Avukatın Baroya Şikayeti, Manevi Tazminat

13. Hukuk Dairesi

2016/22095 E.
2018/9963 K.
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki maddi-manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR

Davacı, davalıyı taraf olduğu bir kısım davalarda vekil olarak temsil ettiğini, … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/256 Esas ve 2010/335 Esas sayılı dava dosyalarının 10/08/2011 tarihinde yapılan keşiflerinde davacının karşı tarafla anlaşması neticesinde bu hususun keşif tutanağına geçirildiği ve davalı tarafından imzalandığı ancak bu keşifler sonrası kendisinin azledildiği gibi ilgili Baroya da haksız olarak şikayet edildiğini, soruşturma nedeni ile korku ve kaygı yaşadığını, mesleki itibarının zedelendiğini ileri sürek 5000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, keşif günü karşı yan ile anlaşıldığını belirterek zaptı imzalattığını haklarının gereği gibi gözetilmediğini, haklı şikayette bulunduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne, 5000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, haksız şikayet nedeni ile kişilik haklarının zarar gördüğü iddiası ile manevi tazminat istemine ilişkin eldeki davayı açmıştır. Davalının, davacıyı görevini gereği gibi yerine getirmediğinden bahisle şikayet ettiği ve şikayet nedeni ile … Barosu Başkanlığı’nın 2011/34 sayılı disiplin soruşturması neticesinde davacı hakkında disiplin kovuşturması açılmasına yer olmadığına karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir. Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, TBK’nun 58. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olaya gelince, davacı ile davalı arasında vekalet ilişkisinin olduğu, vekilin Avukatlık Yasası kapsamında müvekkilinin haklarını gözetmek zorunda olduğu, davalı tarafından kendi hak ve menfaatlerinin davacı yanca gözetilmediğinin düşünüldüğü ve bu gerekçe ile 14/10/2011 tarihli dilekçesi ile ilgili Baroya şikayet dilekçesi verdiği, dilekçede haksız fiil içeren bir ibarenin yer almadığı, şu durumda davalının anayasal şikayet hakkını kullandığı, bu hakkını kullanırken yasal sınırlar dışına çıkmadığı sonucuna varılarak davanın reddi yerine kabulü doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın