BEDELLER ARASINDAKİ FARK TEK BAŞINA MUVAZAANIN KANITI DEĞİLDİR

YARGITAY 1. Hukuk Dairesi

2016/17017 E.

2020/1544 K.

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVACILAR : … V.D.
DAVA TÜRÜ : TAZMİNAT

Taraflar arasında görülen tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde, davacılar vekili tarafından süresinde ve duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, davacılar vekilinin duruşma isteği değerden reddedildi. Tetkik Hakimi …’ün raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakan …’nın 188 parsel sayılı taşınmazını mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak oğlu olan davalı …’e satış suretiyle temlik ettiğini, …’in de dava dışı kişiye devrettiğini ileri sürerek miras payları oranında ve şimdilik 11.500,00 TL’nin davalıdan tahsilini istemişlerdir.
Davalı, mirasbırakanın dava konusu taşınmazı 3. kişiye devrettiğini, taşınmazın 3. kişilerin eline geçmesine gönlü razı olmayınca bedelini ödemek suretiyle devraldığını, 2006 yılında ise bir başkasına sattığını, zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacıların 29 yıl sonra dava açmalarının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu, bilirkişi raporunda tespit edilen bedelin davacının talebinden fazla olup, usulüne uygun ıslah da bulunmadığı gerekçesiyle dava dilekçesindeki taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1925 doğumlu mirasbırakan …’nın 1985 tarihinde ölümü ile geride mirasçı olarak çocukları olan davacılar …, …, 1996 yılında ölen kızı …’ın çocukları olan davacılar …, 1999 yılında ölen …’in kızı olan davacı …, davalı oğlu … ile dava dışı mirasçıları kızı …’ın eşi … ile oğlu …, oğlu …’in eşi … ile oğlu …’i bıraktığı, mirasbırakana vekaleten dava dışı …’un 188 parsel sayılı taşınmazı 07.05.1985 tarihinde davalı …’e, …’in 27.03.2006 tarihinde dava dışı …’a, …’ın 17.11.2009 tarihinde dava dışı Paşa Can- Et Ürünleri Tic Ltd Şti.’ye satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.
./..

Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ile durumun aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, muvazaa iddiasına dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerekmektedir. Bu kapsamda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 190. maddesi ile Türk Medeni Kanununun (TMK) 6. maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Bir başka ifade ile temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olduğunu ispat külfeti davacı tarafa aittir.
Somut olaya gelince, dinlenen davacı tanıkları mirasbırakanın mal kaçırmasını gerektirir somut bir olgu ortaya koyamadıkları gibi , dosya kapsamındaki diğer deliller ile de, davacıların temlikin mirastan mal kaçırma amacıyla yapıldığı iddiasını TMK’nun 6. ve HMK’nun 190. maddeleri uyarınca kanıtladığından bahsedilemez.
Öte yandan, bedeller arasındaki fark tek başına muvazaanın kanıtı değildir.
Hal böyle olunca, iddianın kanıtlanamadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
Davacıların yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, davalı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz eden davalıya geri verilmesine, aşağıda yazılı 92.89 TL. fazla yatan harcın davacılara iadesine, 04/03/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın