olan vasıtalara el konulabileceği ve 28. maddesinin ikinci fıkrasında da elkonulan sair eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu nedenle başvurucuların mülkiyet haklarına yapılan müdahalenin “kanunlar tarafından öngörülme” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
ii. Meşru Amaç
69. Müsadere ile suçta kullanılan, kullanılmak üzere hazırlanan veya suçtan meydana gelen eşyanın, mahkûmiyete rağmen suçlunun elinde bırakılmaması, suçtan gelir elde edilmemesi, ayrıca suçla ilgili veya bizatihi suç teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği ile toplum ve çevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesi amaçlanmıştır. Böylece suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yeni suçların işlenmesinin önüne geçilmesi ve tehlikelilik arz eden suça konu mülkün kullanılmasının ve dolaşımının engellenmesi hedeflenmektedir. Müsadereden farklı olarak mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar, idari nitelikte bir karardır.
70. 5326 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde de değinildiği üzere kabahatleri suç olmaktan ve ceza kanunlarının kapsamı dışına çıkarma eğiliminin bir sonucu olarak çeşitli hususlarda düzenleme getiren özel kanunlarda bazı fiiller karşılığında idari yaptırımlar öngörülmektedir. Başka bir deyişle bu fiiller, “idari suçlar” olarak tanımlanmaktadır. Haksızlık oluşturan bir fiilin suç veya kabahat olarak tanımlanmasında ise izlenen suç politikası etkili olmaktadır.
71. Anayasa’nın 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğu belirtilmiştir. Av ve yaban hayvanları ile bunların doğal yaşam ortamları da bu madde çerçevesinde korunması ve geliştirilmesi gereken doğal kaynaklardandır (AYM, E.2010/51, K.2011/137, 12/10/2011).
72. 4915 sayılı Kanun da sürdürülebilir av ve yaban hayatı yönetimi için av ve yaban hayvanlarının doğal yaşam ortamları ile birlikte korunmaları, geliştirilmeleri, avlanmalarının kontrol altına alınması, avcılığın düzenlenmesi, av kaynaklarının millî ekonomi açısından faydalı olacak şekilde değerlendirilmesi amacına yönelik olarak çeşitli esaslar, önlemler, yasaklar ve yaptırımlar içermektedir (AYM, E.2005/134, K.2009/3, 8/1/2009).
73. Somut olay bakımından da Kanun’la belirlenen avlanma usul ve esasları çerçevesinde av ve yaban hayatı kaynaklarını korumak ve geliştirmek amaçlanmaktadır. Av ve yaban hayatı kaynaklarının zarar görmesine veya yok edilmesine yol açan eylem ve işlemleri önlemek için tedbirler alınması, tedbirlere ve yasaklara uymayanlar için yaptırımlar uygulanmasının kamu yararına olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Dolayısıyla yasak olduğu hâlde “ışık yayan araçla geceleyin far avı” yapılması kabahatinde kullanıldığı gerekçesiyle başvuru konusu kamyonetin mülkiyetinin kamuya geçirilmesinin meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
iii. Ölçülülük
74. Son olarak başvuruya konu aracın mülkiyetinin kamuya geçirilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahale nedeniyle kamunun yararı ile başvurucunun menfaatleri arasında olması gereken adil dengenin bozulup bozulmadığı değerlendirilmelidir.
Genel İlkeler
75. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyet hakları ancak kanunun öngördüğü usullerle ve kamu yararı gereği sınırlandırılabilir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet haklarının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir.
76. Ölçülülük ilkesi “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, “gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).
77. AİHM de mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Sözleşme’ye uygunluğunu denetlerken yapılan müdahalenin kamu yararını ya da genel yararı amaçlamasının yanı sıra toplumun genel yararı ile birey haklarının korunması arasında adil bir dengenin de gözetilmesi gerektiğini vurgulamaktadır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, B. No: 7151/75, 72/52/75, 23/9/1982, § 69; James ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 54; Papachelas/Yunanistan, B. No: 31423/96, 25/3/1999, § 48; Lithgow ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 9006/80, 9262/81, 9263/81, 9265/81; 9266/81; 9313/81; 9405/81, 8/7/1986 §§ 120, 121).
78. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin, bireyin çıkarları ile kamunun genel yararı arasında bulunması gereken adil dengeyi bozmaması gerekmektedir. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken mahkeme, bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahalenin niteliği, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Lavrechov/Çek Cumhuriyeti, B. No: 57404/08, 20/6/2013, § 44).
79. AİHM’e göre Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kural olarak usule ilişkin güvenceleri içermemekle beraber kişilere, keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden bu önlemlerin yasa dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin sav ve itirazlarını yetkili makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır (AGOSİ/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80, 24/1/1986, § 60; Saccocia/Avusturya, B. No: 69917/01, 18/12/2008, § 89; Microintelect Ood/Bulgaristan, § 48; Ünsped Paket Servisi/Bulgaristan, B. No: 3503/08, 13/1/2015, § 38).
80. Müsadere veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengeyi bozmaması için öncelikle suça veya kabahate konu eşyanın malikinin davranışı ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyet bağının olması ve “iyi niyetli” eşya malikine müsadere edilen veya mülkiyeti kamuya geçirilen eşyaları -tehlikeli olmamaları kaydıyla- geri kazanabilme olanağının tanınması veya iyi niyetli malikin bu nedenle oluşan zararının tazmin edilmesi gerekmektedir (Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 31-80).
İlkelerin Somut Olaya Uygulanması
81. Mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımının ölçülü olabilmesi için Anayasa’nın 35. maddesi ile Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde öngörülen güvencelerin sağlanmış olması gerekmektedir. Bu güvenceler kapsamında öncelikle başvuruculara mülkiyetin kamuya geçirilmesinin kanuna aykırı olarak veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin itirazlarını ve savunmalarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınıp tanınmadığı değerlendirilmelidir.
82. Av ve yaban hayatı kaynaklarını korumak ve geliştirmek amacıyla izinsiz avlanma aracı olarak kullanılan eşya ve vasıtaların mülkiyetinin kamuya geçirilmesi öngörülebilir nitelikte bir yaptırımdır. Bu yaptırım, bir suç isnadına bağlı olarak ceza soruşturması ve kovuşturması sonucunda yargısal merciler tarafından veya kabahat olarak nitelendirilerek idari mercilerce uygulanabilir. Ancak mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunması bakımından mülkiyetin kamuya geçirilmesi sonucunu doğuran yaptırıma karşı etkin bir itiraz yolunun mevcut olması gereklidir.
83. Somut olayda başvurucular, Orman İdaresi tarafından uygulanan “mülkiyetin kamuya geçirilmesi” yaptırımının iptali istemiyle 5326 sayılı Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca 4/10/2013 tarihinde Sulh Ceza Mahkemesine başvuruda bulunmuşlardır. Sulh Ceza Mahkemesi önce 21/10/2013 tarihinde başvurucuların talebini usulden reddetmiş ise de bu karara itiraz edilmiş; Asliye Ceza Mahkemesince 15/11/2013 tarihinde itirazın kabul edilmesi üzerine bu defa başvuruyu esastan inceleyen Sulh Ceza Mahkemesi 4/1/2014 tarihli kararı ile kolluk görevlilerinin tespit tutanağı, orman muhafaza memurunun kabahat tutanağı, olayın gerçekleştiği zamanın gece vakti oluşu, olay yerinde av tüfeklerinin bulunmuş olması nedenleriyle başvurucularının taleplerinin reddine karar vermiştir. Başvurucuların karara karşı yaptıkları itirazlar da Asliye Ceza Mahkemesinin 14/2/2014 tarihli kararı ile bu gerekçeye atıfta bulunularak reddedilmiştir.
84. Bu durumda başvurucular, mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararının keyfî uygulandığı ve adil olmadığına yönelik iddialarını ve itirazlarını, yargısal merciler önünde açıklıkla ortaya koyabilmiş; başvurucuların iddia ve itirazları önce başvuru sırasında Sulh Ceza Mahkemesi tarafından, itiraz üzerine de Asliye Ceza Mahkemesince incelenmiş; mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım işlemi bu iddia ve itirazlar çerçevesinde yargısal merciler tarafından denetlenmiştir. Dolayısıyla başvuruculara, itirazlarını ve savunmalarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanındığı görülmektedir.
85. Öte yandan mülkiyetten yoksun bırakma gibi ağır bir sonuca yol açan bir yaptırım bakımından başvurucuların davranışları ile mülkiyetten yoksun bırakmaya sebebiyet veren kabahat ya da suç eylemi arasında bir illiyet bağı olduğu ortaya konmalıdır. Başvurucu Fatma Çavuşoğlu, aracın kendisine ait olduğu ve kendisi tarafından herhangi bir eylemde de kullanılmadığı hâlde eşi olan diğer başvurucu tarafından kabahatte kullanıldığı gerekçesiyle mülkiyetinin kamuya geçirildiğinden yakınmaktadır. Bu itiraz, idari yaptırımın iptali istemine ilişkin başvuru sırasında da ileri sürülmüş; Sulh Ceza Mahkemesi, mülkiyeti kamuya geçirilen kamyonetin başvurucu Fatma Çavuşoğlu’na ait olmakla birlikte bu başvurucunun, eşi Bilal Çavuşoğlu’nun gece yarısı elinde av tüfeği ile araçla dışarı çıkarak avlanmaya gittiğini bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu gerekçeleriyle bu itirazı reddetmiştir. Buna göre aracın bir kabahat eyleminde kullanıldığı yargı kararı ile sabittir. Başvurucu Fatma Çavuşoğlu’nun bu aracın izinsiz avlanmada kullanılacağına dair bilgisi olduğu konusunda herhangi bir bilgi veya belge ise dosya kapsamında bulunmamaktadır. Bununla birlikte Sulh Ceza Mahkemesi değerlendirmesini, başvurucu Fatma Çavuşoğlu’nun kabahati işleyen Bilal Çavuşoğlu’nun eşi olduğu ve olayın gerçekleştiği zaman da gözetildiğinde bu aracın kabahatte kullanılacağının bilinmemesinin “hayatın olağan akışına göre” mümkün olmadığı gerekçesine dayandırmaktadır.
86. Yukarıda da değinildiği üzere müsadere veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olması ve bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengeyi bozmaması gerekmektedir (bkz. §§ 75-80). Bu kapsamda orantılılık incelemesi yapılırken müsaderesine veya mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilen eşya ile suçun maddi konusu arasında mekanik bir değer karşılaştırılması yapılması yeterli değildir. Suçun veya kabahatin hukuki ve maddi konusu, toplumdaki etkisi, faile sağladığı yarar ve mülk sahibinin kusurlu davranışının etkisi gibi hususlar da birlikte değerlendirilmelidir. Bütün bu unsurlar her somut olay bakımından ve olayın özel koşulları gözetilerek irdelenmelidir.
87. Başvuru konusu olayda, Orman İdaresi tarafından başvurucu Bilal Çavuşoğlu’nun 4915 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 24. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümleri uyarınca “Merkezî Av Komisyonu tarafından belirlenenler dışında ışık yayan araçla avlanma” kabahati nedeniyle idari para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu kamyonetin de “avda kullanılmasına izin verilmeyen vasıta” ve “ışık yayan araç” nitelendirilmeleriyle 4915 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ikinci fıkrası, 20. maddesinin ikinci fıkrası ve 28. maddesinin ikinci fıkrası hükümleri uyarınca mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilmiştir.
88. Avlanma yasakları kapsamında öngörülen ve başvurucuların aracının mülkiyetinin kamuya geçirilmesi sonucuna yol açan kabahatle korunan menfaat, özünde ekonomik bir nitelik taşımamaktadır. Diğer bir ifadeyle, parasal karşılığı bilinen bir taşıt ile parasal bir değer atfedilemeyecek bir kamusal menfaat arasında gerçek anlamda bir mukayese yapılması ise mümkün bulunmamaktadır. Bu durumda, izin verilmediği hâlde “geceleyin ışık yayan kara vasıtasıyla” avlanma kabahatinde kullanıldığı gerekçesiyle başvurucuların aracının mülkiyetinin kamuya geçirilmesi olayı bakımından kabahatin hukuki konusu ve önemi, korunan menfaat, başvurucuların davranışları ile kabahat eylemi arasındaki illiyet bağı dikkate alındığında, başvurucuların mülkiyet haklarına yapılan müdahalenin av ve yaban hayatı kaynaklarının korunmasına ilişkin kamu yararına dayalı meşru amaç ile başvurucunun menfaatleri arasında olması gereken adil dengeyi bozmadığı ve ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.

89. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 28/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

kısmi çalışma ister haftanın bir veya bazı günleri çalışma şeklinde gerçekleşsin, ister her gün birkaç saat şeklinde olsun, işçinin işyerinde çalışmaya başladığı tarihten itibaren bir yıl geçince kıdem tazminatı hakkının doğabileceği ve izne hak kazanacağı

YARGITAY 22. Hukuk Dairesi

2017/20568 E.

2019/4851 K.

özet: kısmi çalışma ister haftanın bir veya bazı günleri çalışma şeklinde gerçekleşsin, ister her gün birkaç saat şeklinde olsun, işçinin işyerinde çalışmaya başladığı tarihten itibaren bir yıl geçince kıdem tazminatı hakkının doğabileceği ve izne hak kazanacağı Dairemizce kabul edilmiştir (Yargıtay 9. HD. 12.2.2008 gün 2007/ 31462 esas, 2008/ 108 karar). Hesaplamada esas alınacak ücret ise işçinin kısmi çalışma karşılığı aldığı ücret olmalıdır.


Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, davacının iş akdine işverence haksız olarak son verildiğini, işe iade talepli açtıkları davanın kabulüne karar verildiğini ve Yargıtay’ca feshin geçerli nedene dayandığı gerekçesi ile hükmün ortadan kaldırıldığını, davacının işçilik alacaklarının tahsili için … 12. İcra Müdürlüğünün 2013/1744 esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibine geçtiğini, ancak işverenin haksız itirazı sebebi ile takibin durduğunu belirterek, davalının yaptığı haksız itirazın iptaline, takibin devamına, davalının %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
Davalılar Cevaplarının Özeti:
Davalı, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak itirazın kısmen iptaline karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Davacının kısmi süreli mi tam süreli mi çalışan olduğu konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 13. maddesinde, işçinin normal haftalık çalışma süresinin tam süreli çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az olarak belirlendiği iş sözleşmesi, kısmi süreli iş sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Normal haftalık çalışma süresi ise aynı yasanın 63. maddesinde, haftalık en çok 45 saat olarak açıklanmıştır. 4857 sayılı İş Kanununun 13. maddesinde emsal işçiden söz edilmiş olmakla, kısmi süreli iş sözleşmesinin belirlenmesinde esas alınacak haftalık normal çalışma süresi tam süreli iş sözleşmesi ile çalışan emsal işçiye göre belirlenecektir. Kanunun 63. maddesinde yazılı olan haftalık iş süresi azamidir. Buna göre o işkolunda emsal bir işçinin ortalama haftalık çalışma süresi, haftalık 45 saati aşmamak şartıyla belirlenmeli ve bunun önemli ölçüde azaltılmış olup olmadığına bakılmalıdır.
4857 sayılı İş Kanununun 63. maddesi kapsamında çıkarılan İş Kanununa İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliğinin 6. maddesinde, “ İşyerinde tam süreli iş sözleşmesi ile yapılan emsal çalışmanın üçte ikisi oranına kadar yapılan çalışma kısmi süreli çalışmadır”. Gerekçede “üçte ikisinden az” olan çalışma ifadesi kullanılmışken, yönetmelikte üçte iki oranına kadar yapılan çalışmalar kısmi çalışma sayılmıştır. Bu durumda emsal işçiye göre 45 saat olarak belirlenen normal çalışmanın taraflarca 30 saat ve daha altında kararlaştırılması halinde, kısmi süreli iş sözleşmesinin varlığından söz edilir.
Kısmi süreli iş sözleşmesiyle çalışan işçinin ücreti ve paraya ilişkin bölünebilir menfaatleri tam süreli emsal işçiye göre çalıştığı süre ile orantılı olarak ödenir.
Kısmi süreli hizmet aktiyle çalışan işçiye ayrımı haklı kılan bir neden bulunmadıkça salt bu nedenle farklı bir işlem yapılamayacağı Kanunda öngörülmüştür. İşçinin, ücretinin veya diğer parasal haklarının tam süreli emsal işçinin çalışma süresi ve ücretine göre oranlanmak suretiyle belirlenecek olan haklarını talep etmesi mümkündür. Bundan başka 4857 sayılı İş Kanununun 5. maddesinde bu yönde ayrım açık biçimde yaptırıma tabi tutulmuş olmakla eşit davranma borcuna aykırılık tazminatının talep edilmesi de olanaklıdır. Ayrımın sonuçları para veya para ile ölçülebilen menfaatlere dair değilse, sadece eşit davranma borcuna aykırılık tazminatının ödetilmesi söz konusu olur.
Kısmi çalışma Kanunda yer almasına rağmen kıdemin nasıl belirleneceği ihbar, izin gibi haklardan nasıl yararlanacağı, bu haklarla ilgili hesap şekli yine normatif olarak düzenlenmiş değildir. Konu, Yargı kararlarıyla çözüme kavuşturulmaktadır. Buna göre, kısmi çalışma ister haftanın bir veya bazı günleri çalışma şeklinde gerçekleşsin, ister her gün birkaç saat şeklinde olsun, işçinin işyerinde çalışmaya başladığı tarihten itibaren bir yıl geçince kıdem tazminatı hakkının doğabileceği ve izne hak kazanacağı Dairemizce kabul edilmiştir(Yargıtay 9. HD. 12.2.2008 gün 2007/ 31462 esas, 2008/ 108 karar). Hesaplamada esas alınacak ücret ise işçinin kısmi çalışma karşılığı aldığı ücret olmalıdır.
Kısmi süreli iş sözleşmesi kapsamında çalışan işçi yönünden ihbar önelinin de iş ilişkisinin kurulduğu tarih ile feshedilmek istendiği tarih arasında geçen süre toplamına göre belirlenmesi gerekir.
Mülga 1475 sayılı Yasanın 41. maddesinde, hafta tatiline hak kazanabilmek için önceki 6 günde günlük iş sürelerine göre çalışmış olmak şartı bulunmaktaydı. 4857 sayılı İş Kanununda ise, haftalık iş süreleri çalışılan günlere farklı şekilde dağıtılabileceğinden, hafta tatili tanımı değişmiş, işçinin 63. maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışılmış olması kaydıyla 7 günlük zaman dilimi içinde kesintisiz 24 saat dinlenme hakkı öngörülmüştür. 63. maddede ise, genel bakımdan iş süresinin haftalık en çok 45 saat olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle 4857 sayılı İş Kanununun uygulandığı dönemde, haftalık çalışma süresinin 45 saati bulamayacağından, kısmi süreli iş ilişkisinde işçinin hafta tatiline hak kazanmak mümkün olmaz.
Yıllık Ücretli izin Yönetmeliğinin 13. maddesinde kısmi süreli ve çağrı üzerine çalışan işçilerin izin hakkı bakımından tam süreli işçilere göre farklı bir uygulamaya tabi olamayacakları açıklanmıştır. Bu durumda bir yıllık çalışma süresini dolduran kısmi süreli çalışan işçinin izin hakkı vardır.
Kısmi süreli çalışan işçiler sendikaya üye olabilirler, toplu iş sözleşmelerinin kapsamına girebilirler, greve katılabilirler.
Kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışanlar bu Kanunun 18 ve 29. maddesinde yazılı olan işçi sayısına dahildirler ve iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilirler.
Somut olayda, dosya içerisinde yer alan belirli süreli hizmet sözleşmesi (part time) başlıklı sözleşmeler bulunmaktadır. Dinlenen davalı tanıkları davacının yarı zamanlı çalıştıklarını beyan etmişlerdir. Davacının Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre de, çalışma süresi genellikle 30 günün altındadır. Mahkemece, hakimin davayı aydınlatma görevi kapsamında, davacıya ait ücret bordroları da incelenerek ve davacının imzaladığı hizmet sözleşmesi ve diğer delilleri birlikte değerlendirilerek, davacının kısmi süreli mi yoksa tam süreli çalışan mı olduğu belirlenmeli, davacının kısmi süreli olarak çalıştığının anlaşılması halinde, davaya konu Toplu İş Sözleşmesinin 6/c maddesinde yer alan part time çalışan işçilerin ayrıca toplu iş sözleşmesindeki bu yardımlardan yararlanamayacağına ilişkin düzenlemenin, davalı tarafından bu düzenlemeyi haklı kılan bir nedenin bulunduğu ispat edilemediğinden, geçersiz olduğu kabul edilerek, davacının çalışma süresi ile orantılı olarak Toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yararlanacağı kabul edilmelidir. Anılan yön gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
3-Davacının hak kazandığı yıllık izin konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada, sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı nedene dayanıp dayanmadığının önemi bulunmamaktadır.
Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir.
Yıllık izin hakkı Anayasal temeli olan bir dinlenme hakkı olup, işçinin iş sözleşmesinin devamı sırasında ücrete dönüşmez ve bu haktan vazgeçilemez. İşçinin iş sözleşmesinin devamı süresinde kullanmadığı yıllık izinlere ait ücreti istemesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin iş sözleşmesinin devamı sırasında izin hakkının bulunduğunun tespitini istemesinde hukuki menfaati vardır.
Somut olayda davacı, davalı işyerinde 04.06.1996-27.05.2010 tarihleri arasında çalıştığı anlaşılmaktadır. Yıllık Ücretli izin Yönetmeliğinin 13. maddesinde kısmi süreli ve çağrı üzerine çalışan işçilerin izin hakkı bakımından tam süreli işçilere göre farklı bir uygulamaya tabi olamayacakları açıklanmıştır. Bu durumda bir yıllık çalışma süresini dolduran kısmi süreli çalışan işçinin izin hakkı vardır. Kısmi süreli çalışan işçiler sendikaya üye olabilirler, toplu iş sözleşmelerinin kapsamına girebilirler, greve katılabilirler. Davacının yararlanma hakkına sahip olduğu, Toplu İş Sözleşmelerinin 27 ve 28. maddelerinde aynen “İşyerine girdiği tarihten öteye 1 yıl çalışmış üye işçilerin yasada belirtilen yıllık ücretli izin süreleri 30 gündür. Ancak 2 Şubat 2001 tarihinden sonra işe alınan taraf sendika üyelerinin yıllık ücretli izinleri hakkında Yasa hükümleri uygulanır.” denildikten sonra hizmet süresi 1-5 yıl olanlara yılda 14, 5-15 arası olanlara 20 ve 15 yıldan fazla olanlara 26 gün ücretli izin verileceği belirtilmiştir. Davacının davalılara ait işyerinde 04.06.1996 tarihinde işe başladığı dikkate alındığında, toplu iş sözleşmelerindeki 02.02.2001 tarihinden önce çalışmaya başlayan işçiler için yıllık 30 gün üzerinden izin kullandırılacağı düzenlemesi dikkate alınarak, hak kazanılan yıllık izin süresi hesaplanmalı, bu süre boyunca kullandırılan yıllık izin sürelerinin mahsubu ile bakiye yıllık izin ücreti alacağı hesaplanıp hüküm altına alınmalıdır. Mahkemece bu yön gözetilmeden yıllık izin alacağının hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 04/03/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGILAMA GİDERLERİNDEN OLAN VEKALET ÜCRETİ İÇİN DE USULİ KAZANILMIŞ HAK DOĞAR

T.C. YARGITAY 2. Hukuk Dairesi

ESAS NO: 2020/190
KARAR NO: 2020/1195

Tapu İptali ve Tescil – Aile Konutu Şerhi Konulması

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalılar tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davalıların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2- Mahkemece verilen ilk hükümde davacı kadın tarafından açılan tapu iptal tescil ve aile konutu şerhi konulması davalarının kabulü ile 5.145.83 TL nispi karar ve ilam harcının davalılardan alınmasına, 2.841.88 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, davacı kadın kendisini vekille temsil ettirdiğinden AAÜT gereğince tayin ve taktir olunan 10.830.00 TL nispi ücreti vekaletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine hükmedilmiştir. Bu hüküm davalılar tarafından her iki dava yönünden temyiz edilmiştir. Bozma sonrası verilen ikinci kararda ise; tarafların boşanması sebebiyle davaların konusuz kaldığına, her iki dava hakkında karâr verilmesine yer olmadığına, 1.710.28 TL harcın davacıya iadesine, 967.40 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, aile konutu şerhi konulması davası yönünden davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden AAÜT gereğince tayin ve takdir olunan 2.725.00 TL maktu ücreti vekaletin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, tapu iptal ve tescil davası yönünden davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden 12.120 TL nispi vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine hükmedilmiştir. İlk hükümde aile konutu şerhi konulması davası yönünden maktu vekalet ücretine hükmedilmemesi davacı kadın tarafından temyiz edilmemiş, bu durumda aile konutu şerhi konulması davası yönünden vekalet ücretine hükmedilmemesi davalılar yararına usulü kazanılmış hak oluşturmuştur. Bu sebeple bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda usuli kazanılmış hakka aykırı şekilde davalılar aleyhine, aile konutu şerhi konulması davası yönünden maktu vekalet ücretine hükmedilmesi doğru bulunmamış, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.
3- Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere mahkemece ilk hükümde davacı kadın tarafından açılan tapu iptal tescil davasının kabulü ile davacı kadın yararına 10.830.00 TL nispi vekalet ücreti takdir edilmiş ve davacı kadın tarafından bu husus temyiz konusu yapılmamış ve bu durumda tapu iptal tescil davası yönünden vekalet ücreti davalılar lehine usuli kazanılmış hak oluşturmuştur. Mahkemece bu yön gözetilmeden bozma sonrası verilen 19.09.2019 tarihli kararda davacı kadın lehine tapu iptal tescil davası yönünden 12.120.00 TL nispi vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 18.02.2020 (Salı)

Başkan Üye Üye Üye Üye
Ömer Uğur Gençcan Sedat Demirtaş Harun Can Erdem Şimşek Hatıran Alper

ELEKTRONİK TEBLİGATTA ADRESE ULAŞTIĞI ANDA TEBLİGAT AÇILIRSA AÇILDIĞI AN KANUNİ SÜRE BAŞLAR

T.C.
YARGITAY
4. Hukuk Dairesi
ESAS NO KARAR NO
: 2020/1187 : 2020/4264
TARİHİ NUMARASI DAVACILAR
DAVALI
: 29/11/2018
: 2016/666 – 2018/621
: 1- B.G. 2- S.G. (Kendi adlarına asaleten E.G. adına velayeten) vekili Avukat B.B.
: A.A.E. Et Gıda Otopark Eğlence ve Turizm İşletmeleri Sanayi Ticaret Anonim Şirketi vekili Avukat Ö.Ö.
TÜRK MİLLETİ ADINA
YARGITAY İLAMI
: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi : 05/11/2019
MAHKEMESİ
TARİHİ
NUMARASI
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 3 Asliye Hukuk Mahkemesi
: 2019/1021 – 2019/1314
Davacılar Berat G. ve Sevda G. vekili Avukat B.B. tarafından, davalı A.A.E. Et Gıda Otopark Eğlence ve Turizm İşletmeleri Sanayi Ticaret Anonim Şirketi aleyhine 17/11/2016 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davalı yönünden maddi ve manevi tazminatın kısmen kabulüne dair verilen 29/11/2018 günlü karara karşı davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; davalının istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen 05/11/2019 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Elektronik ortamda yapılacak tebligata ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla 06/12/2018 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak 01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren Elektronik Tebligat Yönetmeliği’nin 9. maddenin 6. fıkrasına göre, elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.
Tebligatın elektronik yolla yapılması zorunlu olanlar ise anılan yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenmiş olup, buna göre baro levhasına kayıtlı olan avukatlara tebligatın elektronik olarak yapılması zorunludur.
Adalet Bakanlığı tarafından anılan Yönetmelik uyarınca hazırlanan Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi ile İlgili Teknik Kriterlere ilişkin Usul ve Esaslar düzenlemesinin “Deliller” başlıklı 5. maddesinin ilgili kısımları şu şekildedir:
“(1) UETS süreci işleyişi içerisinde aşağıdaki deliller. oluşturulacaktır.
a- Tebligat kabul edildi (SubmissionAcceptanceRejection:Acceptance): Gelen iletinin gerekli kontroller sonrası muhatap hesabına teslim edilmek üzere UETS tarafından teslim alındığının delilidir.
b- Tebligat kabul edilmedi (SubmissionAcceptanceRejection:Rejection): Gelen tebligatın içinde virüs olması, gönderici tarafından hazırlanan paketteki özet değerinin UETS’ye gelen paketin özet değeri ile tutarsız olması, gönderilebilecek ileti büyüklüğünden daha büyük değerde ileti gönderilmiş olması gibi durumlarda, UETS tarafmdan gönderinin kabul edilmediğine dair üretilen delildir.
c- Tebligat teslim edildi (DeliveryNonDeliveryToRecipient:Rejection): Tebligatın alıcı için ayrılmış

tebligat alanına (hesabına) başarılı bir şekilde konulduğunu veya sadece PTT UETS Bilişim sistemi ile hesap sahibinin Bilişim sistemi arasındaki entegrasyon ile tebligatlarını alan hesap sahiplerine başarılı bir şekilde aktarıldığına dair oluşturulan delildir.
d- Tebligat teslim edilmedi (DeliveryNonDeliveryToRecipient:NonDelivery): Tebligatın alıcı için ayrılmış tebligat alanına (hesabına) konulanıadıgına veya sadece entegrasyon ile tebligatlarını alan hesap sahiplerine 24 saat içinde başarılı bir şekilde aktarılamamasına dair oluşturulan delildir.
e- Tebligat okundu (RetrievalNonRetrivalByRecipient:Retrieval): Tebligatın, alıcısı tarafından açıldığında oluşturulan delildir.İlgili yönetmelik uyarınca elektronik mesajın tamamı iletilmeden delil kaydı oluşturulmamaktadır. Tebligat muhatabı tebligatı açtığında delil kaydı oluşturulmaktadır. Bakanlık düzenlemesi uyarınca söz konusu delil kaydı, tebligatın alıcısı tarafından okunduğu anlamına gelmektedir.
f- Tebligat okundu kabul edildi (RetrievalNonRetrievalByRecipient:RetrievalTimeout): Tebligatın, alıcının hesabına iletilmesini müteakip mevzuat gereği belirlenen süre sonunda otomatik oluşturulan delildir.”
Dosya kapsamından, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi 05/11/2019 tarihli ilamının davalı vekiline elektronik tebligat yoluyla tebliğ edildiği, 25/11/2019 tarihinde muhatabın tebligat adresine ulaştığı, 25/11/2019 tarihinde tebligat alıcısı tarafından açılarak tebliğ edildiği, davalı vekili tarafından verilen temyiz dilekçesinin ise 10/12/2020 tarihinde dosyaya sunulduğu anlaşılmaktadır.
İlam, temyiz eden davalı vekiline 25/11/2019 gününde tebliğ edilmiş, temyiz dilekçesi ise 10/12/2019’da verilmiştir. HMK’nın 361/1 maddesi uyarınca temyiz süresi iki haftadır. Kararın tebliğ tarihi ile temyiz edildiği gün gözetildiğinde iki haftalık yasal süresinin geçtiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle davalının temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz dilekçesinin süre yönünden REDDİNE ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 09/12/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye S.Demircioğlu M.Erol H.Akdere Y.Yılmaz S.Küçük

* Dava konusu haciz borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiği adresten farklı bir adreste yapılmış ise de, İİK’nin 8/2. maddesi gereğince aksi sabit oluncaya kadar geçerli haciz tutanağı içeriğine göre, haciz mahallinde hazır bulunan ancak kimlik bilgilerini saklayan, seslenmelere rağmen haciz mahallini cevap vermeden terk eden şahsın fotoğraf gösterme ve haciz mahallinde bulunanların beyanı ile borçlu olduğunun anlaşılması ve tutanağa aktarılması karşısında, hacizde borçlunun hazır bulunduğunun kabulü gerekir. Öte yandan, haciz mahallinde borçlunun isminin geçtiği adres olarak haciz adresinin yazılı olduğu koliler ve kargo evrakı bulunmuştur. Bunların yanında, davacı üçüncü kişi şirket borcun doğumundan sonra kurulduğu gibi, borçlu ile davacı üçüncü kişi ortağı arasında anne -oğul gibi yakın akrabalık bağı bulunmakta olup, faaliyet alanları da aynıdır. Buna göre, İİK’nin 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksinin davacı üçüncü kişi tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir.

Davacı üçüncü kişinin dayandığı, borcun doğumundan sonraki tarihleri taşıyan ve ayırt edici özellikleri bulunmayan ve bir kısmı borçlunun eşinin ortağı olduğu davadışı Konsept… şirketi tarafından düzenlenen faturalar ve vergi levhası mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli görülmemiştir.

T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/8384
K. 2019/7258
T. 10.9.2019
DAVA : Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR : Davacı üçüncü kişi vekili, müvekkiline ait işyerinde müvekkiline ait menkullerin haczedildiğini, borçlunun işyeri ile ilgisinin bulunmadığını açıklayarak, davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı alacaklı vekili, haczin borçlunun huzurunda yapıldığını, haciz mahallinde bulunan kutularda borçlunun isminin yer aldığını, borçlu ile üçüncü kişi tarafından alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik muvazaalı işlemler yapıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, ödeme emrinin farklı adrese tebliğ edildiği, haciz için gelinen adresin üçüncü kişi şirketin ticaret siciline kayıtlı adresi olduğu, yapılan haciz işlemi sırasında borçlunun haciz mahallinde olduğunun sabit olmadığı, davacı şirket temsilcisinin başka şehirlerde ticareti faaliyet gösteren şirketleri olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.

Dava konusu haciz borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiği adresten farklı bir adreste yapılmış ise de, İİK’nin 8/2. maddesi gereğince aksi sabit oluncaya kadar geçerli haciz tutanağı içeriğine göre, haciz mahallinde hazır bulunan ancak kimlik bilgilerini saklayan, seslenmelere rağmen haciz mahallini cevap vermeden terk eden şahsın fotoğraf gösterme ve haciz mahallinde bulunanların beyanı ile borçlu olduğunun anlaşılması ve tutanağa aktarılması karşısında, hacizde borçlunun hazır bulunduğunun kabulü gerekir. Öte yandan, haciz mahallinde borçlunun isminin geçtiği adres olarak haciz adresinin yazılı olduğu koliler ve kargo evrakı bulunmuştur. Bunların yanında, davacı üçüncü kişi şirket borcun doğumundan sonra kurulduğu gibi, borçlu ile davacı üçüncü kişi ortağı arasında anne -oğul gibi yakın akrabalık bağı bulunmakta olup, faaliyet alanları da aynıdır. Buna göre, İİK’nin 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksinin davacı üçüncü kişi tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir.

Davacı üçüncü kişinin dayandığı, borcun doğumundan sonraki tarihleri taşıyan ve ayırt edici özellikleri bulunmayan ve bir kısmı borçlunun eşinin ortağı olduğu davadışı Konsept… şirketi tarafından düzenlenen faturalar ve vergi levhası mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli görülmemiştir.

O halde, Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönüne alınarak, davanın reddi yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile kabulüne yönelik hüküm kurulması doğru olmamıştır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK’nin 366 ve HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 10.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İsim ve esere atıf yapmadan alıntı yapmak maddi ve manevi haklara tecavüz oluşturur.

YARGITAY 11. Hukuk Dairesi        
 2011/4128 E.
2013/5379 K.

“…toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, normal alıntı sınırı aşılarak kitabın büyük bölümünün aynen alındığı ve intihal bulunduğu,davalının davacının ismi ve eserine atıf yapmadan kitap bilgilerinin orantısız bir içerikle aynen kullanmasının davacının eseri üzerindeki maddi ve manevi haklarına tecavüz oluşturduğu, ancak kitabın tamamının alıntılardan oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir...”

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : … 1.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ


Taraflar arasında görülen davada … 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 09/11/2010 tarih ve 2007/136-2010/205 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 09/03/2013 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkiline ait “1990-1995 Yılları Arasında … Adliyelerine Yansıyan …” adlı yüksek lisans tezinin tez danışmanı olan davalı tarafından büyük bir kısmının kaynak gösterilmeden kopya edilmek sureti ile ” …” ismi ile yayınladığını ileri sürerek, müvekkilinin …ten doğan haklarına davalı tarafından yapılan tecavüzün ref’i ve men’ini, maddi ve manevi tazminatın tahsilini ve hükmün ilanını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili,davacının müvekkiline yönelik suçlamalarının gerçek dışı olduğunu, müvekkilinin dava konusu olan kitabı dışında 14 adet yayınlanmış kitabının olduğunu, davalının ensest konusunu da içeren ders kitaplarının üniversitelerde okutulduğunu,davacının tezinden intihal yapmasına ihtiyacı olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, normal alıntı sınırı aşılarak kitabın büyük bölümünün aynen alındığı ve intihal bulunduğu,davalının davacının ismi ve eserine atıf yapmadan kitap bilgilerinin orantısız bir içerikle aynen kullanmasının davacının eseri üzerindeki maddi ve manevi haklarına tecavüz oluşturduğu, ancak kitabın tamamının alıntılardan oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 694,95 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 19/03/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

HAKARET – HAKSIZ FİİL SEBEBİYLE MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ

T.C.
YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/8270
K. 2016/7846
T. 14.6.2016
• HAKSIZ FİİL SEBEBİYLE MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ ( Davacının Sıranın Önüne Geçmek İstemesi Sebebiyle Davalının “Terbiyesiz” Kelimesini Kullandığı/Sözün Kişisel Değer Yargısı Mahiyetinde Olduğu Hakaret İçermediği – Kişilik Haklarına Saldırının Bulunmadığı/Davanın Reddi Gerekeceği )
• HAKARET SUÇUNDAN VERİLEN MAHKUMİYET HÜKMÜNÜN AÇIKLANAMASININ ERTELENMESİ ( Kişilik Haklarına Saldırı Sebebiyle Manevi Tazminat Talebi/Davanın Reddi Gerektiği – Hükmün Açıklanmasının Ertelenmesi Kararının Bağlayıcı Olmayacağı/Davalının Davacının Sıranın Önüne Geçmek İstemesi Sebebiyle Kullandığı “Terbiyesiz” Kelimesinin Hakaret İçermediği Kişilik Haklarına Saldırının Bulunmadığı )
• HAKARET ( Davalı Hakkında Hakaret Suçundan Mahkumiyet Kararı Verildiği/Hükmün Açıklanmasının Ertelenmesi Kararının Bağlayıcı Olmayacağı – Haksız Fiil Sebebiyle Manevi Tazminat Talebi/Davacının Sıranın Önüne Geçmek İstemesi Sebebiyle Davalının “Terbiyesiz” Kelimesini Kullanmasının Kişisel Değer Yargısı Mahiyetinde Olduğu Hakaret İçermediği Davanın Reddedileceği )
• KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI ( Davacının Sıranın Önüne Geçmek İstemesi Sebebiyle Davalının “Terbiyesiz” Kelimesini Kullandığı/Sözün Kişisel Değer Yargısı Mahiyetinde Olduğu Hakaret İçermediği – Kişilik Haklarına Saldırının Bulunmadığı/Haksız Fiil Sebebiyle Manevi Tazminat Talebinin Reddi Gerektiği )
4721/m. 24
6098/m. 49
ÖZET : Dava, haksız fiil sebebiyle manevi tazminat talebine ilişkindir. Ceza yargılaması sırasında, davalı, davacıya yönelik sadece “terbiyesiz” kelimesini kullandığını kabul etmiştir. Davalının hakaret suçundan mahkumiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Hükmün açıklanmasının ertelenmesi yönündeki ceza mahkemesi kararları bağlayıcı nitelikte değildir.

Davalı, davacıya yönelik sadece “terbiyesiz” kelimesini kullandığını kabul etmiştir. Davalının bu sözünün niteliği ve sözün söylendiği ortam dikkate alındığında, davacının sıranın önüne geçmek istemesi sebebiyle söylenmiş kişisel değer yargısı mahiyetinde bir söz olup, kişilik haklarına saldırı söz konusu değildir. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekir.

DAVA : Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 12.1.2015 gününde verilen dilekçeyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 21.4.2015 tarihli kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, haksız fiil sebebiyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; karar davalı tarafından temyiz olunmuştur.

Davacı, davalının kendisine yönelik hakaret eylemi sebebiyle mahkum olduğunu belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, ceza dosyası içeriğine göre bir miktar manevi tazminata karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden; davalının davacıya “ahlaksız kadın, terbiyesiz kadın” şeklinde sözler söylediği kabul edilerek davalının hakaret suçundan mahkumiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Hükmün açıklanmasının ertelenmesi yönündeki ceza mahkemesi kararları bağlayıcı nitelikte değildir. Ceza yargılaması sırasında, davalı, davacıya yönelik sadece “terbiyesiz” kelimesini kullandığını kabul etmiştir. Davalının bu sözünün niteliği ve sözün söylendiği ortam dikkate alındığında, davacının sıranın önüne geçmek istemesi sebebiyle söylenmiş kişisel değer yargısı mahiyetinde bir söz olup, kişilik haklarına saldırı söz konusu değildir. “Ahlaksız kadın” sözünün söylendiği yönünde tek tanık davacının eltisidir. Diğer tanık ise olay anında olay yeri olan oy kullanma odasındaki görevlidir. Tarafsız tanık olan görevlinin beyanından, davalının hakaret içerir beyanının olmadığı anlaşılmaktadır. O halde mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile, davacının yakını olan tek tanığın beyanına itibar edilerek davaya konu sözlerin söylendiğinin kabulüyle bir miktar manevi tazminata karar verilmesi doğru değildir. Bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarda gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine 14.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

“Başbakan bizim halimizi bilmez, Başbakan kim kardeşim, Başbakan kukladır kukla, onun ile bunun ile masaya oturur, pazarlık yapar bizim halimizi sormaz” şeklindeki sözlerin, rahatsız edici ve kaba hitap tarzında olduğu kabul edilmekle birlikte, bu sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi gerektiği”

T.C. YARGITAY
18. CEZA DAİRESİ

E. 2017/7133
K. 2017/13734
T. 28.11.2017
DAVA : Hakaret suçundan sanık …’ın mahkûmiyetine dair, Zonguldak 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nden verilen, 06/06/2013 gün ve 2013/116 Esas, 2013/374 Karar sayılı hükümlerin sanık müdafii tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 26/09/2017 gün ve 2015/9506 Esas, 2017/9608 Karar sayılı ilamı ile bozma yönündeki kararına karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, 13/11/2017 gün ve 4 – 2013/289624 Sayılı itiraz yazısı ile itiraz etmesi üzerine dosya Daire’ye gönderilmekle incelendi;

I-) İTİRAZ NEDENLERİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ilgili itiraz yazısında özetle;

Sanığın, katılan Başbakan … hakkında sarf ettiği “Başbakan bizim halimizi bilmez, Başbakan kim kardeşim, Başbakan kukladır kukla, onun ile bunun ile masaya oturur, pazarlık yapar bizim halimizi sormaz” şeklindeki sözlerin hakaret suçunu oluşturduğu, sanığın, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına “Kukladır, kukla” şeklinde sıfat yüklediği ve Türk Dil Kurumu Sözlüğü kapsamında “başkasının etkisinde olan, başkasının isteklerine göre davranan kimse” ya da başkalarının oyuncağı olmuş kendi kişiliğiyle hareket edemeyen anlamında kullanılmakta olan bu sözün, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici nitelikte olup eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırlarını aşan bir boyutta bulunduğu, bu itibarla sanığın sarf ettiği sözlerin, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olan katılan …’nın şeref ve itibarını zedeleyici nitelikte olup küçük düşürücü değer yargıları taşıdığı sebeple hakaret suçunu oluşturduğunun kabulüyle, sanığın katılan …’a yönelik eylemindeki suçun sübutuna yönelik bozma kararının kaldırılması ve diğer bozma nedenlerinin aynen korunması talep edilmiştir.

II- İTİRAZIN KAPSAMI

İtiraz, sanığın katılan …’a yönelik sarf ettiği sözlerin, hakaret suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkindir.

III- KARAR

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP, DÜŞÜNÜLDÜ:

KARAR : Dairemizin istikrar kazanmış kararlarına göre, hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.

İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.

Anayasa’nın 26. maddesinde, “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye’nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen “bilgi” ve “fikirler” için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM’e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde “demokratik bir toplum”dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.

Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir.

Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğünde “kukla” sözcüğünün kelime anlamına da bakıldığında; oyunlarda oynatılan gerçek manasının yanı sıra, “başkasının etkisinde olan, onun isteklerine göre davranan kimse” olarak tanımlandığı görülmüştür.

Bu açıklamalar ışığında, sanığın katılanın gıyabında sarf etmiş olduğu, “Başbakan bizim halimizi bilmez, Başbakan kim kardeşim, Başbakan kukladır kukla, onun ile bunun ile masaya oturur, pazarlık yapar bizim halimizi sormaz” şeklindeki sözlerin, rahatsız edici ve kaba hitap tarzında olduğu kabul edilmekle birlikte, bu sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi gerektiği, sözlerin açıkça, katılanın onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte olmadığı veya sövme fiilini oluşturmadığı anlaşılmıştır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, Dairemizin 26/09/2017 tarih ve 2015/9506 Esas, 2017/9608 Karar sayılı bozma kararındaki gerekçeye göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE, 6352 Sayılı Kanun’un 99/3. maddesiyle ile değişik 5271 Sayılı Kanun’un 308. maddesine eklenen 3. fıkra hükmüne göre, dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na GÖNDERİLMESİNE, 28/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İnternet sitesinde izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayın

YARGITAY 11. Hukuk Dairesi        
 2016/6729 E.
2018/738 K.

davacının internet sitesinde yayınlanan finans konusundaki söyleşi içeriğinin sahibinin hususiyetini taşıdığı ve ilim ve edebiyat eseri niteliğinde olduğu, davalının internet sitesinde bu haberi içeriğini birebir alıp sadece başlık kısmını değiştirmek suretiyle kendine ait internet sitesinde net olarak kaynak göstermeden sadece haberi yapan davacı çalışanının adı ile röportaj yapılanının adı belirtilerek yayınlandığı, haberin başlığını izinsiz değiştirdiği, içeriğini de izin almadan kullanarak davacının çalışanınca yapılmış ve mali hak sahibi olduğu eserden kaynaklanan mali haklarına tecavüzde bulunduğu, sözleşme düzenlenmiş olması halinde sözleşme miktarının 1.000,00 TL olacağı, …. 68. maddesi gereğince de bu miktarın üç katı olan 3.000,00 TL üzerinden maddi tazminat talebinin uygun olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile … 68. maddesi gereğince 3.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

“İçtihat Metni”

….

Taraflar arasında görülen davada ….Mahkemesi’nce verilen 28/01/2016 tarih ve 2014/176-2016/17 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin….imtiyaz hakkı sahibi olduğunu, 13/04/2014 tarihinde müvekkili gazetenin özel haberi olarak internet sitesinde “…” başlıklı haberin yayınlandığını, davalının aynı haberi kendi internet sitesinde izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlandığını, buna ilişkin tespit yapıldığını iddia ederek tecavüzün ref’ine, verilecek hükmün üç gazetede ilanına, davalı yanın 5846 sayılı Kanun’un 70. maddesine göre 3.000,00 TL tutarında tazminata hükmedilmesine, 5846 sayılı Kanun’un 68. maddesine göre bilirkişilerce tespit edilecek rayiç bedelin şimdilik 1.000,00 TL’sinin üç katı olan 3.000,00 TL’si oranında tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu haberin … 36. maddesi kapsamında kaynak gösterilmek suretiyle hukuka uygun bir şekilde alıntılandığını, davacı tarafın davalı müvekkiline ait yayında kaynak belirtilmeksizin iktibas yapıldığı iddiasının ise yerinde olmadığını, haberin ilk sayfasında açıkça “…. ile yaptığı ve … yayınlanan finans sohbeti şöyle:” denilmekle davacıya ait yayın ve haberi hazırlayan kişinin kaynak olarak gösterildiğini, yaptıkları yayının hukuka uygun bir yayın olduğunu, davaya konu haberin … kapsamında sayılan eser türlerinden birine dahil olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacı yana ait haberin 13/04/2014 tarihinde yayınlandığı, davalının haberi 14/04/2014 tarihinde yayınladığı, davacının internet sitesinde yayınlanan finans konusundaki söyleşi içeriğinin sahibinin hususiyetini taşıdığı ve ilim ve edebiyat eseri niteliğinde olduğu, davalının internet sitesinde bu haberi içeriğini birebir alıp sadece başlık kısmını değiştirmek suretiyle kendine ait internet sitesinde net olarak kaynak göstermeden sadece haberi yapan davacı çalışanının adı ile röportaj yapılanının adı belirtilerek yayınlandığı, haberin başlığını izinsiz değiştirdiği, içeriğini de izin almadan kullanarak davacının çalışanınca yapılmış ve mali hak sahibi olduğu eserden kaynaklanan mali haklarına tecavüzde bulunduğu, sözleşme düzenlenmiş olması halinde sözleşme miktarının 1.000,00 TL olacağı, …. 68. maddesi gereğince de bu miktarın üç katı olan 3.000,00 TL üzerinden maddi tazminat talebinin uygun olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile … 68. maddesi gereğince 3.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
…/…





Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 153,68 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 05/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.