BOŞANMA DAVASINDAN SONRA AYRI OLARAK TALEP EDİLEN TAZMİNAT VE NAFAKA

T.C
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2016/5078
KARAR NO:2017/5338
KARAR TARİHİ:04.05.2017
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Yoksulluk Nafakası-Maddi ve Manevi Tazminat

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından; nafaka ve tazminatlar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Dava evliliğin boşanma ile sona ermesinden sonra açılmış bulunan maddi ve manevi tazminat (TMK m.174/1-2) ile yoksulluk nafakası (TMK m.175) taleplerine ilişkindir. Boşanma davası içerisinde harca tabi olmadan istenebilecek tazminat ve yoksulluk nafaka talepleri, boşanma davasından bağımsız olarak talep edilmesi halinde dava değeri üzerinden nispi harca tabidir. Davacı kadının bu davasından başvurma harcı ve maktu peşin harcı alınmıştır. Nafaka ve tazminatların boşanmadan bağımsız bir dava ile talep edilmeleri halinde dava değeri tazminatların miktarı ile nafakaların yıllık tutarının toplamı olacağından, davacı kadına talep ettiği nafakanın yıllık tutarı ile maddi ve manevi tazminat miktarı üzerinden peşin nispi harcı tamamlaması için süre verilmesi (Harçlar Kanunu m.30-32) harç tamamlandığı takdirde işin esasına girilip tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, harç eksikliği tamamlanmadan yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 04.05.2017

anlaşmalı boşanma talebiyle açılan davanın çekişmeli boşanmaya dönmesi halinde yargılama aşamaları ve usulü

1.) Taraflar boşanmanın mali sonuçları hususunda mutabık kalamadıklarına göre dava anlaşmalı boşanma olmaktan çıkmış, kendiliğinden çekişmeli boşanmaya dönüşmüştür (TMK m. 166/1-2).
2.) Dilekçeler aşaması tamamlanmadan yapılan ön inceleme duruşmasında taraflara delillerini bildirmek üzere verilen kesin süre hukuki değerden yoksundur.

  1. Hukuk Dairesi 2019/4548 E. , 2019/7998 K.
    “İçtihat Metni”
    MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
    DAVA TÜRÜ : Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
İlk derece mahkemesince davacı erkek tarafından açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonucunda, davacı erkeğin boşanma davasının kabulüne tarafların Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi uyarınca boşanmalarına, davalı kadın lehine 200 Türk lirası tedbir, 200 Türk lirası yoksulluk nafakasına, tarafların tazminat talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm kurulmuş, tarafların istinaf başvurusu üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 04.05.2017 tarihli ve 2017/424 esas, 2017/428 sayılı kararı ile davalı kadının süresinde cevap dilekçesi ibraz etmediği ve tanıklarını bildirmediği, bu nedenle davalı tanıklarının dinlenemeyeceği ve hükme esas alınamayacağı, davacı tanıklarının beyanları kapsamında davalı kadının tamamen kusurlu olduğu belirtilerek, davalı kadının kusur tespiti, nafaka miktarı ve hüküm kurulmayan tazminat taleplerine ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı erkeğin kusur tespiti, hüküm kurulmayan tazminat talepleri ve yoksulluk nafakasına yönelik istinaf başvurularının esastan kabulü ile, 3.000 TL maddi tazminatın davalı kadından alınarak davacı erkeğe verilmesine, koşulları oluşmadığından davacının manevi tazminat talebinin reddine ve davalı kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmiştir.
Hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı erkek 06/07/2015 tarihinde Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesine dayalı olarak anlaşmalı boşanma talebiyle dava açmıştır. Davalı kadın 27/11/2015 tarihinde verdiği dilekçe ile aylık 500 Türk lirası nafaka talebinde bulunmuş, bilahere yapılan 03.12.2015 tarihli duruşmada davacı erkek davalı kadının yoksulluk nafakası istemini kabul etmediğini beyan etmiştir. Taraflar boşanmanın mali sonuçları hususunda mutabık kalamadıklarına göre dava anlaşmalı boşanma olmaktan çıkmış, kendiliğinden çekişmeli boşanmaya dönüşmüştür (TMK m. 166/1-2). Bu durumda mahkemece, taraflara iddia ve savunmalarının dayanağı bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini içeren beyanları ile iddia ve savunmalarının dayanağı olarak ileri sürdükleri her bir vakıanın ispatını sağlayacak delillerini sunmak ve dilekçelerin karşılıklı verilmesini sağlamak üzere süre verilip, ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanmak suretiyle gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince usule aykırı olarak dilekçeler aşaması tamamlanmaksızın, ön inceleme duruşması yapılarak taraflara delillerini bildirmek üzere kesin süre verilmiştir. Dilekçeler aşaması tamamlanmadan yapılan ön inceleme duruşmasında taraflara delillerini bildirmek üzere verilen kesin süre hukuki değerden yoksundur. Ne var ki davacı erkek tarafından 17/12/2015 tarihinde verilen dilekçe ile evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak Türk Medeni Kanunu’nun 166/1-2 maddeleri uyarınca boşanma talep edilmiş, mezkur dilekçe ile davacı taraf evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasına esas vakıaların, delillerini ve talep sonucunu bildirmiştir. Davacı erkeğin 17/12/2015 tarihli dava dilekçesi davalı kadına 23.03.2016 tarihli celsede elden tebliğ edilmiş, davalı kadın tarafından 03.03.2016 tarihinde cevap dilekçesi sunulmuştur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 136. maddesinde davacının, cevap dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevaba cevap dilekçesi; davalının da davacının cevabının kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde ikinci cevap dilekçesi verebileceği, 137. maddesinde, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemeyeceği ve tahkikat için duruşma günü verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Bu durumda davalı kadının cevap dilekçesi davacı erkeğe tebliğ edilmeden ve dilekçeler aşaması tamamlanmadan yargılamaya tahkikat aşaması üzerinden devam edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. O halde mahkemece yapılacak iş, davalı kadının cevap dilekçesinin davacı erkeğe usulünce tebliği ile davacı erkeğe cevaba cevap dilekçesi sunma hakkı tanınması, dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlandıktan sonra ön inceleme duruşması yapılarak tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların tespiti (HMK m. 140), taraflarca üzerinde anlaşılamayan ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar için usulüne uygun şekilde delil gösterildiği takdirde tahkikat aşamasına geçilerek gösterilen deliller toplanıp, birlikte değerlendirerek bir sonuca ulaşmaktan ibarettir. Açıklanan bu hususlara riayet edilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi hukuki dinlenilme hakkının (HMK m. 27) ihlali niteliğinde olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeple hükmün BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 03.07.2019 (Çrş.)

BOŞANMA VEYA EVLİLİĞİN İPTALİ KARARLARI-KARARDA YER ALMASI GEREKEN ZORUNLU BİLGİLER

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2016/11624
KARAR NO. 2017/852
KARAR TARİHİ. 25.1.2017

5490/m.27
6100/m.297/1-b

ÖZET : Boşanma veya evliliğin iptaline dair kararlarda; tarafların Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, baba ve ana adları ile kadının evlenmeden önceki soyadı ve aile kütüğünde kayıtlı olduğu yer bilgileri ile evlilik içinde doğmuş çocuklar ve bunların kimlik bilgilerine yer verilmesi zorunludur. Mahkemece; hükümde tarafların boşanmalarına karar verilmiş ve fakat taraflara ait hiçbir kimlik bilgisine yer verilmemiş, ad, soyad ile doğum tarihi ve yeri, baba ve ana adları, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaraları yazılmamıştır. Bu hususlar gözetilmeden hüküm kurulması doğru olmamıştır.

DAVA : Yukarıda tarihi, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; onanmasına dair Dairemizin 18.02.2016 gün ve 12746-2918 Sayılı ilamıyla ilgili karar düzeltme isteminde bulunulmakla, evrak okundu, gereği düşünüldü:

KARAR : 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, bu Kanuna 6217 Sayılı Kanunla ilave edilen geçici 3. maddenin (1.) bendinde, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar, 1086 Sayılı Kanun’un kanun yollarına dair hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükme bağlandığından, karar düzeltme talebinin incelenmesi gerekmiştir.

Boşanma veya evliliğin iptaline dair kararlarda; tarafların Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, baba ve na adları ile kadının evlenmeden önceki soyadı ve aile kütüğünde kayıtlı olduğu yer bilgileri ile evlilik içinde doğmuş çocuklar ve bunların kimlik bilgilerine yer verilmesi zorunludur (5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m.27. HMK m.297/1-b). Mahkemece; hükümde tarafların boşanmalarına karar verilmiş ve fakat taraflara ait hiçbir kimlik bilgisine yer verilmemiş, ad, soyad ile doğum tarihi ve yeri, baba ve ana adları, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaraları yazılmamıştır. Bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Ne var ki, bu husus ilk inceleme sırasında gözden kaçırıldığından davalının karar düzeltme isteğinin kabulüne Dairemizin 18.02.2016 tarih 2015/12746 esas 2016/2918 karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına, hükmün yukarıda açıklanan sebeple bozulmasına, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440-442. maddeleri gereğince karar düzeltme isteğinin kabulüne, Dairemizin 18.02.2016 tarih 2015/12746 esas 2016/2918 karar sayılı onama kararının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer karar düzeltme itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istenmesi halinde karar düzeltme harcının yatırana iadesine, 25.01.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

BORÇLANIP, EŞİNİ ALACAKLILARLA MUHATAP ETMEK BOŞANMA SEBEBİDİR

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2007/9091
KARAR NO:2007/12128
KARAR TARİHİ:18.09.200
MAHKEMESİ :Kemalpaşa 2. A.H. (Aile) Mahkemesi
TARİHİ : 10.07.2006
NUMARASI :123-244

Taraflar arasındaki davanın birleştirilerek yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Boşanmaya sebep olan olaylarda evlilik birliğine ilişkin görevlerini yerine getirmeyen, çevreye borçlanıp borçlarını ödemeyerek eşini alacaklılarla karşı karşıya bırakan davacı-davalı koca eşit kusurludur.

Davalı-davacı kadının da boşanma davasının kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 18.09.2007

TEDBİR NAFAKASI-DAVA DİLEKÇESİ DAVALIYA TEBLİĞ EDİLMEDEN ÖN İNCELEME DURUŞMASI YAPILMASI-HUKUKİ DİNLENİLME HAKKI

T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
1. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2017/696
KARAR NO: 2017/976
KARAR TARİHİ: 2.10.2017

4721/m.197
6100/m.33,279,317

HGK, E.2013/802, K.2013/347, T. 13/03/2013 sayılı kararı

ÖZET : Dava; tedbir nafakası talebine ilişkindir. Davanın basit yargılama usulüne tabii olması sebebiyle 6100 S.K. 317.maddesi gereğince, dava dilekçesinin davalı tarafa tebliğinin sağlanması, iki haftalık cevap ve delilerini bildirme süresi geçtikten sonra ön inceleme duruşması yapılması gerekmektedir. Dosya kapsamına göre; davalıya sadece tensip zaptının tebliğ edildiği, tebligat tarihinin 30/01/2017 olduğu, ön inceleme duruşmasının ise 11/01/2017 tarihinde dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmeden yapıldığı görülmüştür. Bu şekilde davalıya savunma ve ispat hakkı tanınmamış olup, hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilmiştir. Kabule göre de delil olarak bildirilen dosyanın getirtilerek tetkik edilmeden eksik inceleme ile yargılama yapılarak karar verildiği görülmüştür.

DAVA

Davacı dava dilekçesinde özetle; davalı ile boşanmadığını, davalı eşinin kendisine ve çocuklarına bakmadığını, eve gelmediğini, kendilerinin infak ve iaşesini temin etmediğinden kendisi için aylık 1.000 TL, çocukların her biri için ayrı ayrı 500 er TL iştirak nafakası olmak üzere toplam 2.000 TL tedbir nafakasının davalıdan alınmasına TEFE ve TÜFE oranlarında arttırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalının, davaya cevap vermediği ancak duruşmadaki beyanında özetle; her ay ortalama 1.000 TL ödeme yaptığını, aylık gelirinin 1.400 TL olduğunu, tanıklarını bildirmek için süre talep ettiğini beyan etmiştir.

Kayseri 5.Aile Mahkemesinin 08/03/2017 tarih 2016/1115 Esas 2017/219 Karar sayılı kararının incelenmesinde; “davacı kadının, herhangi bir yerden gelirinin bulunmadığı, eşinden ayrı yaşadığı ve davalının evi terk ederek evden ayrıldığı, davalının ayrı yaşamakta haklı olmadığı, davalının maddi desteğine ihtiyaç duyduğu, müşterek çocukların davacı annenin yanında olduğu davalının küçüğün ihtiyaçlarına destek olmak zorunda olduğu” gerekçesiyle, davalının geliri ile orantılı olacak şekilde, TMK.nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi gözetilerek davanın kısmen kabulü ile davacı için aylık 500 TL, müşterek çocukların her biri için ayrı ayrı aylık 275 er TL tedbir nafakasına hükmedildiği, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verildiği görülmüştür.

Davalı süresinde verdiği istinaf dilekçesinde özetle; kendisinin eşi ve çocukları için ancak 200 er TL nafaka ödeme gücünün bulunduğunu, hükmedilen nafakaların çok yüksek olması nedeniyle ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

KARAR : Dava; Türk Medeni Kanunun 197.maddesine dayalı tedbir nafakası talebine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince verilen karara karşı, davalı tarafından kararın tamamı yönünden istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Davanın basit yargılama usulüne tabii olması sebebiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 317.maddesi gereğince, dava dilekçesinin davalı tarafa tebliğinin sağlanması, iki haftalık cevap ve delilerini bildirme süresi geçtikten sonra ön inceleme duruşması yapılması gerekmektedir. Hakim, Türk Hukukunu re’sen uygular (HMK madde 33). Mahkeme, Hukuk Muhakemeleri Kanununun emredici düzenlemelerinin gereğini yerine getirmek zorundadır (HGK 13/03/2013, 2013/802 Esas 2013/347 Karar).

Dosya kapsamına göre; davalıya sadece tensip zaptının tebliğ edildiği, tebligat tarihinin 30/01/2017 olduğu, ön inceleme duruşmasının ise 11/01/2017 tarihinde dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmeden yapıldığı görülmüştür. Bu şekilde davalıya savunma ve ispat hakkı tanınmamış olup, hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilmiştir. (HMK m.279. Kabule göre de delil olarak bildirilen Kayseri 4.Aile Mahkemesinin 2016/802 esas sayılı dosyası getirtilerek tetkik edilmeden eksik inceleme ile yargılama yapılarak karar verildiği görülmüştür.

Sonuç itibariyle; davalının esasa ilişkin istinaf itirazları değerlendirilmeksizin istinaf talebinin 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince yargılama usul eksikliği yönünden kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yukarıda açıklanan şekilde usulüne uygun yargılama yapılarak sonucu hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

SONUÇ : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;

1-Davalının diğer istinaf talepleri incelenmeksizin, istinaf talebinin 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince yargılama usul eksikliği yönünden KABULÜ ile, Kayseri 5.Aile Mahkemesinin 08/03/2017 tarih 2016/1115 Esas 2017/219 Karar, sayılı KARARININ BÜTÜNÜYLE KALDIRILMASINA,

2-Yukarıda açıklanan şekilde usulüne uygun yargılama yapılarak sonucu hakkında yeniden bir karar verilmek üzere DOSYANIN İLK DERECE MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,

3-Davacı adli yardımdan yararlandığından istinaf harç ve yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,

4-HMK.nun 27.maddesi gereğince kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,

Dair; HMK.nun 353/1-a maddesi gereğince duruşma açılmadan dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda kesin olarak oy birliği ile karar verilmiştir. 02.10.2017

“İşinin de Senin de Allah Belanı Versin” Diyen Eşin Boşanmada Kusurlu Olduğu

“İŞİNİN DE SENİN DE ALLAH BELANI VERSİN” DİYEN EŞİN BOŞANMADA KUSURLU OLDUĞU – HAKSIZ OLARAK REDDEDİLEN KARŞI BOŞANMA DAVASINA İLİŞKİN OLARAK TARAFLARIN DAVADAKİ HAKLILIK DURUMUNA GÖRE YARGILAMA GİDERLERİ VE VEKALET ÜCRETİNE KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ

Özet:  Davacı-karşı davalı kadının, eşine “İşinin de, senin de Allah belanı versin ” demek suretiyle beddua ettiği buna göre davacı-karşı davalı kadının da kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyleyken, davalı-karşı davacı erkeğin boşanma davasının da kabulü gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru değil ise de, kadının davasında verilen boşanma hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmekle erkeğin boşanma davası konusuz kalmıştır. Bu sebeple mahkemece, erkeğin davası yönünden dava konusuz kaldığından “Karar verilmesine yer olmadığına” dair hüküm kurmak ve davadaki haklılık durumuna göre yargılama giderleri ve vekalet ücreti konusunda karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

T.C.Yargıtay2. Hukuk Dairesi

E: 2017/1787 K: 2018/10165 K.T.: 26.09.2018

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

DAVA TÜRÜ :Karşılıklı Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı kadın tarafından tazminatların ve nafakaların miktarı yönünden; davalı-karşı davacı erkek tarafından ise kendi davasının reddi, kusur belirlemesi, tazminatlar, nafakalar ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-karşı davalı kadının tüm, davalı-karşı davacı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Mahkemece, davacı-karşı davalı kadının davası kabul edilerek boşanma kararı verilirken davalı-karşı davacı erkeğin davası reddedilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davacı-karşı davalı kadının, eşine ” İşinin de, senin de Allah belanı versin ” demek suretiyle beddua ettiği buna göre davacı-karşı davalı kadının da kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyleyken, davalı-karşı davacı erkeğin boşanma davasının da kabulü gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru değil ise de, kadının davasında verilen boşanma hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmekle erkeğin boşanma davası konusuz kalmıştır. Bu sebeple mahkemece, erkeğin davası yönünden dava konusuz kaldığından “Karar verilmesine yer olmadığına” dair hüküm kurmak ve davadaki haklılık durumuna göre yargılama giderleri ve vekalet ücreti konusunda karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın …’e yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve 154.30 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,temyiz peşin harcının istek halinde yatırana Mehmet’e geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 26.09.2018 

Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI
NEDENİYLE BOŞANMA İSTEMİ – DAVANIN, ISLAH
İLE AKIL HASTALIĞINA DAYALI BOŞANMA
DAVASINA DÖNÜŞMESİ – RAPORLAR ARASINDAKİ
ÇELİŞKİNİN GİDERİLMESİ GEREKTİĞİ
Özet: kısıtlanma kararına dayanak yapılan Devlet Hastanesi sağlık kurul raporunda davalı erkeğin “zeka geriliği nedeniyle akli dengesinin akıllıca yaşam sürmesi için yeterli olmadığı, hastalığının sürekli olduğu ve vasi tayini gerektiği!” gerekçesiyle vesayet altına alınmasının uygun olduğu şeklinde rapor düzenlemiştir. Yine dosyadan anlaşıldığı üzere davalı erkeğin 1990 yılına ait …. tarafından düzenlenmiş “ileri derece debilite” tanısı ile askerliğe elverişsiz olduğuna yönelik raporunun bulunduğu, yine davalı erkeğin 1993 tarihli raporu sonucu 2022 sayılı yasadan kaynaklı engelli aylığı aldığı anlaşılmaktadır. Adli Tıp 4. İhtisas Kurulundan alınan
raporda ise, davalı …’in fiil ehliyetine haiz olduğu, kişide mevcut akıl hastalığı veya zeka geriliğinin tespit edilemediği belirtilmiştir. O halde, mahkemece raporlar arasındaki çelişkinin Adli Tıp Genel Kurulunun görüşü alınmak suretiyle giderilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir.
T.C.
Yargıtay Hukuk Dairesi
E: 2016/23158 K: 2018/10085 K. T.: 26.09.2018
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, kadın tarafından Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak açılmış, dava devam ederken usulünce yapılan ıslahla Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenen akıl hastalığına dayalı boşanma davasına dönüştürülmüştür.  Davalı erkeğin … Sulh Hukuk Mahkemesi’ nin 2014/139 Esas, 2014/171 karar sayılı ilamı ile kısıtlanmış olduğu örülmüştür. … Sulh Hukuk Mahkemesinde kısıtlanma kararına dayanak yapılan Merzifon KMP Devlet Hastanesi sağlık kurul raporunda davalı erkeğin “zeka geriliği nedeniyle akli dengesinin akıllıca yaşam sürmesi için yeterli olmadığı, hastalığının sürekli olduğu ve vasi tayini gerektiği!” gerekçesiyle
vesayet altına alınmasının uygun olduğu şeklinde rapor düzenlemiştir. Yine
dosyadan anlaşıldığı üzere davalı erkeğin 1990 yılına ait …. tarafından düzenlenmiş “ileri derece debilite” tanısı ile askerliğe elverişsiz olduğuna yönelik raporunun bulunduğu, yine davalı erkeğin 1993 tarihli raporu sonucu 2022 sayılı yasadan kaynaklı engelli aylığı aldığı anlaşılmaktadır. Dosya içerisinde bulunan, mahkemece Adli Tıp 4. İhtisas Kurulundan alınan 11.05.2015 tarihli 2015/2001 karar sayılı raporunda ise, davalı …’in fiil ehliyetine haiz olduğu, kişide mevcut akıl hastalığı veya zeka geriliğinin tespit edilemediği belirtilmiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu raporu ile dosyada mevcut diğer raporlar arasında çelişki vardır.
2959 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanununun 15 maddesinin (f) bendi “Adli Tıp İhtisas Kurulu ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkiler Adli Tıp Genel Kurulunca incelenir ve kesin karara bağlanır” hükmünü getirmiştir.
O halde, mahkemece öncelikle ……Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/139 Esas, 2014/171 karar sayılı dosya aslının yahut onaylı suretinin dosya arasına alınmasından sonra tüm dosya, raporlarla ve daha önceki tedavi evrakları ile birlikte Adli Tıp Kurumuna gönderilerek raporlar arasındaki çelişkinin Adli Tıp Genel Kurulunun görüşü alınmak suretiyle giderilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 26.09.2018