İCRA MÜDÜRLÜĞÜNÜN NÜFUS KAYDI SORGULAMAYA YETKİLİ İSTİSNAİ KURUMLARDAN OLMADIĞI

İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ


E. 2016/59
K. 2016/68
T. 13.10.2016

* KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI ( Nüfus Kaydının Kişisel Veri Niteliğinde Olduğu/Kişisel Verilerin İlgili Kişinin Açık Rızası Olmadan İşlenemeyeceği – Soruşturma Kovuşturma Yargılama veya İnfaz İşlemlerine İlişkin Olarak Yargı Makamları veya İnfaz Mercileri Tarafından İşlenebilmesinin İstisna Olduğu/Nüfus Kaydına Ulaşılması İstenen Kurum İcra Müdürlüğü Olup İstisnai Kurumlardan Olmadığı – Borçlunun Aile Nüfus Kaydı Sorgulamasına İlişkin Talebi Yerinde Olmayıp Bu Talebin Reddine İlişkin Müdürlük Kararının Doğru Olduğu )

* İCRA MÜDÜRLÜĞÜNÜN NÜFUS KAYDI SORGULAMAYA YETKİLİ İSTİSNAİ KURUMLARDAN OLMADIĞI ( Nüfus Kaydının Kişisel Veri Niteliğinde Olduğu/Soruşturma Kovuşturma Yargılama veya İnfaz İşlemlerine İlişkin Olarak Yargı Makamları veya İnfaz Mercileri Tarafından İşlenebilmesinin İstisna Olduğu – Nüfus Kaydına Ulaşılması İstenen Kurum İcra Müdürlüğü Olup İstisnai Kurumlardan Olmadığı/ Borçlunun Aile Nüfus Kaydı Sorgulamasına İlişkin Talep Yerinde Olmayıp Bu Talebin Reddine İlişkin Müdürlük Kararının Doğru Olduğu )

* MURİSE İLİŞKİN MALVARLIĞI SORGUSU TALEBİ ( Yapılacak Bir Fayda-Zarar Kıyaslamasında Kişisel Verilere Kolaylıkla Ulaşılmasının Yaratması Muhtemel Olan Zararlarının Sağlaması Muhtemel Olan Yararlarına Göre Daha Fazla Ve Daha Mühim Olduğu – Borçlunun Anne Babasını Gösterir Aile Nüfus Kaydının Sorgulanarak Muris Tespit Edilmesi Halinde Taşınmaz Sorgulamasına İlişkin Talebi Yerinde Olmayıp Bu Talebin Reddine İlişkin Müdürlük Kararının Doğru Olduğu )

* BORÇLUNUN PASİF TAŞINMAZ KAYITLARININ SORGULANMASI ( Pasif Tapu Kaydı Sorgulamasın da Ulaşılacak Bilgi Borçlu Adına Daha Önce Kayıtlı Bulunan Taşınmaz Bilgisi Olup Bu Bilginin Bu Taşınmazın Şimdiki Maliki Hakkında Herhangi Bir Bilgi İçermeyeceği/Kaydın Dosyaya Dahil Edilmesinin Herhangi Bir 3. Kişinin Bilgilerinin Dosyaya Yansıması Sonucunu Doğurmayacağı Gibi Borcun Tahsili İçin İmkan Sağlayabileceği – Talebin Reddinin Yerinde Olmadığı/İstinaf Başvurusunun Kısmen Kabulü Gerektiği )

* BORCUN TAHSİLİ İÇİN İMKAN SAĞLANMASI ( Pasif Tapu Kaydı Sorgulamasın da Ulaşılacak Bilgi Borçlu Adına Daha Önce Kayıtlı Bulunan Taşınmaz Bilgisi Olup Bu Bilginin Bu Taşınmazın Şimdiki Maliki Hakkında Herhangi Bir Bilgi İçermeyeceği/Kaydın Dosyaya Dahil Edilmesinin Herhangi Bir 3. Kişinin Bilgilerinin Dosyaya Yansıması Sonucunu Doğurmayacağı – Talebin Reddinin Yerinde Olmadığı/İstinaf Başvurusunun Kısmen Kabulü Gerektiği )

2709/m. 13, 20

6698/m. 3,5,28

5490/m. 9

ÖZET : Kişinin nüfus kaydının kişisel veri niteliğinde olduğu tartışmasızdır. Kişisel verilerin tamamen veya kısmen elde edilerek kaydedilmesi ise kişisel verilerin işlenmesidir. Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez. Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenebilmesi ise bu kuralın istisnasıdır. Olayda nüfus kaydına ulaşması ve kaydetmesi istenen kurum icra müdürlüğü olup bu kurumun belirtilen istisnalar arasında sayılan kurumlardan olmadığı açıktır. Yapılacak bir fayda-zarar kıyaslamasında kişisel verilere kolaylıkla ulaşılmasının yaratması muhtemel olan zararlarının sağlaması muhtemel olan yararlarına göre daha fazla ve daha mühim olduğu anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar çerçevesinde davacı tarafın icra müdürlüğüne yaptığı borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanmasına ilişkin talebi yerinde olmayıp bu talebin reddine ilişkin müdürlük kararı doğrudur.

Davacı tarafın diğer talebi ise borçlunun varsa pasif taşınmaz kayıtlarının sorgulanması talebidir. Pasif tapu kaydı sorgulamasın da ulaşılacak bilgi borçlu adına daha önce kayıtlı bulunan taşınmaz bilgisi olup bu bilgi bu taşınmazın şimdiki maliki hakkında herhangi bir bilgi içermeyecektir. Bu nedenle bu kaydın dosyaya dahil edilmesi, borçlu dışındaki herhangi bir 3. kişinin bilgilerinin dosyaya yansıması sonucunu doğurmayacağı gibi borcun tahsili için imkan sağlayabilecektir. O halde bu yöndeki talebin icra müdürlüğünce ve özellikle de dosyanın infazına yarar sağlamayacağı ve borçlu aleyhine delil toplanamayacağı gerekçesi ile reddi yerinde değildir. Davacı tarafın istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile istinafa konu kararın düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekir.

DAVA : Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 11/08/2016 gün 2016/364 Esas – 2016/468 Karar sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi:

KARAR : Davacı vekili tarafından Manisa 5. İcra Müdürlüğünün 2016/2488 esas sayılı takibi kapsamında müdürlükçe alınan 24/06/2016 tarihli kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

CEVAP: Dava icra müdürlüğünün işlemine karşı şikayet davası olup hasımsızdır.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Açılan dava sonucu Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/364-468 E.K. sayılı kararı ile şikayetin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı taraf istinaf dilekçesinde;

1- Taleplerinde 3. kişilere ait bir sorgu veya malvarlığı araştırması bulunmadığını, sorgulanmasını istedikleri nüfus kaydının borçlunun aile nüfus kaydı olduğunu, bu uygulamanın yaygınlaşmasının kötü niyetli borçlulara imkan sağlayacağını, adli makamların nüfus kayıtlarını almasının mümkün olduğunu,

2- Pasif taşınmazlara ilişkin sorgu işlemlerinin 3. kişilerin temel hak ve hürriyetlerine aykırılık teşkil etmeyeceğini, yapılacak sorguda borçlunun herhangi bir taşınmazını satıp satmadığının tespit edileceğini, satmış ise kime sattığının ve halen kim adına kayıtlı olduğunun tespit edilmeyeceğini,

3- Talebin kabul edilmesinin dosyanın infazına yarar sağlamayacağına ilişkin gerekçenin ise kabul edilmesinin mümkün olmadığını beyan ederek Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/364-468 E.K. sayılı kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE: Davacı alacaklı taraf icra müdürlüğüne sunduğu talebi ile borçlu adına kayıtlı pasif taşınmaz kaydı olup olmadığının sorgulanmasını ve borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanmasını talep etmiş, müdürlük bu talebi reddetmiştir. Şikayete konu karar bu karardır. Burada çözülmesi gereken ilk ihtilaf borçlu dışındaki kişilerin nüfus kayıt bilgilerinin takip dosyası kapsamında temin edilerek açığa çıkarılmasının mümkün olup olmadığıdır.

Konu ile ilgili mevzuat hükümleri incelendiğinde TC Anayasası madde 13: Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

TC Anayasası madde 20/3: Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 8: 1- Herkes, özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

2- Bu hakkın kullanımına, yasa/hukuk uyarınca olması ve ulusal güvenlik, kamu emniyeti ya da ülkenin ekonomik refahı, düzensizliğin ya da suçun önlenmesi, sağlığın ya da ahlakın korunması ya da başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması için demokratik toplumda gerekli olması hali istisna olmak üzere, bir kamu makamı tarafından bulunulmayacaktır.

Nüfus Hizmetleri Kanunu madde 9: 1- Nüfus kayıtları ve bu kayıtların tutulmasına dayanak olan belgeler gizlidir. Bunlar, yetkili ve sorumlu memurlar ile teftiş ve denetim yetkisi olanlar dışında kimse tarafından görülüp incelenemez. Mahkemeler bu hükmün dışındadır.

2- Nüfus kayıtlarına bu bilgileri işleyen memurlar ve Kimlik Paylaşımı Sistemi kapsamında nüfus kayıtlarından faydalanan diğer görevliler de bu gizliliğe uymak zorundadırlar. Bu yükümlülük, kamu görevlilerinin görevlerinden ayrılmalarından sonra da devam eder.

Madde 44: 1- Nüfus kayıt örneklerini; ç) Adlı makamlar, nüfus müdürlüklerinden doğrudan almaya yetkilidirler.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 3/1-d) Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi,

Madde 3/1-e) Kişisel verilerin işlenmesi: Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hale getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi,

Madde 5: 1 – Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez.

2- Aşağıdaki şartlardan birinin varlığı halinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür:

a) Kanunlarda açıkça öngörülmesi.

b) Fiili imkansızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması.

c) Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması.

ç) Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması.

d) ilgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması.

e) Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması.

f) İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.

Madde 28: 1- Bu Kanun hükümleri aşağıdaki hallerde uygulanmaz: … d) Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi, düzenlemelerine rastlanmaktadır.

Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine göre kişinin nüfus kaydının kişisel veri niteliğinde olduğu tartışmasızdır. (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 3/1-d) Kişisel verilerin tamamen veya kısmen elde edilerek kaydedilmesi ise kişisel verilerin işlenmesidir. (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 3/1-e) Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın içlenemez. (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 5) Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenebilmesi ise bu kuralın istisnasıdır.(Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 28/1-d) Kişisel veri olduğu açık olan nüfus kaydına ilişkin bir başka düzenleme olan Nüfus Hizmetleri Kanununun 9. maddesine göre ise nüfus kayıtları ve bu kayıtların tutulmasına dayanak olan belgeler gizlidir. Tüm bu hususlardan açıkça anlaşıldığı üzere kişisel veriler ve bu bağlamda nüfus kayıtları gizlidir, edinilip kaydedilmeleri ilgili kişinin açık rızasına bağlıdır ve bu durum gerek Anayasa, gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve gerekse kanunlarla düzenlenerek koruma altına alınmıştır. Somut olayda nüfus kaydına ulaşması ve kaydetmesi istenen kurum icra müdürlüğü olup bu kurumun yukarıda belirtilen istisnalar arasında sayılan kurumlardan olmadığı da açıktır.

Davacı tarafın beyanlarında dile getirdiği gibi borçlunun murisi olabilecek kişilerin nüfus kaydına erişilmesinin ve onların ölmüş olup olmadıklarının tespitinin borcu tahsilde alacaklı tarafa katkı sağlayacağı muhakkaktır. Hatta bu durum murisinden kendisine intikal eden malları adına tescil ettirmeyen borçluların bu şekilde davranmalarının önüne geçmek sonucunu da doğurabilecektir. Ancak kişisel verilerin bu şekilde işlenmesi ile elde edilmesi muhtemel yararların yanısıra doğabilecek zararlar da birlikte değerlendirilmelidir.

Anayasa Mahkemesinin 09/04/2014 tarih ve 2013/122 – 2014/74 E. K. sayılı kararında kişisel verilerin niçin gizli tutulması gerektiği ayrıntılı olarak açıklanmıştır. “Kişisel verilerin korunması hakkı, kişinin insan onurunun korunmasının ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak, bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır. Bilişim teknolojilerindeki gelişmeler sonucunda, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan çok sayıda verinin toplanabilmesi; daha önce birbirinden ilişkisiz şekilde tutulan pek çok verinin merkezi olarak bir araya getirilebilmesi; verilerin, veri eşleştirme ve veri madenciliği gibi ileri teknolojik imkanlarla analize tabi tutulmak suretiyle, veriden yeni veriler üretme kapasitesinin artması; verilere erişim ve veri transferinin kolaylaşması; kişisel verilerin ticari işletmeler için kıymetli bir varlık niteliği kazanması neticesinde, özel sektör unsurlarınca yaratılan risklerin daha yaygın ve önemli boyutlara ulaşması ve terör ve suç örgütlerinin kişisel verileri ele geçirme yönündeki faaliyetlerinin artması gibi etkenler, günümüzde kişisel verilerin en üst seviyede korunmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda Anayasa’nın 20. Maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesinde, “Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” hükmüne yer verilerek kişisel verilerin korunması hakkı anayasal güvenceye bağlanmış ve bu şekilde kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı koruma altına alınmıştır.”

O halde yapılacak bir fayda-zarar kıyaslamasında kişisel verilere kolaylıkla ulaşılmasının yaratması muhtemel olan zararlarının sağlaması muhtemel olan yararlarına göre daha fazla ve daha mühim olduğu anlaşılmaktadır. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde davacı tarafın icra müdürlüğüne yaptığı borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanmasına ilişkin talebi yerinde olmayıp bu talebin reddine ilişkin’ müdürlük kararı doğrudur. Nitekim bu hususta yerleşmeye başlayan uygulama kapsamında da mahkemelerce verilen benzer mahiyetteki kararlar Yargıtay tarafından da onanmaktadır. (Benzer mahiyette Yargıtay 12 H.D.’ nin 05/05/2016 tarih ve 2015/33810-2016/13366 E.K. sayılı onama kararı) Davacı tarafın diğer talebi ise borçlunun varsa pasif taşınmaz kayıtlarının sorgulanması talebidir. Alacaklı bu yöndeki bir bilgiye kendisi ulaşamaz. Ancak bu talebin yerine getirilmesi halinde ulaşacağı pasif taşınmaz kaydı vasıtası ile örneğin tasarrufun iptali gibi bir dava açarak alacağına kavuşma imkanına sahip olabilir. Pasif tapu kaydı sorgulanasın da ulaşılacak bilgi borçlu adına daha önce kayıtlı bulunan taşınmaz bilgisi olup bu bilgi bu taşınmazın şimdiki maliki hakkında herhangi bir bilgi içermeyecektir. Bu nedenle bu kaydın dosyaya dahil edilmesi, borçlu dışındaki herhangi bir 3. kişinin bilgilerinin dosyaya yansıması sonucunu doğurmayacağı gibi borcun tahsili için imkan sağlayabilecektir. O halde bu yöndeki talebin icra müdürlüğünce ve özellikle de dosyanın infazına yarar sağlamayacağı ve borçlu aleyhine delil toplanamayacağı gerekçesi ile reddi yerinde değildir. Davacı tarafın şikayetinin borçlunun varsa pasif taşınmaz kayıtlarının sorgulanması talebinin reddine ilişkin karara karşı yapmış olduğu şikayet yerinde olup, şikayetin bu kısmının da mahkemece reddedilmiş olması yerinde değildir. Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı tarafın istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK 353/1-b-2 maddesi gereği istinafa konu kararın düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/364-468 E.K. sayılı kararı HMK 353/1-b-2 maddesi gereği kaldırılarak; Davacı tarafın şikayetinin kısmen kabulü ile; Manisa 5. İcra Müdürlüğünün 2016/2488 esas sayılı takibi kapsamında müdürlükçe alınan 24/06/2016 tarihli kararının “borçlu adına pasif taşınmaz kaydı sorgulanması talebinin reddine” kısmının kaldırılmasına, Aynı kararda borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanması talebine yönelik verilen red kararına karşı yapılan şikayetin reddine, Maktu karar harcı ve istinaf yoluna başvurma harcı peşin alındığından yeniden alınmalarına yer olmadığına, Davanın niteliği gereği davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Kararın taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK ‘nun 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren bir ay içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere, 13.10.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi

SADECE ÖZGÜRLÜĞÜ BAĞLAYICI CEZALARIN MÜKERRİRLERE ÖZGÜ İNFAZ REJİMİNE GÖRE ÇEKTİRİLMESİNİN MÜMKÜN OLDUĞU, ADLİ PARA CEZALARINA KARŞI BİR DÜZENLEME OLMADIĞI

YARGITAY 3. CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2017/3550
KARAR NO:2017/6989
KARAR TARİHİ:24.05.2017

Kasten yaralama suçundan sanık …’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 2.000,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, anılan Kanun’un 58. maddesi uyarınca cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre
çektirilmesine dair Nizip 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 30/06/2016 tarihli ve 2015/787 esas, 2016/795 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı’nın 09.04.2017 tarih ve 2017/3033 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 18.04.2017 tarih ve 2017/23912 sayılı tebliğ namesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;
Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 22/03/2007 tarihli ve 2006/10559 esas, 2007/4396 sayılı ilamında da belirtildiği gibi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 58, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106 ve 108. maddeleri birlikte
değerlendirildiğinde, sadece özgürlüğü bağlayıcı cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesinin mümkün olduğu, adli para cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine imkan sağlayan bir düzenlemeye yer verilmemesi karşısında, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden; Nizip 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 30/06/2016 tarihli ve 2015/787 esas, 2016/795 sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nin 309/4.maddesinin (d) bendi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, hüküm fıkrasından TCK’nin 58. maddesi gereğince tekerrür uygulanmasına ilişkin parağrafın çıkartılmasına, infazın bu şekilde yapılmasına; dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ İNE; 24.05.2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.

TRAFİK GÜVENLİĞİNİ TEHLİKEYE SOKMA-EGZOZDAN YÜKSEK SES ÇIKARAN ARACI İLE PATİNAJ ÇEKME

YARGITAY
12. CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2015/5656
KARAR NO:2016/153
KARAR TARİHİ:12/01/2016
MAHKEMESİ : Sapanca Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ:Trafik güvenliğini tehlikeye sokma

Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya
kapsamına göre;

Sanığın saat 14:00 sıralarında idaresindeki araç ile cadde üzerinde, egzozundan yüksek ses çıkan aracı ile patinaj çekmek şeklindeki eylemini bir kaç kez tekrarlamak ve bu sırada yolun karşısına geçmeye çalışan bir yayaya çarpma tehlikesi yaratmak sureti ile atılı suçu işlediği, olayın yargılaması sonunda söz konusu aracı sanığın kullanmadığı gerekçesi ile beraat kararı verilmiş ise de, duruşmadaki ifadesine itibar edilen tanık S.. D..’un soruşturma sırasında alınan ifadesinde açıkça aracı daha önceden de tanıdığını söylediği sanığın kullandığını bildirmiş olması ve sanığın soruşturma sırasında alınan beyanında aracı kendisinin kullandığını kabul etmiş bulunması karşısında mahkumiyeti yerine beraatına karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince tebliğnamedeki isteme
uygun olarak BOZULMASINA, 12/01/2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

HIRSIZLIK-SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI-TAYİN EDİLEN MÜDAFİ’İN DURUŞMALARI TAKİP ETMEMESİ

YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2014/37635
KARAR NO: 2017/6792
KARAR TARİHİ: 12.6.2017

5271/m.150/1,151/1

ÖZET : Sanığın, kendisine baro tarafından bir müdafii atanmasını talep ettiğinin, mahkemece barodan bir müdafii tayini istemek yerine soruşturma aşamasında sanığa zorunlu müdafii olarak atanan Avukata duruşma gününün tebliğ edildiğinin, ancak adı geçen müdafiin, duruşmaları takip etmediğinin anlaşılması karşısında; soruşturma aşamasında sanığın müdafiiliğini üstlenen avukatın iddianame tanzimi ile görevinin sona ermesi sebebiyle mahkemece sanığa 5271 S.K. 150/1. maddesi uyarınca barodan bir müdafii tayini istenmesi gerekirken ve usulüne uygun bir görevlendirmenin yapıldığı düşünülse dahi, adı geçen müdafii duruşmada hazır bulunmadığından, aynı Kanun’un 151/1. maddesine göre, mahkemece derhal başka bir müdafii görevlendirilmesi için gerekli işlemin yapılması gerektiği gözetilmeden yargılamaya devamla müdafiinin yokluğunda hüküm kurulmak suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması, hatalıdır.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : 1-) Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141, 5271 Sayılı CMK’nın 34/1., 230. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde açık ve gerekçeli olması ve Yargıtay’ın bu işlevini yerine getirmesi için gerekçe bölümünde iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin belirtilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi ve ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesinin belirtilmesi, delillerle sonuç arasında bağ kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde gerekçesiz hüküm kurulması,

2-) Sanığın, 13/11/2012 ve 06/02/2013 tarihli dilekçelerle kendisine baro tarafından bir müdafii atanmasını talep ettiğinin, mahkemece barodan bir müdafii tayini istemek yerine soruşturma aşamasında sanığa zorunlu müdafii olarak atanan Avukata duruşma gününün tebliğ edildiğinin, ancak adı geçen müdafiin, duruşmaları takip etmediğinin anlaşılması karşısında; soruşturma aşamasında sanığın müdafiiliğini üstlenen avukatın iddianame tanzimi ile görevinin sona ermesi sebebiyle mahkemece sanığa 5271 Sayılı CMK’nın 150/1. maddesi uyarınca barodan bir müdafii tayini istenmesi gerekirken ve usulüne uygun bir görevlendirmenin yapıldığı düşünülse dahi, adı geçen müdafii duruşmada hazır bulunmadığından, aynı Kanun’un 151/1. maddesine göre, mahkemece derhal başka bir müdafii görevlendirilmesi için gerekli işlemin yapılması gerektiği gözetilmeden yargılamaya devamla müdafiinin yokluğunda hüküm kurulmak suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan bu sebeplerden dolayı diğer yönleri incelenmeyen hükmün istem gibi BOZULMASINA, 12.06.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

YCGK KARARI- İHBAR TEYİDİ AMACI İLE YAPILAN ARAMADA ARAMA KARARININ OLMAMASI- HUKUKA UYGUN DELİLDİR KARARI

YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI

2016/732 E.

2019/439 K

Kocaeli KOM Şube Müdürlüğü görevlilerince uyuşturucu madde ticareti yapan şahıslara yönelik yapılan çalışmalarda, görevlilerce tanınan sanık …’nın, Fatih Devlet Hastanesinin her iki girişinde bulunan simit tezgâhları civarında uyuşturucu madde sattığı yönünde ihbar ve bilgiler elde edilmesi üzerine, 29.09.2014 tarihinde saat 13.15 sıralarında her iki simit tezgâhını görecek şekilde tertibat alarak beklemeye başlayan görevlilerin, saat 13.30 sıralarında sanığın… plaka sayılı araç ile gelip İlyas Uzuner Caddesi üzerine aracını park ettiğini, simitçi tezgâhının yakınına geldiğini, kısa bir süre sonra hastanenin acil girişinde bulunan diğer simitçi tezgâhına gittiğini, saat 13.45 sıralarında kimliği tespit edilemeyen bir şahıs ile hastanenin acil girişinde bulunan taksi durağı yanında tanıklar Müslüm ve … ile buluşup taksi durağının arka tarafına geçtiklerini, tanık …’ın cebinden çıkardığı parayı sanığa verdiğini, şahısların hep birlikte hastanenin acil girişinde bulunan simitçi tezgâhına geçtiklerini, sonrasında Eski Gebze Mezarlığı içerisine girdiklerini, yaklaşık 50 metre beraber yürümelerinin ardından sanığın diğer şahıslardan ayrılıp mezarlık içerisine giderek, buradan bir şeyler alıp tekrar tanıklar Müslüm ve …’ın yanına geldiğini, burada …’a bir şey verdikten sonra sanık ve yanında bulunan kimliği tespit edilemeyen şahsın mezarlık istikametinden İlyas Uzuner Caddesine doğru yürüyerek ayrıldıklarını, tanıklar Müslüm ve …’ın ise mezarlık içerisinden Hasan Tahsin Büyükçoban Caddesine doğru yürüdüklerini görmeleri üzerine, tanıklar Müslüm ve …’ı mezarlıktan çıkmalarından yaklaşık 50 metre sonra cadde üzerinde durdurdukları, Gebze Sulh Ceza Mahkemesinin önleme araması kararına istinaden yaptıkları üst aramalarında, tanık …’ın sağ avuç içerisinde kâğıda sarılı daralı 2 gram gelen sentetik kannabinoid olduğu değerlendirilen maddeyi ele geçirdikleri, tanıklar Müslüm ve …’ın yakalamalarını yapan görevlilerin gerekli işlemleri yapmak üzere adı geçen şahısları KOM Grup Amirliğine götürdükleri sırada tanık …’ın, uyuşturucu maddeyi Fatih Devlet Hastanesi acil girişinde ismini Eren olarak bildiği şahısla buluşması sonrasında taksi durağı arkasında 15 TL verip, mezarlık içerisine giderek satın aldığını görevlilere söylediği, tanık …’a uyuşturucu madde sattığı değerlendirilen sanığın yakalanabilmesi için Fatih Devlet Hastanesi giriş ve çıkışında bulunan simitçi tezgâhları civarına gelip beklemeye başlayan görevlilerin, aynı gün saat 15.00 sıralarında aracı ile hastanenin çıkış tarafında bulunan simitçi tezgâhı yanında durup araçtan indiğini gördükleri sanığı yakaladıkları, Gebze Sulh Ceza Mahkemesinin önleme araması kararına istinaden adı geçenin yapılan üst aramasında pantolon arka cebindeki beyaz renkli poşette daralı 1,12 gram, aracında ise arka koltuğunun alt kısmında, açık mavi renkli poşette daralı 7,8 gram sentetik kannabinoid olduğu değerlendirilen maddeleri ele geçirdikleri olayda;

2559 sayılı PVSK’nın Ek 5. maddesi uyarınca, uyuşturucu madde suçlarıyla daha etkin mücadele etmek amacıyla olayları takip etmekle görevlendirilen kolluk görevlilerinin, ihbar ve elde edilen bilgilerin doğruluğunu araştırmak için yaptıkları çalışmalar sırasında, sanığın tanık … ile buluşup, para alması sonrasında bulundukları yer yakınındaki mezarlık içerisine giderek burada tanık …’a bir şeyler verdiğini görmeleri, ayrılmaları sonrası durdurulan tanık …’da uyuşturucu olduğu değerlendirilen maddenin ele geçirilmesi, tanık …’ın sanıktan uyuşturucu madde satın aldığına dair beyanı, sanığın ilk görüldüğü yer olan Fatih Devlet Hastanesi civarına sanığın aracıyla gelip araçtan indiğini görmeleri üzerine, mesleki tecrübelerine ve içinde bulundukları durumdan çıkardıkları izlenimden kaynaklanan makul sebebe dayalı olarak sanığı durdurma ve sanığa müdahalede bulunma hak ve gerekliliğinin ortaya çıktığı, PVSK’nın 4/A maddesinin verdiği yetkiye dayalı olarak alınması gereken tedbirler kapsamında, kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önlemek ve silah ya da tehlike oluşturan diğer bir eşyadan arındırmak amacıyla, belirtilen sakıncaların önlenmesi için görevlilerce sanığın üzerinde yoklama biçiminde kontrol yapıldığında, pantolonunun arka cebinde poşet içerisinde net 0,5 gram sentetik kannabinoid olan uyuşturucu maddenin ele geçirildiği, yine aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden alınması gereken tedbirler kapsamında sanığın indiği aracın dışarıdan bakıldığında içerisi görünen kısımları kontrol edildiğinde ise aracın arka koltuğunun alt kısmındaki poşette açıkta ve gözle görülür şekilde suç konusu net 7,2 gram sentetik kannabinoid olan uyuşturucu maddenin ele geçirildiği, görevlilerce araçta bulunan uyuşturucu maddelere bu şekilde el konulmasının; “Gizlenmiş bir şeyi bulmaya çalışma ve araştırma” anlamına gelen arama işlemi olarak değerlendirilemeyeceği, görevlilerce yakalanan sanığın kontrol edilmesinin zorunlu olması nedeniyle gerçekleştirilen yoklamanın arama işlemi olarak kabul edilemeyeceği, ayrıca bu yoklama işleminin haklı ve ölçülü olduğu, kolluğun edindiği istihbarat bilgisinin genel ve soyut nitelikte olup başkaca herhangi bir somut emare ile desteklenmediği, CMK’nın 116 ve devamı maddeleri uyarınca adli arama kararı ya da yazılı arama emri alınmasını gerektiren bir durumun söz konusu olmadığı, bu şekliyle sanığın üzerinin ve aracın içerisinin kontrol edilmesi önleyici nitelikte olduğundan adli nitelik taşımadığı, kolluk görevlilerinin dışarıdan bakıldığında aracın içinde görünür şekilde duran suç konusu uyuşturucu maddeleri fark etmeleri ve sanığın üzerinde yoklama şeklinde kontrol yapmaları sonucu işlenmekte olan bir suçla diğer bir anlatımla “suçüstü” hali ile karşılaştıkları ve buna bağlı olarak da suç işlerken rastlanan sanığı CMK’nın 90. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi ile aynı maddenin 4. fıkrası ve PVSK’nın 13. maddesinin 1. fıkrasının (A) bendi ile Ek 6. maddesi gereğince yakaladıkları, görevlilerin bu şekilde ele geçirdikleri suç konusu uyuşturucu maddeleri muhafaza altına aldıktan sonra, uyguladıkları tedbirler ile somut olay hakkında Cumhuriyet savcısına bilgi verdikleri, müteakiben emirleri doğrultusunda soruşturma işlemlerinin sürdürüldüğü, yine PVSK’nın Ek 6. maddesini açıklayıcı nitelikte olan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 8. maddesinin (f) bendindeki düzenlemeye göre de; suçüstü halinde ayrıca bir arama emri ya da karar alınmasına gerek bulunmadığı, dolayısıyla suçun delili ve konusunu oluşturan uyuşturucu maddelerin ele geçirilip muhafaza altına alınmasının hukuka uygun olduğu ve hukuka aykırı bir delilden söz edilemeyeceği anlaşıldığından, Özel Daire bozma kararında isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Sanık …’nın üzerinde ve aracında gerçekleştirilen işlemler için arama kararı gerekmediği sonucuna ulaşılması nedeniyle olay tutanağı içeriğinde söz edilen ancak dosyada bulunmayan önleme araması kararının araştırılmasına gerek görülmemiştir.
2- Sanık …’nın üzerinde ve aracında ele geçirilen uyuşturucu maddelerin miktarı da dikkate alındığında, tanık …’te ele geçirilen maddenin uyuşturucu veya uyarıcı madde olup olmadığı konusunda rapor alınması gerekip gerekmediği:
Ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK, adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir değişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
29.09.2014 tarihinde saat 13.45 sıralarında Fatih Devlet Hastanesinin acil girişinde bulunan taksi durağı yanında tanıklar Müslüm ve … ile buluşup tanık …’dan para aldığı, daha sonra tanıklar Müslüm ve … ile birlikte gittikleri Eski Gebze Mezarlığı içerisinde tanık …’a bir şey verdiği görülmesi üzerine, sanık ile tanıkların ayrılmalarından sonra durdurulan tanık …’da ele geçirilen suç konusu maddenin hukuka uygun olarak elde edildiği hususunda Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında uyuşmazlık ve bu kabulde bir isabetsizlik bulunmayan olayda;
Sanığın üzerinde ve aracında ele geçirilen toplam net 7,7 gram sentetik kannabinoid’in miktarı itibarıyla kullanma sınırları içerisinde kaldığı, sanığın bu maddeleri kullanma amacı dışında bulundurduğuna ilişkin savunmaları aksine dosyada başkaca bir delil de bulunmadığı dikkate alındığında; sanığa atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun sübutu bakımından, tanık …’a sattığı sabit olan maddenin uyuşturucu veya uyarıcı madde olup olmadığına ilişkin uzmanlık raporu bulunup bulunmadığının araştırılması, bulunmadığının tespiti hâlinde ise bu maddenin niteliğine ilişkin uzman bir kurum ya da kuruluştan rapor alınarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, eksik araştırmayla hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının;
a) Sanık …’nın üzerinde ve aracında yapılan işlemler üzerine bulunan delillerin hukuka uygun olup olmadığına ve önleme arama kararının araştırılmasının gerekip gerekmediğine yönelik uyuşmazlıklar bakımından KABULÜNE,
b) Tanık …’te ele geçirilen maddenin uyuşturucu veya uyarıcı madde olup olmadığı konusunda rapor alınması gerekip gerekmediğine ilişkin uyuşmazlık bakımından ise DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE,
2- Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 02.12.2015 tarihli ve 13981-4940 sayılı kararından, gerçekleştirilen arama işlemleri hukuka aykırı olduğundan elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı ve buna bağlı olarak suçun unsuru oluşmadığından sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkin bozma nedeninin ÇIKARILMASINA ve yerine “Sanık …’nın üzerinde ve aracında ele geçirilen uyuşturucu maddelerin miktarı da dikkate alındığında, sanığın tanık …’a sattığı sabit olan maddenin uyuşturucu veya uyarıcı madde olup olmadığına ilişkin uzmanlık raporu bulunup bulunmadığının araştırılması, bulunmadığının tespiti hâlinde ise bu maddenin niteliğine ilişkin uzman bir kurum ya da kuruluştan rapor alınarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, eksik araştırmayla hüküm kurulması” ibaresinin bozma nedeni olarak EKLENMESİNE,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığın TEVDİ EDİLMESİNE, 16.05.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Olası kasıtla işlenen suça teşebbüsün mümkün olamayacağı

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Olası kastla öldürmeye teşebbüs
HÜKÜM : – …’a yönelik öldürmeye teşebbüs suçundan beraat,
– …’a yönelik öldürmeye teşebbüs suçundan TCK’nin 81, 21, 35, 62, 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası.

TÜRK MİLLETİ ADINA


Temyizin kapsamına göre, sanık … hakkında mağdur …’e yönelik olası kasıtla öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan mahkumiyet hükmü ile mağdur …’e yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan beraat hükmüne hasren yapılan incelemede,

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık …’nin mağdur …’e yönelik eyleminin sübutu kabul, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedeni dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık …’nin suçun niteliğine, haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğine, yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,

Oluşa ve dosya kapsamına göre, sanık …’nin mağdurlar … ve …’in üzerine doğru traktör sürdüğü ve “sizi öldüreceğim” diyerek bağırdığı, traktörün arka tekerlekleri ile mağdur …’in iki baldırının üzerinden geçtiği, mağdur …’in ise kendi çabasıyla traktörün gidiş istikametinden kendisini kurtardığının anlaşıldığı olayda,

-Sanık …’nin mağdurlar … ve …’e yönelik eylemi ile açığa çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu, bu nedenle kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılmaları gerektiği düşünülmeksizin, yazılı şekilde mağdur …’e yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan beraatına, mağdur …’e yönelik olası kasıtla öldürmeye teşebbüs suçundan mahkumiyetine dair hükümler kurularak eksik cezalar tayini,


-Kabule göre de, niteliği gereği olası kasıtla işlenen suça teşebbüsün mümkün olamayacağının gözetilmeksizin mağdur …’e yönelik eylemin olası kasıtla öldürmeye teşebbüs olarak değerlendirilmesi,

Yasaya aykırı olup, sanık müdafi ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, 19/11/2019 gününde oy birliği ile karar verildi.

MAKTULÜN UYURKEN ÖLDÜRÜLMESİNİN AĞIRLAŞTIRICI SEBEP OLDUĞU

YARGITAY 1. Ceza Dairesi
2018/183 E.
2019/5077 K.

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten öldürme
HÜKÜM : TCK’nin 81, 62, 53. maddeleri uyarınca; 25 yıl hapis cezası.

TÜRK MİLLETİ ADINA


Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık … hakkında maktul …’a yönelik kasten öldürme suçunun sübutu kabul, takdire ilişen cezayı azaltıcı nedenin nitelik ve derecesi kabul ve takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle değerlendirilip reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafilerinin; eksik incelemeye ve haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiğine ilişkin ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Oluşa ve dosya içeriğine göre;

1)Sanığın soruşturma aşamasında Kolluk, Savcılık ve Sorgudaki savunmaları ile tüm dosya kapsamına göre; eylemi gerçekleştirdiği sırada maktülün uyku halinde olduğunun anlaşıldığı dolayısıyla eylemin “beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi” nedeniyle 5237 sayılı TCK’nin 82/1-e maddesi gereğince cezalandırılması yerine suç vasfında yanılgıya düşülerek eylem sırasında maktulün uyuyup uyumadığı tam olarak tespit edilemediği gerekçesiyle kasten öldürme suçundan TCK’nin 81. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi,
2)Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. ve 2015/85 K. sayılı kararı ile TCK’nin 53. maddesinin iptal edilen bölümlerinin değerlendirilmesi zorunluluğu,


Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, CMUK’un 326/son maddesi uyarınca ALEYHE TEMYİZ OLMADIĞINDAN ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 20/11/2019 gününde oy birliği ile karar verildi.

Evin kapı kilidinin değiştirilmesi, eşinin eve girmesini engelleme, kötü muamele suçunu oluşturur

Yargıtay 18. Ceza Dairesi
2019/9640 E.
2020/1752 K.
Özet: Sanığın, resmi nikahlı eşinin evde olmadığı sırada kapının kilidini değiştirmesi ve eşinin eve girmesini engellemesi “kötü muamele suçu”nu oluşturur.

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ : Kötü muamele
HÜKÜM : Beraat

KARAR

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;
Sanığın, resmi nikahlı eşi olan katılan ile aralarındaki anlaşmazlık nedeniyle evde olmadığı sırada kapı kilidini değiştirdiği ve katılanın eve girmesini engellediği olayda, eyleminin TCK’nın 232/1. maddesinde düzenlenen kötü muamele suçunu oluşturduğu gözetilmeden, sanık hakkında beraat kararı verilmesi,

Kanuna aykırı ve O Yer Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 21/01/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Maktülün cesedinin bulunamamış olması, iddianamenin iadesinin doğru olmadığı

Yargıtay 1. Ceza Dairesi
2017/2343 E.
2018/2365 K.
Özet: Kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluştuğu halde maktülün cesedinin bulunamamış olması suçun oluşumunu etkilemeyeceğinden iddianamenin iadesi doğru değildir.

(KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİ)

Kasten öldürme ve yağma suçlarından şüpheliler … ve … haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/06/2017 tarihli ve 2017/27971 soruşturma, 2017/6329 esas, 2017/791 sayılı iddianamenin iadesine dair Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/06/2017 tarihli ve 2017/237 iddianame değerlendirme sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/06/2017 tarihli ve 2017/1128 değişik iş sayılı Kararı ile ilgili olarak;

Kasten öldürme suçuna iştirak, yağma suçuna iştirak ve suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçlarından şüpheliler Hüseyin İlhan, Hüseyin Öcalan, Mine İsmail ve Hüseyin El Ahmed haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 14/06/2017 tarihli ve 2016/2002 soruşturma sayılı ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın kabulüne ve söz konusu kararın kaldırılmasına ilişkin Kayseri 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 14/07/2017 tarihli ve 2017/3256 değişik iş sayılı Kararına yönelik yapılan incelemede; kanun yararına bozma, Yargıtay denetiminden geçmeden kesinleşen kararların istisnaî olarak Yargıtayca denetlenmesini sağlayan olağanüstü bir kanun yolu olup, olağanüstü ve istisnaî olma özelliğinden dolayı kanun yararına bozma yoluyla bir kararın bozulabilmesi için, mahkemelerin asıl ceza davasını çözmeye devam etmesinin artık imkânsız hâle gelmiş olması veya hukuka aykırılığın giderilebilmesi için kanun yararına bozmadan başka imkân kalmamasının gerekli bulunması ve sorunun yargısal yoldan çözülebileceği anlaşılmakla, söz konusu karar aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilmemiştir.

Somut olayımızda Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesince, suç konusu olan Hamide Cüneyd’e ait cesedin bulunamadığı, fiziki olarak öldüğüne ilişkin kesin tespit, karine ve otopsi raporunun bulunamadığı, bu nedenle öldürme suçu isnadının konusuz olup soyut şüphe ve iddiaya dayandığından bahisle iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 170/3. maddesinde iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanunun 174/1. maddesinde iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, aynı Kanunun 170/2. maddesinde yer alan “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.” hükmü uyarınca Cumhuriyet savcısının dava açmasının zorunlu olduğu ve suçun hukuki nitelendirilmesinin de Cumhuriyet savcısına ait olduğu, bu durumda mahkemece, iddianamede gösterilen olaylarla ilgili olarak ibraz edilen deliller ve yargılama sırasında ibraz edilebilecek deliller birlikte değerlendirilerek yargılama sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği,

Mağdurun tespit edilememesine ilişkin Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 11/10/2011 tarihli ve 2011/14137-626 sayılı Kararında yer alan, “…her ne kadar, 5271 sayılı Kanunun 170. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinde, mağdurun kimliği iddianamede bulunması gereken unsurlar arasında sayılmış ise de; bunun yapılan soruşturma sonucunda mağdurun kimliğinin elde edilmesi durumuna ilişkin olduğu, yapılan bütün araştırma ve soruşturmaya rağmen mağdurun kimliğinin tespit edilememesinin şüpheli hakkında iddianame düzenlenmesine engel durum oluşturmayacağı açıktır. Ceza yargılaması için diğer asli unsurların bulunduğu bir durumda, zorunluluktan kaynaklanan bu eksiklik ceza yargılamasının yapılmasına engel teşkil etmeyecektir…” şeklindeki açıklamalar ve dosyada bulunan diğer deliller özelikle şüpheli …’in beyanında diğer şüpheli …’nun maktulü öldürdüğü ve kendisinin de dolaylı yardım ettiği şeklindeki ikrarı karşısında, şüphelilerin üzerlerine atılı suçları gerçekleştirdikleri yönünde kamu davası açılması için yeterli şüphenin oluştuğu, maktulün cesedinin bulunamamış olmasının suçun oluşumunu etkilemeyeceğinden cihetle, iddianamenin iadesi kararına yapılan itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 26/09/2017 gün ve 94660652-105-38-9952-2017-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;

TÜRK MİLLETİ ADINA

Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/06/2017 tarihli ve 2017/1128 değişik iş sayılı Kararının 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi

EŞİNİ ÖLDÜREN SANIĞA EŞİNE VE ANNESİNE KARŞI TEHDİT SUÇUNDAN BERAAT VERİLMESİ, SUÇUN SABİT OLDUĞU

Yargıtay 4. Ceza Dairesi
2015/21528 E.
2019/18081 K.

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Tehdit
HÜKÜM : Beraat


Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi,

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, müştekiye karşı kötü muamele, yaralama eylemlerinin de gerçekleştirildiği, ancak bu fiillerden ayrıca dava açılmadığı anlaşılmış ve söz konusu fiillerin eşe karşı gerçekleşmesi gözetilerek tehdit suçu yönünden 5271 sayılı Yasa’nın 253. maddesinin 3. fıkrası gereğince uzlaşmaya gidilemeyeceği tespit edilerek yapılan incelemede,

Müştekinin (maktulenin) verdiği 19.04.2013 havaleli dilekçeyle eşi tarafından sürekli huzursuz edildiği, ölümle tehdit edildiği, baskılarına dayanamayıp kendi rızası ile eşini ve evini terk ettiğini, ilgili karakolda dosyalarının bulunduğunu, boşanmak için avukat tutup kadın sığınma evinde kaldığını, çocukları üzerinde tehditlerde bulunması üzerine korkusundan geri döndüğünü, anlaşamayınca evi terk ettiğini; eşi olan sanığın bu kez ailesini tehdit ettiğini, bunun üzerine kurumda tanıştığı bir arkadaşının evine gittiğini, eşi şüphelinin hakkında arama kararı çıkarttırdığını duyduğunu, can güvenliğinin tehlikede olduğunu, bu nedenle de hakkındaki bilgilerin eşine verilmemesini istediğini belirttikden sonra; nihayet müştekinin 15.01.2014 günü şüpheli eşi tarafından öldürülmesi üzerine 13.06.2014 tarihli iddianameyle dava açıldığı; annesi olan katılanın kızına yönelik tehditleri, kötü muameleleri doğruladığı gibi, kızını kurtarmak için evine alması üzerine şüpheli ve şüphelinin babasının evini basarak kendisini ve kızını ölümle tehdit ettiklerini doğruladığı; sanığın savunmasında suçunu inkar ettiği ancak müştekinin evi terk etmesi nedeniyle kayınvalidesinin evine gittiğini dile getirdiği olayda; müştekilerin beyanları, olayın oluş biçimi, müştekilerin önceden karakola intikal eden olaylardan söz etmeleri, müştekinin (maktulenin) iki çocuğunun olması, kadın sığınma evine yerleşmesi ve bir süre orada kalması, annesinin evine gitmesi üzerine sanığın eşine ve annesine baskı uygulaması, adresini kaybettirip başka yere giderek canını kurtarmaya çalışması, tüm bu belirtilen ve dosya içerisinde yer alan hususlar birlikte değerlendirildiğinde neticede eşini öldürmüş olan ve eşini öldürmek suçundan hakkında dava açılan sanığın annesine ve müştekiye (maktuleye) karşı atılı tehdit suçunu işlediği sabit olduğu halde yazılı gerekçeyle beraat kararı verilmiş olması,

Kanuna aykırı ve katılan …’nın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 25/11/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.