UZLAŞMAYA TABİ DAVALARDA,TARAFLARA UZLAŞMA ŞERHİ VERİLEN DURUŞMA DAVETİYESİ GÖNDERİLMESİ GEREKTİĞİ

T.C.
YARGITAY
18. CEZA DAİRESİ
ESAS NO. 2015/38811
KARAR NO. 2017/8922
KARAR TARİHİ. 13.9.2017

5271/m.253,254

ÖZET : Bozma ilamı üzerine yapılan yargılamada sanığın, uzlaşmayı kabul ettiği, müştekiye çıkarılan duruşma davetiyelerinde ise uzlaşmaya dair şerhe yer verilmediği gibi mernis adresine çıkarılan tebliğ evrakında sanığın mernis adresinin ilçe ve il kısmında Marmaris/Muğla yazılması gerekirken, Merkez/Şanlıurfa yazıldığı ve tebliğ evrakının böyle bir adres olmadığından bahisle iade edildiği, dolayısıyla tebliğ işleminin usulüne uygun olmadığının anlaşılması karşısında, sanığın mernis adresine uzlaşma şerhli davetiye çıkarılması için talimat yazılması, sonucuna göre de gerekirse müşteki hakkında adres araştırması yapılarak uzlaşma hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağının belirlenmesinden sonra sanığın hukuki durumun tespit edilmesi gerektiği gözetilmeden hüküm kurulması, hatalıdır.

DAVA : Yerel Mahkemece bozma üzerine verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,

Konut dokunulmazlığını ihlal suçunun suç tarihinde, CMK’nın 253. ve 254. maddeleri uyarınca uzlaşmaya tabi olduğu, Yargıtay 13. Ceza Dairesi’nin 06/05/2013 tarih, 2012/16875 Esas, 2013/13074 Sayılı kararıyla, taraflara uzlaşma teklif edilerek sanığın hukuki durumunun tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi gerekçesiyle, Şanlıurfa 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 13/04/2010 tarih, 2009/535 esas, 2010/239 Sayılı kararında sanığın, müştekiye yönelik konut dokunulmazlığının ihlali eylemine dair verilen hükmün bozulmasına karar verildiği, bozma ilamı üzerine yapılan yargılamada sanığın, uzlaşmayı kabul ettiği, müştekiye çıkarılan duruşma davetiyelerinde ise uzlaşmaya dair şerhe yer verilmediği gibi mernis adresine çıkarılan tebliğ evrakında sanığın mernis adresinin ilçe ve il kısmında Marmaris/Muğla yazılması gerekirken, Merkez/Şanlıurfa yazıldığı ve tebliğ evrakının böyle bir adres olmadığından bahisle iade edildiği, dolayısıyla tebliğ işleminin usulüne uygun olmadığının anlaşılması karşısında, sanığın mernis adresine uzlaşma şerhli davetiye çıkarılması için talimat yazılması, sonucuna göre de gerekirse müşteki hakkında adres araştırması yapılarak uzlaşma hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağının belirlenmesinden sonra sanığın hukuki durumun tespit edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanığın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki isteme aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 13.09.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Ceza infaz kurumları ile tutukevleri personelinin görevlerinden doğan suçlarından dolayı bulundukları yer Cumhuriyet savcılığınca doğrudan doğruya genel hükümler dairesinde soruşturma ve kovuşturma yapılacağı

T.C.
YARGITAY
5. CEZA DAİRESİ
ESAS NO. 2017/4478
KARAR NO. 2017/3319
KARAR TARİHİ. 11.9.2017

2802/m. 116

ÖZET : Dava, görevi kötüye kullanma suçuna ilişkindir.

Ceza infaz kurumları ile tutukevleri personelinin görevlerinden doğan suçlarından dolayı bulundukları yer Cumhuriyet savcılığınca doğrudan doğruya genel hükümler dairesinde soruşturma ve kovuşturma yapılacağı dikkate alınmadan merciince yapılan itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabetsizdir.

DAVA : Görevi kötüye kullanma suçundan şüpheli hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/02/2017 tarihli ve 2017/2194 soruşturma, 2017/759 esas, 2017/453 Sayılı iddianamenin 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 174. maddesi uyarınca iadesine dair 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 06/03/2017 tarihli ve 2017/147 iddianame değerlendirme sayılı kararına yönelik itirazın reddine dair 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 15/03/2017 tarihli ve 2017/205 değişik iş sayılı kararının;

2802 Sayılı Hakimler Ve Savcılar Kanunu’nun 114. maddesinde yer alan “Adalet komisyonlarının görevleri şunlardır:

a-) Atamaları doğrudan Bakanlıkça yapılanlar dışındaki adlî ve idarî yargı ile ceza infaz kurumları ve tutukevleri personelinin;

1-) İlk defa Devlet memurluğuna atanacaklardan merkezî sınavda başarılı olanların ilgili yönetmelik hükümlerine göre düzenlenecek sözlü ve gerektiğinde uygulamalı sınavlarını yapmak, hukuk fakültesi ve adalet meslek yüksek okulu mezunlarına öncelik tanımak kaydıyla başarılı olanların atanmalarını teklif etmek.

2-) Aslî Devlet memurluğuna atanmaları, sicil ve disiplin işlemleri, görevden uzaklaştırılmaları, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlemlerini bu Kanun ve 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ile ilgili mevzuat hükümlerine göre yerine getirmek.

3-) Naklen veya hizmet gereği atamasını, ilgili mahkeme başkanı, hâkim veya Cumhuriyet savcısının görüşünü alarak, yetki alanı içerisinde yapmak.

4-) Geçici olarak görevlendirmesini, yetki alanı içerisinde altı ayı geçmemek üzere yapmak.

b-) Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.

İlk defa Devlet memurluğuna atanması teklif edilen personelin atanmaları Bakanlık onayı ile tamamlanır. Bu personelin atanması, eğitilmesi ile ilgili usûl ve esaslar yönetmelikte gösterilir.

Bu madde kapsamındaki personeli, ilgili adalet komisyonunun muvafakati, teklifi veya hizmetin gereği olarak başka bir adalet komisyonunun yetki alanına naklen atama veya geçici olarak görevlendirme yetkisi Adalet Bakanlığına aittir.”, yine anılan Kanun’un 116. maddesinde yer alan “Bu kısımda yazılı memurların görevlerinden doğan suçlarından dolayı bulundukları yer Cumhuriyet savcılığınca doğrudan doğruya genel hükümler dairesinde soruşturma ve kovuşturma yapılır.” ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 161/5. maddesinde yer alan “Kanun tarafından kendilerine verilen veya kanun dairesinde kendilerinden istenen adliye ile ilgili görev veya işlerde kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kamu görevlileri ile Cumhuriyet savcılarının sözlü veya yazılı istem ve emirlerini yapmakta kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kolluk âmir ve memurları hakkında Cumhuriyet savcılarınca doğrudan doğruya soruşturma yapılır” şeklindeki hükümler birlikte değerlendirildiğinde, ceza infaz kurumları ile tutukevleri personelinin görevlerinden doğan suçlarından dolayı bulundukları yer Cumhuriyet savcılığınca doğrudan doğruya genel hükümler dairesinde soruşturma ve kovuşturma yapılacağı dikkate alınmadan merciince yapılan itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli, 13/06/2017 gün ve 94660652-105-65-3872-2017-Kyb sayılı Kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan tebliğname ile Daireye ihbar ve dava evrakı ile birlikte tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:

SONUÇ: Kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname münderecatı yerinde görüldüğünden talebin kabulüyle … 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15/03/2017 tarihli ve 2017/205 değişik iş sayılı Kararın CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine nazaran müteakip işlemlerin merciince yapılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 11.09.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

CİNSEL İSTİSMAR-ŞANTAJ-SUÇU BİLDİRMEMEK

T.C
YARGITAY
4.CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2014/7265
KARAR NO:2015/21020
KARAR TARİHİ:19/02/2015

(TCK) (5237) Madde 107

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

1- Suçu bildirmeme eyleminden verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karara karşı yalnızca itiraz yolu açık ve dolayısıyla yapılan başvurunun bu doğrultuda değerlendirilmesinin gerekli bulunduğu, Anlaşıldığından, O Yer Cumhuriyet Savcısının tebliğnameye uygun olarak, temyiz davası isteği hakkında bir KARAR VERMEYE YER OLMADIĞINA,

2- Şantaj eyleminden kurulan hükme yönelik temyize gelince, Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanığın on altı yaşında olan oğlunun katılan tarafından cinsel istismara uğradığını öğrenip, oğlundan katılanı eve çağırmasını istediği, oğlu ile katılana ait görüntüleri cep telefonu kamerasına gizlice kaydedip, katılan evden ayrılmadan elindeki görüntüler için
5000 TL. isteyip verdiği takdirde şikayetçi olmayacağını belirterek şantaj suçunu işlediği iddiasıyla açılan davada; bir babanın oğlunun cinsel istismara uğradığını görmesine karşın bu olay bitene kadar hareketsiz ve sessiz kalıp, cinsel istismar olayını gerçekleştiren şahsın evden ayrılmasına izin verip olaydan bir hafta sonra şikayetçi olmasının hayatın olağan akışına aykırı olması sebebiyle şantaj suçunun sabit olmasına karşın katılanın beyanından başka delil elde edilemediğinden bahisle beraat kararı verilmesi, Kanuna aykırı ve O Yer Cumhuriyet Savcısı ile katılan A.. Ş.. vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden (tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle) HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 19/02/2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS SUÇU-HAKSIZ TAHRİK

T.C.
YARGITAY
1. CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2016/148
KARAR NO: 2017/2873
KARAR TARİHİ: 26.9.2017

5237/m. 29, 53
ÖZET : Dava, öldürmeye teşebbüs suçuna ilişkindir.

Mahkemece, 1/4’ten 3/4’e kadar ceza indirimi öngören TCK’nın 29. maddesinin uygulanması sırasında, mağdurdan sanığa yönelen ve süreklilik oluşturan söz ve davranışların ulaştığı boyut dikkate alındığında, makul oranda bir ceza indirimi yerine, tahrikin derecesinde yanılgıya düşülerek, 1/3 oranında indirim yapılması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi,

Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve 2015/85 Sayılı kararı ile 5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesinin iptal edilen bölümleri yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : TÜRK MİLLETİ ADINA

Sanık müdafiinin, süresinden sonra gerçekleşen duruşma isteminin CMUK’nun 318. maddesi uyarınca REDDİNE karar verilmiştir.

Katılan vekilinin doğrudan zarar görmediği ve katılma hakkı bulunmadığı, mala zarar verme ve korku panik yaratacak şekilde silahla ateş etme suçlarından verilen beraat hükümlerini temyiz hak ve yetkisi bulunmadığından, katılan vekilinin bu suçlardan verilen hükümlere yönelik temyiz talebinin CMUK’nun 317. maddesi uyarınca REDDİNE karar verilmiştir.

Sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz dilekçelerinin kapsamına göre; sanığın, adam öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan mahkumiyet hükmü ile sanıkların, adam öldürmeye teşebbüs suçundan verilen beraat hükümleri ile sınırlı olarak yapılan incelemede;

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıkların, katılana karşı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan elde edilen delillerin hükümlülüklerine yeter nitelik ve derecede bulunmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış, verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmediğinden, katılan vekilinin, sübuta yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle,

Sanıkların, öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan usul ve kanuna uygun olan beraat hükümlerinin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA,

Sanık hakkında katılanı öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan hükmün incelenmesinde ise;

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın, katılana karşı adam öldürmeye teşebbüs suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, takdire ve tahrike dair cezayı azaltıcı sebeplerin nitelik ve dereceleri takdir kılınmış, verilen hükümde bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmediğinden, sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine;

Ancak;

Dosya kapsamına göre, sanık ile mağdurun, olaydan on sene kadar önce aralarında resmi nikah olmadan yaşamaya başladıkları, beraberliklerinden bir de kız çocuklarının dünyaya geldiği, beş yıl süren birlikteliğin ardından, sanığın, mağdurun kendisine şiddet uygulaması nedeniyle, babası sanık ve kardeşi sanığın müşterek oturdukları eve yerleştiği, bu süreçte mağdurun sanığa, yanına dönmesi konusunda sürekli tehdit yollu baskı uyguladığı, müşterek eve geri dönmesine rağmen, mağdurun sanığa karşı uyguladığı şiddeti sürdürdüğü, olaydan bir buçuk yıl kadar önce de sanığın, mağdurun kendisine yönelik şiddet içeren fiilleri nedeniyle, tekrar babası ve kardeşinin evine geri döndüğü ve bir süre sonra da sanık ile resmi olarak evlendiği, buna rağmen mağdurun, sanık ve ailesine karşı ısrarla tehdit ve hakaret içeren eylemlerde bulunduğu, nihayet olay günü mağdurun ödünç aldığı bir otomobille sanığın oturduğu evin önüne gelerek, bağırıp çağırmak suretiyle tehdit ve hakaret içeren sözler söylediği sırada, sanığın, mağduru av tüfeği ile ateş ederek öldürmeye teşebbüs ettiği olayda,

a-) 1/4’ten 3/4’e kadar ceza indirimi öngören TCK’nun 29. maddesinin uygulanması sırasında, mağdurdan sanığa yönelen ve süreklilik oluşturan söz ve davranışların ulaştığı boyut dikkate alındığında, makul oranda bir ceza indirimi yerine, tahrikin derecesinde yanılgıya düşülerek, yazılı biçimde 1/3 oranında indirim yapılması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi,

b-) Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve 2015/85 Sayılı kararı ile 5237 Sayılı TCK’nun 53. maddesinin iptal edilen bölümleri yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan, hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, 26.09.2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

FACEBOOK’DA, SEVGİLİ İKEN YAYINLANAN FOTOĞRAFLARIN TALEP HALİNDE KALDIRILMAMASI SUÇTUR

T.C.
YARGITAY
12. CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2017/150
KARAR NO: 2017/6231
KARAR TARİHİ: 13.9.2017

ÖNCEDEN ARKADAŞ (SEVGİLİ) OLAN VE ARKADAŞLIK SÜRESİNDE BİRLİKTE ÇEKTİRMİŞ OLDUKLARI FOTOĞRAFLARIN FACEBOOK’DA YAYINLANMASI, ARKADAŞLIĞIN SONA ERMESİNDEN SONRA BU FOTOĞRAFLARIN DAVACI TARAFINDAN SANIKTAN KALDIRILMASI İSTENMESİNE RAĞMEN KALDIRILMAYIP YAYINLANMASINA DEVAM EDİLMESİ, VERİLERİ HUKUKA AYKIRI YAYMA SUÇUNU OLUŞTURACAĞI. TCK m-136/1

ÖZET:Sevgilisinden ayrıldıktan sonra birlikte çektirdikleri fotoğrafları sosyal medyadan rızaya aykırı şekilde yayınlanmasının TCK’nın 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturduğu ….”İddiaya konu sanıkla mağdur arasındaki ilişkinin varlığını ve boyutunu gösteren fotoğrafların, daha önce mağdurun rızasına uygun olarak facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde yayımlanmış olması karşısında, bu fotoğraflar, mağdurun özel yaşam alanına dair ve özel hayatının gizliliğini ihlal edecek nitelikte görüntüler olarak kabul edilemeyeceğinden, sanığın, mağdura ait kişisel veri niteliğindeki fotoğrafları, mağdurun rızasına aykırı şekilde yayımlamaya devam etmesi biçiminde sübut bulan eyleminden dolayı TCK’nın 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği.

İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 26.01.2016 tarihli, 2015/503-2016/33 Sayılı direnme kararı, katılan tarafından temyiz edilip, 6763 Sayılı Kanun’un 36. maddesiyle değişik CMK’nın 307. maddesinin 3. fıkrası uyarınca Yargıtay Ceza Genel Kurulunca direnme hükmünün incelenmesi için dosya Dairemize gönderilmekle; yeniden incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : İncelenen dosyada, sanığın, TCK’nın 134/2. maddesinde tanımı yapılan özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı “…Yapılan yargılama sonucu, sanığın savunması, katılanın beyanı, dosya içerisindeki belge ve tüm dosya kapsamından; bir süre arkadaşlık yapan sanığın katılanla beraber çekilmiş olduğu fotoğrafın facebook isimli internet sitesine yüklediği tarihin tam olarak tespit edilemediği, yani katılanla ayrıldıktan sonra rızası dışında yükleyip yüklemediğinin tam olarak tespit edilemediği, böylece şüpheden sanığın yararlanması ilkesi gereğince atılı suçtan beraati yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur…” biçimindeki gerekçeye dayalı olarak beraatine dair 13.03.2014 tarihli, 2013/143 esas, 2014/133 karar sayılı hükmün, katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 11.05.2015 tarihli, 2015/35 esas, 2015/7819 karar sayılı ilamı ile;

“…Sanığın ve katılanın bir süre arkadaş olduğu, daha sonra arkadaşlıklarının sona erdiği, sanığın katılan ile birlikteliği sırasında katılan ve sanığın yan yana çektirdikleri fotoğrafları kendi facebook sayfasına koyduğu, arkadaşlıkları sona erdikten sonra katılanın fotoğrafların kaldırılmasını sanıktan talep etmesine rağmen sanığın bahse konu fotoğrafları kaldırmadığı olayda,

Dosya kapsamından sanık ile katılanın ilişkilerini 2012 yılı eylül ayına kadar sürdürdükleri ve beraber oldukları dönemde çektirdikleri fotoğrafların, facebooka konulma tarihi tam olarak tespit edilemese de, tarafların beraber oldukları dönemde sanık tarafından kendisine ait facebook sayfasına konulduğu ve o dönem itibariyle katılanın buna itirazda bulunmadığı, katılanın beyanıyla, kendisinin eylül ayında sanıktan ayrılmak istediği, ancak sanığın birlikteliği devam ettirmek istediği, 2012 yılı ekim ayında katılanın, sanığın kendisini tehdit ettiği iddiasıyla, katılan hakkında suç duyurusunda bulunduğu, ancak daha sonra tehdit eylemiyle ilgili katılanın şikayetinden vazgeçtiği, daha sonra katılan tarafından 12/12/2012 tarihinde de, bahse konu fotoğrafların halen sanığın facebook sayfasında paylaşıldığı iddiasıyla şikayette bulunduğu ve iddianamede de belirtildiği üzere, şikayet tarihi itibariyle fotoğrafların sanığın facebook sayfasında bulunduğunun belirtildiği, sanığın savcılıkta verdiği ifadesinde de, 2012 yılının aralık ayı sonunda bahse konu fotoğrafları kaldırdığı dikkate alındığında, şikayet tarihinden önce katılanın sanığı tehdit suçu sebebiyle şikayet etmesi ve sanığın katılana gönderdiği mesaj bölümünde “o resimlerde benim, ister koyarım face’me ister koymam kimseye de hesap vermem sen de bunu böyle bil.” şeklindeki mesajı da göz önünde bulundurularak, katılanın sanıktan eylül ayında ayrılmak istediğinin kabulü gerektiği ve bahse konu fotoğrafların katılanın rızasıyla sanığın kendi sayfasında paylaşılsa da, katılanın fotoğrafları kaldırması isteminde bulunduktan sonra katılanın rızasından bahsedilemeyeceği ve sanığın fotoğrafları kaldırması gerektiği halde kaldırmadığı, fotoğrafların facebook isimli internet sitesine konulma tarihinin bir önemi bulunmadığı, önemli olan hususun şikayet tarihi itibariyle katılanın rızasının devam edip etmediği ve fotoğrafların facebookta bulunup bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın katılanla yan yana çekilen fotoğrafını facebookta yayınlaması eylemine uyan TCK’nın 134/2-1.cümle gereğince cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, ‘sanığın katılanla beraber çekilmiş olduğu fotoğrafın facebook isimli internet sitesine yüklediği tarihin tam olarak tespit edilemediği, yani katılanla ayrıldıktan sonra rızası dışında yükleyip yüklemediğinin tam olarak tespit edilemediği’ gerekçesiyle oluşa ve dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeyle beraat kararı verilmesi,

Kabul ve uygulamaya göre de;

Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında, sanık hakkında beraat hükmü kurulurken, uygulanan kanun ve maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK’nın 232/6. maddesine aykırı hareket edilmesi…” nedenlerine dayalı olarak bozulduğu ve mahkemece önceki verilen kararda direnildiği belirtilerek 26.01.2016 tarihli beraat hükmünün kurulduğu anlaşılmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.11.2013 tarihli, 2013/50 esas, 2013/525 Sayılı kararına ve süreklilik kazanmış uygulamalarına göre, şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi; bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak, bozma kararında tartışılması gerektiği belirtilen hususları tartışmak, bozma sonrasında yapılan araştırmaya, incelemeye, toplanan yeni delillere dayanmak, ilk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş bulunan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurmak suretiyle verilen karar; özde direnme niteliğinde olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni bir hükümdür. Bu nitelikteki bir hükmün temyiz edilmesi halinde ise incelemenin Yargıtay’ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekir.

Dairemizin bozma ilamından sonra yerel mahkemece yapılan yargılama sonucunda önceki uygulama aynen benimsenmiş ise de; “…mahkememizce bozma üzerine yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; bozmanın yerinde olmadığı, taraflar arasında özel hayata dair olduğu kabul edilecek resimleri ilişki sürecinde birlikte sanığın facebook hesabından paylaşıldığı ya da müştekinin buna açıkça rıza gösterdiği, ilişki bittiğinden itibaren sanıktan istendiği anda resimleri sayfadan çıkarılmamasının TCK 134/2 madde ve yönünden suçun unsurlarını oluşturmayacağı, ilgili madde de görüntülerin hukuka aykırı olarak ifşasından bahis edildiği, oysa ki olayda sanığın resimleri ifşaya başladığında herhangi bir hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceği, yasada korunması amaçlanan şeyin kişilerin özel görüntü ya da seslerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesinin önlenmesi olduğu, suça konu resimlerin başlangıçtan itibaren belirli aşamaya kadar hukuka uygun olarak ifşa edildiği, gelinen noktada resmin taraflarından birinin yani müştekinin rızasını çektiği anda eylemin suça dönüşmeyeceği, bu noktada sanığın sergilediği hareketsiz kalarak resimleri çıkarmamasının atılı suçun unsurlarını oluşturmayacağı kanaatiyle mahkememiz kararının yerinde olduğu değerlendirilerek aşağıdaki şekilde sanığın beraatine hükmolunmuştur…” biçimindeki yeni ve değişik gerekçelerle CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince hüküm kurulmasından dolayı yerel mahkemenin son uygulaması direnme kararı olmayıp, yeni hüküm niteliğinde olduğundan, direnme kararının eylemli uyma olarak kabulüyle hükmü temyizen inceleme görevinin Dairemize ait olduğu belirlenerek yapılan incelemede:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılanın sair temyiz itirazlarının reddine,

ancak;

Sanığın, bir karede mağdurun kendisini yanağından öptüğü, diğerlerinde kendisine sarıldığı ve her ikisinin üzerlerinde günlük kıyafetleri bulunduğu halde yan yana poz vererek çektirdikleri fotoğraflarını, mağdurun bilgisi dahilinde facebook hesabında yayımladıktan sonra, söz konusu fotoğrafları, mağdurla ayrılmalarına ve mağdur tarafından kaldırılması istenilmesine rağmen yayımlamaya devam ettiği olayda;

İddiaya konu sanıkla mağdur arasındaki ilişkinin varlığını ve boyutunu gösteren fotoğrafların, daha önce mağdurun rızasına uygun olarak facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde yayımlanmış olması karşısında, bu fotoğraflar, mağdurun özel yaşam alanına dair ve özel hayatının gizliliğini ihlal edecek nitelikte görüntüler olarak kabul edilemeyeceğinden, sanığın, mağdura ait kişisel veri niteliğindeki fotoğrafları, mağdurun rızasına aykırı şekilde yayımlamaya devam etmesi biçiminde sübut bulan eyleminden dolayı TCK’nın 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yasal ve yeterli olmayan yazılı gerekçelerle sanık hakkında CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraat kararı verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeple 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 13.09.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

KAÇAK ELEKTRİK KULLANMA, C. SAVCISINCA ZARAR TESPİT ETTİRİLİP ŞÜPHELİYE BİLDİRİM

T.C.
YARGITAY
13. CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2017/3454
KARAR NO: 2017/9346
KARAR TARİHİT: 21.9.2017

KARŞILIKSIZ YARARLANMA (KAÇAK ELEKTRİK KULLANMA) CUMHURİYET SAVCISINCA TCK’nın 168/5 MADDESİ GEREĞİNCE VERGİLİ ZARAR MİKTARI TESPİT ETTİRİLEREK ŞÜPHELİYE ÖDEMESİ İÇİN BİLDİRİMDE BULUNMADAN İDDİANAME DÜZENLEYEREK DAVA AÇAMAZ.

Karşılıksız yararlanma suçundan şüpheli … hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda Niğde Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/04/2017 tarihli ve 2017/1105 soruşturma, 2017/1047 esas, 2017/795 Sayılı iddianamenin 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 174/1-c maddesine uygun bulunmadığından bahisle iadesine dair Niğde 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 27/04/2017 tarihli ve 2017/142 iddianame değerlendirme sayılı kararına yönelik itirazın reddine dair Niğde 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 05/05/2017 tarihli ve 2017/282 değişik iş sayılı kararına karşı, Adalet Bakanlığı’nın 13.07.2017 gün ve 94660652-105-51-5670-2017-Kyb sayılı yazısı ile kanun yararına bozma ihbarında bulunulduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 01.08.2017 gün ve 2017/44806 Sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderildiği,

MEZKUR İHBARNAMEDE;

Niğde 1. Asliye Ceza Mahkemesince, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanun’un 168/5. maddesi gereğince ve kanun koyucunun amacı doğrultusunda katılan kurumun uğradığı zararı, vergisi dahil suç tutanağı ile belirlenmiş veya belirlenecek olan cezasız tutarı, ayrıca karşılıksız yararlanma suçuna konu kaçak elektiriğin yalnızca kaçak kullanım tespit tutanağında belirtilen tutarda olduğunun kabul edilemeyeceği, bu hususun tespiti için ayrıca keşif yapılması ve uzman bilirkişiden rapor aldırarak, sanığın bilirkişi tarafından bildirilen zararı ödemesi halinde hakkında kamu davası açılamayacağından, ödeme süresi ve yerinin soruşturma merciince sanığa bildirilmesi, bildirime dair belgenin denetime esas şekilde dosyaya konması gerektiğinden bahisle iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de,

Karşılıksız yararlanma suçunu işleyen fail hakkında, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı zararı soruşturma tamamlamadan önce gidermesi halinde kamu davası açılmayacağı şeklinde bir düzenleme getirildiği, ancak Cumhuriyet savcılığınca bu hususun faile hatırlatılması ve zararın giderilmesi için süre tanınması gerektiğine dair bir düzenleme bulunmadığı, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 174/1-c bendinde iddianamenin iadesi sebebi olarak ön ödemeye veya uzlaşmaya tabi suçlarda, ödeme veya uzlaşma usulü uygulanmaksızın düzenlenen iddianamenin iadesine karar verileceğinin hüküm altına alındığı, bu durumun Cumhuriyet savcısına bir yükümlülük getirdiğinde şüphe bulunmadığı, ancak etkin pişmanlık hükümlerinin soruşturma aşamasında uygulanması bakımından Cumhuriyet savcısının şüpheliye bu hususu hatırlatmasının gerekmediği, zira 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 4. maddesinde yer alan “ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.” hükmü nazara alındığında, Cumhuriyet savcısının yapacağı araştırmanın sadece zararın giderilip giderilmediği yönünde olacağı, nitekim dosya kapsamına göre müşteki kurumun 02/02/2017 havale tarihli şikayet dilekçesinde şüpheli tarafından kaçak kullanım bedelinin ödenmediğinin bildirildiği, ayrıca Cumhuriyet Savcılığı tarafından alınan bilirkişi raporunun mahkemeyi bağlamayacağı gibi zarar tespitinin yargılama sırasında ihtiyaç duyulduğunda hakim tarafından yapılacak keşif sonucunda tespit edilmesi gerektiği anlaşıldığından, iddianamenin iadesi kararına yönelik itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden anılan kararın bozulması gerektiğinin ihbar olunduğu anlaşılmıştır.

KARAR : “Yeni Türk Ceza Adalet Sistemi”nde benimsenen, “Kişilerin Lekelenmeme Hakkı” ile “Eksiksiz soruşturma ve Tek Celsede Duruşma” prensipleri uyarınca, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılarının mâkul sürede bütün delilleri toplamaları, sadece mahkûmiyetle sonuçlanacağını değerlendirdikleri hususları davaya konu yapmaları, beraatle sonuçlanacağını değerlendirdikleri eylemleri davaya konu yapmamaları, yâni bir nev’i filtre görevi yapmaları gerekir.
Bu prensiplerin hayata geçirilebilmesi için mevzuatımızda ilk defa, 5271 Sayılı CMK.’nun 160 / 2. maddesi hükmü ile; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcılarına şüphelinin lehine olan delilleri (de) toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü getirilmiş, ayrıca; 170 ve 174. madde hükümleri ile de, iddianamenin iadesi kurumuna yer verilmiştir.

Soruşturma evresi uzun sürebilir. Ancak, kovuşturma evresinin yeni bir delil toplanmasına gerek kalmadan ve bir iki celsede bitirilmesi hedeflenmiştir.

Nihayet, 5271 Sayılı CMK’nın 174. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi hükmüne göre de “Suçun sübutuna etki edeceği muhakkak olan bir delil toplanmadan” hazırlanan iddianamenin iade edilmesi gerekir.
Karşılıksız yararlanma suçu bakımından özel bir etkin pişmanlık düzenlemesi olan TCK’nın 168/5. maddesi gereğince ve kanun koyucunun amacı doğrultusunda şikayetçi kurumun uğradığı zararı, vergisi dahil suç tutanağı ile belirlenmiş veya belirlenecek olan cezasız tutarının ödenmesi halinde şüpheli hakkında kamu davası açılamaz.

Maddede “ … bahsedilen zarar, vergili ve cezasız miktardır … Bu durumda Cumhuriyet savcısı sulh ceza hakiminden keşif yapılıp rapor alınması için talepte bulunmalı ve alınacak rapor sonucunda sanığa ödeme bildiriminde bulunmalıdır…… Savcısı – Hırsızlık, Karşılıksız Yararlanma ve Yağma Suçları/2017, sayfa: 412).

Yargıtay’ımızın istikrar bulmuş içtihatları da bu yönde olup, gecikme faizi ve benzeri zararlar 168. madde kapsamında değerlendirilemez.(Y. 17. CD’nin 16.06.2017, 2015/18830 E. ve 2016/9113 K. sayılı kararında olduğu gibi.)
Somut olayda şikayetçi kurumun şüpheliden talep ettiği miktar, gecikme faizi ile birlikte 21.801,14 Türk lirasıdır.
Maddeye göre, ödenmesi halinde şüpheli hakkında takipsizlik kararı verilmesi sonucunu doğuracak olan vergili zarar miktarı tespit edilip, sanığın bu miktarı şikayetçi kuruma ödemesi halinde hakkında dava açılmayacağına dair bir bildirimde bulunulmamıştır.
Bu sebeple iddianamenin iadesi ve bu karara yönelik itirazın reddi kararları usul ve yasaya uygundur.
Açıklanan nedenlerle;

SONUÇ : Niğde 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 05/05/2017 tarihli ve 2017/282 değişik iş sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 21/09/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

“Bir bankanın, ilgili kişinin cep telefonu numarasını bankaya veriliş amacı dışında kullanması” hakkında.

Kişisel Verileri Koruma Kurulunun

18/09/2019 Tarihli

2019/227 Sayılı Karar Özeti

Şikâyetçinin bir banka çalışanının kendisini arayarak eşinin müdürü olduğu Şirket ile ilgili olarak eşine ulaşamadığını ve eşiyle iletişime geçebilmesi konusunda kendisine yardımcı olmasını talep ettiği, bunun üzerine müşterisi olarak Bankaya kendisiyle ilgili işlemlerde kullanılması için vermiş olduğu iletişim bilgilerine amacı dışında nasıl ve neden ulaşıldığı hakkında bilgi almak için Bankaya başvuru yaptığı ve Bankanın kendisine yazılı bir cevap vermediği iddiasıyla yapılan başvurusunun incelenmesi sonucunda;

Şikâyetçinin talebini Bankaya e-posta yoluyla ilettiği ancak Bankadan cevap verilmediği yönündeki iddiası ile ilgili olarak Bankanın Şikâyetçinin e-posta adresine mesaj gönderdiği ve gönderilen mesajda “… paylaşımınız hakkında detaylı bilgilendirme yapabilmek amacıyla iletişim numaranız üzerinden size ulaşmayı denedik ancak yanıt alamadık. İşleminiz ile ilgili detayları …Hizmet Hattı’nı arayarak öğrenebilirsiniz…” ifadelerine yer verilerek şikayetçinin bilgilendirilmesi yoluna gidildiği görülmüştür.

Bu çerçevede;

  • Banka tarafından, Şikâyetçiye gönderilen e-posta mesajında başvurusuna ilişkin detayları Banka Hizmet Hattını arayarak öğrenebileceğine dair bilgilendirme yoluna gidilmesinin, veri sorumlusunca Şikâyetçiye başvurusunda talep ettiği hususları açıklayıcı nitelikte yazılı veya elektronik ortamda bir cevap olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine ulaşılmış olduğundan, Şikâyetçinin başvurusuna Veri Sorumlusuna Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ hükümlerine uygun cevap verilmemiş olması nedeniyle Bankaya Kanun ve Tebliğ hükümlerine uyum hususunda azami dikkat ve özenin gösterilmesi konusunda hatırlatmada bulunulmasına,,
  • Şikâyetçinin müşterisi olduğu Bankaya kendisine ait iş ve işlemlerde ulaşılması adına vermiş olduğu telefon numarası bilgisinin, eşine ulaşılmasında yardımcı olunabilmesi adına işlenmesinin, 6698 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) ve (ç) bentlerinde yer alan kişisel verilerin işlenmesinde “belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme ve işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma” ilkelerine uyulması zorunluluğuna aykırı olduğu ve bu çerçevede Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca veri sorumlusunun kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almadığını göstermesi nedeniyle Banka hakkında Kanunun 18 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca 100.000 TL idari para cezası uygulanmasına

karar verilmiştir.

“Bir operatör şirketinin, ilgili kişinin internet sitesi üzerinden yapmış olduğu başvurusunu kimlik teyidi yapamadığı gerekçesiyle reddetmesine ilişkin olarak Kurula yapılan başvuru” hakkında.

Karar Tarihi: 01/10/2019

Karar No : 2019/296

İlgili kişinin bireysel olarak faturalı telekomünikasyon ve buna bağlı hizmetler aldığı Operatör Şirketine (Şirket) internet sitesi üzerinden yapmış olduğu başvurusunun, Şirketin internet sitesinde bulunan KVKK başvuru formunun doldurularak noter aracılığıyla veya elektronik imzalı e-posta ile iletilmediğinden bahisle kimlik teyidi yapılamadığı gerekçesiyle reddedilmesi sonucu Kişisel Verileri Koruma Kuruluna ilettiği şikayet başvurusunun incelenmesi neticesinde,

Şikayete konu olayda veri sorumlusundan alınan bilgiler ışığında; Şirketin internet sitesinde yer alan Gizlilik Politikasında ilgili kişi tarafından Şirkete yapılacak başvurunun KVKK talep formunun doldurularak Şirket adresine “noter kanalı vb. yollarla” gönderilmesi gerektiği doğrultusunda bilgilendirme mahiyetinde açıklamada bulunulduğu ve söz konusu formun Veri Sorumlusuna Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ’e (Tebliğ) uygun bir formatta sunulduğu, Şirketin yapılacak başvurularda belirtilen şekilde başvuruyu aramasının nedeni olarak kişilerin kimlik tespitinin amaçlandığı, Şirket tarafından başvuran kişi ile bilgisi talep edilenin aynı kişi olup olmadığı hususunda Tebliğ’de belirtilen yöntemlere ek bir kontrol mekanizması daha oluşturulduğu, ilgili kişinin başvurusunun Şirket tarafından belirtilen yöntem üzerinden değil Şirketin müşteri hizmetlerine elektronik ortamda yapıldığı, ilgili kişinin başvurusunu ilettiği formda ise Şirketin başvuru amacına yönelik oluşturduğu KVKK talep formunun aksine kimlik teyidini sağlayacak TC kimlik numarası, adres gibi bilgilerin istenmediği, yalnızca ad soyad, telefon, e-posta adresi gibi bilgilerin zorunlu olarak yer aldığı ve bu sebeplerle bahsi geçen şikayet başvurusunun Tebliğ’e uygun olmadığı anlaşılmış olup,

6698 sayılı Kanun’un “Veri Sorumlusuna Başvuru” başlıklı 13’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasında, ilgili kişinin bu Kanun’un uygulanmasıyla ilgili taleplerini yazılı olarak veya Kurulun belirleyeceği diğer yöntemlerle veri sorumlusuna ileceği, bu kapsamda Veri Sorumlusuna Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ’in “Başvuru Usulü” başlıklı 5’inci maddesinde, ilgili kişinin Kanun’un 11’inci maddesinde belirtilen hakları kapsamında taleplerini yazılı olarak veya kayıtlı elektronik posta (KEP) adresi, güvenli elektronik imza, mobil imza ya da ilgili kişi tarafından veri sorumlusuna daha önce bildirilen ve veri sorumlusunun sisteminde kayıtlı bulunan elektronik posta adresini kullanmak suretiyle veya başvuru amacına yönelik geliştirilmiş bir yazılım ya da uygulama vasıtasıyla veri sorumlusuna ileteceği ve Tebliğ’in 6’ncı maddesinde veri sorumlusunun bu tebliğ kapsamında yapılacak başvuruları etkin, hukuka ve dürüstlük kuralına uygun olarak sonuçlandırmak üzere gerekli her türlü idari ve teknik tedbirleri almakla yükümlü tutulduğu hükümlerine yer verildiği dikkate alınarak;

  • Şirketçe kimlik teyidi sağlamak amacıyla yalnızca noter kanalı veyahut e-imza ile başvuruda bulunabileceğinin bildirilmesi sonucu Kanun’da ya da Tebliğ’de öngörülmeyen maddi bir külfet getirilmesinin ve ilgili kişinin bu şekilde yanlış yönlendirilmesi suretiyle söz konusu KVKK talep formunu doldurarak usule uygun bir başvuru yapma hakkının engellenmesinin Tebliğ’in 6’ncı maddesinde sayılan hukuka uygunluk ve dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı dikkate alındığında, Tebliğ hükümlerine uyum konusunda azami dikkat ve özenin gösterilmesi hususunda Şirketin talimatlandırılmasına,
  • İlgili kişiye ise 6698 sayılı Kanun’un 11’inci maddesi kapsamında ilgili kişinin hakları ile Veri Sorumlusuna Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ’in ilgili maddelerinin hatırlatılmasına

karar verilmiştir.

6698 SAYILI KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNU ÜZERİNE GENEL BİR DEĞERLENDİRME

  • Av. Kadir Can ÖZEL[1]

 
GİRİŞ
 
            Bilindiği üzere, ülkemizde Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı; geçtiğimiz günlerde, TBMM Genel Kurulu’nun 24.03.2016 tarihli oturumunda, meclis içindekilerin, meclis dışındaki hukukçuların, sivil toplum örgütlerinin yoğun tartışmaları arasında yasalaştı, 07.04.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı ve bazı maddeler hariç(Kanunun 32. maddesine göre; 8., 9., 11., 13., 14., 15., 16., 17., 18. maddeler kanunun yayım tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girecektir) yürürlüğe girdi. Söz konusu tartışmalar şu anda dahi sürmekte ve sürecek gibi de duruyor.
 
Tartışmaların odağını oluşturan noktayı 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 3. maddesinin gerekçesinde bulabiliriz. KVKK’nın 3. maddesinin gerekçesine baktığımız zaman, “Kişisel Veri”den nelerin anlaşılması gerektiği tek tek sayılmıştır. Bu bağlamda; “Kişisel Veri”, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi (fiziki bilgiler, ailevi bilgiler, kültürel bilgiler, dini bilgiler, mezhepsel bilgiler, sosyal ve ekonomik bilgiler vs.) ifade ettiğinden ve bu sebeple kişisel verilerin korunması yurttaşlar açısından çok önemli bir rol oynadığından; kişisel verilerin korunması sadece verinin kendisinin değil, aynı zamanda bireyin temel hak ve özgürlüklerinin, bilhassa özel alanının korunması anlamına geldiğinden[2] kanun tasarısına yönelik yasalaşma öncesi, sırası ve sonrasında devam eden tartışmaların, birbirinden sert eleştirilerin nedenini anlamak mümkün. Mevcut durum bu şekildeyken; çalışmamızda yeni kanunun olgunlaşma sürecini ve gereklilik nedenlerini ele alıp, üzerinde tartışmaların da sürdüğü hükümler ile ilgili genel bir değerlendirme yapmaya çalıştık.
 
Değerlendirmelerimizin yer aldığı dört bölümden oluşan çalışmamız “Giriş” bölümü olan bu bölüm ile başlayacak olup, “Çerçeve Kanuna İhtiyaç Duyulması ve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun Ortaya Çıkışı” başlıklı ikinci bölümle devam edecektir. İkinci bölümde, Türkiye’deki Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na olan ihtiyacı ve kanunun ortaya çıkışına neden olan olayları, süreci irdelemeye çalıştık. “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun Bazı Hükümlerinin Değerlendirilmesi” başlıklı üçüncü bölümde ise kişisel verilerin işlenmesindeki açık rızaya; kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesine; kişisel verilerin üçüncü kişilere aktarılmasına; kişisel verilerin yurt dışına aktarılmasına; veri sahibinin haklarına; veri sorumlusunun veri güvenliğine ilişkin yükümlülüklerine; veri sorumlusuna başvuru ve Kişisel Verileri Koruma Kurulu’na şikayete; Veri Sorumluları Sicili ve Sicilin aleniyetine; Kişisel Verileri Koruma Kurumu’na; Kanunun uygulanmadığı istisnalara değindik. Nihayetinde, “Sonuç”kısmıyla çalışmamızı bitirdik.
 

  1. ÇERÇEVE KANUNA İHTİYAÇ DUYULMASI VE

KİŞİSEL VERİLERİN KORUMASI KANUNU’NUN ORTAYA ÇIKIŞI
 
6698 sayılı Kişisel Verilerin Koruması Kanunu yürürlüğe girene kadar, kişisel verilerin korunması yeterli olmamakla birlikte, kişisel verilerin korunması ulusal mevzuatımızda çeşitli kanunlarda doğrudan veya dolaylı olarak güvence altına alınmıştır. Ülkemizde kişisel verilerin korunması hukukunda başta Anayasa olmak üzere, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu, Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu, Elektronik Haberleşme Kanunu, Elektronik Ticaret Kanunu, Türk Medeni Kanunu, İş Kanunu ve Bankacılık Kanunu’nda kişisel verilerin korunmasına ilişkin hükümler halihazırda mevcuttur.
 
Anılan kanunlarda kişisel verilerin korunmasına ilişkin birçok hüküm bulunmasına rağmen, KVKK’yı Türk hukuk mevzuatı içerisine katma, çeşitli nedenlerle çıkarma gerekliliği doğmuştur. Bunlara kısaca değinecek olursak şunlar söylenebilir:
 
1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren internetin yaygınlaşması ve son dönemde mobil teknolojilerin hızlı bir şekilde gelişmesi; günümüzde kişisel verilerin toplanmasını, saklanmasını, paylaşılmasını ve analizini bir hayli kolaylaştırmıştır[3]. Günümüzde bir yandan kişisel verilere ihtiyaç duyulurken, diğer yandan kişilerin özel yaşamlarına saldırılar artmakta[4] ve bu saldırıların önlenmesi için kişisel verilerin korunması alanındaki mevzuat eksikliğinin giderilmesi gerekmektedir.
 
Türkiye, kişisel verilerin korunması alanındaki ilk uluslararası sözleşme olan Avrupa Konseyi’nin 28 Ocak 1981 tarihinde Strazburg’da imzaya açtığı “108 No’lu Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi”ni imzalamıştı; ancak onay sürecini işletmemişti. Sözleşmenin tarafların yükümlülüklerini düzenlendiği 4. maddede; tarafların kendi iç hukuklarında, kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel ilkelere işlerlik kazandırmak amacıyla gerekli önlemleri almaları gerektiği ve bu önlemlerin sözleşmenin tarafı bakımından, en geç, sözleşmenin kendisi bakımından yürürlüğe girdiği tarihe kadar alınmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir. Bu açıdan en önemli önlem, kişisel verilerin korunması alanını düzenleyen çerçeve bir kanuna sahip olunmasıdır[5]
 
Yine Avrupa Birliği’nin 1995 tarihli “Kişisel Verilerin Korunmasına İlişkin 95/46/AT Yönergesi”ne göre kişisel verileri korumayan ülkelere veri transferinin yapılmaması da bir çerçeve kanunun çıkarılmasını zorunlu kılmıştır[6]
 
Sonuç olarak, Türkiye’de kişisel verilerin korunması alanında düzenleme yapılması ihtiyacı daha çok uluslararası etkenlerden kaynaklanmıştır. Bu uluslararası etkenler de Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde, Avrupa Birliği Komisyonu’nun İlerleme Raporları aracılığıyla sıklıkla dile getirilmiştir[7]. Açıklanan nedenlerle, iç hukukumuzda yukarıda sayılan mevzuatın çerçeve kanunu sayılabilecek 6698 sayılı Kişisel Verilerin Koruması Kanunu yürürlüğe girmiştir.
 

  1. KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNU’NUN BAZI HÜKÜMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

 

  1. Kişisel Verilerin İşlenmesinde Açık Rıza

 
Kanunun “Kişisel Verilerin İşlenme Şartları” başlığını taşıyan 5. maddesinin 1. fıkrasına göre kişisel veriler ilgili kişilerin açık rızası olmaksızın işlenemez. “Açık Rıza’”nın aranması yerinde bir düzenleme olmakla beraber, bunun sınırları çizilseydi daha isabetli olurdu. Aynı maddenin 2. fıkrasında ise, “Açık Rıza”nın aranmadığı haller düzenlenmiş ve bunlardan herhangi birinin mevcut olması durumunda kişisel verilerin işlenmesi mümkün kılınmıştır.
 
Kanunun “Özel Nitelikli Kişisel Verilerin İşlenme Şartları” başlığını taşıyan 6. maddesinin 1. fıkrasında “Özel Nitelikli Kişisel Veriler (Hassas Veriler)” düzenlenmiştir. Bunlar; Irk, etnik köken, siyasi düşünce, felsefi inanç, dini, mezhep veya diğer inançlar, kılık ve kıyafet, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlık, cinsel hayat, ceza mahkumiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili veriler, biyometrik ve genetik verilerdir. Sayılan hassas verilerin; ancak Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından alınacak önlemlerle işlenebilecek olması olumlu bir düzenlemedir.
 
Bunun dışında KVKK md. 6/3’te “Hassas Veriler”in ilgilinin açık rızasının aranmadan işlenmesini düzenleyen hüküm de kanunun tartışılan yanlarından biridir. Bu konuda hassas verilerin istisnai durumlarda dahi işlenemeyeceğini ve bunun Avrupa Birliği düzenlemelerine göre de böyle olması gerektiğini dile getirenler varken, kanundaki düzenlemeyi yerinde bulanlar da vardır.
 

  1. Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi

 
Kanunun “Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi” başlığını taşıyan 7. maddesinin yerinde bir düzenleme olduğu söylenebilir. Zira bu maddenin Avrupa Birliği’nin gayretleriyle gündeme gelen ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.06.2015 tarihli kararında belirtilen  “Unutulma Hakkı”yla paralellik gösterdiği söylenebilir (Unutulma Hakkı: Bu hak Avrupa Birliği (Özellikle Fransa) ve Arjantin tarafından gündeme getirilen ve sonrasında hayata geçirilen bir konsepttir. Bu konsept bir bireyin geçmişte yapmış olduğu belirli bir eylemin bir sonucu olarak sürekli ve periyodik olarak damgalanmış bir şekilde hayatının devamını geçirmek istememe özgürlüğünden çıkmıştır. Söz konusu hakkı, “dijital hafızada yer alan bireye ait fotoğraf, kimlik bilgisi, adres ve diğer kişisel içeriğin, yine bireyin kendi talebi üzerine bir daha geri getirilemeyecek biçimde ortadan kaldırılması biçiminde tanımlamak mümkündür.”)[8].
 

  1. Kişisel Verilerin Üçüncü Kişilere Aktarılması

 
Kanunun “Kişisel Verilerin Aktarılması” başlığını taşıyan 8. maddesinin 1. fıkrasında,kişisel verilerin üçüncü kişilere aktarılmasında ilgili kişinin açık rızası aranmaktadır. Maddenin bu kısmı yerinde olmuştur; ancak 8. maddenin 2. fıkrasında şartların oluşması ve Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun önlem alması halinde ilgili kişinin açık rızası aranmadan kişisel verilerin üçüncü kişilere aktarılabileceği düzenlenmiştir. Şu halde, idarenin yurttaşların kişisel verilerini korumasından ziyade, bu verileri üçüncü kişilere ücret karşılığı devredebileceği ihtimalinin bulunması endişe yaratan bir durumdur.
 

  1. Kişisel Verilerin Yurt Dışına Aktarılması

 
Kanunun “Kişisel Verilerin Yurt Dışına Aktarılması” başlığını taşıyan 9. maddesinin olumlu bir düzenleme olduğu söylenebilirse de, bu maddenin kanunun tasarı metnine belirli kişi/kişileri koruma kalkanı olarak koyulduğunu dile getirenler de vardır. Maddenin 1. fıkrasına göre kişisel verilerin yurt dışına aktarılmasında ilgili kişinin açık rızasıaranmaktadır. Maddenin 5. fıkrasında “Kişisel veriler, uluslararası sözleşme hükümleri saklı kalmak üzere, Türkiye’nin veya ilgili kişinin menfaatinin ciddi bir şekilde zarar göreceği durumlarda, ancak ilgili kamu kurum veya kuruluşunun görüşü alınarak Kurulun izniyle yurt dışına aktarılabilir.” denilmek suretiyle belirli durumlarda kişisel verilerin yurt dışına aktarılması Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun iznine tabi tutulmuştur.
 

  1. Kişisel Verileri İşlenen Kişinin (Veri Sahibinin) Hakları

 
Kanunun “İlgili Kişinin Hakları” başlığını taşıyan 11. maddesinin kişisel verilerin işlenmesi sürecinde idarenin şeffaflığını ve bireyin bilgi edinme hakkını düzenlemesinden dolayı maddenin yerinde bir hüküm olduğunu dile getirmek gerekir. Zira bu maddeye göre herkes; veri sorumlusuna başvurarak kendisiyle ilgili; kişisel veri işlenip işlenmediğini öğrenme, kişisel verileri işlenmişse buna ilişkin bilgi talep etme, kişisel verilerin işlenme amacını ve bunların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme, yurt içinde veya yurt dışında kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişileri bilme, kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması halinde bunların düzeltilmesini isteme, şartları varsa kişisel verilerin silinmesini veya yok edilmesini isteme, bazı işlemlerin kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme, işlenen veriler kişinin aleyhine bir sonuç ortaya çıkarmışsa buna itiraz etme, kişisel verilerin kanuna aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zarara uğraması halinde zararın giderilmesini talep etme haklarına sahiptir.
 

  1. Veri Sorumlusunun Veri Güvenliğine İlişkin Yükümlülükleri

 
Kanunun “Veri Güvenliğine İlişkin Yükümlülükler” başlığını taşıyan 12. maddesinin 1. fıkrasına göre veri sorumlusu (md. 3/1-h’ye göre bu kişi; kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder); kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini ve bunlara erişilmesini önlemek, kişisel verilerin muhafazasını sağlamak amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır.
 

  1. Veri Sorumlusuna Başvuru ve Kişisel Verileri Koruma Kurulu’na Şikayet

 
Kanunun “Veri Sorumlusuna Başvuru” başlığını taşıyan 13. ve “Kurula Şikayet” başlığını taşıyan 14. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; kişisel verilerin işlenmesiyle ve kanunun uygulamasıyla ilgili yapılacak idari başvurularda iki aşamalı idari başvuru yolunun düzenlendiği görülmektedir. Yani ilgili kişi ilk önce veri sorumlusuna başvuruda bulunacak, buradan istediği sonucu alamadığı takdirde kurula şikayette bulunacaktır. Veri sorumlusuna başvuru yolu tüketilmeden şikayet yoluna başvurulması kanunun 14. maddesinin 2.  fıkrasına aykırılık oluşturacaktır. Ayrıca kanunun 14. maddesinin 3. fıkrasında, kişisel hakları ihlal edilenlerin, genel hükümlere göre tazminat yoluna başvurabilecekleri de düzenlenmiştir.
 

  1. Veri Sorumluları Sicili ve Sicilin Aleniyeti

 
KVKK’nın 16. maddesinin 1. fıkrasında “Veri Sorumluları Sicili” düzenlenmiştir. Fıkraya göre Veri Sorumluları Sicili; Kurulun gözetiminde, Başkanlık tarafından kamuya açık olarak tutulur. Aynı maddenin 2. fıkrasında ise “Kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişiler, veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline kaydolmak zorundadır.” denilmiştir. İlk fıkranın Sicilin kamuya açık olarak tutulacağını düzenlemesi ve ikinci fıkranın gerçek ve tüzel kişilerin, veri işlenmesinden önce Sicile kaydolma zorunluluklarının getirilmesi; aleniyeti sağladığı için olumlu düzenlemelerdir.
 
I.         Kişisel Verileri Koruma Kurumu 
           (Kişisel Verileri Koruma Kurulu ve Başkanlık)
 
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile Kişisel Verileri Koruma Kurumu ihdas edilmiştir. Kanunun 19. maddesinin 1. fıkrasına göre Kurum, idari ve mali özerkliğe sahip, kamu tüzel kişisidir. 2. fıkraya göre ise Kurum, Kurul ve Başkanlıktan oluşur.Kanuna ilişkin üzerinde en yoğun tartışmaların bulunduğu alan da, Kişisel Verileri Koruma Kurumu’nun Başkanlıktan ve Kişisel Verileri Koruma Kurulu’ndan oluşan söz konusu ikili yapısındaki üyelerin ve başkanın seçimini yapan organların yasama ve yürütme olmasıdır.
 
Kişisel Verileri Koruma Kurulu, kanunun “Kişisel Verileri Koruma Kurulu” başlığını taşıyan 21. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin 1. fıkrasına göre Kurul, görev ve yetkilerini bağımsız olarak yerine getirmeli; görev alanına giren konularla ilgili hiçbir organ, makam, merci veya kişiden emir ve talimat almamalı, kimse kurula tavsiye veya telkinde bulunmamalıdır. Maddenin 2. fıkrasına göre de dokuz üyeden oluşan kurulun beş üyesi Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki üyesi Cumhurbaşkanı, iki üyesi Bakanlar Kurulu tarafından seçilir. Her iki fıkra birlikte değerlendirildiğinde, bağımsız idari otorite niteliğinde olan Kurulun üyelerinin seçiminde rol oynayan TBMM ve Cumhurbaşkanı’nın, üyeleri 21. maddenin 3. fıkrasındaki şartları taşıyan kişilerden seçecekleri görülür. Seçilen üyelerin de görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken bağımsız davranmaları gerekir. Nitekim, tartışmaların sürdüğü bu noktada Kurulun seçildikleri organlara karşı bağımsız olamayacaklarını dile getirenler olduğu gibi, bunun Kurulun işleyişini etkilemeyeceğini savunanlar da vardır. Benzer şeyleri Başkanlığın oluşumu ve Başkanın seçimi için de dile getirmek mümkündür.
 
            Kanaatimizce üzerinde durulması gereken bir başka nokta da, Kurula seçilecek üye kontenjanlarında belirli sayıda hukukçunun seçilmesi zorunluluğunun bulunmamasıdır. Kanunun 1. maddesinde belirtildiği gibi, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması ile ilgili kanunun yüklediği görevleri yerine getiren Kurul’un belli sayıda kontenjanı hukuk fakültesinde yükseköğrenim görmüş kişilere ayrılmalıydı.
 

  1. Kanun Hükümlerinin Uygulanmadığı İstisnalar

 
KVKK’nın “İstisnalar” başlıklı 28. maddesi; Kanunun uygulanmadığı halleri düzenleyen, genel istisnai bir hüküm niteliğinde olan ve üzerinde eleştirilerin bulunduğu bir maddedir. Örneğin Kanunun 28/1-ç bendinde “Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında işlenmesi.”durumunda KVKK’nın uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır. Şu halde, kişisel verilerin idare tarafından işlenmesinin; bireyin açık rızasına dayanmayacağı veya kişisel verilerin işlenmesinde herhangi bir denetimin olmayacağı bir şekilde meşru sayılması ve bu konuda idareye geniş bir takdir yetkisi verilmesi söz konusudur. Bu durum da eğer suistimal edilirse bireyi, idare karşısında savunmasız bir hale getirecektir.
 
SONUÇ
 
            Çalışmamızda; Türkiye’de kişisel verilerin korunması hukukunda çerçeve bir kanuna olan ihtiyacı ve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun ortaya çıkışını irdelemeye; ardından 07.04.2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak kısmen yürürlüğe giren 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun önemli, tartışmalı, eleştirilere konu olan hükümlerini değerlendirmeye, bunlarla ilgili görüşlerimizi belirtmeye çalıştık.
 
            Kişisel verilerin korunması hukukunda iç hukukumuzdaki çeşitli kanunlardaki hükümlere ek olarak, çerçeve bir kanun olan Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun uygulanması insan hakları esasına dayanmalıdır. Dolayısıyla hukuk devleti ilkesi de ancak bu şekilde teminat altına alınmış olacaktır.
 
            Kanunun sözüyle ve özüyle temel hak ve özgürlükleri temel alacak bir şekilde uygulanması temennisiyle…



———————————–
 

[1] İzmir Barosu Üyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi S.B.E. Kamu Hukuku A.B.D. Tezli Yüksek Lisans Öğrencisi;[email protected]

[2] ŞİMŞEK, Oğuz; Anayasa Hukukunda Kişisel Verilerin Korunması, Beta Yayınları, İstanbul 2008, s. 4.

[3] KESER, Leyla/ KAYA, Mehmet Bedii/ KINIKOĞLU, Batu; Türkiye’de Kişisel Verilerin Korunmasının Hukuki ve Ekonomik Analizi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2014, s. 2.

[4] KÜZECİ, Elif; Kişisel Verilerin Korunması, Turhan Kitabevi Yayınları, Ankara 2010, s. 259.

[5] AKILLIOĞLU, Tekin; İdari Usul ve Kişisel Verilerin Korunması, Erişim: http://www.idare.gen.tr/akillioglu-idariusul.htm, Erişim Tarihi: 23.04.2016.

[6] KOCA, Raşit Can; Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı Üzerine Prof. Dr. Savaş Bozbel ile Röportaj, Erişim: http://blog.statjus.com/2015/01/kisisel-verilerin-korunmasi-kanunu-tasarisi-uzerine-prof-dr-savas-bozbel-ile-roportaj/, Erişim Tarihi: 23.04.2016.

[7] YÜKSEL CİVELEK, Dilek; Kişisel Verilerin Korunması ve Bir Kurumsal Yapılanma Önerisi (Uzmanlık Tezi), T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı Bilgi Toplumu Dairesi Başkanlığı Yayınları, Ankara 2011, s. 128.

[8] GÜLENER, Serdar; Dijital Hafızadan Silinmeyi İstemek: Temel Bir İnsan Hakkı Olarak “Unutulma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 102, Ankara 2012, s. 226.

 

Hükümlünün Firar Etmesi Nedeni ile Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna İadesi (Kanun Yararına Bozma)

T.C.
YARGITAY
1. CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2017/275
KARAR NO:2017/1456
KARAR TARİHİ:26.4.2017
(KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİ)

Hakaret suçundan Foça Açık Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan …’nın firar ettiği gerekçesiyle, Açık Ceza İnfaz Kurumuna Ayrılma Yönetmeliği gereğince kapalı ceza infaz kurumuna iadesine dair anılan Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının 06/05/2016 tarihli ve 2016/1757 sayılı kararını müteakip, hükümlünün infaz ettiği adli para cezasından çevrili hapis cezasının infazının doğrudan açık ceza infaz kurumunda gerçekleştirildiği gerekçesiyle, kapalıya iade kararının iptaline ilişkin Karşıyaka İnfaz Hakimliğinin 10/05/2016 tarihli ve 2016/1437 esas, 2016/1390 sayılı kararına yönelik itirazın reddine dair Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/05/2016 tarihli ve 2016/1351 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;

Dosya kapsamına göre hükümlünün, hakaret suçundan Karşıyaka 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/554 esas, 2015/591 karar sayılı ilamı ile verilen adli para cezasından çevrili hapis cezasını infaz etmekte olduğu, açık ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada firar etmesi nedeniyle kapalı ceza infaz kurumuna iade kararı verilerek infaz hakimliğinin onayına sunulması üzerine, Karşıyaka İnfaz Hakimliğince, 5275 sayılı Kanunun 6545 sayılı Kanunun 81. maddesi ile değişik 106/3. maddesi gereği, adli para cezasının hapis cezasına dönüştürülmesinden sonra doğrudan doğruya açık ceza infaz kurumunda cezasını infaz etmesi gerektiği gerekçesiyle iade kararının iptaline dair karar verilmiş ise de;

5275 sayılı Kanunun 14/4. maddesinde Açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerden kınamadan başka bir disiplin cezası alanlar ve hükümlü oldukları suçtan başka bir fiilden dolayı haklarında tutuklama kararı (İptal ibare: Anayasa Mah. 09.04.2014 tarih ve 2014/26 E. ve 2014/78 K.) (…) olanlar ile yaş, sağlık durumu, bedensel veya zihinsel yetenekleri bakımından çalışma koşullarına uyum sağlayamayacakları saptananlar, kurum yönetim kurulunun kararı ile kapalı ceza infaz kurumlarına geri gönderilirler. Bu karar, infaz hakiminin onayına sunulur. şeklinde düzenlemeye yer verildiği, Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin Kapalıya iade başlıklı 12. maddesinde a) Haklarında 5271 sayılı Kanunun 100’üncü maddesine göre tutuklama kararı verilenler, b) Firar edenler, c) Kınamadan başka disiplin cezası alanlar, ç) 5’inci madde gereğince doğrudan açık kurumlara gönderilenler hariç olmak üzere; yaş, sağlık durumu, bedensel veya
zihinsel yetenekleri bakımından çalışma koşullarına uyum sağlayamayacakları tespit edilenler, d) İş temin edildiği halde çalışmayanlar veya iş düzenine uyum sağlayamayanlar, e) Kapalı kuruma dönmek isteyenler, f) Haklarında üst sınırı yedi yıldan az olmayan başka bir suçtan soruşturma veya kovuşturması devam etmekte olanlar ile üst sınırı yedi yıldan az olmayan bir suçtan henüz kesinleşmemiş mahkumiyet kararı bulunanlar, kurum yönetim kurulu kararı ile kapalı kurumlara iade edilir ve bu karar derhal infaz hâkimliğinin onayına sunulur. şeklinde hükme yer verildiği, anılan Yönetmeliğin 12. madde düzenlemesinde yaş, sağlık durumu, bedensel veya zihinsel yetenekleri bakımından çalışma koşullarına uyum sağlayamayacakları tespit edilen hükümlüler dışında infazın doğrudan açık ceza infaz kurumunda yapılması yönünden herhangi bir ayrım yapılmadığı, 5275 sayılı Kanunun 14/4. maddesinde de kapalıya iade durumunda doğrudan açık ceza infaz kurumuna gönderilen hükümlüler yönünden ayrıma gidilmediği, her ne kadar firar eden hükümlülerin kapalı ceza infaz kurumuna iade edileceği yönünde anılan kanun hükmünde düzenleme öngörülmediği düşünülebilirse de firar eyleminin 5275 sayılı Kanunun 44. maddesinde hücre disiplin cezasını gerektirir eylem olarak düzenlendiği, açık ceza infaz kurumunda cezasını infaz etmekte iken firar eden hükümlünün kapalı kurumdan açık ceza infaz kurumlarına nakledilen ya da doğrudan açık ceza infaz kurumlarına gönderilen hükümlü statüsünde bulunmasının kapalı ceza infaz kurumuna iadesi yönünden farklılık arz etmeyeceği, aksi yorumun kanun koyucunun öngörmediği bir ayrımın yorum yoluyla vazedilmesi sonucunu doğuracağı, firar gibi bir eylemi gerçekleştiren hükümlünün cezasının infazının bizatihi risk içerdiği, daha sıkı infaz koşullarını haiz infaz kurumunda cezasının infaz edilmesinin infaz hukukunun amacı ve ruhuna uygun düşeceği cihetle, somut olayda açık ceza infaz kurumunda cezasını infaz etmekte iken firar eden hükümlünün kapalı ceza infaz kurumuna iadesi kararının onaylanması gerektiği gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 15/12/2016 gün ve 94660652-105-35-10773-2016-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;

TÜRK MİLLETİ ADINA

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106/3 maddesindeki (Değişik fıkra:18.06.2014-6545 s.K./81.mad) Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün, hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması halinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir,

Aynı Kanunun 14/4. maddesindeki; Açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerden kınamadan başka bir disiplin cezası alanlar kurum yönetim kurulunun kararı ile kapalı ceza infaz kurumlarına geri gönderilirler,

Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin 8. maddesindeki; (1) Kapalı kurumlarda bulunan hükümlülerden;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olanlar,
b) Haklarında ikinci defa tekerrür hükümleri uygulananlar,
c) Haklarında iyi hal kararı verilse bile, 5275 sayılı Kanunun 44’üncü maddesinde sayılan eylemlerden dolayı toplam üç kez hücreye koyma cezası alanlar,
ç) Terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, 6’ncı maddenin ikinci fıkrasının (c) ve (ç) bentleri dışında kalanlar,
d) Koşullu salıverilme kararının geri alınması nedeniyle kalan cezası infaz edilmekte olanlar,
e) Eğitimevleri hariç kapalı veya açık kurumlardan firar edenler, açık kurumlara ayrılamaz.

Aynı Yönetmeliğin Kapalıya iade başlıklı 12/1. maddesindeki; (1) Açık kurumlarda cezası infaz edilmekte olan hükümlülerden;
a) Haklarında 5271 sayılı Kanunun 100’üncü maddesine göre tutuklama kararı verilenler,
b) Firar edenler,
c) Kınamadan başka bir disiplin cezası alıp disiplin cezası kesinleşenler,
ç) Bu Yönetmeliğin 5’inci maddesi gereğince doğrudan açık kurumlara gönderilenler hariç olmak üzere; yaş, sağlık durumu, bedensel veya zihinsel yetenekleri bakımından çalışma koşullarına uyum sağlayamayacakları tespit edilenler,
d) İş temin edildiği halde çalışmayanlar veya iş düzenine uyum sağlayamayanlar,

Kurum yönetim kurulu kararı ile kapalı kurumlara iade edilir ve bu karar derhal infaz hakimliğinin onayına sunulur. Kurum düzeni veya kişi güvenliğinin tehlike altında olması halinde asayiş ve düzeni sağlamak için hükümlünün disiplin cezasının kesinleşmesi beklenmeden tedbiren kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesine kurum yönetim kurulu tarafından karar verilebilir.

(2) İnfaz edilen cezası dışında başka bir suçtan haklarında mahkumiyet kararı verilenlerin cezaları toplandıktan sonra koşullu salıverilmelerine bu Yönetmeliğin 6’ncı maddesinde belirtilen sürelerden daha fazla kaldığı tespit edilenler ile şartları tutmadığı halde açık kuruma ayrıldığı anlaşılanlar, kurum yönetim kurulu kararı ile kapalı kuruma iade edilir.

(3) Açık kurumun bulunduğu yerde kapalı kurum bulunmaması halinde hükümlü, o il sınırları içerisindeki kapalı kuruma Bakanlıktan izin alınmadan gönderilir.
Şeklindeki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; gerek 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 14/4. maddesinde gerekse Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin 12/1-b maddesinde özellikle vurgulanan İade Edilir sözcüğünün kapalı ceza infaz kurumundan, açık ceza infaz kurumuna ayrılanları kapsamına alan bir sözcük olarak kabulünün mümkün olduğu, söz konusu maddelerin ödenmeyen adli cezasından çevrilmiş hapis cezasına hükümlü olan ve yasa gereği infazına doğrudan doğruya açık ceza infaz kurumunda başlayanları da kapsadığına dair herhangi bir açıklamanın bulunmadığı, Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin 8. maddesinin kapalı kurumlarda cezasını infaz etmekte olan hükümlülerle ilgili bir düzenleme olduğu, ceza hukukunda; sanık aleyhine kıyasın yasak olmasının kanunilik ilkesinin doğal sonucu olduğu gibi 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 2. maddesinin 3. fıkrasında Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. şeklindeki düzenlemenin, bir anlamda hükümlünün durumunu ağırlaştırdığı konusunda kuşku bulunmadığından ceza hükmü olarak da kabul edilebilecek olan disiplin cezaları için de geçerli olacağının kabulü gerektiği anlaşılmakla;

Somut olayımızda kesinleşen ve ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına dönüştürülmesinden sonra doğrudan doğruya açık ceza infaz kurumunda cezasını infaz etmekte iken firar eden hükümlünün kapalı ceza infaz kurumuna gönderilebileceğine dair mevzuatta açık bir hüküm bulunmadığından;

Dosya kapsamına göre, Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/05/2016 tarihli ve 2016/1351 değişik iş sayılı kararında isabetsizlik görülmediğinden, bu karara ilişkin Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün kanun yararına bozma talebinin CMK’nun 309. maddesi gereğince REDDİNE, dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26/04/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.