AVUKATIN HAKSIZ YERE BAROYA SAVCILIĞA ŞİKAYET EDİLMESİ, MANEVİ TAZMİNAT MİKTARI ( 6.000 TL )

 

Hukuk Genel Kurulu

2017/1372 E. ,

2018/1106 K.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 20. (Kapanan Ümraniye 3.) Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 14.09.2012 gün ve 2004/95 E. 2012/551 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 26.12.2013 gün ve 2013/1940 E., 2013/20648 K. sayılı kararı ile,
“…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Diğer temyiz itirazına gelince; dava, haksız şikayet nedeniyle uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, davacının daha önce davalının vekilliğini yaptığını, davalının, kendi verdiği ve vekalet ilişkisinin sona erdiğine dair ibranameye rağmen, onun kaybolduğunu zannederek; müvekkilinden şantaj yoluyla para istediği, müvekkilinden para alamayan davalının savcılığa ve baroya şikayette bulunduğunu ayrıca hukuk mahkemesinde tazminat davası açtığını, müvekilinin beraat ettiğini, davalının haksız şikayetleri ile davacının kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu belirterek; manevi tazminat istemli eldeki bu davayı açmıştır.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, şikayetin haksız olduğu gerekçesi ile manevi tazminatın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminat ödetilmesini isteyebilir. Yargıç, manevi tazminatın tutarını belirlerken, saldırı oluşturan eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Tutarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel durum ve koşulların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde nesnel (objektif) olarak göstermelidir. Çünkü yasanın takdir hakkı verdiği durumlarda yargıcın, hukuk ve adalete uygun karar vereceği Medeni Yasa’nın 4. maddesinde belirtilmiştir. Takdir edilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Davaya konu olayda, olayın gelişimi, özellikle olay tarihi ve yukarıda açıklanan ilkeler gözetildiğinde, hüküm altına alınan manevi tazminat fazladır. Daha alt düzeyde manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, haksız şikâyet nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili müvekkilinin bir dönem davalının avukatlığını yaptığını, davalı ile birlikte bir çok memurun işlerine son verilmesi nedeniyle Ümraniye Belediyesi aleyhine İstanbul İdare Mahkemesinde iptal davaları açtığını, bu davaların hepsini kazanarak işe iade kararları aldığını, bu kararların onanması hâlinde açılacak tam yargı davaları için hazırlık yaptıkları sırada davalı ile bürosunda görüştüğünü, bu sırada davalının başka avukata vekâletname vereceğini söyleyerek müvekkiline ibrayı da içeren vekalet ilişkisinin sona erdiğine dair bir yazı verdiğini, ancak müvekkilinin yanında sigortalı olarak çalışan avukatın ibranameyi fark etmeyerek davalı hakkındaki tam yargı davasını da diğer davalarla birlikte açtığını, durumu fark eden müvekkilinin davanın hataen açıldığını belgelemek istediğini ancak tüm aramalarına rağmen ibranameyi bulamadığını, davalıdan yeniden ibraname istemesi üzerine davalının müvekkilini tehdit ettiğini ve şantaj yaptığını, daha sonra davalının noter ihtarnamesi ile 6.000,00 TL vermediği takdirde hakkında yasal yollara gideceğini bildirdiğini, müvekkilinden para alamayan davalının savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu, soruşturma izni verilmesi ve son soruşturmanın açılması aşamalarından sonra müvekkilinin ibranameyi bir başka dosya içinde bularak mahkemeye sunduğunu, davalının bu kez de imza inkârında bulunarak müvekkilinin sahtecilik suçundan cezalandırılmasını istediğini, Ağır Ceza Mahkemesince yaptırılan imza incelemesi sonucu ibranamedeki imzanın davalıya ait olduğunun belirlenmesi üzerine müvekkili hakkında beraat kararı verildiğini, davalı hakkında iftira suçundan suç duyurusunda bulunulduğunu, davalının ayrıca müvekkili hakkında İstanbul Barosuna da şikâyet dilekçesi verdiğini, Baro Yönetim Kurulunca hâlen ceza yargılamasının sonucu beklenmekte ise de, müvekkilinin şu an itibariyle hâlen kayıtlarda şikâyet edilen avukatlar arasında yer aldığını, davalının bununla da kalmayıp Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde maddi – manevi tazminat davası açtığını, sonuç olarak davalının kendi verdiği ve vekâlet ilişkisini sona erdiğine dair ibranameye rağmen, müvekkilinin bulamamasından faydalanarak gerek cezai yönden, gerek baroya şikâyet, gerekse hukuk mahkemesinde tazminat talebiyle verdiği dilekçelerinde de kullandığı dil ve suçlamalarla müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu ileri sürerek 15.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan 23.12.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili davacının dayandığı azilname ve ibranamenin tarihsiz olduğunu, müvekkilinin böyle bir belge imzaladığını hatırlamadığını, davacının mahkemeye sunulması için imzalattığı diğer belgelerle birlikte imzalatılmış olabileceğini düşündüğünü, ibranameden haberi olmadığından imza itirazında bulunduğunu, davasının geç açılması nedeniyle zarara uğrayan müvekkilinin anayasal şikâyet hakkını kullanarak yasal yollara başvurduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Yerel mahkemece davalının şikâyet ve dava hakkını haksız bir şekilde ve manevi tazminatı gerektirecek ağırlıkta kullandığı, manevi tazminat miktarının ise, tarafların sosyo-ekonomik durumları, davacının olaydan duyduğu elem ve rencide duygusu dikkate alınarak ve davalının yoğun kastı da gözetilerek ancak manevi tazminatın bir zenginleşme aracı olmayacağı, öte yandan davacının duyduğu acı ve elemi de bir nebze hafifletecek miktarla belirlendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 6.000,00 TL manevi tazminatın baroya yazdığı şikâyet dilekçesinin tarihi olan 23.12.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel mahkemece davalının şikâyetinin yıllarca vekilliğini yapan avukatına karşı olduğu, vekâlet ilişkisinin gerektirdiği ahde vefa ve geçmişin hukukuna saygının bir kenara bırakılarak sırf bir miktar para alabilmek için, karşı tarafı mesleğinden edebilecek, kamu hizmetlerinden yasaklanmasını gerektirebilecek bir iftira atıldığı, bu hususun her ne kadar kesinleşmemişse de ceza mahkemesi kararıyla vurgulandığı, davacı avukatın yıllarca disiplin soruşturmasına, ceza soruşturmasına muhatap olup sonunda da yargılandığı, hem mesleği hem istikbali söz konusu olduğundan çok etkilendiği ve endişelendiği, mesleki yönden de küçük düştüğü, itibar kaybına uğradığı, bu olayda 6.000,00 TL manevi tazminatın az olduğunun tartışılabileceği ancak kesinlikle çok olduğunun söylenemeyeceği belirtilerek ve önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını davalı vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: davalının haksız şikâyet teşkil eden eylemi nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı yararına takdir edilen manevi tazminat miktarının fazla olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, konuya ilişkin yasal düzenleme ve ilkelerin ortaya konulmasında yarar vardır:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde:
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar yada kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”
hükmü yer almaktadır.
Dava konusu haksız eylemin gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Şahsi Menfaatlerin Haleldar Olması” başlıklı 49. maddesinde ise:
“Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.
Hâkim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır.
Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.”
düzenlemesine yer verilmiştir.
Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58. maddesinde de:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”
şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 24. ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 49. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58.) maddeleri ile koruma altına alınan kişilik hakları, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir.
Görüldüğü üzere; BK’nın 49. (6098 sayılı TBK’nın 58.) maddesi gereğince kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir.
Burada kural olarak doğrudan doğruya zarar görme koşulu aranmaktadır. Ancak kişilik değerlerinin kapsam ve çerçevesi, yerleşik değer yargılarına ve yaşam deneyimine bağlı olarak belirlenmelidir. BK’nın 49. maddesi genel bir düzenleme olup, öngördüğü koşullar gerçekleştiğinde, ruhsal uyum dengesi sarsılanın, kişilik değerlerine saldırı nedeniyle manevi tazminat isteyebilmesi olanağı vardır.
Manevi tazminat isteminin temelinde, davalının haksız eylemi yatmaktadır. Bilindiği üzere haksız eylemin unsurları, hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve fiil ile zarar arasında illiyet bağı bulunmasıdır.
Öte yandan, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 47. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56.) maddesinde düzenlenen manevi tazminatta kusurun gerekmediği, ancak takdirde etkili olabileceği, 22.06.1966 tarih ve 1966/7 E., 1966/7 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıkça vurgulanmıştır. Bu kararın gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hâl ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Yine Borçlar Kanunu’nun 47. (Türk Borçlar Kanunu’nun 56.) maddesi hükmüne göre, hâkimin, özel hâlleri göz önünde tutarak, manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği tutar adalete uygun olmalıdır. Hâkim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hâl ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hâkimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut hâlde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Davalının avukatı olan davacının, açtığı işe iade davasının davalı lehine sonuçlanmasından sonra, açılacak tam yargı davası için davalının başka avukata vekâletname vereceğini söyleyerek davacıya vekâlet ilişkisinin sona erdiğine ve davacıyı ibra ettiğine dair imzalı bir yazı verdiği, ancak davacının yanında sigortalı olarak çalışan avukatın ibranameyi fark etmeyerek davalı hakkındaki tam yargı davasını da diğer davalarla birlikte açtığı, durumu fark eden davacının davanın hataen açıldığını belgelemek istediği ancak bu sırada ibranameyi kaybettiği, bunun üzerine davalı tarafından davacıya noter aracılığıyla bir ihtarname gönderilerek mesleğinin gerektirdiği hassasiyeti göstermediği iddiasıyla 6.000,00 TL ödemediği takdirde davacı hakkında yasal yollara gideceğini, İstanbul Barosuna ve Cumhuriyet Savcılığına şikâyette bulunacağını bildirdiği, davacının herhangi bir ödeme yapmaması üzerine davalının İstanbul Barosuna ve Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet dilekçesi verdiği, ayrıca Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde maddi – manevi tazminat istemiyle dava açtığı, davacı hakkında görevi ihmal suçundan açılan kamu davasında yargılama yapıldığı sırada davacının ibranameyi bir başka dosya içinde bularak mahkemeye sunduğu, davalının mahkemedeki beyanında ibranamenin altındaki imzanın kendisine ait olmadığını belirterek imza inkârında bulunduğu, Ağır Ceza Mahkemesince yaptırılan imza incelemesi sonucu ibranamedeki imzanın davalıya ait olduğunun belirlendiği, bunun üzerine davacının beraatine karar verildiği, beraat kararı ile birlikte davalı hakkında suç duyurusunda bulunulduğu, açılan kamu davasının yargılaması sonucu davalının iftira suçundan cezalandırılmasına karar verildiği, ancak temyiz aşamasında zamanaşımına uğradığı, davacı hakkında Baro Yönetim Kurulunca yapılan disiplin soruşturmasında ceza yargılamasının sonucunun beklendiği, davacının yıllarca İstanbul Barosu kayıtlarında şikâyet edilen avukatlar arasında yer aldığı anlaşılmaktadır. Hukuk mahkemesinde görülen tazminat davasının sonucunda ise ibraname alınmış olması nedeniyle davanın yanlışlıkla açılmasında avukatın ihmal ve kusurunun bulunmadığı, herhangi bir zarar oluşmadığı hâlde sehven dava açılmasından ve reddinden kazanç elde etmeye çalışmanın dürüstlük kuralına uygun düşmeyeceği gibi, kendi kusurundan doğan zararı talep etmenin yasaya uygun görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince onanarak kesinleşmiştir.
Eldeki davada, davalının vekâlet ilişkisinin sona erdiğine ve davacıyı ibra ettiğine dair imzalı bir yazı vermiş olmasına rağmen, davacının ibranameyi kaybetmesi üzerine davacı hakkında gerek Cumhuriyet Savcılığına, gerek İstanbul Barosuna şikâyet dilekçeleri vermek, gerekse hukuk mahkemesinde tazminat talebiyle dava açmak suretiyle hak arama özgürlüğünün kötüye kullanıldığı, Anayasal şikâyet hakkının sınırlarının aşıldığı ve böylece davacının kişilik haklarına saldırıda bulunduğu hususunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bunun yanında davacı lehine hükmedilen manevi tazminat miktarına da bakıldığında olay tarihi, taraflar arasındaki olayların gelişim şekli, hakkındaki şikâyetler üzerine soruşturma ve dava sürecinde davacı tarafından yaşanan üzüntü ve endişe, mesleki ve kişisel itibar kaybı ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alındığında, hükmedilen manevi tazminatın miktarı makul olup, objektif ölçülere göre takdir edildiği ve fazla olmadığı kanaatine varılmıştır.
Hâl böyle olunca yerel mahkemenin davalının eyleminin ağırlığı ve meydana getirdiği sonuçlar itibariyle takdir edilen manevi tazminat miktarının çok olmadığı gerekçesiyle verdiği direnme kararı yerindedir.
Açıklanan nedenlerle direnme kararı onanmalıdır.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı (371,36 TL) harcın temyiz edenden alınmasına, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 16.05.2018 gününde oy çokluğu ile karar verildi.

MAĞDUR SİLAHLI TEHDİT ANINDA SİLAHIN KURU SIKI OLDUĞUNU BİLİYORSA BASİT TEHDİT SUÇU OLUŞUR

YARGITAY 4. Ceza Dairesi    

2015/23398 E. 
2019/18974 K.

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Tehdit, yaralama
HÜKÜMLER : Mahkumiyet

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre, … ve …’ün yalnızca sanık sıfatıyla haklarında kurulan mahkumiyet hükümlerini temyiz ettikleri belirlenerek dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
A-Sanık …’e yükletilen, mağdur …’e yönelik yaralama eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu ögelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın yasal bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından, sanık …’ün ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA,
B-Sanık …’ün, mağdur …’e yönelik silahla tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyize gelince,
1-Mağdur …’ün, olaydan hemen sonra kolluktaki, “abim Şeref evinden kuru sıkı tabancasını alıp bana doğrulttu ve seni öldüreceğim dedi” şeklindeki anlatımından, ağabeyi olan sanığın kendisine yönelttiği tabancanın kuru sıkı olduğunu bildiğinin anlaşılması karşısında, sanığın eyleminde, silahın korkutuculuk özelliğinin bulunmadığı gözetilmeden, sanık hakkında TCK’nın 106/1-1 madde ve fıkrası yerine, aynı Kanun’un 106/2-a madde ve fıkrasından hüküm kurulması,
2-(1) nolu bozma kararına uyularak, sanığın eyleminin TCK’nın 106/1-1. cümlesinde gösterilen tehdit suçunu oluşturduğunun kabulü halinde ise;
02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanık …’e isnat edilen TCK’nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık …’ün temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, HÜKMÜN 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarıncaBOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 05/12/2019tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Tanık listesi bildirmeyen taraf, tanıkları duruşma vakti hazır ederse tanıklar dinlenir.

2 haftalık kesin süre içinde tanık listesi bildirmeyen taraf, tanıkları duruşma vakti hazır ederse tanıklar dinlenir.

YARGITAY 4. Hukuk Dairesi

2017/2692 E. ,

2020/153 K.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalılar … ve diğerleri aleyhine 26/12/2014 gününde verilen dilekçe ile alacak istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 26/04/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, alacak istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, tarafların 9 adet taşınmazın müşterek maliki olduğunu, söz konusu taşınmazlarda ortaklığın giderilmesi için dava açıldığını, açılan davanın 03/12/2014 tarihli ara kararı gereğince taşınmaza yapılan imalatlar için dava açmak üzere 1 aylık kesin süre verildiğini, verilen kesin süre içinde işbu davayı açtığını taşınmazların tadilattan önce tamamen virane halde iken tarafından yapılan tadilat, tamirat ve imalatlar neticesinde kullanıma elverişli hale getirildiğini, taşınmazların değerini arttıran birçok imalat yapıldığını, tüm masrafların tarafından karşılandığını, ortaklığın giderilmesi davasında taşınmazların satılması halinde davalıların sebepsiz zenginleşeceğini ve kendisinin de bu oranda zarara uğrayacağını belirterek yaptığı masrafların tahsilini istemiştir.

Davalılar, davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacı tarafa dava konusu edilen imalat ve tadilatlara ilişkin tanıklarını bildirmesi için duruşmada kesin süre verildiği, kesin sürede tanık bildiriminde bulunulmaması durumunda tanık deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı şeklinde kesin sürenin sonuçlarının ihtar edildiği davacı tarafın ise kesin sürede ihtarata rağmen tanık isim ve adreslerini bildirmemiş olduğu, kesin süreden sonra tanık bildiriminde bulunduğu, davacı tarafın kesin sürede ihtarata rağmen tanık isim ve adreslerini bildirmemesi nedeniyle davacı tarafın tanık deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı, davacının taşınmazlardaki iyileştirmelere ilişkin herhangi bir delil sunmadığı ve tadilat ve imalatların davacı tarafça yapıldığının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.


Hukuk Muhakemeleri Kanununun 243/1. maddesinde “Tanık davetiye ile çağrılır. Ancak, davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir. Şu kadar ki tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hallerde, liste verilmemiş olsa dahi taraf, o duruşmada hazır bulundurursa tanıklar dinlenir” hükmü yer almaktadır.


Dosya kapsamından, davacının dava dilekçesinde tanık deliline dayanmış olduğu, mahkemece tanık isim ve adreslerinin bildirilmesi için davacı tarafa 2 haftalık kesin süre verildiği, davacı tarafça kesin sürenin sona ermesinden sonra tanık listesinin mahkemeye sunulduğu, karar duruşmasında davacı vekilinin tanıkların duruşma salonu dışında hazır olduklarını beyan ettiği, mahkemece tanık isim ve adreslerinin kesin süre içinde bildirilmediği gerekçesiyle davacı tarafın tanık dinletme talebinin reddi ile yargılamaya devam edilerek davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Şu durumda mahkemece, duruşma sırasında davacı tanıkları hazır bulunduğuna göre emredici hüküm olan HMK 243/1. maddesi uyarınca davacı tanıklarının dinlenilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 23/01/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Boşanmada Tarafların Eşit Kusurlu Olması

Yargıtay 2. HD.,

2019/7420 E.,

2019/11520 K.

MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Boşanma-Ziynet Alacağı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek tarafından kusur belirlemesi, kadın yararına hükmolunan tazminat ve nafakalar ile ziynet alacağı yönünden; davalı-davacı kadın tarafından ise; velayet ve reddedilen tedbir ve iştirak nafakası talepleri yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-davacı kadının tüm, davacı-davalı erkeğin ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Mahkemece erkeğin ağır kusurlu olduğu kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden davacı-davalı erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, eşini istemeyerek evden kovduğu, davalı-davacı kadının ise; ortak çocuklar ile ilgilenmediği, çocuğuna karşı birden fazla kez fiziksel şiddet ve odaya kilitleme şeklinde kötü muamele de bulunduğu, ayrıca eşine hakaretinin de olduğu anlaşılmaktadır. Tarafların gerçekleşen kusurları dikkate alındığında, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekirken hatalı kusur belirlemesi sonucu erkeğin ağır kusurlu olarak kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda taraflar eşit kusurludur. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez. Kadın yararına Türk Medeni Kanunu’nun 174/1-2. madde şartları oluşmamıştır. O halde davalı-davacı kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekirken, yanılgılı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, yukarıda 1. bette gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın Nergiz’e yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve eksik yatırılan 97.20 TL temyiz başvuru harcının temyiz eden Nergiz’e yükletilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran Erol’a geri verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

SİGORTASIZ İŞÇİ ÇALIŞTIRMANIN CEZASI NEDİR?

Sigortasız işçi çalıştırmanın cezası nedir? Sigortasız çalıştırılan nasıl şikâyet eder?
Sigortasız işçi çalıştırmanın cezası oldukça yüksek. İşverenin sigortasız işçi çalışmasının sadece maddi cezası yoktur, işveren çeşitli haklardan da mahrum bırakılmaktadır.
İşverenin işçiyi SGK’ya bildirmemesi, işçinin sigortasız olarak çalıştırılması anlamına gelir. Kaçak sigortacılık olarak da bilinen bu durumun, işçi için birçok dezavantajı bulunmaktadır.  İşçinin sigortasız çalıştırılması hem geç emekli olmasına hem daha az maaş almasına hem de sağlık hizmetlerinden yararlanamamasına neden olmaktadır. Peki, sigortasız işçi çalıştırmanın cezası nedir? Sigortasız çalıştırılan işçi nereye başvurmalıdır?

Sigortasız işçi çalıştırmanın cezası 5510 sayılı kanunda belirlenmiştir. İşe giriş bildirgesinin zamanında verilmemiş olması nedeniyle, sigortasız çalıştırılan her bir işçi için ceza 2 asgari ücrettir.

SİGORTASIZ İŞÇİ ÇALIŞTIRMANIN CEZASI NEDİR?

İşveren işçiyi SGK’ya bildirmeli ve düzenli olarak her ay işçinin primini ödemelidir. Bunun aksini yapmak ise suçtur.

1 ay sigortasız işçi çalıştıran işveren, işe giriş bildirgesinden iki, aylık prim hizmet belgesinden de iki olmak üzere 4 asgari ücrete denk gelen ceza alır. İşverenin 1 yıl sigortasız işçi çalıştırdığı yeniden tespit edilirse, bu cezalar artarak uygulanmaktadır.

Sigortasız içi çalıştırma cezası asgari ücrete bağlı olarak verilir. Sigortasız işçi çalıştırmak, aynı zamanda işe giriş bildirgesinin de verilmemiş olması demektir. Buradan da işverene 2 asgari ücret cezası daha eklenir. Sigortasız işçi için aylık prim hizmet belgesi de gösterilmediğinden, 2 asgari ücret cezası daha eklenir. Ücret bordosu da göstermediğinden sigortasız işçi çalıştıran işverene ceza olarak yarım asgari ücret cezalara eklenir. Yasal defter de kaydedilmediğinden bir yarım asgari ücret cezası da buradan verilir. Bunların toplamı da 1 yıl için 38 asgari ücrete denktir. Yani 97 bin 204 lira ceza alır.

Sigortasız işçi çalıştıran işverenlerin aldığı cezalar ise Vergi Usul Kanunu’nda belirlenen tüccarların defter tutma sınıfa göre de değişmektedir.

1. sınıf tüccarlar bilanço esasına göre defter tutarlar. Bilanço esasına göre, defter tutanlar sigortasız işçi çalıştırırlarsa 38 asgari ücrete denk gelen 97 bin 204 lira ceza alır.

2. sınıf tüccarlar işletme hesabı esasına göre defter tutarlar. İşletme hesabına göre defter tutanlar sigortasız işçi çalıştırırlarsa 32 asgari ücrete denk gelen 81 bin 865 lira ceza alır.

Defter tutmayanlar sigortasız işçi çalıştırırlarsa 29 asgari ücrete denk gelen 74 bin 182 lira ceza alır.

Cezalara ayrıca ücreti bankaya yatırmadı cezası ile kıdem ve ihbar hakkından doğan tazminat da dahil olur.

SİGORTASIZ İŞÇİ ÇALIŞTIRAN İŞVEREN BAŞKA HANGİ YAPTIRIMLARLA KARŞILAŞIR?

İlgili bildirge ve belgelerin zamanında beyan edilmemesi sonucunda işverene idari para cezası uygulanır.

Sigortasız işçinin hastalanması, iş kazası geçirmesi veyahut meslek hastalığına yakalanması durumunda SGK’nın karşılaştığı maliyet de işverenden alınır.

Sigortasız işçi çalıştıran işveren teşvikten yararlanma hakkını 1 yıl kaybeder

Sigortasız çalıştırılan süreye ait sigorta primleri de işverenden gecikme zammı ve cezasıyla alınır.

SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILAN İŞÇİ NEREYE BAŞVURMALIDIR?

Sigortasız çalışanlar Alo 170’i arayarak işvereni şikâyet edebildikleri gibi, dilekçe ile SGK il müdürlüğü veya SGK merkezlerine başvurabilir. Şikâyet sonrası işyerine SGK müfettişleri gönderilir.

Sadece şikâyet yetmemektedir, birilerinin şahitlik yapması, maaş alındığına dair belgeler, kamera kayıtları ya da çeşitli kargo dekontları gibi çeşitli belgelerle sigortasız çalıştırıldığının da kanıtlanması gerekmektedir.

SGK’DAN SONUÇ ÇIKMAZSA 5 YIL İÇİNDE İŞ MAHKEMESİNE BAŞVURULABİLİR

SGK’ya şikâyet edilmesine rağmen, herhangi bir sonuç alınamazsa, ikinci bir yol İş Mahkemesi’dir. Sigortasız çalıştırılan işçi, ‘’hizmet tespit davası’’ açabilir. İşçinin, İş Mahkemesi’ne işten ayrıldığı yıldan itibaren 5 yıl için başvurması gerekmektedir.

MEDYAYA YANSIYAN SİGORTASIZ İŞÇİ ÇALIŞTIRMA CEZALARI

Erzincan’a bağlı Üzümlü’de, kayalıktan düşüp yaralanan Afgan çobana 3 bin 527 TL, çalışma izni bulunmayan Afganistan uyruklu kişiyi çalıştıran işverene 8 bin 821 TL uygulandı.

Antalya’da ise, Suriyeli işçileri sigortasız şekilde çalıştıran bir patrona 64 bin TL ceza kesildi.

HACİZ SIRASINDA BORÇLUYA AİT GÜNCEL BİR BELGE BULUNMADIĞI

Özet: Dava, alacaklının İİK 99’a dayalı 3. kişinin istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir. Haczin 3. kişinin ticaret sicilde kayıtlı iş yeri adresinde yapıldığı, haciz adresinin bir odasının davalı 3. kişi De Mobil İletişim Hizmetleri Ltd. Şti.’den kiralandığı, ancak borcun doğum tarihinde borçlu şirket yetkilisi olan ve hacizde hazır bulunan …’ in davalı 3. kişi şirketin ortağı ya da yetkilisi olmadığı, haciz sırasında borçluya ait güncel bir belge bulunmadığı ayrıca davalı 3. kişi şirket borcun doğumundan önce kurulduğu ve borçlu ile 3. kişi arasında organik bağ olmadığı anlaşıldığına göre mülkiyet karinesi davalı 3. kişi lehine olup mülkiyet karinesinin aksinin davacı alacaklı tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir. Ne var ki, davacı alacaklı 3. kişi lehine olan, karinenin aksini ispat edememiştir.
T.C.
Yargıtay
8. Hukuk Dairesi
E: 2016/2092
K: 2018/18365
K.T.: 08.11.2018
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davalı … Kiralama İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti. yönünden açılan davanın reddine, diğer davalılar yönünden açılan davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı 3. kişiler vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı alacaklı vekili, davalı 3. kişi şirketlerden … İletişim Hizmetleri Ltd.Şti yetkilisi … borçlu şirketin eski ortağı olduğunu, haciz mahallinde yapılan araştırmada borçlu şirkete ait makbuz bulunduğunu, borçlu şirketin içini boşaltmak sureti ile alacaklılardan mal kaçırarak muvazaalı işlemlerde bulunulduğunu belirterek davanın kabulü ile istihkak iddialarının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı 3. kişiler vekili, borçlu şirketin adresinde haciz yapılmadığını, haciz mahallinde değeri olmayan bir makbuz bulunduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; borcun doğum tarihinde borçlu şirket yetkilisi olan … in haczin gerçekleştirildiği yerde faaliyet gösteren … İletişim Hizmetleri Ltd. Şti. yetkilisi olduğu, menkullerin borçlu elinde haczedildiği kabul edilmekle ispat yükü üstüne düşen davalı 3. kişilerin istihkak iddiasını ispat edemediği gerekçesi ile davalı 3. kişiler De Mobil İletişim Hizmetleri Ltd. Şti., … Bilişim İnternet Tekn.Hizm. Dış Tic. Ltd. Şti. ve UGR Teknoloji San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden davanın kabulü ile 3. kişilerin istihkak iddiasının reddine karar verilmiş, karar davalı 3. kişiler tarafından temyiz edilmiştir.
1.Davalı 3. kişi De Mobil İletişim Hizmetleri Ltd. Şti. ve … Bilişim İnternet Tekn. Hizm. Ve Dış Tic. Ltd. Şti.’nin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
İİK’nin 4949 sayılı Kanun’la Değiştirilen 363/1. maddesinin son cümlesindeki kesinlik sınırının aynı Kanunun Ek 1. maddesinin 1. fıkrası uyarınca 01.01.2015 tarihinden itibaren artırılan miktarı dikkate alındığında temyize konu değerin 5.980,00 TL’yi geçmediği anlaşılmış olup, mahkeme kararının temyiz kabiliyeti olmadığından temyiz dilekçesinin reddi gerekmiştir.
2.Davalı 3. kişi …’nin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dava, alacaklının İİK’nin 99. maddesine dayalı 3. kişinin istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
Haczin 3. kişinin ticaret sicilde kayıtlı iş yeri adresinde yapıldığı, haciz adresinin bir odasının davalı 3. kişi De Mobil İletişim Hizmetleri Ltd. Şti.’den kiralandığı, ancak borcun doğum tarihinde borçlu şirket yetkilisi olan ve hacizde hazır bulunan …’ in davalı 3. kişi şirketin ortağı ya da yetkilisi olmadığı, haciz sırasında borçluya ait güncel bir belge bulunmadığı ayrıca davalı 3. kişi şirket borcun doğumundan önce kurulduğu ve borçlu ile 3. kişi arasında organik bağ olmadığı anlaşıldığına göre mülkiyet karinesi davalı 3. kişi lehine olup mülkiyet karinesinin aksinin davacı alacaklı tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir. Ne var ki, davacı alacaklı 3. kişi lehine olan, karinenin aksini ispat edememiştir.
O halde, Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönüne alınarak, davalı UGR Teknoloji San.Tic. Ltd. Şti. açısından davanın reddi yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile kabulüne yönelik hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı 3. kişiler De Mobil İletişim Hizmetleri Ltd. Şti. ve … Bilişim İnternet Tekn. Hizm. Ve Dış Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz dilekçesinin reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı 3. kişi UGR Teknoloji San. Ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK’nin 366. ve 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, 08.11.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kullanmak İçin Uyuşturucu Bulundurmak (Usulüne uygun şekilde arama kararı olmaksızın ele geçirilen maddelerin hukuka uygun şekilde elde edilmiş delil olarak kabul edilemeyeceği)

İSTANBUL ANADOLU 38. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ

DOSYA NO : 2019/461 Esas
KARAR NO : 2020/433
[C.SAVCILIĞI ESAS NO] : 2019/34802
GEREKÇELİ KARAR

SUÇ : Kullanmak İçin Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Satın Almak, Kabul Etmek, Bulundurmak ve Kullanmak
SUÇ TARİHİ / SAATİ : 19/08/2018 – 22:20 SUÇ YERİ : İSTANBUL/PENDİK KARAR TARİHİ : 28/02/2020
Yukarıda açık kimliği yazılı sanık hakkında mahkememizde yapılan yargılama sonunda:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA : İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 13/06/2019 tarih 2019/28172 iddia
numaralı iddianamesi ile; “Şüphelinin olay tarihinde şüphe üzerine adli kolluk görevlileri tarafından yapılan üst aramasında, uyuşturucu madde ile birlikte yakalandığı, kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurduğu, ele geçen maddenin uyuşturucu niteliğinde olduğu, tutanak içeriği, şüpheli savunması, uyuşturucu madde uzmanlık raporu ve tüm dosya kapsamından TCK’nın 191/1 maddesine uyan kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunu işlediği değerlendirilmiş ise de, 6545 sayılı değişik TCK 191/2 maddesinin amir hükmü gereğince CMK 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın 21/01/2019 tarihinde 5 yıl süre ile dava açılmasının ertelenmesine ve 1 yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına kararı verildiği, erteleme kararı şüpheliye 29/01/2019 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, şüphelinin erteleme tarihinden sonra 11/03/2019 tarihinde İstanbul Pendik ilçesinde aynı tür suçu yeniden işlediği, üst aramasında uyuşturucu ile birlikte yakalandığı, yeni işlediği suçun TCK 191/4-b, c maddesi gereğince ihlal olarak değerlendirilmesi gerektiği, ihlal olarak değerlendirilen bu suçtan dolayı TCK 191/5 maddesi gereğince ayrı bir soruşturma ve kovuşturma yapılamayacağından bu dosya ile birleştirildiği, bu şekilde şüphelinin erteleme tarihinden sonra ihlal niteliğinde yeni bir suç işlediği anlaşılmakla, cezalandırılması” talebiyle Mahkememize kamu davası açılmıştır.
SAVUNMA:
Sanık 05/12/2019 tarihli duruşmada alınan savunmasında; “Üzerime atılı suçlamayı anladım, savunmam için süre talep etmem, şimdi savunmamı yapacağım, ben bu olayla ilgili soruşturmada ifade vermiştim, o ifadem doğrudur, tekrar ederim, olay zamanında ben sahilde oturuyordum, birden bekçiler geldi, benden kimlik istediler, kimliğimi verdim, üzerimi aradılar bir şey bulamadılar, bekçiler etrafı aradılar, yaklaşık 10-15 metre uzağımdan yerden bir madde buldular, madde benim yanımda değildi, ancak bu maddenin benim olduğunu söylediler ancak bu madde bana ait değildi, bu olay 19/08/2018 tarihinde olmuştur, ikinci olayda ben uyuşturucu madde kullanmak istemiştim, üzerimde uyuşturucu madde vardı, bekçiler yanıma gelerek kimlik sordular, üzerimi aradılar, üzerimde uyuşturucu madde bulamadılar, avucum kapalıydı, bekçiler zor kullanarak avucumu açtılar, uyuşturucu maddeyi buldular, ben bu uyuşturucu maddeyi kullanmak için yanımda bulunduruyordum, bu olay 11/03/2019 tarihinde olmuştu, olay nedeniyle pişmanım, uyuşturucu madde kullanmayı bıraktım, zaten hiç kullanmamıştım, beraatimi talep ederim” beyan etmiştir.
Sanık müdafi 05/12/2019 tarihli duruşmada verdiği savunmasında: “Savunmalara aynen katılıyoruz, bekçiler 15-20 metre uzağında olan maddeyi müvekkilime atfetmeye çalışmılardır, ilk olayda madde üzerinden bir parmak izi dahi alınmamıştır, bu nedenle ilk olaydaki müvekkilin üzerine atılı suçu kesinlikle kabul etmiyoruz, ikinci olayda her ne kadar müvekkil uyuşturucu maddeyi kullanmak için almış olduğunu ikrar etse de Yargıtay içtihatlerine göre Bekçi müvekkilimin avucunun içini zorla açmıştır, bunu bekçi yapamaz, bekçinin bunu yapabilmesi için arama kararı gerekir, olayda arama kararı da bulunmadığından delil hukuka aykırı şekilde elde edilmiştir, İzmir’ de meydana gelen olayda bekçilerin arama yapamayacaklarına ilişkin emsal karar da bulunmaktadır, bu nedenle müvekkilin beraatini talep ederiz, müvekkil olay nedeniyle pişmandır, hayatını düzene sokmuştur, bu zamana kadar uyuşturucu kullanmamıştır” beyan etmiştir.
Sanık müdafi 18/02/2020 tarihli duruşmada verdiği savunmasında: “Öncelikle tüm yazılı ve sözlü beyanlarımızı aynen tekrar ederiz, 19/08/2018 tarihli olayda bulunan maddenin müvekkile ait olduğunu kabul etmiyoruz, madde üzerinde her hangi bir parmak izi bulunmamıştır, müvekkile ait, olay sonrası idrar ve kan örnekleri alınmamıştır, bu maddenin müvekkile ait olduğunuı kanıtlar hiçbir delil yoktur, olay günü müvekkil alkol almış ve alkolün etkisi altında da olabilir, bu nedenle hal ve hareketleri uyuşturucu kullandığını kanıtlamaz, 11/03/2019 tarihli ikinci olay bakımından, olay tarihinde bekçilerin üst arama yetkileri bulunmamaktadır, olay tarihinde müvekkilin aramakararı olmaksızın kapalı olan avuç içi açtırılarak madde bulunmuştur, hukuka aykırı olarak elde edilmiştir,bu nedenle yargılamaya esas alınamaz, müvekkilin beraatini talep ederiz, tanık beyanlarına karşı yazıloı beyanda bulunmak üzere süre talep ederiz” beyan etmiştir.
Sanık müdafi 28/02/2020 tarihli duruşmada verdiği savunmasında: “Önceki yazılı ve sözlü savunmalarımızı tekrar ederiz, tanıkların beyanlarını kesinlikle kabul etmiyoruz, olay Ağustos ayında pazar gecesi Pendik Sahili’ nde kalabalık bir yerde olmuştur, böyle bir ortamda halkın tepki göstermemesi hayatın olağan akışına aykırıdır, suça konu uyuşturucu hakkında parmak izi incelemesi, idrar ve kan testleri de yapılmamıştır, o yere o uyuşturucu maddeyi başka biri de atmış olabilir, olayda şüphe vardır, diğer uyuşturucu olayına ilişkin bekçilerin arama yapma, kimlik sorma yetkileri yoktur, bu nedenle burada hukuka uygun bir delil yoktur, bu nedenle müvekkilin öncelikle beraatine karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte olursa lehe olan hükümlerin uygulanmasını talep ederiz” beyan etmiştir.
DELİLLER :
Sanığın nüfus ve adli sicil kaydı temin edilerek dosya arasına alınmıştır.
21/12/2018 tarihli uzmanlık raporunda; sanıktan elde edilen gri yeşil renkli bitki parçalarının uyuşturucu maddelerden olan 5F-ADB ve 5CI-ADB maddesi olduğunun belirlendiği görülmüştür.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 21/01/2019 tarihli kararında; sanık hakkında 5 yıl süre ile dava açılmasının ertelenmesine ve 1 yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasınakararı verildiği, erteleme kararının sanığa 29/01/2019 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği görülmüştür.
İstanbul Anadolu Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’ nün 14/06/2019 tarihli yazı cevabında;
sanık hakkındaki denetimli serbestlik dosyasının yükümlülük ihlali nedeniyle kapatıldığı görülmüştür. Tanık Şakir Alp 18/02/2020 tarihli duruşmadaki beyanında: “Benim sicil numaram 944042′ dir, olay günü Pendik Devriye Ekipler Amirliği’ nde Çarşı Mahalle Bekçisi olarak görev yaptığım esnada, Sahil Parkı içerisinde çimlerin üzerine yatmış vaziyetteki sanığı gördük, sanığın hareketlerinden şüphelenerek yanına gittiğimizde sanık uyuşturucu maddenin etkisi altında olduğunu düşünmemize neden olacak titreme, kendinde olmama davranışları sergiliyordu, sanığın yüzüne su serptik, kendisine gelmesini ssağladık, bu sırada sanığın bulunduğu yerde yaptığımız araştırmalar neticesinde sanığa yaklaşık yarım metre uzaklıkta çimlerin üzerinde bir adet kağıda sarılı madde ve bir adette alüminyum folyoya sarılı madde ele geçirdik, madde sana ait mi diye sanığa sorup
sormadığımızı hatırlamıyorum, olaya dair bildiklerim bundan ibarettir” beyan etmiştir.
Tanık Mustafa Yüksel 18/02/2020 tarihli duruşmadaki beyanında: “Olay tarihinde Pendik Devriye Ekipler Amirliğinde görev yapıyordum, sicil numaram 948866′ dır, sanığı Pendik Sahil’ de çimlerin üzerinde yatar vaziyette bulduk, uyuşturucunun etkisi altında görülüyordu, kendisine yaklaşık 30 cm uzaklıkta yerde tutanakta belirttiğimiz uyuşturucu maddeleri bulduk, olaya dair bildiklerim bundan ibarettir, tanıklığım için ücret talep ederim” beyan etmiştir.
Tanık Hasan Yumlu 18/02/2020 tarihli duruşmadaki beyanında: “Olay tarihinde Pendik Devriye Ekipler Amirliğinde görev yapıyordum, sicil numaram 944058′ dır, sanığı Pendik Sahil’ de çimlerin üzerinde oturur vaziyette bulduk, titriyordu, şuurunu kaybetmiş gibiydi, kendisine yaklaşık 50 cm uzaklıkta yerde tutanakta belirttiğimiz uyuşturucu maddeleri bulduk, olaya dair bildiklerim bundan ibarettir. Bana göstermiş olduğunuz tutanak doğrudur, içeriğini aynen tekrar ederim, altındaki imza bana aittir. Hatırladığım kadarıyla sanık tek başınaydı, yanında başka kimse olduğunu hatırlamıyorum” beyan etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Sanığın olay tarihinde şüphe üzerine adli kolluk görevlileri tarafından yapılan üst aramasında, uyuşturucu madde ile birlikte yakalandığı, kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurduğu, ele geçen maddenin uyuşturucu niteliğinde olduğu tutanak içeriği, sanık savunması, uyuşturucu madde uzmanlık raporu ve tüm dosya kapsamından TCK’nın 191/1 maddesine uyan kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunu işlediği değerlendirilmiş ise de, 6545 sayılı değişik TCK 191/2 maddesinin amir hükmü gereğince CMK 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın 21/01/2019 tarihinde 5 yıl süre ile dava açılmasının ertelenmesine ve 1 yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına kararı verildiği, erteleme kararı sanığa 29/01/2019 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, sanığın erteleme tarihinden sonra 11/03/2019 tarihinde İstanbul Pendik ilçesinde aynı tür suçu yeniden işlediği, üst aramasında uyuşturucu ile birlikte yakalandığı, yeni işlediği suçun TCK 191/4-b, c maddesi gereğince ihlal olarak değerlendirilmesi gerektiğinden sanık hakkında iddianame düzenlenerek kamu davası açıldığı
Yapılan yargılamada sanığın savunmasının alındığı, tanıkların dinlendiği,
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanığın 19/08/2018 tarihinde uyuşturucu madde ile birlikte yakalandığı, kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurduğu, ele geçen maddenin uyuşturucu niteliğinde olduğu, tutanak içeriği, tanık beyanları ile anlaşıldığı sanık hakkında bu eyleminden dolayı kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verildiği ve denetime tabi tutulduğu, sanık denetim süresi içinde 11/03/2019 tarihinde aynı tür suçu yeniden işlediği bu eyleminin sanık hakkında verilen kamu davasının ertelenmesi kararının ihlali olduğu, 11/03/2019 tarihinde sanıkta uyuşturucu madde bulunduğu, ele geçen belge için düzenlenen uzmanlık raporu, dosya kapsamında bulunan diğer belge, bilgi ve tutanaklarla anlaşılmakla sanığın kovuşturma aşamasında suçtan kurtulmaya yönelik savunmalarına itibar edilmemesi gerektiği kanaatine varılarak sanığın üzerine atılı Kullanmak İçin Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Satın Almak, Kabul Etmek, Bulundurmak ve Kullanmak suçunu işlediği sabit görüldüğünden cezalandırılmasına karar vermek gerekmiş ve hükümde yer alan diğer gerekçelerle mahkememizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
H Ü K Ü M: Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Sanığın eylemine uyan 5237 SY.nın 191/1. maddesi gereğince ve aynı Kanunun 61. Maddesine göre yapılan değerlendirme neticesinde; suçun işleniş şekli, sanığın amaç ve saiki ile kastına dayalı kusurunun ağırlığı dikkate alınarak takdiren 2 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
2-Sanığın yargılama sürecindeki aksi ispat edilemeyen olumlu tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak 5237 sayılı TCK.’nun 62. maddesi gereğince cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 1 YIL 8 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
3-Oluşa ve takdire binaen sanığın cezasından başkaca artırım ve indirim yapılmasına yer olmadığına,
4-24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 08/10/2015 tarih ve 2014/140 Esas 2015/85 Karar sayılı iptal kararı da gözetilerek kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkumiyetin kanun sonucu olarak sanık hakkında TCK’nun 53. maddesinin uygulanmasına
5-Sanığın sabıkasız olması, duruşmadaki iyi hali nedeniyle bir daha suç işlemeyeceği konusunda mahkememizce olumlu kanaate varılmış olması ve ayrıca 5271 Sayılı CMK’nın 231/6-c maddesinde öngörülen tazmini gereken bir zararın bulunmaması da göz önüne alınarak; şartları gerçekleşmiş olmakla sanık hakkında verilen HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINA,
6-Hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanığın 5 yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmasına, sanığın sosyal ve şahsi durumları gözetilerek denetim süresi içerisinde herhangi bir yükümlülüğe tabi tutulmasına YER OLMADIĞINA,
7-Sanığın 5 yıllık denetim süresi içerisinde kasten bir suç işlemediği takdirde sanık hakkındaki bu davanın ortadan kaldırılmasına, DAVANIN DÜŞÜRÜLMESİNE,
8-Denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlenmesi halinde sanık hakkında açıklanması geri bırakılan HÜKMÜN AÇIKLANMASINA, (İHTARAT YAPILMADI)
9-Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesini müteakiben bunlara mahsus bir sisteme kaydedilmesi için bir suretinin kesinleşme şerhi ve tali karar fişi ile birlikte CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA GÖNDERİLMESİNE,
Bu dava nedeniyle yapılan 90 TL tanıklık ücreti, 3 tebligat gideri 44,20 TL toplamından ibaret 134,20 TLyargılama giderinin sanıktan tahsili ile Hazine’ ye irat kaydına,
Dair; sanık müdafinin yüzüne karşı, sanığın yokluğunda 5271 sayılı CMK’nın 231/12, 267 ve 268. maddeleri uyarınca kararın sanık müdafiine tefhiminden, sanığa tebliğinden itibaren 7 gün içinde mahkememize bir dilekçe verilmesi veya bu konuda zabıt kâtibine bir beyanda bulunup tutanak tutturup hâkime onaylatılması veya bir başka ilk derece ceza mahkemesi aracılığıyla dilekçe gönderilmesi veyailgilinin cezaevinde bulunması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle İstanbul Anadolu Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itiraz yasa yolu açık olmak üzere verilen kararın 5271 sayılı CMK’nın 231/1 maddesi gereği hüküm fıkrası açıkça okunup ana çizgileriyle gerekçesi usulen anlatıldı.28/02/2020


İSTANBUL ANADOLU
5. AĞIR CEZA MAHKEMESİ
DEĞİŞİK İŞ NO : 2020/754 D.İş 
DEĞİŞİK İŞ KARAR HAGB Kararına İtiraz

İstanbul Anadolu 38. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 28/02/2020tarih ve 2019/461 Esas, 2020/433 Karar sayılı ilamı ile sanık hakkında “kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ve kullanmak” suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına sanık müdafii Av. Mustafa Kaya tarafından bila tarihli dilekçesi ile itiraz edilmiş olmakla, dosyanın itirazen incelenmek üzere Mahkememize gönderildiği ve 2020/754 D. İş sırasına kaydının yapıldığı anlaşılmıştır.
C.Savcısı yazılı mütalaasında “sanığın üzerinde kolluk tarafından üst araması yapıldığında uyuşturucu madde ele geçirildiği belirtilmiş ise de, aramayı yapan bekçilerin arama yetkileri olmadığı gibi usulüne uygun bir hakimlik ya da savcılık kararı olmadan yapılan haksız arama nedeniyle ele geçirilen madde yargılamada delil olarak kullanılamayacağı nedenle sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği halde hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde karar verilmesi, kararın bozulmasını gerektirmekte olup itirazın kabulüne” karar verilmesi yönünde görüş bildirmiş olduğu anlaşılmakla, dosya ve dilekçe heyetçe tetkik olundu.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
1-)Tüm dosya kapsamı incelendiğinde; usulune uygun şekilde arama kararı olmaksızın
ele geçirilen maddelerin hukuka uygun şekilde elde edilmiş delil olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmakla; sanık müdafiinin İTİRAZININ KABULÜNE,
– Sanık hakkında usul ve yasaya aykırı şekilde İstanbul Anadolu 38. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 28/02/2020 tarih ve 2019/461 Esas, 2020/433 Karar sayılı ilamı ile sanık  hakkında “kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ve kullanmak” suçundan verilen

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI KARARININ KALDIRILMASINA,
2-)Kararın bir suretinin itiraz edene Mahkemesince tebliğine,
3-)Dosyanın ve Mahkememiz kararının İstanbul Anadolu 38. Asliye Ceza Mahkemesi’ne iadesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda C. Savcısı’nın mütalaasına uygun oybirliği ile karar verildi.07/07/2020

TAAHHÜDÜ İHLAL, İHTİYATİ HACİZ ANINDA ALINAN ÖDEME TAAHHÜDÜNÜN GEÇERSİZ OLDUĞU

YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2017/707
KARAR NO:2017/2075
KARAR TARİHİ:09/03/2017

Ödeme şartını ihlâl suçundan sanık …’in yapılan yargılama sonucunda beraatine dair Antalya 1. İcra Ceza Mahkemesinin 02/06/2016 tarihli ve 2016/78 Esas, 2016/412 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulüne, sanığın 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 340. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsi cezası ile cezalandırılmasına dair Antalya 2. İcra Ceza Mahkemesinin 12/08/2016 tarihli ve 2016/178 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 19/12/2016 gün ve 94660652-105-07-14372-2016-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05/01/2017 gün ve KYB.2016-
401765 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede;

Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 17/12/2015 tarihli ve 2015/16493 Esas, 2015/8730 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, dosya içerisinde ödeme emrinin sanığa tebliğ edildiğine dair herhangi bir tebligat evrakının bulunmadığı, sanığın ihtiyati haciz sırasında 10/12/2015 tarihinde ödeme taahhüdünde bulunduğu, söz konusu bu ödeme taahhüdünün hukuken geçersiz olduğu gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Antalya 2. İcra Ceza Mahkemesinin 12/08/2016 tarihli ve 2016/178 değişik iş sayılı kararının, CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA,sanık hakkında ödeme şartını ihlal eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, 09/03/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanuna Tabi Suçlar

4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun ‘un Amaç başlıklı 1 maddesinde ” Bu Kanunun amacı, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek usulü düzenlemektir.”hükmü,

Kapsam başlıklı 2. maddesinde ” Bu Kanun, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanır. Görevleri ve sıfatları sebebiyle özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi olanlara ilişkin kanun hükümleri ile suçun niteliği yönünden kanunlarda gösterilen soruşturma ve kovuşturma usullerine ilişkin hükümler saklıdır. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali genel hükümlere tabidir. Disiplin hükümleri saklıdır. (Ek: 2/1/2003-4778/33 md.) 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 243 ve 245 inci maddeleri ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 154 üncü maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında açılacak soruşturma ve kovuşturmalarda bu Kanun hükümleri uygulanmaz.” hükümleri yer almaktadır.


İlgili kanun maddelerine göre Türk Ceza Kanununda tanımlanan ve aşağıda başlıklar halinde gösterilen suçları işlediği iddia edilen memurlar hakkında öncelikle Öninceleme yapılmalı öninceleme sonucunda soruşturma izni verilmişse haklarında dava açılmalıdır.

Memurun Görev Sebebiyle İşlediği ve 4483 sayılı kanun kapsamına giren Suçlar
Tedbirsizlik, Dikkatsizlik, Meslek ve Sanatta Acemilik, Nizam, Emir ve Talimatlara Riayetsizlik Neticesinde Ölüme Sebebiyet Vermek (TCK 83-85. Md.)

2. Memurun, Kişiyi Kamu Görevi Nedeniyle Yaralaması (TCK 86 Md. 2/d)

Tedbirsizlik, Dikkatsizlik, Meslek ve Sanatta Acemilik, Nizam, Emir ve Talimatlara Riayetsizlik Neticesinde Mağdura Cismen Eza Vermek, Onun Sıhhatini İhlal Etme veya Akli Melekelerinde Bozulmaya Neden Olmak (TCK 89. Md.)

Çocuk Düşürtme, Yetkisiz Kişinin Rahim Tahliyesi Yapması, Kişinin Rızası Dışında Kısırlaştırma Fiilleri (TCK 99/2-101. Md.)

Tıbbi zorunluluk bulunmadığı halde, rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftadan fazla olan bir kadının çocuğunun düşürtülmesidir.

Bir erkek veya kadının rızası olmaksızın kısırlaştırılmasıdır.

Emniyeti Suiistimal (TCK 155.Md.)

Mühür Bozma (Fekki) (TCK 203.Md)

Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührün kaldırılması veya konuluş amacına aykırı hareket edilerek kullanılmasıdır.

Resmi Belgede Sahtecilik (TCK 204/2. Md)

Kamu görevlisinin, görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenlemesi, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmesi veya sahte resmi belgeyi kullanmasıdır.

Resmi Belgeyi Bozmak, Yok Etmek veya Gizlemek (TCK 205.Md)


Kişilerin, gerçek bir resmi belgeyi bozması, yok etmesi veya gizlemesidir. Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Resmi Belge Hükmünde Belgeler (TCK 210/2.Md.)

Gerçeğe aykırı belge düzenleyen, tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensubu, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması halinde, resmi belgede sahtecilik hükümlerine göre cezaya hükmolunur.

Denetim Görevinin İhmali (TCK 251. Md)

Kamu görevlisinin, denetim görevini ihmal ederek, zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine imkan sağlamasıdır. Zimmet veya irtikâp suçunun işlenmesine kasten göz yuman denetimle yükümlü kamu görevlisi, işlenen suçun müşterek faili olarak sorumlu tutulur.

Yetkili Olmadığı Bir İş İçin Yarar Sağlama (TCK 255. Md) (Yetki tecavüzü suretiyle menfaat sağlama)

Kamu görevlisinin, görevine girmeyen ve yetkili olmadığı bir işi yapabileceği veya yaptırabileceği kanaatini uyandırarak yarar sağlamasıdır.

Görevi Kötüye Kullanma (TCK 257.Md)

(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Görevi İhmal (TCK 257/2. Md)

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Göreve İlişkin Sırrın Açıklanması (TCK 258.Md)

Kamu görevlisinin, görevi nedeniyle kendisine verilen veya aynı nedenle bilgi edindiği ve gizli kalması gereken belgeleri, kararları ve emirleri ve diğer tebligatı açıklaması veya yayınlaması veya ne suretle olursa olsun başkalarının bilgi edinmesini kolaylaştırmasıdır.

Kamu görevlisi sıfatı sona erdikten sonrada, yukarıda yazılı fiilleri işleyen kimseye de aynı ceza verilir.

Kamu Görevlisinin Ticareti (TCK 259.Md)

Kamu görevlisinin, yürüttüğü görevin sağladığı nüfuzdan yararlanarak, bir başkasına mal veya hizmet satmaya çalışmasıdır.

Kamu Görevinin Terki veya Yapılmaması (TCK 260.Md)

Kamu görevlilerinin, hukuka aykırı olarak ve toplu biçimde, görevlerini terk etmeleri, görevlerine gelmemeleri, görevlerini geçici de olsa kısmen veya tamamen yapmamaları veya yavaşlatmalarıdır.Kamu görevlisi sayısının üçten fazla olmaması halinde, cezaya hükmolunmaz.

Kamu görevlilerinin mesleki ve sosyal hakları ile ilgili olarak, hizmeti aksatmayacak biçimde, geçici ve kısa süreli iş bırakmaları veya yavaşlatmaları halinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza da verilmeyebilir.


Kişilerin Malları Üzerinde Usulsüz Tasarruf (TCK 261. Md)

Kamu görevlisinin, ilgili kanunlarda belirlenen koşullara aykırı olduğunu bilerek, kişilerin taşınır veya taşınmaz malları üzerinde, karşılık ödenmek suretiyle de olsa, zorla tasarrufta bulunmasıdır.

Kamu Görevine Ait Araç ve Gereçleri Suçta Kullanma (TCK 266. Md)

Kamu görevlisinin, görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri, bir suçun işlenmesi sırasında kullanmasıdır.

Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme (TCK 281/2. Md.)

Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Bu suçun, kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde 4483 sayılı Yasaya tabi olur.

Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama (TCK 282/3. Md.)

Alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tâbi tutan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

Bu suçun, kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde 4483 sayılı Yasaya tabi olur.

Suçluyu Kayırma (TCK 283/2 Md.)

Bu suçun, kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde 4483 sayılı Yasaya tabi olur.

Haksız arama (TCK 120 Md.)

Hukuka aykırı olarak bir kimsenin üstünü veya eşyasını arayan kamu görevlisine üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.

Dilekçe hakkının kullanılmasının engellenmesi (TCK 121 Md.)

Kişinin belli bir hakkı kullanmak için yetkili kamu makamlarına verdiği dilekçenin hukuki bir neden olmaksızın kabul edilmemesi halinde, fail hakkında altı aya kadar hapis cezasına hükmolunur.

Nefret ve ayırımcılık (TCK 122.Md.)

Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle;

a) Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini,

b) Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını,

c) Bir kişinin işe alınmasını,

d) Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını,

engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Özel hayatın gizliliğini ihlal (TCK 134.Md.)

(1)Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

(2) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

.Kişisel verilerin kaydedilmesi (TCK 135.Md.)

Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye (DEĞİŞİK İBARE RGT: 06.03.2014 RG NO: 28933 MÜKERRER KANUN NO: 6526/3) bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme (TCK 136.Md.)

Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, (DEĞİŞİK İBARE RGT: 06.03.2014 RG NO: 28933 MÜKERRER KANUN NO: 6526/4) iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Verileri yok etmeme (TCK 138.Md.)

Kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri sistem içinde yok etmekle yükümlü olanlara görevlerini yerine getirmediklerinde (DEĞİŞİK İBARE RGT: 06.03.2014 RG NO: 28933 MÜKERRER KANUN NO: 6526/5) bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası verilir. (ASLİYE CEZA MAHK.)

(EKLENMİŞ FIKRA RGT: 06.03.2014 RG NO: 28933 MÜKERRER KANUN NO: 6526/5)

(2) Suçun konusunun Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre ortadan kaldırılması veya yok edilmesi gereken veri olması hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır.

İmar kirliliğine neden olma (TCK 184.Md.)

Kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi (TCK 262.Md.)

Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi (TCK 118.Md.)

(1) Bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Tutuklu, hükümlü veya suç delillerini bildirmeme (TCK 284.Md.)

Gizliliğin ihlali (TCK 285.Md.)

Genital muayene (TCK 287.Md.)

(1)Yetkili hakim ve savcı kararı olmaksızın, kişiyi genital muayeneye gönderen veya bu muayeneyi yapan fail hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Bulaşıcı hastalıklar dolayısıyla kamu sağlığını korumak amacıyla kanun ve tüzüklerde öngörülen hükümlere uygun olarak yapılan muayeneler açısından yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz.

HASTALIK İZNİNE AYRILMIŞ BULUNAN DİSİPLİN AMİRİNİN UYARMA CEZASI VERME YETKİSİ BULUNMADIĞI HAKKINDA

DANIŞTAY 8. DAİRE

Esas No : 1998 / 2038

Karar No : 1999 / 2990

Karar Tarihi : 13.05.1999

Gümrükler Genel Müdürlüğü, Arşivleme Şube Müdürlüğünde memur olarak görev yapan davacının, … günü saat 15.30 da şube müdürü tarafından yapılan denetimde görevi başında bulunmadığı gerekçesiyle 657 sayılı Yasanın 125/A maddesi uyarınca uyarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Gümrükler Kontrol Genel Müdürlüğünün … gün ve … sayılı işleminin iptali ile bu işlem nedeniyle oluşan maddi zararının yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davada, dava konusu işlemin Anayasanın 129. ve 657 sayılı Yasanın 135-136. maddeleri uyarınca idari yargı yerinde dava konusu edilemeyeceği gerekçesiyle açılan davayı reddeden Ankara 3.İdare Mahkemesinin … gün ve … sayılı kararının, uluslararası sözleşmelerin dikkate alınmadan karar verildiği öne sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istemidir.

Uyuşmazlık, memur olan davacının uyarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin davalı idare işleminden doğmuştur. 657 sayılı Devlet Memurları Yasasının 23.maddesinde, Devlet memurlarının bu Kanunda gösterilen süre ve şartlarla izin hakkına sahip oldukları, 105.maddesinde de memurların hastalıkları halinde, verilecek raporlarda gösterilecek lüzum üzerine maddede belirtilen esaslara göre hastalık izni verileceği düzenlenmiş olup, 126. maddesinde ise uyarma cezalarının disiplin amirleri tarafından verileceği hükmü yer almıştır.
Dosyanın incelenmesinden, davacının disiplin amiri olan şube müdürü tarafından … günü saat … da yapılan kontrolde mazaretsiz ve izinsiz olarak görev yerini terkettiği gerekçesiyle anılan şube müdürü tarafından davacıya uyarma cezası verildiği anlaşılmaktadır.

Ancak, dosya içeriğinde bulunan Gümrükler Kontrol Genel Mürdürlüğünün … gün ve … sayılı yazısında, davacının disiplin amiri olan şube müdürünün … gününden itibaren 10 gün süreyle raporlu bulunduğu, bu süre içinde başka bir şube müdürünün yerine bakmakla görevlendirildiği görülmektedir.
Bu durumda, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte hastalık iznine ayrılmış bulunan disiplin amirinin disiplin cezası verme yetkisi bulunmadığından, dava konusu edilen uyarma cezasında yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, Ankara 3.İdare Mahkemesin kararının bozulmasına karar verildi.