BİRDEN FAZLA TAŞINMAZA İLİŞKİN DAVADA BİRDEN FAZLA DAVALI BULUNSA DA HMK 12/3 HÜKMÜ UYGULANABİLİR

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO      : 2017/1-2616
KARAR NO   : 2019/1330

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ             :
Hatay 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                       : 21/01/2014
NUMARASI                : 2013/633 – 2014/6
DAVACI                      : C.Y. vekili Av. K.C.
DAVALI                      : 1- N.Y. vekili Av. H.S.
                                     2- N.Y. vekili Av. İ.E.
                                     3- L.Y. vekili Av. Z.A.
                                     4- S.H. ve diğerleri
                                   : R.Y. Mirasçıları;
                                     Y.B. ve diğerleri
BİRLEŞEN DAVA      : Hatay 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 2009/297 E, 2010/205 K.
DAVACILAR              : 1- M.H. ve diğerleri vekilleri Av. A.B.
DAVALILAR               : 1- L.Y., 2- N.Y. vekilleri Av. İ.E.
                                      3- H.Y., 4- S.H., 5- M.Y. vekilleri Av. Z.A.
                                      6- N.Y. ve diğerleri
                                   : R.Y. Mirasçıları;
                                      Y.B. ve diğerleri

Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Hatay 1. Asliye Hukuk Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen 11.10.2012 tarihli ve 2007/242 E., 2012/474 K. sayılı kararın davalı Nedim Y. vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 03.06.2013 tarihli ve 2013/6509 E., 2013/9094 K. sayılı kararı ile:

“… Dava, muris muvazası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı murisi Sabri Y.’nın Hatay İli Samandağ İlçesinde bulunan 21, 27, 28, 18, 4695, 4697 ve 4698 parsel sayılı taşınmazları davalı Nedim Y.’ya, Hatay İli, Antakya İlçesinde bulunan 12393, 173, 10662, 10663, 10664, 10665, 10669, 10670, 10671, 10672, 10672 ve 530 parsel sayılı taşınmazları da diğer davalılara temlik ettiğini, temlikin mirastan mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı olarak yapıldığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunduğu, mahkemenin davanın kabulüne karar verdiği, dava konusu taşınmazların farklı ilçelerin idari sınırları içerisinde yer aldığı, davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığıda bulunmadığı anlaşılmaktadır. 

Bilindiği üzere; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 13/1. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 12/1.) maddesi gereğince taşınmazın aynı ile ilgili davaların taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde çözüme kavuşturulması gerekeceği tartışmasızdır. Taşınmazın bulunduğu yerden maksat ise tapuda kayıtlı olduğu yer değil, fiilen içinde bulunduğu mülki sınırdır. Anılan yetki kuralı kesin ve kamu düzeniyle ilgili olup, davanın her aşamasında mahkemece re’sen (kendiliğinden) gözetilmesi gerekir.

Hemen belirtilmelidir ki, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin dava da taşınmazın aynına ilişkin bir dava olup, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 13/1(6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 12/1.) maddesinde öngörülen mahkemede açılmalıdır.

Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda mahkemece öncelikle yetki bakımından bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir…” 

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davalı Nedim Y. vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilleri; müvekkillerinin babası olan muris Sabri Y.’nın 06.09.2006 tarihinde vefat ettiğini, murisin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla Hatay ili Samandağ ilçesi Z. mahallesinde kain 21, 27, 28, 18, 29 (ifraz ile 4688-4700) parsellerdeki payını davalı Nedim Y.’ya, Hatay ili Antakya ilçesi Ç. köyünde kain 530 ve 12393 parsellerdeki payını davalı Sedat H.’na, 173 parseldeki payını davalı Zekeriya B.’a, 1057 parseldeki (imar ile 10662, 10663, 10664, 10665, 10669, 10670, 10671, 10672) payını da davalı Ratibe Y.’ya devrettiğini, satış işleminin tarafların gerçek iradelerine uygun olmadığı gibi satış bedellerinin de düşük gösterildiğini, satış işlemlerinden sonra da malların ölene kadar murisin zilyetliğinde bulunduğunu, görünüşteki satış işleminin tarafların gerçek iradesini yansıtmadığını, gizlenen bağış sözleşmesinin de şekil şartlarını taşımadığından geçersiz olduğunu ileri sürerek davalılar adlarına olan tapu kayıtlarının müvekkillerinin miras payı oranında iptali ile müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.

Davalılar Şehit Y., Ratibe Y., Leyla Y. ve Meryem Y. vekilleri ile Zekeriya B., Şehit Y., Sedat H.; yapılan satışların gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlar, davalı Nedim Y. vekili öncelikle müvekkili adına kayıtlı taşınmazların Samandağ’da olması nedeniyle mahkemenin yetkisiz olduğunu, esasa ilişkin olarak da satışların gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkemece; yapılan yargılamaya, toplanan delillere, açıklanan maddi ve hukuki olgulara, dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli bulunan bilirkişi raporuna, itibar olunan davacı tanık anlatımlarına ve tüm dosya kapsamına göre; murisin dava konusu taşınmazlardaki hisselerini davalılara gerçekte bağışladığı halde tapuda satış yapılmış gibi muvazaalı olarak temlik ettiği ve temlikin 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesinin de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706, Borçlar Kanunu’nun 213 ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan iptale tabi olduğu gerekçeleriyle dava konusu taşınmazların veraset ilamındaki hisseleri oranında davacılar adına tesciline, kalan payların davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.

Davalı Nedim Y. vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel mahkemece önceki gerekçelere ek olarak; davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 12. maddesinin son fıkrasınının tanıdığı yetkiye dayalı olarak Hatay Mahkemelerinde açıldığını, her iki dava da aynı maddi vakıalara ve hukuki sebeplere dayanıldığından davalardan birisinin diğer davanın sonucunu bekleyeceği, Anayasa’nın 141/4. maddesinde; davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunun belirtildiği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddesinde de, davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerektiğinin vurgulandığı, diğer taraftan; mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 77 ve 6100 sayılı HMK’nın usul ekonomisi ilkesi başlığını taşıyan 30. maddesinde de benzer düzenlemelere yer verildiği, bozma kararında belirtilen hususların usul ekonomi ilkesine aykırı olduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı Nedim Y. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı eldeki tapu iptali ve tescil davasında, temyize konu çekişmeli taşınmazların farklı ilçenin idari sınırları içerisinde yer alması karşısında, 1086 sayılı HUMK’nın 13/3 (6100 sayılı HMK’nın 12/3) maddesinin somut olayda uygulanma imkânının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için mahkemelerin yetkisine ilişkin yasal düzenlenmelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

Yetki, bir davaya hangi yerdeki hüküm mahkemesi tarafından bakılacağını belirtir. Burada, yer bakımından (coğrafi bakımdan) bir davanın hangi (neredeki) mahkeme tarafından görüleceği söz konusudur (Kuru B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. I, İstanbul 2001, s. 379-381).

Her mahkemenin yargı yetkisi belli bir coğrafi bölge ile sınırlıdır ve buna o mahkemenin yargı çevresi denir. Hukuk mahkemelerinin yargı çevresi, bulundukları il merkezi ve ilçeler ile bunlara adli yönden bağlanan ilçelerin idari sınırlarıdır (5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun m. 7/1).

Büyükşehir belediyesi bulunan illerde, büyükşehir belediyesi sınırları içindeki il ve ilçelerin adı ile anılan sulh veya asliye hukuk mahkemelerinin yargı çevresi, il ve ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hakimler ve Savcılar Kurulunca, yine coğrafi durum ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak bir hukuk mahkemesinin kaldırılmasına veya yargı çevresinin değiştirilmesine, özel kanunlarında yargı çevresi belirtilmemiş olan hukuk mahkemelerinin yargı çevresinin belirlenmesine Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hakimler ve Savcılar Kurulunca karar verilir (5235 sayılı Kanun m. 7/2, 3).

Hemen belirtmek gerekir ki, mahkemelerin yetkisi kanunla belirlenir. 6100 sayılı HMK’nın 5. maddesinde, medeni yargılama alanında görev yapan mahkemelerin yetkisinin, Anayasa’nın 142. maddesine uygun olarak, bu Kanunla düzenlendiği belirtilmiştir. Ancak bu Kanun dışında, özel kanunlarda da yetkiye ilişkin kurallar bulunduğundan, özel kanunlardaki yetkiye ilişkin hükümlerin saklı tutulduğu hususuna da maddede yer verilmiştir. Benzer şekilde 1086 sayılı HUMK’nın 24. maddesinde de, “Teşkilâtı Esasiye Kanunu ve Kanunu Medeni ve sair adli kanunlar ve muahedeler ile salâhiyet hakkında vazolunan hükümler mahfuzdur.” şeklinde düzenleme yer almıştır.

Mahkemelerin yetkisi 6100 sayılı HMK’nın 5 ilâ 19. maddeleri arasında (1086 sayılı HUMK’nın m. 9-24) düzenlenmiş olup, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yer mahkemesi genel yetkili mahkeme olarak belirlenmiştir (HMK m. 6, HUMK m. 9). Davalının ikametgâhı mahkemesinin yanında, özel yetki kuralları ile başka yer mahkemeleri de yetkili kılınmıştır. Örneğin, sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir (HMK m.10, HUMK m.10). 

Öğretide ve uygulamada yetki kuralları, kamu düzenine ilişkin (kesin) ve kamu düzenine ilişkin olmayan yetki kuralları şeklinde ayrılmıştır. Kamu düzenine ilişkin olmayan yetki kuralları, genel yetki kuralları ile kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kurallarıdır. Kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralları mahkemenin yetkisini kaldırmadığından, bir başka ifade ile onunla birlikte uygulandığından, davacı davasını genel veya özel yetkili mahkemede açmak hususunda bir seçim hakkına sahiptir. Kamu düzenine ilişkin (kesin) yetki hâllerinde ise, davacı mutlaka davasını kanunda yetkili kılınan yer mahkemesinde açmalıdır. Bir tek yer mahkemesi yetkili kılındığından davacının seçim hakkı yoktur (Kuru,A./Arslan, R./Yılmaz, E.: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 6100 sayılı HMK’ya Göre Yeniden Yazılmış 22. Bası, Ankara 2011, s. 156-157).

Kanunda mahkemenin yetkisinin hangi hâllerde kamu düzenine ilişkin olduğu açıkça belirtilmemiştir. Bu sebeple, kanunda düzenlenmiş olan bir mahkemenin yetkisinin kamu düzenine ilişkin olup olmadığını o kanun hükmünün lafzına, kanun koyucunun böyle bir hüküm tesis etmesindeki güttüğü amaca ve genel hukuk kurallarına bakılarak belirlenmektedir (Kuru/Arslan/Yılmaz, s.156). 

1086 sayılı HUMK’de yetki hükümlerinde kesinlik durumuna ilişkin herhangi bir ifadeye yer verilmemişken, 6100 sayılı HMK’de, “kesinlik” durumu açıkça madde metninde belirtilmiş durumdadır. Sınırlı sayıdaki bu kesin yetki hâlleri dört maddede belirtilmiştir. Buna göre ölenin son yerleşim yeri mahkemesi (m. 11/1), taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi (m.12/1), özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi (m. 14/2) ve can sigortalarında, sigorta ettirenin, sigortalının veya lehtarın leh veya aleyhine açılacak davalarda onların yerleşim yeri mahkemesi (m. 15/2) kesin yetkilidir.

Bu genel açıklamalardan sonra taşınmaza ilişkin davalarda yetki kurallarının incelenmesine gelince;

1086 sayılı HUMK’nın 13. maddesinde düzenleme altına alınan taşınmazlara ilişkin yetki kurallarına 6100 sayılı HMK’nın 12. maddesinde yer verilmiştir.

1086 sayılı HUMK’nın 13. maddesindeki hükme göre,

“Gayrimenkule mütaallik davalar, gayrimenkulün bulunduğu mahal mahkemesinde ikame olunur.

Gayrimenkule mütaallik dava sebebi ne olursa olsun gayrimenkulün aynına veya gayrimenkul üzerinde bir hakka veya muvakkat olsa bile anın zilyedliğine veyahut hakkı hapsine mütedair olanlardır. İrtifak haklarına dair iddialarda, üzerine irtifak hakkı taallük eden malın bulunduğu mahal mahkemesi selahiyettardır.

Dava birden ziyade gayrimenkule ait ise gayrimenkullerden birinin bulunduğu mahal mahkemesinde ikame olunur.”

Bu hükümlerin karşılığı olan 6100 sayılı HMK’nın 12. maddesinde ise, 

“(1) Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. 

(2) İrtifak haklarına ilişkin davalar, üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır. 

(3) Bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir” düzenlemelerine yer verilmiştir.

1086 sayılı HUMK’nın 13. maddesinin 1. fıkrası 2. fıkrasıyla birlikte ele alındığında “taşınmaza ilişkin davalar” terimiyle “taşınmazın aynına ilişkin davalar”ın kastedildiği ortaya çıkmaktadır (HGK’nın 24.2.1965 tarihli ve 6/685-428 E., K. sayılı kararı). 6100 sayılı HMK’nın 12. maddesinde uygulamada olası tereddütleri gidermek adına, taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğine yol açabilecek davalar, taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalar ile irtifak haklarına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğu belirtilmiştir.

Taşınmaz üzerindeki aynî hakka ilişkin dava, doğrudan doğruya taşınmaz üzerindeki bir aynî hakka, mesela, istihkak davasında olduğu gibi, mülkiyet hakkına ilişkin olabileceği gibi; şahsi bir talep hakkı doğuran sözleşmeye dayanarak taşınmaz üzerinde bir aynî hak değişikliği ortaya çıkaran bir dava açılıyorsa, böyle bir talep hakkına ilişkin dava da, taşınmazın aynına ilişkin kabul edilmelidir. Bu hâlde istihkak davası (TMK m. 683), tescil davası (TMK m. 713), yolsuz tescilde tapu sicilinin düzeltilmesi davası ( TMK m.1025), taşınmaza el atmanın önlenmesi davası, muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil davası, taşınmaza ilişkin paylaştırma ve ortaklığın giderilmesi davaları, taşınmaz satış vaadine dayalı tapu iptali ve tescil davasında taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir (Kuru, B. İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku, İstanbul 2016, s. 114).

Taşınmazla ilgili olmak ile birlikte taşınmazın aynına ilişkin değilse, şahsi bir hakka ilişkinse artık taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılması mecburiyeti yoktur. Şahsi hakka ilişkin olan davalarda yetkili mahkeme diğer yetki kurallarına göre belirlenirler. Örneğin, kira bedelinin ödenmesi, kiralanan taşınmazların tahliyesi, ecrimisil davaları HMK’nın 12. maddesi (HUMK m. 13) kapsamında değildir (Kuru, İstinaf, s. 115). 

Davanın birden fazla taşınmaza ilişkin olması hâlinde ise, dava bu taşınmazlardan birinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabilir (HUMK m.13/3, HMK m.12/3). Davacıya burada seçim hakkı tanınmıştır. Davacı, eğer davası birden çok taşınmaza ilişkinse, bunlardan birinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açabilecektir. Kanunun ifadesinden davacının bu konuda seçimi yapmakta serbest bırakıldığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, iyi niyet kuralları yetki konusunda da uygulama yeri bulacağından davacı taşınmazlardan birisinin bulunduğu yerde dava açma hakkını seçerken TMK’nın 2. maddesine aykırı davranmamalıdır. Mesela, birden fazla taşınmaz için açılacak olan davada, taşınmazlar içinde büyük ve maddi değeri fazla olan taşınmaz varken, maddi değeri pek az olan taşınmazın bulunduğu yerde davanın açılması veya tanıklar ve taraflar için en yakın yerdeki taşınmazda değil de sırf tarafları ve tanıkları uzak yere götürmek için en uzaktaki taşınmazın bulunduğu yerde dava açılması HMK’nın 12. maddesi (HMUK m. 13) amacına uygun düşmeyecektir. Bununla birlikte, uyuşmazlık konusu taşınmazların maddî bakımdan birinin diğerine tercihi mümkün görülmemekte ise, bu takdirde HMK’nın 12/3 (HMUK m. 13/3) hükmüne uygun olarak dava davacının seçmiş olduğu gayrimenkul mahkemesinde açılabilmelidir (Önen, E.: Gayrimenkul Davalarında Yetki, AÜHFD, Y. 1966, C. 22, S. 1, s. 567-633, s. 610-611). 

Eğer uyuşmazlık konusu olan gayrimenkuller aynı şahsa değil de başka başka kimselere ait bulunmaktaysa bu hâlde taşınmaz malikleri arasında HMK’nın 57. (HMUK m. 43) maddesi gereğince ihtiyari dava arkadaşlığı doğmakta olup, bu hâllerde taşınmazlar arasında HMK’nın 166. maddesi (HUMK m. 45 vd) anlamında bir irtibatın bulunması gereklidir.

Yeri gelmişken ihtiyari dava arkadaşlığı kavramından kısaca bahsetmekte fayda bulunmaktadır.

6100 sayılı HMK’nın 57. maddesinde (HUMK m .43) ;

“Birden çok kişi, aşağıdaki hâllerde birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabilir:

a) Davacılar veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması,

b) Ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri, 

c) Davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması” hükmü yer almaktadır. 

Şu durumda, maddede açıkça sayılan dava konusu hak ve borcun ortak olması, birden fazla kişinin ortak bir işlem (örneğin sözleşme) ile borç altına girmiş olması, davanın birden fazla kişi hakkında aynı (veya benzer) sebepten doğmuş olması hâllerinde birden çok kimsenin birlikte dava açması olanaklı olduğu gibi, birlikte aleyhlerine de dava açılabilir. Maddede sayılan bu hâller dışında ihtiyari dava arkadaşlığından söz etmek mümkün değildir.

İhtiyari dava arkadaşlığında, dava arkadaşı sayısı kadar dava vardır ve bu davalar mahkemece birlikte görülür. Bu sayede zaman, emek ve masraftan tasarruf (HMK m. 30, usul ekonomisi) sağlanarak yargılamanın kolaylaştırılmasının yanı sıra, yargılamada öngörülen sürelerin aşılmasını ve nihayet çelişik kararların verilmesini önler.

Davanın birden fazla kişi hakkında aynı veya benzer sebepten doğması hâline gelince; aynı sebepten maksat yalnız hukuki sebep olmayıp bir olaya, yani aynı vakıaya ve fakat farklı hukuki sebeplere dayanılarak da birden fazla kişinin dava açması veya dava edilmesi olanaklıdır (Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 502). 

Yine 6100 sayılı HMK’nın 166. maddesinde davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda davaların birleştirilebileceği; 167. maddesinde ise mahkemenin, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında talep üzerine veya kendiliğinden karar verebileceği hüküm altına alınmıştır. 

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; asıl ve birleşen davalarda davacılar dava konusu Hatay ili Samandağ ilçesi Z. mahallesinde kain 21, 27, 28, 18, 29 (ifraz ile 4688-4700) parseller ile Hatay ili Antakya ilçesi Ç. köyünde kain 530, 12393 173,1057 (imar ile 10662, 10663, 10664, 10665, 10669, 10670, 10671, 10672) parsel sayılı taşınmazların murisleri Sabri Y. tarafından davalılara muvazaalı olarak devredildiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuşlardır. 

Dava birden fazla taşınmaza ilişkin olup, aynı zamanda birden fazla davalı bulunmaktadır. Davacılar, bir kısım taşınmazların bulunduğu Antakya ilçesinin bağlı olduğu Hatay Asliye Mahkemesinde davayı açmışlardır.

Yukarıda da ifade edildiği üzere, davanın birden fazla taşınmaza ilişkin olması hâlinde , dava bu taşınmazlardan birinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabilir (HUMK m. 13/3, HMK m.12/3) ve eğer uyuşmazlık konusu olan gayrimenkuller aynı şahsa değil de başka başka kimselere ait bulunmaktaysa bu hâlde taşınmaz malikleri arasında HMK’nın 57 (HMUK m. 43) maddesi gereğince ihtiyari dava arkadaşlığı olup, bu hâllerde taşınmazlar arasında HMK’nın 166. maddesi (HUMK m. 45 vd) anlamında bir irtibatın bulunması gereklidir. Nitekim, davaların açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK’nın 45. ve devamı maddeleri ile, karar tarihinden önce yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 166. maddesi hükmü gereğince davaların aralarında bağlantı bulunması, biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek durumda olması hâlinde davaların birleştirilmesine karar verilebileceği hükme bağlanmıştır. Muris muvazaası istemli davalarda mirasbırakanın gerçek irade ve amacının tespiti bakımından devrettiği taşınmazlar yönünden muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı açılan davaların birlikte değerlendirilmesi gerektiği açıktır.

Asıl dava 06.09.2007, birleşen dava 09.10.2009 tarihlerinde açılmış olup, davacılar dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan HUMK’nın 13. maddesinin 3. fıkrası gereğince taşınmazların birinin bulunduğu yerde dava açma hakkına sahiptirler.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, HMK’nın 12. maddesinin kesin yetki kuralı, 3. fıkrasının ise kesin yetki kuralının istisnası olduğu, aynı davalı hakkında birden fazla taşınmaz için dava açılmış olması hâlinde birden fazla davadan değil aynı dava içinde birden fazla müddeabih söz konusu olacağından HMK’nın 12/3. maddesi kapsamında dava açılmasının mümkün olduğu ancak taşınmazların malikleri farklı ise burada birden fazla taşınmazdan değil, farklı kişilerin davalı olduğu birden fazla davanın söz konusu olacağı, HMK’nın 12/3. maddesinde dava açılan taşınmazları esas alarak istisna getirdiğine göre davalıların durumuna bakmak gerektiği, kendi taşınmazının bulunduğu yer dışında bir yerde davasının görülmesinin davalının aleyhine bir durum olduğu, davalılar arasında HMK’nın 58/1 maddesinde belirtilen ihtiyari dava arkadaşlığının söz konusu olduğu, Hatay’da davalı Nedim’in davalı olduğu hiçbir taşınmazın bulunmadığı, ihtiyari dava arkadaşlığında davalar birlikte görülebilirse de kamu düzenine ilişkin yetki kuralının öncelikle uygulanması gerektiği gerekçeleriyle Özel Dairenin kesin yetkiye ilişkin bozma kararının yerinde olduğu, bu nedenle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Hâl böyle olunca; yerel mahkemece HUMK’nın 13. maddesinin 3. fıkrasının tanıdığı yetkiye dayanarak Samandağ ilçesi sınırları içerisinde yer alan taşınmazlar bakımından yetkisizlik kararı verilmesine gerek olmadığına ilişkin olarak verilen direnme kararı yerindedir. 

Ne var ki, esasa ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; direnme kararı yerinde olup işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurul Kurulu kararının taraflara tebliği ile, karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10.12.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

6100 sayılı HMK’da; Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğu (HMK 12/1), bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabileceği (HMK 12/3) düzenlenmiştir. 

Maddenin 1. fıkrasında kesin yetki kuralı ve 3. fıkrasıyla bu kesin yetki kuralına bir istisna getirilmiştir. Bu bir istisna düzenlemesi olduğuna göre, istisnaların dar yorumlanması kuralına göre değerlendirme yapılmalı ve 1. fıkradaki kesin yetkinin konuluş amacına aykırı sonuçlara varılmamalıdır.

Somut olayda murisin bazı tasarruflarının mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığı ve muvazaalı olduğu iddiasıyla dava açılmış olup, muvazaa nedeniyle tapu iptali koşulları bulunup bulunmadığının lehine tasarruf yapılan her bir mirasçı yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. 

Samandağ’da bulunan taşınmazlar için lehine tasarruf yapılan kişi davalı Nedim olup, diğer davalılar sadece Hatay’da bulunan taşınmazlar yönünden lehine tasarruf yapılan kişi durumundadır. Nedim’in hakkında dava konusu olan Hatay’da bulunan taşınmaz olmadığı gibi diğer davalılar için de haklarında dava açılan Samandağ’da bulunan taşınmaz bulunmamaktadır.

Bu durumda murisin Nedim yönünden tasarrufu Samandağ’da, diğerleri için Hatay’da yapılan tasarruf olup tamamen farklı akit tabloları ile yapılmış farklı işlemlerdir. Muvazaanın varlığı da her davalı için ayrı değerlendirileceği gibi murisin her tasarrufu için de ayrı değerlendirilecektir.

Aynı davalı hakkında birden fazla taşınmaz için dava açılmış olması hâlinde, birden fazla dava olduğundan söz edilemeyecek ancak aynı dava içinde müddeabihe dâhil birden fazla taşınmaz olduğu kabul edilecektir. Müddeabihe dâhil birden fazla taşınmaz var ise bu taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde HMK 12/3. madde kapsamında dava açılması mümkündür. Bu davacı yararına olduğu kadar davalının da yararınadır.

Birden fazla taşınmazın malikleri farklı ise yani bu davalar farklı kişiler aleyhine açılıyorsa, burada müddeabihe dâhil birden fazla taşınmazdan değil, farklı kişilerin davalı olduğu birden fazla davadan söz etmek gerekir. Çünkü taşınmazlar farklı ve malikleri farklı olduğu için davalılar da farklı ise, bu davalar birlikte açılması zorunlu olmayan, davalıların mecburi dava arkadaşı olmayıp ihtiyari dava arkadaşı konumunda olduğu ayrı davalar niteliğindedir. 

HMK 58/1. maddede yer alan; “ihtiyari dava arkadaşlığında, davalar birbirinden bağımsızdır” düzenlemesi de birlikte açılan bu davaların birden fazla dava sayılması gerektiği sonucunu ortaya koymaktadır.

HMK 12/3. madde dava açılan taşınmazları esas alarak bir istisna getirdiğine göre, kapsamını belirleme konusunda da davacıların durumuna değil taşınmaz maliki davalıların durumuna bakmak gerekir. Çünkü HMK 12. maddedeki kesin yetki kuralı taşınmazın bulunduğu yeri esas aldığından davalı tarafın daha lehine bir düzenlemedir. Davalının malik olmadığı, davalı durumunda olmadığı başka taşınmazlar nedeniyle başka kişiler aleyhine dava açıldı diye, kendi taşınmazının bulunduğu yer dışında bir yerde davasını görmek davalının aleyhine bir durum olacaktır. 

HMK 12/3. madde ile korunan menfaat davacının durumu olmayıp davaya konu taşınmazlar ve buna bağlı olarak davalının durumu olduğundan davanın açıldığı Hatay’da Nedim’in davalı olduğu hiç bir taşınmaz bulunmadığına göre Samandağ’da bulunan taşınmazları nedeniyle Nedim aleyhine Hatay’da birlikte dava açılmasının mümkün olmadığı çok açık biçimde anlaşılmaktadır. 

İhtiyari dava arkadaşları hakkında birlikte dava açılabilir ve bu davalar birlikte görülebilir (HMK 57/1) ve ayrı açılmış olsa bile aralarında bağlantı bulunan bu davalar için birleştirme kararı verilebilir (HMK 166) ise de bu kurallar HMK 12/1. maddedeki kesin yetki kuralı karşısında daha tali nitelikte kaldığından, kamu düzenine ilişkin kesin yetki kuralının daha öncelikle uygulanması gerekir. Bu durumda HMK 12/3. maddedeki istisnanın uygulanması ve bu davaların birlikte görülmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmalıdır

Somut olayda Nedim’in davalı durumunda olduğu Samandağ’daki taşınmazlar için kesin yetki kuralı nedeniyle yetkisizlik kararı verilmesi zorunlu olup kesin yetkiye ilişkin olan bozma kararı yerinde bulunmaktadır. Tüm bu nedenlerle direnme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, Direnme Uygun Daire yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Zeki GÖZÜTOK
Üye

Bir cevap yazın