TAAHHÜDÜ İHLAL, İHTİYATİ HACİZ ANINDA ALINAN ÖDEME TAAHHÜDÜNÜN GEÇERSİZ OLDUĞU

YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2017/707
KARAR NO:2017/2075
KARAR TARİHİ:09/03/2017

Ödeme şartını ihlâl suçundan sanık …’in yapılan yargılama sonucunda beraatine dair Antalya 1. İcra Ceza Mahkemesinin 02/06/2016 tarihli ve 2016/78 Esas, 2016/412 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulüne, sanığın 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 340. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsi cezası ile cezalandırılmasına dair Antalya 2. İcra Ceza Mahkemesinin 12/08/2016 tarihli ve 2016/178 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 19/12/2016 gün ve 94660652-105-07-14372-2016-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05/01/2017 gün ve KYB.2016-
401765 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede;

Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 17/12/2015 tarihli ve 2015/16493 Esas, 2015/8730 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, dosya içerisinde ödeme emrinin sanığa tebliğ edildiğine dair herhangi bir tebligat evrakının bulunmadığı, sanığın ihtiyati haciz sırasında 10/12/2015 tarihinde ödeme taahhüdünde bulunduğu, söz konusu bu ödeme taahhüdünün hukuken geçersiz olduğu gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Antalya 2. İcra Ceza Mahkemesinin 12/08/2016 tarihli ve 2016/178 değişik iş sayılı kararının, CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA,sanık hakkında ödeme şartını ihlal eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, 09/03/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

ŞİKAYETİN ESASINA GİRİLMEDEN REDDİ DOĞRU DEĞİLDİR

YARGITAY 8.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2015 / 21323
KARAR NO: 2016 / 8338
KARAR TARİHİ: 05.05.2016

ÖZET: Şikayeti konu alan davada mahkemece; borçlunun takibin durdurulmasına yönelik başvurusunun İcra Mahkemesi’nce incelenip sonuçlandırılması gerekirken işin esasına girilmeden şikayetin reddine karar verilmesi doğru değildir. Hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

(5684 S. K. m. 30) (2004 S. K. m. 366) (1086 S. K. m. 428) (6100 S. K. Geç. m. 3)

DAVA VE KARAR: Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire’ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Borçlu vekili, vekil edeni aleyhine ….. İcra Müdürlüğü’nün 2015/8771 Esas sayılı takip dosyası ile ilamlı takip başlatıldığını, dayanak Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararına karşı itiraz başvurusu yapıldığını ve kesinleşmeden takibe konulamayacağını belirterek takibin iptalini talep etmiştir.

Mahkemece; tahkim heyeti kararının icraya konulması için kesinleşmesi gerektiğine dair yasal düzenleme bulunmadığı, icra takibinin 28.04.2015 tarihinde başlatılmasına karşın itirazın 05.05.2015 tarihinde yapıldığı, yapılan itiraz ile takip durdurulabileceğinden İcra Müdürlüğü’ne itiraz dilekçesi verilmeden Mahkemeden talepte bulunulmasının yerinde olmadığı gerekçeleriyle şikayetin reddine karar verilmiş, hüküm borçlu vekilince temyiz edilmiştir.

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesinin 12. fıkrasında; “ Tahkim sistemine üye olmak isteyenlerden katılma payı, uyuşmazlık çözümü için Komisyona başvuranlardan ise başvuru ücreti alınır. Beş bin Türk Lirasının altındaki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları kesindir. Beş bin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararlarına karşı kararın Komisyonca ilgiliye bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyon nezdinde itiraz edilebilir. İtiraz talebinde bulunmak için bu madde uyarınca belirlenen başvuru ücretinin Komisyona yatırılması şarttır. İtiraz üzerine hakem kararının icrası durur. İtiraz talebi münhasıran bu talepleri incelemek üzere Komisyon tarafından teşkil edilen hakem heyetlerince incelenir. İtiraz talebi hakkında işin heyete intikalinden itibaren iki ay içinde karar verilir. Beşbin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları bu madde uyarınca süresinde itiraz başvurusunda bulunulmaması hâlinde kesinleşir. Bu uyuşmazlıklar hakkında bu madde uyarınca yapılan itiraz üzerine verilen karar kesindir. Kırk bin Türk Lirasının üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında itiraz üzerine verilen kararlar için temyize gidilebilir. Ancak, tahkim süresinin sona ermesinden sonra karar verilmiş olması, talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmiş olması, hakemlerin yetkileri dahilinde olmayan konularda karar vermesi ve hakemlerin, tarafların iddiaları hakkında karar vermemesi durumlarında her halükarda temyiz yolu açıktır. Temyize ilişkin usul ve esaslar hakkında Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu uygulanır.” düzenlemesi mevcuttur.

Mevcut yasaya göre değeri Beş bin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararlarına karşı kararın Komisyonca ilgiliye bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyon nezdinde itiraz edilebileceği ve itiraz üzerine hakem kararlarının icrasının duracağı belirtilmektedir.

Somut olayda borçlunun Sigorta Tahkim Komisyonu’na 05.05.2015 tarihinde itiraz başvurusu yaptığı anlaşılmaktadır.

O halde, mahkemece; borçlunun bu hükme dayanarak takibin durdurulmasına yönelik başvurusunun İcra Mahkemesi’nce incelenip sonuçlandırılması gerekirken işin esasına girilmeden yazılı gerekçeyle şikayetin reddine karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca bozulmasına, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 27,70 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 05.05.2016 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

TAHKİM KOMİSYONU KARARI KESİNLEŞMEDEN İCRAYA KONULDUĞUNDAN, ŞİKAYET DAVASININ KABULÜNE

YARGITAY 8.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2016 / 17475
KARAR NO: 2017 / 1227
KARAR TARİHİ: 07.02.2017

ÖZET: Borçlunun Sigorta Tahkim Komisyonu’na itiraz başvurusu yaptığı takibin ise daha önce başlatıldığı anlaşılmaktadır. O halde, Mahkemece; itiraz başvurusunun takip başlatıldıktan sonra yapılması nedeniyle, takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekir.

(5684 S. K. m. 30)

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Borçlu vekili, vekil edeni aleyhine …. 32. İcra Müdürlüğü’nün 2016/14606 Esas sayılı takip dosyası ile ilamlı takip başlatıldığını, …. Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararına karşı itiraz başvurusu yapıldığını ve kesinleşmeden takibe konulamayacağını belirterek takibin iptalini talep etmiştir.

Mahkemece; HMK 439. madde gereğince hakem kararlarının derhal uygulanacağı ve hakem kararlarına karşı sadece iptal davası açılabileceği ve bunun da kararın icrasını durdurmayacağı gerekçeleriyle şikayetin reddine karar verilmiş, hüküm borçlu vekilince temyiz edilmiştir.

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesinin 12. fıkrasında; “Tahkim sistemine üye olmak isteyenlerden katılma payı, uyuşmazlık çözümü için Komisyona başvuranlardan ise başvuru ücreti alınır. Beş bin Türk Lirasının altındaki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları kesindir. Beş bin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararlarına karşı kararın Komisyonca ilgiliye bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyon nezdinde itiraz edilebilir. İtiraz talebinde bulunmak için bu madde uyarınca belirlenen başvuru ücretinin Komisyona yatırılması şarttır. İtiraz üzerine hakem kararının icrası durur. İtiraz talebi münhasıran bu talepleri incelemek üzere Komisyon tarafından teşkil edilen hakem heyetlerince incelenir. İtiraz talebi hakkında işin heyete intikalinden itibaren iki ay içinde karar verilir. Beşbin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları bu madde uyarınca süresinde itiraz başvurusunda bulunulmaması hâlinde kesinleşir. Bu uyuşmazlıklar hakkında bu madde uyarınca yapılan itiraz üzerine verilen karar kesindir. Kırk bin Türk Lirasının üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında itiraz üzerine verilen kararlar için temyize gidilebilir. Ancak, tahkim süresinin sona ermesinden sonra karar verilmiş olması, talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmiş olması, hakemlerin yetkileri dahilinde olmayan konularda karar vermesi ve hakemlerin, tarafların iddiaları hakkında karar vermemesi durumlarında her hâlükarda temyiz yolu açıktır. Temyize ilişkin usûl ve esaslar hakkında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uygulanır.” düzenlemesi mevcuttur.

Mevcut yasaya göre değeri Beş bin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararlarına karşı kararın Komisyonca ilgiliye bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyon nezdinde itiraz edilebileceği ve itiraz üzerine hakem kararlarının icrasının duracağı belirtilmektedir.

Somut olayda borçlunun Sigorta Tahkim Komisyonu’na 05.05.2016 tarihinde itiraz başvurusu yaptığı takibin ise daha önce 02.05.2016 tarihinde başlatıldığı anlaşılmaktadır.

O halde, Mahkemece; itiraz başvurusunun takip başlatıldıktan sonra yapılması nedeniyle, takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle şikayetin reddine karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 07.02.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

KAMBİYO TAKİBİ, VADESİ GELMEMİŞ SENEDİN TAKİBE KONMASI, TAKİBİN İPTALİ

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2015/20155
KARAR NO:2015/28709
KARAR TARİHİ:19.11.2015
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Gördes İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 20/02/2015
NUMARASI: 2014/23-2015/8

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı vekili tarafından 11 adet bonoya ve muacceliyet sözleşmelerine dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus yolla takibe başlandığı, borçlulara örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine borçluların icra mahkemesine başvurarak, yetkiye itirazlarının yanında 15.08.2014 ve 15.09.2014 vade tarihli bonolar dışında diğer bonoların vadelerinin gelmediğini ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, mahkemece HMK’nun 17. maddesine göre yetki anlaşmasının geçerli olduğu gerekçesiyle yetki itirazının reddine, taraflar arasında düzenlenen bonolardan bir tanesinin ödenmemesi halinde diğer bonolarında muaccel olacağına yönelik yine taraflar arasında kabul edilen sözleşme ibraz edildiği gerekçesiyle itirazların reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip, İİK’nun 168. maddesinin birinci fıkrasına göre ancak vadesi gelmiş kambiyo senetleri için yapılabilir.

Takip dayanağı bonolarda vadesinde ödenmediği takdirde müteakip bonoların da muacceliyet kesbedeceği yolunda kayıt bulunması, bu senetlerin kambiyo senedi olma özelliğini etkilemez. Bu gibi kayıtlar yazılmamış sayılır.

Muacceliyet şartı, ayrıca bir sözleşmede belirlenmedikçe, anılan kayıt ilgililer yönünden hiçbir sonuç doğurmaz (Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku 2. baskı, sayfa 487 ve 1002). Dairemizin süreklilik arzeden içtihatlarında da belirtildiği üzere, senetlerin birinin vadesinde ödenmemesi halinde diğer senetlerin muaccel olacağına ilişkin taraflar arasında, ayrıca bir sözleşme yapılması ve sözleşme ile bonolara açıkça atıfta bulunulması halinde muacceliyet koşulu geçerlidir.

Somut olayda kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine 10.12.2014 tarihinde başlandığı, takibe dayanak yapılan 11 adet bonodan 15.08.2014 ve 15.09.2014 vadeli bonoların takip tarihinde vadelerinin geldiği, diğer bonoların ise henüz vadelerinin gelmediği görülmektedir.
Alacaklı tarafından icra dosyasına ibraz edilen 06.06.2014 tarihli sözleşmelerde takibe dayanak bonolara açıkça bir gönderme yapılmamış olup, borçluların da muacceliyet anlaşmasının varlığına yönelik bir kabulü bulunmamaktadır.
O halde mahkemece, Manisa mahkemelerinin yetkisi kararlaştırılan 15.02.2015 vade tarihli ve 15.04.2015 vade tarihli bonolar yönünden yetki itirazlarının kabulü gerekir.

Öte yandan takip tarihi itibariyle vadesi gelmemiş olan 15/01/2015, 15/02/2015, 15/04/2015, 15/06/2015, 15/10/2015, 15/08/2015, 15/12/2015, 15/02/2016, 15/04/2016 vade tarihli bonolar yönünden takibin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/11/2015 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İTİRAZIN İPTALİ, İCRA TAKİBİNİN YAPILDIĞI YER MAHKEMESİNİN YETKİLİ OLDUĞU

TBK- MADDE 89
B. İfa yeri
Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır;

1. Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde,

2. Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde,

3. Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde,

ifa edilir.

Alacaklının yerleşim yerinde ifası gereken bir borcun doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi sebebiyle ifa önemli ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının önceki yerleşim yerinde ifa edilebilir

YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2017/2416
KARAR NO. 2017/4538
KARAR TARİHİ. 5.7.2017

Davacı … vekili tarafından, davalı … aleyhine 22/08/2014 gününde verilen dilekçeyle itirazın iptali istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; mahkemenin yetkisizliğine dair verilen 08/12/2015 tarihli kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmek le temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR

Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece, yetkisizlik kararı verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz olunmuştur.

[b]Davacı, davalının vekili olarak çalıştığı döneme dair SGK işveren hissesinin ödenmemesi sebebiyle sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi yapıldığını, davalının haksız olarak borca itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.

Davalı ise, yetki itirazında bulunarak davanın yetkisizlik sebebiyle ve ayrıca davanın esastan da reddi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemece, HMK’nın 6. maddesine göre “Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek ve tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir ” şeklindeki düzenleme sebebiyle olduğundan bahisle yetki itirazının kabulüyle yetkisizlik kararı verilmiştir.

Davacı tarafından başlatılan ilamsız icra takibine karşı davalı borçlu, icra takibinde borcun esasına itiraz etmiş, icra dairesinin yetkisine itiraz etmemiştir. İtirazın iptali istemine dair davalarda yetkili olan mahkeme aynı zamanda icra takibinin yapıldığı icra dairesinin bulunduğu yerdeki mahkemedir. Ayrıca davaya konu alacak bir miktar para borcudur. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 89/1-1 bendi gereğince para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir. Şu durumda mahkemece yetki itirazının reddi ile işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken yetkisizlik kararı verilmesi doğru değildir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, 05.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

HACZİN KALDIRILMASINI ALACAKLI TALEP ETTİĞİNDE TAHSİL HARCINI ALACAKLI ÖDER

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2008/27480
KARAR NO. 2009/7227
KARAR TARİHİ. 6.4.2009

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

KARAR : Karar başlığına şirketin ismi yerine yetkilisi yazılmış ise de bu husus mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden, bozma nedeni yapılmamıştır.

Medeni Usul Hukukunda olduğu gibi, İcra Hukukunda da harç ve giderler, sonuçta haksız çıkan tarafa yükletilir. İİK`nun 15/1.maddesi gereğince de, “Kanunda aksi yazılı değilse” bütün harç ve masraflar borçluya aittir.

Ancak; 492 Sayılı Harçlar Kanununun 23.maddesi uyarınca “Her ne sebeple olursa olsun, icra takibinden vazgeçildiğinin zabıtnameye yazılması için vazgeçilen miktara ait tahsil harcının yarısı alınır. Haczedilen mal satılıp paraya çevrildikten sonra vazgeçilirse tahsil harcının tamamı alınır…”
Somut olayda, alacaklı icra dairesine başvurarak icra takibi sebebiyle borçlunun taşınmazları üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasını talep ettiğine göre, bu istem alacağın haricen tahsil edildiğine karine teşkil edeceğinden, hacizlerin kaldırılabilmesi için yukarıda belirtilen yasa hükmüne uygun olarak tahsil harcının ödenmesi zorunludur. Harçlar Kanununun 23.maddesine göre de harcın sorumlusu haczin kaldırılmasını isteyen alacaklıdır. Anılan bu kanuni düzenleme karşısında bu husus doğrudan doğruya kamu düzenini ilgilendirdiğinden ve re`sen nazara alınması zorunlu olduğundan, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile sonuca gidilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarıda yazılı sebeplerle İİK 366 ve HUMK`nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 06.04.2009 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

TEMİNAT SENEDİ

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2016/12036
KARAR NO:2017/3700
KARAR TARİHİ:13/03/2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

İNŞAAT TAŞERON SÖZLEŞMESİ’NDE DÜZENLENECEĞİ BELİRTİLEN TEMİNAT SENEDİNİN İSPATI

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve
dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan takipte; senette aval veren olarak yer alan borçlu icra mahkemesine başvurusunda; sair iddiasının yanında takibe konu senedin, keşideci … Ltd. Şti ile lehdar … A.Ş arasında
düzenlenen sözleşme kapsamında, teminat amacıyla verildiğini belirterek takibin iptaline karar verilmesini talep ettiği, mahkemece; takibe konu senedin, … Ltd. Şti. ile … A.Ş arasında düzenlenen “İnşaat Taşeron Sözleşmesi” nedeniyle alındığını, bu nedenle senet bedelinin tahsilinin gerekip gerekmeyeceğinin yargılamayı gerektirdiği gerekçesi ile takibin durdurulmasına karar verildiği görülmektedir.

Takip dayanağı senedin, teminat senedi olduğu iddiasının, hangi ilişkinin teminatı olduğu senet üzerine yazılmak suretiyle ya da takip dayanağı senede açık atıf yapan İİK’nun 169/a-1. maddesinde yazılı nitelikte bir belge ile ispatlanması gerekmektedir. Açıkça atıf
yapıldığının kabulü için senedin, vade ve tanzim tarihleriyle miktarlarının belirtilmesi gereklidir (HGK’nun 06.03.2013 tarih ve 2012/12-768 E., 2013/312 K. ve 20.06.2001 tarih ve 2001/12-496 sayılı kararları).

Her ne kadar “İnşaat Taşeron Sözleşmesi”nin 6. maddesi uyarınca, teminat senedi düzenleneceği belirtilmiş ise de takibe konu senedin bu sözleşme kapsamında düzenlendiği hususunun ispatlanamadığı, bir başka deyişle, yukarıda anılan Hukuk Genel
Kurulu kararında benimsenen ve Dairemizce de kabul gören ilkeler bağlamında “İnşaat Taşeron Sözleşmesi”nde düzenleneceği belirtilen teminat senedinin, takibe konu senet sayılabilmesinin mümkün olmadığı görülmektedir.

O halde, sözleşmede teminata ilişkin açık atıf ve alacaklının da kabulü bulunmadığına göre mahkemece istemin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile takibin durdurulması yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/03/2017 gününde oy birliğiyle karar verildi. http://www.kararara.com

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO:2012/12-768
KARAR NO:2013/312
KARAR TARİHİ:06.03.2013

TEMİNAT SENEDİ–İCRA MAHKEMELERİNİN ŞEKLİ İNCELEME YAPMASI
İCRA VE İFLAS KANUNU (2004) Madde 168

Taraflar arasındaki “şikayet” isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 4.İcra Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 10.03.2010 gün ve 2009/4252 E.-2010/309 K. sayılı kararın incelenmesinin davalı (Alacaklı) vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 14.02.2011 gün ve 2010/20209 E.-2011/591 K. sayılı ilamı ile;

(…Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe konu senedin alacaklı banka ile düzenlenen kredi sözleşmesinin teminatı olarak verildiğinden bahisle takibin iptali istenilmektedir.

Takip dayanağı 24.03.2008 tarihli ve 150.000 YTL tutarlı bonoda, bononun teminat amaçlı verildiğine yönelik bir açıklama olmadığı gibi, taraflar arasında düzenlenen 24.03.2008 tarihli genel kredi sözleşmesinde de dayanak senedin teminat olarak verildiğine dair bir kayıt bulunmamaktadır. Alacaklı vekilinin 08.03.2010 günlü cevap lahiyasındaki, açıklamaları da takip konusu senedin teminat amaçlı alındığını göstermediğinden; mahkemece, dayanak senedin teminat senedi olduğuna yönelik itirazın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir.

Diğer taraftan, kabule göre de; İİK’nun 168/5.maddesine göre borca itiraz dilekçesinin ödeme emri tebliğ tarihinden itibaren beş gün içinde mahkemeye verilmesi gerekmektedir. Somut olayda, örnek (10) ödeme emri borçlulardan Abdurrahim ‘e 08.12.2009 tarihinde tebliğ edilmiş, itiraz ise 16.12.2009 tarihinde yapılmıştır. Bu itiraz, yukarıda açıklanan madde hükmüne göre yasal süresinde değildir. Borçlu tarafından itiraz dilekçesinde anılan tebligatın usulsüzlüğü yönünde bir beyanda da bulunulmadığına göre mahkemece adı geçen bu borçlu yönünden istemin süre aşımı nedeni ile reddi yerine işin esasının incelenerek sonuca gidilmesi de doğru değildir…)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

İstem, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe konu senedin alacaklı banka ile düzenlenen kredi sözleşmesinin teminatı olarak verildiğinden bahisle takibin iptaline ilişkindir.

Şikayetçi borçlular vekili, davalı alacaklı tarafından müvekkilleri aleyhine İstanbul 1.İcra Müdürlüğü’nün 2009/713 Esas sayılı dosyasıyla takip yapıldığını, takibin dayanağı senedin takip alacaklısı tarafa teminat olarak verildiğini, müvekkillerinin takip dayanağı senede istinaden hiçbir borcu bulunmadığını, müvekkilinin aldığı kredinin teminatı olarak takip dayanağı senedi verdiğini, müvekkilinin bankaya olan borcunun takip miktarının çok altında olduğunu, davalı Bankanın müvekkiline verdiği kredinin bir kısmının ödenmemesinden doğan kredi sözleşmesini işleme koymak yerine teminat senedini işleme koyup kambiyo hukukunun kolaylıklarından yararlanma yoluna gittiğini, takip konusu senedin kambiyo vasfı bulunmadığını belirterek, İstanbul 1.İcra Müdürlüğünün 2009/713 E. sayılı dosyasından yapılmış takibin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı alacaklı vekili, N……Bilişim Teknolojileri Abdurrahim tarafından keşide edilen, Necdet ve Hatice tarafından da “Aval veren” sıfatıyla imza edilen 19.11.2008 vadeli 150.000,- TL.lik bononun vadesinde ödenmediğini, takip konusu senet metninde, senedin “teminat senedi” olduğuna ilişkin her hangi bir ibare bulunmadığını, bir an için senet metninde böyle bir ibarenin yazılı olduğu düşünülse dahi, Yargıtay’ın kökleşmiş içtihatlarına göre bononun teminat olarak düzenlenmesi onun bono vasfını ve takip biçimini etkilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, takibe dayanak yapılan bononun teminat amaçlı verildiği, TTK.688.maddede bildirilen kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi unsurunu taşımadığı, alacaklı bankanın alacaklı olduğu miktarın yargılamayı gerektirdiği gerekçeleri ile davanın kabulüne dair verilen karar; Özel Daire’ce, yukarıda başlık bölümünde metni aynen alınan gerekçeler ile bozulmuş; mahkemece, ilk gerekçeler genişletilmek suretiyle davacılar Necdet ve Hatice yönünden önceki kararda direnilmiş, Abdurrahim yönünden ise bozma ilamına uyularak şikayetin süresinde yapılmadığı gerekçesi ile talebin reddine karar verilmiştir.

Direnme kararını davalı vekili temyize getirmektedir.

Açıklanan maddi olgu, iddia ve savunma ile bozma ve direnme kararlarının kapsamları itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; borçlular tarafından alacaklı bankaya 24.03.2008 tanzim tarihli bononun 24.03.2008 tarihli genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak verilip verilmediği; burada varılacak sonuca göre bahsi geçen bonoya dayanılarak alacaklı tarafından borçlular hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi yapılıp yapılamayacağı noktalarında toplanmaktadır.

Takipte dayanılan 24.03.2008 tarihli ve 150.000 YTL tutarlı bonoda, bononun teminat amaçlı verildiğine yönelik bir açıklama olmadığı gibi, taraflar arasında düzenlenen 24.03.2008 tarihli genel kredi sözleşmesinde de dayanak senedin teminat olarak verildiğine dair bir kayıt bulunmamaktadır.

Ayrıca icra mahkemesi dar yetkili mahkemedir. Senedin teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin açıkça yazılması gerekir. İcra mahkemesi bu konuda sözleşmedeki maddelerin yorumlanması, gerçek borç miktarı ile takibe konulan miktarın üzerinde durarak araştırma yapamaz. İcra mahkemeleri şekli inceleme ile karar verir.

Bu durumda mahkemece, itirazın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeler ile şikayetin kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Yukarıda belirtilen yasal düzenleme ve maddi olguya ilişkin açıklamalar ve aynı hususlara işaret eden Özel Daire kararı dikkate alınmadan, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup; kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.

Bu itibarla, aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire Bozma kararına uyulmak gerekirken, yanılgılı gerekçe ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup; kararın bozulması gerekir.

SONUÇ: Davalı-alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “ Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 366/III.maddesi uyarınca tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.03.2013 gününde oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Uyuşmazlık takip konusu bononun taraflar arasında varlığı çekişmesiz olan kredi sözleşmesinin teminatı olup olmadığı noktasındadır. Her ne kadar Yüksek Özel Dairenin bozma kararında belirtildiği üzere bononun üzerinde kredi sözleşmesinin teminatı olduğu hususunda bir ibare olmadığı gibi bononun kredi sözleşmesinin teminatı olduğuna dair ayrı bir sözleşme mevcut değil ise de; dosya içerisinde bulunan takip talepnamesinden (takip talepnamesinde BSMV istenmesi sebebiyle ve bu verginin de ancak banka ve sigorta muameleleri nedeniyle tahakkuk edecek olması sebebiyle) bononun kredi ilişkisi nedeniyle verildiği anlaşılmakta olduğu gibi, cevap dilekçesi ve temyiz dilekçesindeki davalı-alacaklı taraf beyanlarından da bononun kredi ilişkisi nedeniyle verildiğinin kabul edildiği görülmektedir. Yüksek Özel Daire’nin 04.07.2006 T, 11905/14673 sayılı ilamında da “Her ne kadar sözleşmede takip konusu bonoya atıf yok ise de, bononun taraflar arasındaki sözleşme gereğince verildiğini beyan eden alacaklı vekilinin kabul beyanı ile senedin sözleşme gereğince verildiği sabit olduğuna göre TTK 688/2 maddesinde öngörülen kayıtsız şartsız bedel ödeme vaadi taşımadığından alacağın tahsili yargılamayı gerektirir, İİK’nun 170/a maddesi uyarınca takibin iptali gerekir” denilmiş olup, eldeki uyuşmazlığa emsal teşkil etmektedir. Ayrıca kredi sözleşmesinde de bono verildiği düzenlenmiştir. Üzerinde durulması gereken bir diğer husus bononun hesabın kat tarihinden önce kredi sözleşmesinin teminatı olarak mı, yoksa hesabın kat’ından sonra kredi borcuna mahsuben mi verildiği hususudur. Bononun tanzim tarihi ve ihtarname tarihine göre bononun kat ihtarından önce düzenlendiği anlaşıldığından bononun hesabın kat’ından önce teminat olarak verildiğinin kabulü gerekir. Bu nedenlerle bononun kambiyo senetlerine mahsus yolla takibe konu edilemeyeceği ve yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluk kararına karşıyız.

İcra müdürlüğünce haciz anında kıymetli şeyler, vb. doğrudan doğruya icra dairesi tarafından el koyulmadıkça haczedilmiş sayılmaz

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
2018/14170 E.
2018/17346 K.
Özet: İcra müdürlüğünce haciz anında kıymetli şeyler, altın, pırlanta vb. doğrudan doğruya icra dairesi tarafından el koyulmadıkça haczedilmiş sayılmaz.

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı 3. kişi vekili; dava konusu 25.12.2013 tarihli haciz esnasında mülkiyeti müvekkiline ait olup dava dışı …… konsinye olarak satış yapması için teslim edilen malların haczedildiğini öne sürerek davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı alacaklı vekili; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, mahcuzların 3. kişi şirket tarafından haciz adresinde faaliyet gösteren dava dışı …… konsinye olarak satış yapılması için teslim edildiği, bu hususun ticari defter kayıtları ile doğrulandığı, mülkiyet karinesinin aksinin davacı 3. kişi tarafından ispat edildiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.

1-İstihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması dava şartı olup, hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gerekir.
İİK 88.maddesinde; haczedilen taşınır mallar hakkında alınacak olan muhafaza tedbirleri düzenlenmiştir.

Haczedilen şey; a) …, b) …, c) … ait …, d) …, e) … mümkün diğer bir …, f) …, … ve diğer kıymetli şeylerden ise, bunlar doğrudan doğruya icra dairesi tarafından saklanır (muhafaza altına alınır) (İİK. mad. 88/I).
Maddede belirtilen «kıymetli şeyler» doğrudan doğruya icra dairesi tarafından el konulmadıkça, haczedilmiş sayılmazlar. Başka bir deyişle, bunlara icra dairesi tarafından el konulması, haczin geçerlik koşuludur.(Kuru B. İcra ve İflas Hukuku El Kitabı 2013, s:426 vd.-…, İ. İcra Hukuku Esasları, 1982, s:305,)

Somut olaya gelince; dava konusu 25.12.2013 tarihli haciz esnasında 1.240.560,00 TL değerinde pırlanta taşlı yüzük, kolye, küpe vs. haczedildiği, haczedilen kıymetli şeylerin muhafaza altına alınmayıp yediemin olarak şirket çalışanına bırakıldığı anlaşılmıştır.

Bu durumda Mahkemece, geçerli bir haciz bulunmadığından davanın ön koşul yokluğundan reddi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

2-Bozma sebep ve şekline göre, davalı alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK’nin 366 ve 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nin 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davalı alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek olmadığına, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 15.10.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kira Tahliye Kararının Üzerinden 1 Yıl Geçmesi

12. Hukuk Dairesi 2016/6 E. , 2016/6274 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının onanmasını mutazammın 27.10.2015 tarih, 2015/13443-26130 sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından adi kira ve hasılat kiralarına dayalı örnek 13 nolu ödeme emri ile başlatılan takipte borçlunun, dosya borcunun kapatıldığını, alacaklının tahliye hakkını makul süre içerisinde kullanmadığını belirterek takibinin iptaline karar verilmesini talep ettiği, mahkemece istemin kabulü ile takibin iptaline karar verildiği görülmektedir.
Takip dosyasının incelenmesinde; 01/11/2009 başlangıç tarihli 1 yıl süreli yazılı kira sözleşmesi uyarınca alacaklı tarafından borçlu kiracı hakkında kira alacaklarının tahsili ve tahliye istemi ile 19/07/2011 tarihinde takibe başlandığı, ihtarlı örnek 13 ödeme emrinin davalı borçlu kiracıya 28/07/2011 tarihinde tebliğ edildiği, İstanbul 17. İcra Hukuk Mahkemesinin 04/11/2011 tarih, 2011/1086 E. – 1363 K. sayılı kararı ile, borçlunun takibe konu kiralanan taşınmazdan temerrüt nedeniyle tahliyesine, taşınmazın boş olarak davacıya teslimine karar verildiği, kararının Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 12/04/2012 tarih, 2012/2646 E., 2012/5867 K. sayılı kararı ile onandığı görülmektedir.
Kural olarak bir kira dönemi içinde alacaklı tarafından tahliye ilamının infazınının istenmesi gerekir. Bu süre aşılarak icra dosyasından tahliyeye yönelik infaz istenmesi bu aşamadan sonra kira sözleşmesinin yenilendiği anlamına gelir ve infazı mümkün değildir.
Somut olayda alacaklının, tahliye kararı sonrası icra dosyasında 22/11/2011, 27/12/2011, 16/08/2012, 08/07/2013, 22/11/2013 tarihlerinde ve en son 29/05/2014 tarihinde tahliye taleplerinde bulunduğu ve talep tarihleri arasında bir kira dönemini aşmaksızın tahliye ilamının infazını istediği görülmektedir. Bu durumda kira sözleşmesinin yenilendiğinden söz edilemez.
O halde mahkemece, şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsiz olup, mahkeme kararının bu nedenle bozulması gerekirken Dairemizce onandığı anlaşılmakla alacaklının karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.
SONUÇ : Alacaklının karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 27.10.2015 tarih ve 2015/13443 E. -2015/26130 K. sayılı onama ilamının kaldırılmasına, İstanbul 20. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 09.04.2015 tarih ve 2014/667 E., 2015/248 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 03/03/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.


T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
E. 2012/9008
K. 2012/26588
T. 17.9.2012
2004/m.16
DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Alacaklı tarafından Bakırköy 2. İcra Müdürlüğü’nün 2008/11872 takip sayılı dosyasından kira süresinin bitmesi nedeniyle tahliye talebiyle icra takibine başlandığı, borçlunun itirazı üzerine Bakırköy 1. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 10.02.2009 tarih ve 2008/1070 E. 2009/104 K. Sayılı kararıyla alacaklının itirazın kaldırılması talebinin kabulüne ve takibin devamına karar verildiği, bu kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, icra takip dosyasında alacaklının yenileme talebinde bulunduğu 18.04.2011 tarihine kadar hiçbir işlem yapmadığı anlaşılmıştır.
İcra Müdürlüğü’nce borçluya yenileme emrinin tebliğ edilmesi üzerine borçlu icra mahkemesine başvurusunda, alacaklının uzun zamandır kararı infaz ettirmediğini, alacaklı ile aralarında şifahi olarak yeni bir sözleşme yapıldığını, beyan ederek yenileme emrinin iptalini istediği görülmüştür. Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre tahliye kararının bir kira dönemini aşkın süre infazının istenmemesi kira sözleşmesinin yenilendiği anlamına gelir. Bu nedenle tahliyenin infazı artık bu takipte istenemez. Bunun için yeni bir tahliye kararı alınması zorunludur.
Buna göre somut olayda, alacaklının tahliye kararını aldığı 10.02.2009 tarihinden takibin yenilendiği 18.04.2011 tarihine kadar bekleyerek bir kira döneminden fazla bir süre tahliyenin infazının gerçekleştirilmesini istememiş olması akdin yenilenmesi, bir diğer ifadeyle taraflar arasında yeni bir kira ilişkisi doğduğu sonucunu ortaya çıkarır.
O halde mahkemece borçlunun şikayetinin kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’in 366 ve HUMK’un 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA ilamın tebliğinden 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
E. 2007/1826
K. 2007/4926
T. 16.3.2007
�TAHLİYE TALEBİ ( Hak Kazanıldığı Tarihten İtibaren Makul Süre Kapsamında Kalan 1 Yıl İçinde Kullanılması Gerektiği )

�KİRA AKDİ ( Makul Süre Kapsamında Kalan 1 Yıl İçinde Kullanılması Gereken 1 Yıllık Süre Aşılarak Alacaklının Aynı İcra Dosyasından Tahliye İstemi Taraflar Arasındaki Kira Akdinin Yenilendiği veya Devam Ettiğinin Kabulünü Gerektirdiği )

�ŞİKAYET ( 1 Yıllık Süre Aşılarak Alacaklının Aynı İcra Dosyasından Tahliye İstemi Taraflar Arasındaki Kira Akdinin Yenilendiği veya Devam Ettiğinin Kabulünü Gerektirdiği )

2004/m.269

ÖZET : Kural olarak tahliye isteminin tahliyeye hak kazanıldığı tarihten itibaren makul süre kapsamında kalan 1 yıl içinde kullanılması gerekirken bu süre aşılarak alacaklının aynı icra dosyasından tahliye istemi taraflar arasındaki kira akdinin yenilendiği veya devam ettiğinin kabulünü gerektirdiğinden Mahkemece borçlu şikayetinin kabulü karar vermek gerekirken yazılı şekilde şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Alacaklının tahliye taahhüdüne dayanarak örnek 56 tahliye emri tebliğ ettirmek suretiyle başlattığı takibin kesinleşmesi üzerine 8.4.2004 tarihinde mahalline gidilerek borçluya 3 günlük süre verildiği görülmüştür. İncelenen icra dosyasında alacaklının 28.07.2004 tarihinde borçlunun tahliyesini yeniden istediği, bu tarihten sonra 23.05.2006 tarihine kadar icra dosyasında tahliyeye ilişkin herhangi bir alacaklı talebinin bulunmadığı görülmüştür.

Kural olarak tahliye isteminin tahliyeye hak kazanıldığı tarihten itibaren makul süre kapsamında kalan 1 yıl içinde kullanılması gerekirken bu süre aşılarak 18.01.2006 tarihinde alacaklının aynı icra dosyasından tahliye istemi taraflar arasındaki kira akdinin yenilendiği veya devam ettiğinin kabulünü gerektirdiğinden Mahkemece borçlu şikayetinin kabulü karar vermek gerekirken yazılı şekilde şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 16.03.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.


T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
E. 2005/8806
K. 2005/12535
T. 10.6.2005

�TAHLİYE KARARININ İNFAZI ( Daha Sonra Bu Takibini İşlemsiz Bırakmış ve Bilahare Yenilediği – Borçluya Yenileme Dilekçesinin Tebliği Üzerine Bilahare Aynı Müdürlükçe Alacaklı Vekili Tarafından Borçlunun Taşınmazdan Tahliyesinin İstenilmesi Üzerine İcra Mahkemesi Kararlarının 1 Yıl İçinde İnfazı Gerektiğinden Bahisle Bu Talebin Reddine Karar Verilmesinin İsabetsiz Olduğu )

�İCRA MAHKEMESİ KARARLARI ( Borçlunun Taşınmazdan Tahliyesinin İstenilmesi Üzerine İcra Mahkemesi Kararlarının 1 Yıl İçinde İnfazı Gerektiğinden Bahisle Bu Talebin Reddine Karar Verildiği – İcra Müdürünün Böyle Bir Görevi-Yetkisinin Bulunmadığı )

�ŞİKAYET ( Borçluya Yenileme Dilekçesinin Tebliği Üzerine Bilahare Aynı Müdürlükçe Alacaklı Vekili Tarafından Borçlunun Taşınmazdan Tahliyesinin İstenilmesi Üzerine İcra Mahkemesi Kararlarının 1 Yıl İçinde İnfazı Gerektiğinden Bahisle Bu Talebin Reddine Karar Verilmesinin İsabetsiz Olduğundan Şikayetin İncelenmesi Gereği )

�GÖREV ( Alacaklı İcra Mahkemesinden Almış Bulunduğu Tahliye Kararını İcra Müdürlüğü Aracılığıyla İnfaza Koymuş Daha Sonra Bu Takibini İşlemsiz Bırakmış ve Bilahare Yenilediği – İcra Mahkemesi Kararlarının 1 Yıl İçinde İnfazı Gerektiğinden Bahisle Bu Talebin Reddine Karar Verilmesinin İsabetsiz Olduğundan Şikayetin İnceleme Görevinin İcra Mahkemesi Ait Olduğui )

2004/m.14

ÖZET : Alacaklının, İcra Mahkemesinden almış bulunduğu tahliye kararını icra müdürlüğü aracılığıyla infaza koymuş, daha sonra bu takibini işlemsiz bırakmış ve bilahare yenilemiştir. İcra Müdürlüğünce de yenileme istemi üzerine borçluya yenileme dilekçesinin tebliğine karar verilmiştir. Bilahare aynı müdürlükçe alacaklı vekili tarafından borçlunun taşınmazdan tahliyesinin istenilmesi üzerine, İcra Mahkemesi kararlarının 1 yıl içinde infazı gerektiğinden bahisle bu talebin reddine karar verildiği görülmektedir. İcra Müdürünün böyle bir görevi-yetkisi bulunmamaktadır. Ancak, borçlunun alacaklının bu talebine karşılık, İcra Mahkemesi önünde ileri süreceği şikayette mahkemece şikayetin incelenerek olumlu veya olumsuz bir karar verilebilir. Diğer bir anlatımla bu görev İcra Mahkemesine aittir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Alacaklının, İzmir 7.İcra Mahkemesinden almış bulunduğu 2002/461 E. �737 K. sayılı tahliye kararını 30.9.2002 tarihinde icra müdürlüğü aracılığıyla infaza koymuş, daha sonra bu takibini işlemsiz bırakmış ve bilahare 02.12.2004 tarihinde yenilemiştir. İcra Müdürlüğünce de yenileme istemi üzerine borçluya yenileme dilekçesinin tebliğine karar verilmiştir. Bilahare aynı müdürlükçe 14.01.2005 tarihinde alacaklı vekili tarafından borçlunun taşınmazdan tahliyesinin istenilmesi üzerine, İcra Mahkemesi kararlarının 1 yıl içinde infazı gerektiğinden bahisle bu talebin reddine karar verildiği görülmektedir. İcra Müdürünün böyle bir görevi-yetkisi bulunmamaktadır. Ancak, borçlunun alacaklının bu talebine karşılık, İcra Mahkemesi önünde ileri süreceği şikayette mahkemece şikayetin incelenerek olumlu veya olumsuz bir karar verilebilir. Diğer bir anlatımla bu görev İcra Mahkemesine aittir. O halde, şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddi yolunda hüküm kurulması isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 10.06.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

E. 1983/12-172

K. 1985/123

T. 22.2.1985

• İTİRAZ DAVASI ( Taşınmazın Tahliyesine İlişkin İlamın İcrasında Borçlu Kiracıya Boşaltma İçin Birden Fazla Süre Verilmesi )

• TAHLİYEYE İLİŞKİN İLAMLI İCRA ( Kiracıya Tahliye İçin Birden Fazla Süre İçin Verilmesi ve Kira Parasının Alınmasının Sözleşmenin Belirsiz Süre Uzadığı Anlamına Gelmemesi )

• KİRA SÖZLEŞMESİ ( Kiracıya Tahliye İçin Birden Fazla Süre İçin Verilmesi ve Kira Parasının Alınmasının Sözleşmenin Belirsiz Süre Uzadığı Anlamına Gelmemesi )

• İLAMLI İCRA ( Kiracının Tahliyesine İlişkin Yapılan Takibe Karşı Kiracıya Süre Verilmesi ve Para Alınması Kira Sözleşmesinin Belirsiz Süreli Uzadığı Anlamına Gelmemesi )

• BELİRSİZ SÜRELİ KİRA SÖZLEŞMESİ ( İlamlı İcra Yoluyla Tahliyeye Girişilen Kiracıya Süre Verilmesinin Sözleşmeyi Belirsiz Hale Getirmemesi )

2004/m.26

ÖZET : Taşınmazın tahliyesine ilişkin ilamın icrasında, borçlu kiracıya boşaltma için birden fazla süre verilmesi ve kira parasının alınması, sözleşmesinin belirsiz bir süre uzadığı veya yenilendiği biçiminde yorumlanamaz.
DAVA : Taraflar arasındaki “itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gaziantep İcra Tetkik Mercii Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 15.4.1982 gün ve 100-155 sayılı kararın incelenmesi alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 31.5.1982 gün ve 4814-4959 sayılı ilamı:
( ..Takip 4.10.1978 tarihli tahliye ilamına dayanılarak 19.10.1978 günü açılmış ve borçluya icra emrinin tebliğini müteakip yerine getirme için 17.1.1979 günü mahalline gidilmiş ve borçlunun isteği üzerine 31.3.1979 gününe kadar süre verilmiştir. 12.4.1979’da tahliye için gidilip yeniden mahallinde düzenlenen tutanağa göre borçlanan 2.1.1980 tarihine kadar istediği mehlin kendine tanındığı görülmüştür. Bu duruma ve icra dosyası münderecatına göre, alacaklının borçluya mehil vermesi ve bu arada kira paralarını alması sözleşmenin yenilendiği veya belirsiz süre uzatıldığının delili sayılamıyacağı halde aksine düşüncelerle, yazılı biçimde karar verilmesi isabetsizdir.. ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 22.2.1985 gününde ( BOZULMASINA ), oyçokluğu ile karar verildi.

TİCARET SİCİLDEN RE’SEN TERKİN EDİLEN BORÇLU ŞİRKETİN İHYASI SAĞLANMADAN HAKKINDA TAKİP YAPILAMAYACAĞI

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2017/991
KARAR NO: 2017/7706
KARAR TARİHİ: 22.5.2017

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR

Alacaklının asıl kredi borçlusu … Tic. A.Ş ve ipotekli taşınmaz maliki … hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçtiği ve 6 örnek icra emrinin düzenlendiği, ipotekli taşınmaz maliki … vekilinin icra mahkemesine başvurusunda; sair şikayet nedenleri yanında borçlu şirketin ticaret sicilinden terkin edildiğini, tüzel kişiliğinin sona erdiğini ileri sürerek takibin iptaline karar verilmesini istediği, mahkemece; şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Borçlu … Tic. A.Ş.’nin 6102 Sayılı TTK’nun geçici 7. maddesi uyarınca 09.10.2014 tarihinde re’sen Ticaret Sicilden terkin edildiği, bundan sonra alacaklı tarafından adı geçen borçlular hakkında 15.05.2015 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibe geçilerek, 6 örnek icra emri düzenlendiği görülmektedir.

6102 Sayılı TTK’nun geçici 7. maddesi uyarınca sicilden terkin edilen şirketin aynı maddenin 15. bendine göre ihyası mümkündür; bu bentte, “… Ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir…” düzenlemesine yer verilmiştir.

6102 Sayılı TTK’nun 547. maddesinde de; Tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklıların, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketin yeniden tescilini isteyebilecekleri belirtilmiştir. Ticaret sicilinden terkin edilmek suretiyle hukuk alemindeki varlığı sonra eren şirketin, takibin tarafı olmak ehliyeti de bulunmamaktadır.

Feshedilmekle tüzel kişiliği sona eren şirketin, medeni haklardan yararlanma ve bu hakları kullanma ehliyeti de son bulacağından, münfesih tüzel kişiliğin gerek yargıda gerekse diğer resmi merciler önünde temsil edilebileceğinden bahsetmek olanaklı değildir. Dolayısıyla, tasfiyesi tamamlanıp ticaret sicilinden silinmek suretiyle hukuk alemindeki varlığı sona eren (münfesih) şirketin takibin tarafı olmak ehliyeti de bulunmamaktadır. Ticaret sicilinden terkin edilmiş şirket hakkında takip işlemlerine başlanması ve yürütülmesi tasfiye memuru ile ticaret sicile yöneltilecek dava sonucunda tüzel kişiliğin yeniden ihyası ile mümkündür. Taraf ehliyeti kamu düzeni ile ilgili olup hakimin bu hususu re’sen de göz önünde bulundurması zorunludur.

Diğer yandan, İİK’nun 149/b maddesinde; “149.maddede yazılı haller dışındaki muaccel alacaklar için icra müdürü, borçluya ve varsa taşınmaz sahibi 3. şahsa birer ödeme emri gönderir.” düzenlemesi mevcut olup, madde içeriğinden, borçlu ile ipotek veren arasında zorunlu takip arkadaşlığının bulunması sebebiyle haklarında birlikte takip yapılması gerektiği anlaşılmaktadır.
Buna göre; ticaret sicilinden terkin edilen borçlu şirket hakkında takipte taraf olarak gösterilmek suretiyle icra takibine başlanması ve takip işlemlerine devam edilmesi durumunda yapılan işlemler hukuken geçersiz ve yok hükmünde olup; ipotek veren … ile asıl borçlu şirket arasında zorunlu takip arkadaşlığı bulunduğundan, ipotek veren hakkında icra takibine devam edilmesine de imkan yoktur. Takipten önce borçlu şirketin ihyasına dair bir karar bulunmadığı gibi, takipten sonra da alacaklının ihya yönünde bir istemi de bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, borçlu şirket yönünden ihya sağlanmadan hakkında takip yapılamayacağı gibi; bu eksiklik tamamlanmadan zorunlu takip arkadaşı olan taşınmaz maliki …’a karşı da takibin devamı mümkün değildir.

O halde; mahkemece açıklanan sebeplerle takibin iptali yönünde şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.05.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.