Avukatın mahkemeye verdiği dilekçede hakime hakaret ettiği iddiası

Yargıtay4. Ceza Dairesi

Esas No:2013/19745
Karar No:2014/23829
K. Tarihi:3.7.2014

şüpheli avukatın, müvekkiliyle ilgili infaza gönderilen kararın hüküm bölümünde sonradan yapılan tavzih işlemine yönelik eleştirilerine yer verdiği dilekçesinde, “…Savcılık ve Mahkemenin yasa ve hukuka uygun davranışlar sergilemediği halde, uygun olduğu varsayılsa dahi, Hukuk Mahkemelerinin uygulanmasında var olan tavzih müessesesinin Ceza Hukuku Usulünde uygulanma yeri olmadığı açıktır. Bu sebeple de kesinleşmiş Mahkeme kararına karşı Hakim-savcı dostluğu içerisinde birbirlerini ağırlayarak bu yönde bir uygulamaya gitmiş olmaları hukuken kabul edilemez. Kanunsuzluğu ve hukuksuzluğu, adalet duygusunun önüne geçirmek biz uygulayıcıların içinde bulunabileceği en büyük gaflettir. Görev sorumluluklarımızı yerine getirirken hassasiyetle davranmalı, toplumun adalete olan inancını ve Devlet kurumlarına olan güvenini zedelemeden yerine getirmekle mükellef olduğumuzu unutmamalıyız… Devlet kurumlarının, şahsi boş vermişlikler ve gözden kaçırmalar neticesinde vatandaşına karşı sorumlu olduğu bilincinde hareket etmek zorundadır.” şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır.
Şüphelinin ifade ettiği bu sözlerin rahatsız edici ve ağır eleştiri olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Ancak söylenen bu sözlerin somut bir fiil ya da olgu isnat etmek şeklinde olmadığı gibi, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek ağırlıkta sövme fiili olarak kabulü de suçla korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde genişletmek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum olacaktır.

Hakaret suçundan şüpheli Avukat … hakkında son soruşturmanın açılmamasına dair, … 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/10/2012 tarih ve 2012/273 esas, 2012/275 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23/05/2013 gün ve 171249 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:

İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, Ankara Barosunda kayıtlı avukat olan sanığın, müvekkili … hakkında … 21. Asliye Ceza Mahkemesince verilen mahkumiyet kararının infazının ertelenmesi talebiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/2-8568 ilamat sayılı dosyasına sunduğu 18/11/2011 tarihli dilekçesinde “…Savcılık ve Mahkemenin yasa ve hukuka uygun davranışlar sergilemediği halde, uygun olduğu varsayılsa dahi, Hukuk Mahkemelerinin uygulanmasında var olan tavzih müessesesinin Ceza Hukuku Usulünde uygulanma yeri olmadığı açıktır. Bu sebeple de kesinleşmiş Mahkeme kararına karşı Hakim-savcı dostluğu içerisinde birbirlerini ağırlayarak bu yönde bir uygulamaya gitmiş olmaları hukuken kabul edilemez. Kanunsuzluğu ve hukuksuzluğu, adalet duygusunun önüne geçirmek biz uygulayıcıların içinde bulunabileceği en büyük gaflettir. Görev sorumluluklarımızı yerine getirirken hassasiyetle davranmalı, toplumun adalete olan inancını ve Devlet kurumlarına olan güvenini zedelemeden yerine getirmekle mükellef olduğumuzu unutmamalıyız…Devlet kurumlarının, şahsi boş vermişlikler ve gözden kaçırmalar neticesinde vatandaşına karşı sorumlu olduğu bilincinde hareket etmek zorundadır.” şeklindeki ifadelere yer verdiği dilekçesinde, karara ve infaz işlemlerine ilişkin meram anlatmaya yönelik olmayan, görev yapan hâkim ve savcılar yönünden küçük düşürücü, onur ve saygınlığı zedeleyici nitelikte ibareler kullanıldığı, söz konusu ibarelerin avukatlık göreviyle bağdaşmadığı anlaşılmakla, mevcut delillerin son soruşturmanın açılması için yeterli olduğu, delillerin takdir ve değerlendirilmesinin de son soruşturma aşamasında davayı görecek olan Mahkemesine ait bulunduğu gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:

Şüpheli Avukat … hakkında, sanık müdafii sıfatıyla takip ettiği Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/2-8568 ilamat sayılı dosyasına sunduğu infazın ertelenmesi talepli 18/11/2011 tarihli dilekçesinde, kararı veren hakim ve infaz işlemlerini yerine getiren Cumhuriyet savcısına, savunma dokunulmazlığını aşan sözler sarfederek hakaret ettiği iddiasıyla yapılan soruşturma sonucunda, Sincan Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianameyi inceleyen, … 2. Ağır Ceza Mahkemesince, iddianamede geçen sözlerin hakaret suçunu oluşturmadığı gerekçesiyle, son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verildiği, kesinleşen bu karar aleyhine Kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır.

II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:

Son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına ilişkin karara konu edilen ve şüpheli avukat tarafından sarfedilen sözlerin, hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:

5237 sayılı TCK’nın “hakaret” başlıklı 125. maddesinde; “ Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.” hükmüne yer verilmiştir.
Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.
Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.
İnceleme konusu somut olayda; şüpheli avukatın, müvekkiliyle ilgili infaza gönderilen kararın hüküm bölümünde sonradan yapılan tavzih işlemine yönelik eleştirilerine yer verdiği dilekçesinde, “…Savcılık ve Mahkemenin yasa ve hukuka uygun davranışlar sergilemediği halde, uygun olduğu varsayılsa dahi, Hukuk Mahkemelerinin uygulanmasında var olan tavzih müessesesinin Ceza Hukuku Usulünde uygulanma yeri olmadığı açıktır. Bu sebeple de kesinleşmiş Mahkeme kararına karşı Hakim-savcı dostluğu içerisinde birbirlerini ağırlayarak bu yönde bir uygulamaya gitmiş olmaları hukuken kabul edilemez. Kanunsuzluğu ve hukuksuzluğu, adalet duygusunun önüne geçirmek biz uygulayıcıların içinde bulunabileceği en büyük gaflettir. Görev sorumluluklarımızı yerine getirirken hassasiyetle davranmalı, toplumun adalete olan inancını ve Devlet kurumlarına olan güvenini zedelemeden yerine getirmekle mükellef olduğumuzu unutmamalıyız… Devlet kurumlarının, şahsi boş vermişlikler ve gözden kaçırmalar neticesinde vatandaşına karşı sorumlu olduğu bilincinde hareket etmek zorundadır.” şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır.
Şüphelinin ifade ettiği bu sözlerin rahatsız edici ve ağır eleştiri olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Ancak söylenen bu sözlerin somut bir fiil ya da olgu isnat etmek şeklinde olmadığı gibi, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek ağırlıkta sövme fiili olarak kabulü de suçla korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde genişletmek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum olacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’de ifade özgürlüğüne ilişkin sözleşmenin 10. maddesini yorumlarken, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin demokratik toplumunun karakteristik özelliklerinden olduğunu, bu değerlere sahip olmayan sistemin demokratik toplum olarak adlandırılmasının mümkün olmadığını, bu nedenle ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların bu değerlere aykırı düşmemesi ve meşru amaçla orantılı olması gerektiğini, sadece zararsız ve lehte olan düşünceler değil, devlet veya toplumun bir bölümü için rahatsız edici, saldırgan veya şok edici düşüncelerin de maddenin korumasına gireceğini belirtmektedir. (Handyside – Birleşik Krallık, A 24 (1976); 1 EHRR 737 para: 49 PC.)
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri, yargı kararı ve açıklamalar ışığında, … 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, iddia olunan sözlerin hakaret suçu olarak değerlendirilemeyeceğine ilişkin gerekçesi yerinde görüldüğünden, anılan kararın Kanun yararına bozulmasına ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, …an 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/10/2012 tarih ve 2012/273 esas, 2012/275 sayılı kararının, hukuka uygun olması nedeniyle yerinde görülmediğinden, CMK’nın 309. maddesi koşullarını taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 03.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın