AVUKATIN MÜVEKKİLİNE 3. KİŞİ TARAFINDAN AVUKAT HAKKINDA HAKARET MESAJI, TAZMİNAT

T.C.
YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2015/11215
KARAR NO. 2017/3918
KARAR TARİHİ. 12.6.2017

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 27/06/2014 gününde verilen dilekçeyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 18/03/2015 tarihli kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR

Dava, hakaret ve iftira eylemlerine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, müvekkili olan dava dışı İngiliz vatandaşı davalının çeşitli tarihlerde gönderdiği e-maillerle müvekkilinin gözünde küçük düşürüldüğünü ve hakaret edildiğini, e-maillerde yer alan sözlerin kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu ileri sürerek, manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalı, e-maillerin davacıya gönderilmediğini, hakaret ve iftira suçlarından hakkında yürütülen soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davaya konu e-maillerin davacıya değil davacının müvekkiline gönderildiği, e-maillerde yer alan ifadelerin yakınma ve eleştiriden ibaret olup hakaret amacı taşımadığı, e-maillerde davalının davacıdan yakındığı, davacıya karşı hakaret suçundan bahsedilebilmesi için gerekli olan üç kişilik ihtilat unsurunun da gerçekleşmediği, böylece davacının kişilik haklarına yönelik bir saldırıdan söz edilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Ceza soruşturmasında, davalının e-maillerde yer alan davacı hakkındaki sözlerinin hakaret niteliği taşıdığının benimsendiği, ancak üç kişi ile ihtilat unsuru bulunmadığından gıyapta hakaret suçunun yasal unsurlarının gerçekleşmediği, iftira suçunun da yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan gıyapta hakaret suçuna dair kanun metninde “hakaretin cezalandırılması için” denilerek, aslında hakaretin oluştuğu, ancak cezalandırılması için ihtilatın gerçekleşmesi gerektiği vurgulanmakta olup, kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen kararda da aynı olgunun benimsendiği görülmektedir.

Somut olayda, davalının davacının müvekkiline gönderdiği elektronik postaların geneline bakıldığında, davacıyı küçük düşürücü ifadelerin yer aldığı ve özellikle “avukatın seni aldatıyor, senin avukatın sadece senden para sızdırmak istiyor, aptal avukatının kölesi olma” gibi ifadelerle davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Şu halde, davacı yararına somut olaya uygun bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile istemin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarda açıklanan sebeplerle davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, 12.06.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

AVUKAT, ALACAKLI VEKİLİ OLARAK YÜRÜTTÜĞÜ İCRA DOSYALARINDA BORÇLU HAKKINDA ACİZ VESİKASI ALMIŞ İSE, AVUKATLIK ÜCRETİ, MUACCEL HALE GELİR

T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2016/6822
KARAR NO: 2017/8367
KARAR TARİHİ: 20.9.2017

AVUKAT, ALACAKLI VEKİLİ OLARAK YÜRÜTTÜĞÜ İCRA DOSYALARINDA BORÇLU HAKKINDA ACİZ VESİKASI ALMIŞ İSE, AVUKATLIK ÜCRETİ, MUACCEL HALE GELİR.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı …O. vekili avukat … ile davacı vekili avukat …’nin gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı avukat, davalıya gönderdiği 10.10.2013 tarihli ihtarname ile davalının alacaklısı olduğu … 5. İcra Müdürlüğü’nün 2009/29127 E sayılı dosyasından alınan aciz belgesi neticesinde taraflar arasında imzalanan 05.10.2008 tarihli Avukatlık Ücret Sözleşmesi’nin 5.8. maddesi gereğince hak ettiği ücretin ödenmesini talep ettiğini, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 11.2 maddesine göre aciz belgesi alınmasının takibi sonuçlandıran işlemlerden olduğunu, zaten sözleşmede de aciz belgesi alınması halinde harca esas miktar üzerinden ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığını, bununla birlikte 01.11.2013 tarihli ihtarname ile de davalı tarafından 21.12.2011 tarihinde temlik edilip bu sebeple istifasının istenildiği 13 adet icra takip dosyasına dair olarak sözleşmeden kaynaklı akdi vekalet ücreti ile karşı yan vekalet ücretinin ödenmesini konu ettiğini, bu dosyalara davalının istemi üzerine istifa etmek durumunda kaldığını, ancak ücretin ödenmediğini ileri sürerek; alacağın tahsili amacıyla başlattığı icra takibine vaki itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davacının aciz vesikası alınan dosyada alacağın tahsili yönünde eksik yapmış olduğu işlemler bulunduğundan alınan vesikanın usulüne uygun olmadığını, davacı avukatın görevinden 5.11.2013 tarihli ihtarname ile istifa ettiğini, kendileri tarafından yapılan bir azil işleminin bulunmadığını, bu sebeple haklı olarak istifa ettiğini ispatlaması gerektiğini, temlike konu dosyalarda ise sürecin davacı ile birlikte yürütüldüğünü savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne, davalının … 7. İcra Müdürlüğünün 2014/724 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın 248.303,60 TL asıl alacak ile 160,33TL ve 148,29 TL iki ayrı ihtarname gideri ile asıl alacağın 4.546,26 TL faizi olmak üzere toplam 253.158,48 TL üzerinden iptaline, asıl alacağa takip tarihinden sonra yasal faiz uygulanmasına, icra inkar tazminatı talebinin ise reddine karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-)Davacının icra inkar tazminatına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra – inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada borçlunun kötü niyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz edip duran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kuralların ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek konumda bulunması sebebiyle alacağın likit ve muayyen nitelikte olduğunun kabulüyle icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. Mahkemece, davacının bu istemi hakkında kabul kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde icra inkar tazminatı talebinin reddedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, usulün 438/7.maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan sebeplerle davalının tüm temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan sebeple mahkeme kararının hüküm bölümünün birinci fıkrasında yer alan “İcra inkar tazminatı talebinin reddine,” cümlesinin hükümde çıkartılarak yerine “Asıl alacağın % 20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” cümlesinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, 1480,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan 29,20 TL. temyiz harcın istenmesi halinde davacıya iadesine, 12.996,96 TL kalan harcın davalıdan alınmasına, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/09/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

AVUKATIN İSTİFA DİLEKÇESİ MAHKEMECE ASİLE TEBLİĞ EDİLMEMİŞSE VEKİLLİK GÖREVİ DEVAM ETTİĞİNDEN GEREKÇELİ HÜKÜM VEKİLE TEBLİĞ EDİLMESİ GEREKİR

T.C.
YARGITAY
10. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2016/12056
KARAR NO: 2017/5916
KARAR TARİHİ: 19.9.2017

AVUKATIN İSTİFA DİLEKÇESİ MAHKEMECE ASİLE TEBLİĞ EDİLMEMİŞSE VEKİLLİK GÖREVİ DEVAM ETTİĞİNDEN GEREKÇELİ HÜKÜM VEKİLE TEBLİĞ EDİLMESİ GEREKİR.

DAVA : Dava, sosyal güvenlik destek primi borcuna işletilen gecikme zammının iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece, uyulan bozma ilamı sonrası bir kısım talep yönünden karar verilmesine yer olmadığına, fazlaya dair talebin ise reddine karar verilmiştir.

Kesinleştirme kararının kaldırılması talebinin reddine dair ek kararın, davacı asil tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

KARAR

Dava dosyası incelendiğinde, 10.03.2015 tarihli son celseden sonra gerekçeli karar hükmü yazılmadan davacı vekilinin 16.03.2015 tarihinde vekillikten istifa ettiği ve çekilmenin davacıya bildirilmesini istediği, dosyada avans ve masraf olmaması nedeni ile çekilmenin davacıya bildirilmediği, gerekçeli hükmün davalı Kurum vekili tarafından istenilmesi üzerine tebliğe çıkarıldığı ve davacı asile 25.04.2016 tarihinde tebliğ edildiği, temyiz edilmemesi üzerine hükmün 06.05.2016 tarihinde kesinleştirildiği, davacı vekili tarafından 10.05.2016 tarihli dilekçe ile, çekilme hususu asile bildirilmediği için gerekçeli hükmün tarafına yapılması gerektiğinden bahisle, kesinleştirmenin hukuka aykırı olduğu ve bu sebeple kaldırılması gerektiğinin istenildiği, mahkemece 11.05.2016 tarihli ek kararda belirtilen gerekçelerle talebin reddedildiği ve bu kararın hem davacı asile hem de davalı vekiline tebliğ edildiği, davacı asilin bu kararı süresinde temyiz ettiği anlaşılmıştır.

Avukatlık Kanunu’nun 41/1. maddesi “Belli bir işi takipten veya savunmadan istemi ile çekilen avukatın o işe ait vekalet görevi, durumu müvekkiline tebliğinden itibaren onbeş gün süre ile devam eder.” hükmüne amir olup, ilgili vekilin çekilme durumu asile tebliğ edilmediğinden vekillik görevi devam etmektedir. O halde gerekçeli hükmün davacı vekiline tebliğ edilmesi gerektiğinden, mahkemece tebliğe dair hususlar yerinde değildir. Bu sebeple kesinleştirme kararı da yerinde olmayacağından, mahkemenin 11.05.2016 tarih 2013/816 E. sayılı ek kararının bozulması gerekmektedir.

O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ek karar bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz harcının davacıdan alınmasına, 19.09.2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.