HÜKÜM KESİNLEŞMEDEN ÖNCE DAVADAN FERAGAT

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO. 2017/4-1358
KARAR NO. 2017/1193
KARAR TARİHİ. 14.6.2017

ÖZET: Hükmün kesinleşmesinden önce (temyiz süresinde veya temyiz aşamasında) davadan feragat edilirse , Mahkemece “EK KARAR”la feragat hakkında hüküm verilemez …HMK’da bu konuda açık bir hüküm olmayıp yönetmeliğin 215/1.maddesinde düzenlemiş ise de “normlar hiyerarşisi” dikkate alındığında daha alt basamakta yer alan ve tamamen idarenin düzenleyici tasarrufu niteliğinde olan yönetmelikle, daha üst basamakta bulunan ve yasama organı tarafından objektif, soyut ve genel nitelikte bir yasama tasarrufu niteliğinde bulunan kanuna aykırı düzenleme getirilmesi mümkün değildir.. hükme bağlanıp hakimce el çekilen davaya, bir yönetmelik hükmüne istinaden hakimin tekrar bakabileceğinin kabulü mümkün değildir …Sonuç olarak ; Davadan elini çekmiş olan hakimin hükmü değiştirmesi ve ondan dönmesi mümkün değildir. …Bu nedenle, temyiz süresi içinde davanın feragat dilekçesi verilmesi üzerine verilen ek karar yok hükmündedir.

Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 29.03.2012 gün ve 2008/31 E. 2012/128 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı K… İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 18.11.2013 gün ve 2013/15247 E., 2013/17991 K. sayılı kararı ile;

( … 1- ) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalılardan … İnş. A.Ş.’nin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2- ) Davalılardan … İnş. A.Ş.’nin diğer temyiz itirazlarına gelince; dava haksız eyleme dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davalılardan … İnş. A.Ş yönünden davanın kısmen kabulüne, davalılardan … yönünden yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş, hüküm davalılardan … İnş. A.Ş tarafından temyiz edilmiştir.
Davalılardan …, bir kamu kurumudur ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlıdır. Davalı kamu kurumu olup kamu hizmeti niteliğindeki çalışmalarını özel hukuk kuralları altında yapmaktadır. TTK’nın 18. maddesinde ( 6102 s. TTK m. 16 ) kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek ve ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan teşekkül ve müesseselerin dahi tacir sayılacakları belirtilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında, davalılardan İSKİ’nin bir kamu kurumu olduğu ve kamu hizmeti yaptığı; ancak, çalışmalarının özel hukuk hükümlerine bağlı bulunduğu ve tacir sıfatını taşıdığı benimsenmelidir. Haksız eylem niteliğindeki tutumundan kaynaklanan uyuşmazlığın da, adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. Bu yönde yargısal uygulamalar yerleşiktir. ( HGK’ nun 21.9.1983 gün ve 1980/11-2721; 1983/823 ile 29.11.1995 gün ve 1995/11-647; 1995/1043 Sayılı kararları ).
Şu durumda mahkemece, davalılardan İSKİ yönünden de işin esasının incelenmesi gerekirken, yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş olması doğru görülmediği… ),
Gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR

Dava; haksız eyleme dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili davalılardan … İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin Tavukçu Deresi ıslah çalışmalarını yürütürken Ataköy Öğretmenevi bitişiğindeki köprü menfezinin kapatılması, bu dereye bağlanan kanalizasyon rögarlarının bakımsız ve tıkalı olması ayrıca çalışmalar esnasında dere yatağında biriken ve bırakılan hafriyat ve molozların hem dere yatağının akışını hem de yol geçiş menfezlerini kapatması sebebiyle 13.10.2007-14.10.2007 günlerinde meydana gelen yağışta derenin taşması üzerine tüm ev eşyalarının zarar gördüğünü ileri sürerek 6.000TL maddi tazminat ile olay sebebiyle yaşamış olduğu ruhsal buhrana karşılık 4.000TL manevi tazminat olmak üzere şimdilik toplam 10.000 TL’nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı … İnşaat Sanayi ve Tiç A.Ş vekili müvekkili şirketin Tavukçu Deresi ıslahı ile ilgili işi İSKİ ‘nin ihalesi sonucunda üstlendiğini, derede meydana gelen taşmada müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, aşırı yağış sebebiyle derenin taştığını, olayın akabinde yapılan tespit ve alınan raporlara göre müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığını belirterek yasal dayanağı bulunmayan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Davalı … vekili olayda imara kapalı olması gereken yerde imar izni veren veya inşaat yapılmasına müsaade eden ilgili Belediye Başkanlığının sorumlu olduğunu, kanunen dere ıslahının DSİ Genel Müdürlüğüne ait olduğu ve İSKİ’ye yöneltilecek bir kusur bulunmadığını kaldı ki İSKİ hakkındaki davanın idari yargıda görülmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkemece davalı … aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat istemli davaya dair olarak; davanın mahiyeti itibariyle idari yargı alanına girdiğinden yargı yolu itirazının kabulüyle mahkemenin görevsizliğine; davalı … İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş aleyhine açılan manevi tazminat istemli davanın feragat sebebiyle reddine, maddi tazminat isteminin ise kısmen kabulüyle 6.000 TL’nin haksız eylem tarihi olan 14/10/2007 tarihinden itibaren, 17.664 TL’nin ıslah tarihi olan 10.10.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ve zincirleme sorumluluk hükümlerine istinaden davalı … İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş’den tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, fazlaya dair maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.

Hüküm davalı … İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş vekilince temyiz edilmiş, Özel Dairece yukarda başlık bölümünde yazılı gerekçe ile karar oyçokluğu ile bozulmuştur.

Yerel Mahkemece gerekçe genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Davacı vekili 29.04.2014 tarihli dilekçesi ile davalı … hakkındaki davadan feragat ettiğine dair beyanda bulunulması üzerine Yerel Mahkeme 29.04.2014 tarihli Ek Kararı ile davalı … hakkındaki davanın feragat sebebiyle reddine karar vermiştir.

Davalı … İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık meydana gelen su baskını sebebiyle davalı … hakkında açılan maddi ve manevi tazminat istemli davanın adli yargı yerinde mi yoksa idari yargı yerinde mi görülmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Davalı … AŞ vekilinin direnme kararını temyiz istemlerine yönelik yapılan incelemede;

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce iki husus ön sorun olarak ele alınmıştır.

I- ) Bu önsorunlardan ilki; ilk hükmü temyiz eden ancak Özel Dairece temyiz itirazları reddedilen davalı … İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ’nin direnme kararını temyiz etmesinde hukuki yararının bulunup bulunmadığı hususudur.
Bilindiği üzere hukuki yarar dava şartı olduğu kadar temyiz istemi için de aranan bir şarttır. Yukarıda belirtildiği üzere hükmü temyiz etmiş ancak temyiz itirazları reddedilmiş olan davalı bakımından hüküm kesinleşmiştir.
Bu durumda eldeki davada davalının direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır.
O halde, davalı vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Yapılan görüşmeler sırasında direnme kararında hüküm tekrarı yapılması sebebiyle davalının direnme kararını temyiz etmekte hukuki yararı bulunduğu belirtilmiş ise de bu görüş yukarda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

II- ) İkinci ön sorun ise Yerel Mahkemece verilen 29.03.2013 tarihli hükmün … AŞ vekili tarafında temyizi üzerine Özel Dairece sair temyiz itirazlarının reddi ile İSKİ hakkındaki davanın yargı yolu sebebiyle reddinin doğru olmadığına dair bozma kararına Yerel Mahkemece direnilmesinden sonra 29.04.2014 tarihinde davacı vekilinin … hakkındaki davadan feragati üzerine Yerel Mahkemece … hakkındaki davanın feragat sebebiyle reddine dair ek karar verilip verilemeyeceği hususudur.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda bu konuda açık bir düzenleme getirilmemiş, ancak Kanuna dayanılarak çıkarılan Resmi Gazete’nin 06.08.2015 gün ve 29437 Sayılı nüshasında yayımlanan ) Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin “Karar verilmiş dosyalara dair işlemler” başlıklı 215/1. maddesinde “Hükmün kesinleşmesinden önce davadan feragat, davayı kabul veya sulh hâlinde, hâkim dosya üzerinden bu konuda ek karar verir. Taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi sırf bu sebeplerle dosya istinaf veya temyiz incelemesine gönderilmez” düzenlemesi getirilmiştir.

Hukuk Muhakemeleri Kanununda belirtildiği gibi yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karara “hüküm” denilir ( HMK.m.294/1 ) ve hükmü veren mahkeme artık o davadan elini çekmiş olur. Davadan elini çekmiş olan hakim hükmü değiştirmesi ve ondan dönmesi mümkün değildir. Yargıtay’ca temyizen incelenip bozulmadan, hakimin el çektiği davaya tekrar bakması mümkün değildir ( Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.II, İstanbul 2001, s.3004 vd. ve s.3164 vd. ). Yargıtay uygulaması da bu yöndedir ( HGK., 12.12.1984 gün ve 1982/7-864 E., 1984/1051 K. ).
Diğer taraftan normlar hiyerarşisi dikkate alındığında daha alt basamakta yer alan ve tamamen idarenin düzenleyici tasarrufu niteliğinde olan yönetmelikle, daha üst basamakta bulunan ve yasama organı tarafından objektif, soyut ve genel nitelikte bir yasama tasarrufu niteliğinde bulunan kanuna aykırı düzenleme getirilmesi mümkün değildir. Yönetmelik kaynağını kanundan alır ve ancak kanunun uygulanmasını gösterir. Kanunda bulunmayan bir düzenlemenin, yönetmelikle ihdası ve bu yolla kanunun önüne geçen bir uygulamanın benimsenmesi hukukun genel teorisine de aykırıdır.

Taraflar arasında daha önce görülen maddi tazminat istemli davada, davalı … hakkında verilen karar nihai bir karardır. Bu karar usulen temyiz edilip bozulmadan, mahkemece ortadan kaldırılarak başka bir karar verilemeyeceğine göre; temyiz süresi içinde davanın feragat dilekçesi vermesi üzerine, davanın yargı yolu sebebiyle reddine dair direnme kararının ortadan kaldırılması ile davanın reddine dair verilen 29.05.2014 tarihli ek karar yok hükmündedir ( HGK, 24.06.2009 gün ve 2009/2-231 E., 2009/286 K. ),
Yukarıda açıklanan sebeplerle hükme bağlanıp hakimce el çekilen davaya, bir yönetmelik hükmüne istinaden hakimin tekrar bakabileceğinin kabulü mümkün değildir. Hal böyle olunca davalı … hakkındaki davanın feragat sebebiyle reddine dair 29.04.2014 tarihli ek kararın kaldırılmasına oybirliği ile karar verilerek ikinci ön sorun da böylece aşılmıştır

III- ) İşin esasına dair temyiz incelemesine gelince;

Davacı vekili ise 29.04.2014 tarihli dilekçesi ile davalı … hakkındaki davadan feragat ettiğini açıkça ve koşulsuz olarak bildirmiş, yapılan incelemede vekaletnamesinde davadan feragat yetkisinin bulunduğu saptanmıştır.
Feragat, HMK’nun 307. maddesinde davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlanmış; 311. maddede ise feragatin kesin hükmün sonuçlarını doğuracağı açıklanmıştır.

Hükmün kesinleşmesinden önceki herhangi bir aşamada davadan feragat edilebilir. Temyiz edilen ve fakat henüz Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca görüşülmeyen bir direnme kararı, usul hukuku çerçevesinde kesinleşmiş olmadığından, bu aşamada davadan feragat mümkündür.

Somut olayda, davacı vekili maddi tazminat istemli davalar sebebiyle İSKİ hakkındaki davadan feragat ettiğini açıkça ve koşulsuz olarak bildirdiğinden, bu beyan çerçevesinde işlem yapılması zorunludur.
Böyle bir durumda direnme kararı Hukuk Genel Kurulunca temyizen incelenemez. Direnme kararının davacının davadan feragati hakkında mahkemesince bir karar verilmek üzere bozulması gerekir.

Bu sebeple direnme kararı yukarIda açıklanan değişik gerekçe ile bozulmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda ( I ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle Davalı … AŞ vekilinin direnme kararını temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE oy çokluğu ile, ( II ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle Yerel Mahkemenin 29.04.2014 tarihli Ek Kararının KALDIRILMASINA oy birliği ile , ( III ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle direnme kararının davacı vekili tarafından verilen dilekçenin değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi için bu değişik gerekçe ile BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcın yatırana iadesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

KARŞI OY :
Davacı tarafından … İnş. San. Tic. A.Ş. ve İSKİ Gen. Müd’ne karşı açılan haksız eyleme dayalı maddi ve manevi tazminat davasında, … İnş. San. Tic. A.Ş. yönünden davanın kısmen kabulüne, İSKİ Gen. Müd. yönünden yargı yolu bakımından görevsizliğe dair verilen karar davalı … İnş. San. Tic. A.Ş. tarafından temyiz edilmiş, Özel Daire’nin 2013/15247 Esas 2013/17991 Karar sayılı ilamının 1. bendinde … İnş. San. Tic. A.Ş’nin kendisi bakımından diğer temyiz itirazları reddedilmiş, 2. bentte yanlız İSKİ yönünden temyizi kabul edilerek, verilen yargı yolu bakımından ret kararı bozulmuştur. Bozma sonrası Mahkemece verilen direnme kararında … İnş. San. Tic. A.Ş. yönünden maddi manevi tazminat talepleri bakımından tekrar aynı karar verilmiş, İSKİ yönünden de yargı yolu itirazının kabulüyle görevsizliğe karar verilmiştir. Direnme kararını davalı … İnş. San. Tic. A.Ş. temyiz etmiştir. Sayın çoğunluk, direnmeden önceki kararın bu davalı bakımından kesinleştiği gerekçesiyle … İnş. San. Tic. A.Ş’nin kendisi yönünden verilen kararı temyiz etmekte hukuki yararı olmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği sonucuna varmış ise de bu görüşe katılmıyorum.
Davalı … İnş. San. Tic. A.Ş, kendisi aleyhine verilen ilk kararı temyiz etmiş, kendisiyle ilgili temyiz itirazları, karar usul ve yasaya uygun bulunarak reddedilmiş, yanlız İSKİ yönünden bozma kararı verilmiştir. … İnş. San. Tic. A.Ş. aleyhindeki ilk karar kesinleşmiştir. Ancak mahkemece, İSKİ yönünden verilen bozma ilamına direnilirken, hükmün tümüne direnilmiş ve … İnş. San. Tic. A.Ş. aleyhindeki kesinleşen hüküm tekrarlanmış, ayrıca bu davalı aleyhine önceki kararda olduğundan daha fazla harç, yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmiştir. Bu durumda hakkında ilk karar kesinleşen davalı … İnş. San. Tic. A.Ş’nin kendisi yönünden verilen direnme kararını temyiz etmekte hukuki yararı vardır. Bu davalı hakkındaki kesinleşen hükme rağmen verilen direnme hükmü “ilk karar … İnş. San. Tic. A.Ş. yönünden kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmalıdır. Bu sebeple davalı … İnş. San. Tic. A.Ş’nin, temyizde hukuki yararı olmadığından temyiz isteminin reddine dair sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyor, direnme kararının … İnş. San. Tic. A.Ş. yönünden bu gerekçelerle bozulması gerektiğini düşünüyorum.

İŞÇİLİK ALACAKLARI – ISLAHIN YASAL VE KESİN SÜRE OLAN BİR HAFTALIK SÜRE GEÇTİKTEN SONRA YAPILMASI

T.C.
YARGITAY
22. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2015/16593
KARAR NO: 2017/16240
KARAR TARİHİ: 6.7.2017

6100/m.181

ÖZET : Dava, işçilik alacakları istemine ilişkindir. Islahın süresinde yapılıp yapılmadığı ihtilaflıdır. Somut olayda, mahkeme, kısmi dava olarak açılan davada, davacı vekiline ıslah için 10.01.2014 tarihinde süre vermiş, ıslah ise 1 haftalık süre geçtikten sonra 10.02.2014 tarihinde yapılmıştır. Bu itibarla süresinde yapılmayan ıslaha değer verilmesi hatalı olmuştur.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin motosikletli kurye olarak çalıştığını, çalıştığı fazla saatlerin ücretlerinin ödenmediğini, hafta sonu, resmi bayram tatili ve yıllık izin ücretlerinin ödenmediğini,iş sözleşmesini haklı sebeple feshettiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile birlikte bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı vekili, davacının iş sözleşmesini haksız olarak feshettiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak,yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararı davalı taraf temyiz etmiştir.

1-)Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-)Islahın süresinde yapılıp yapılmadığı ihtilaflıdır.

6100 Sayılı HMK’nun 181. maddesinde, “(1) Kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir. Bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.” hükmü bulunmaktadır. Bu yasa maddesine göre ıslahın 1 haftalık sürede yapılması gerekmekte olup yasa maddesindeki 1 haftalık süre kanundan kaynaklanan kesin süredir.

Somut olayda, mahkeme, kısmi dava olarak açılan davada, davacı vekiline ıslah için 10.01.2014 tarihinde süre vermiş, ıslah ise 1 haftalık süre geçtikten sonra 10.02.2014 tarihinde yapılmıştır. Bu itibarla süresinde yapılmayan ıslaha değer verilmesi hatalı olmuştur.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 06.07.2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

RÜCUAN TAZMİNAT İSTEMLİ DAVADA, KESİN YETKİ SÖZ KONUSU DEĞİLDİR

T.C
YARGITAY
10. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO.2015/23512
KARAR NO.2017/2867
KARAR TARİHİ.04.04.2017
Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde Mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava, 13.11.2008 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahibine bağlanan gelirden oluşan Kurum zararının ilk rücu davasından bakiyesinin rücuan tahsili istemine ilişkin olup, … Asliye Hukuk Mahkemelerinin yetkili olduğundan bahisle Mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “yetki itirazının ileri sürülmesi” başlıklı 19’uncu maddesinde “yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir. Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz.
Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir. Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.” denilmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 127’nci maddesinde, cevap dilekçesini verme süresinin, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki hafta olduğu, 116/1-a maddesinde kesin yetki kuralının bulunmadığı hallerde yetki itirazının ilk itirazlar içinde sayıldığı ve 117/1’inci maddesinde de ilk itirazların hepsinin cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorunda olduğu belirtilmiştir.

Eldeki rücuan tazminat istemli davada, kesin yetki söz konusu değildir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.05.2015 gün 11-2359-1443 sayılı kararı). Davacı tarafından Ankara İş Mahkemesine dava açılmış olup ortada süresi içinde sunulan cevap dilekçesi ile ileri sürülen usulüne uygun bir yetki itirazının bulunmadığı açıktır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda; Mahkemece, kesin yetki kuralları bulunmadığı, davalı tarafından süresinde ve usulüne uygun bir yetkisizlik itirazı ileri sürülmediği dikkate alınarak Mahkemenin yetkili hale geldiğinin gözetilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 04.04.2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.

TEMYİZDE YENİ VAKIA VE DELİLLER İNCELENEMEYECEĞİNDEN DURUŞMA İSTEMİNİN REDDİ HAK İHLALİ YARATMAZ

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/4-60
KARAR NO : 2019/879
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L A M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece)
TARİHİ : 25/09/2018
NUMARASI : 2018/48 – 2018/36
DAVACI : G.G.
DAVALI : T.C. Devleti’ne izafeten Maliye Hazinesi vekili Av. U.S.
İHBAR OLUNANLAR : 1- M.K. Mirasçıları; N.K., Ö.K., A.K.
2- A.Ö.
3- A.A.D.
4- R.C.H.
5- S.K.
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 4. Hukuk Dairesince;
“DAVA : Davacı dava dilekçesinde özetle; Yunanistan’da ekonomik oturma iznine sahip olduğunu, tekstil ürünlerinin pazarlanması hususunda yerli firmalara hizmetler sunduğunu, 2002 – 2005 yılları arasında dava dışı S. İplik A.Ş.’ye Yunanistan ülkesinde hizmetler sunduğunu ve bu şirketin ihracatta bulunduğunu, ancak şirketin kendisine yaptığı haksızlıklar nedeniyle Gaziantep Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açtığını, 16.02.2012 tarihinde davanın lehine sonuçlandığını, dosyanın önce Yargıtay 6. Hukuk Dairesine, oradan 19. Hukuk Dairesi ve son olarak da 11. Hukuk Dairesine gittiğini, kasıtlı olarak uzun süre ön incelemeye alınmadığını, 2007 yılında avukatını azlettiği hâlde Dairenin duruşma gününü 5 yıl önce azlettiği ve kendisi hakkında tellal olduğunu ileri sürdüğü avukatına tebliğ ettiğini, kendisinin tacir olup dava dışı şirket ile acentelik sözleşmesinin bulunduğunu, duruşmadaki beyanlarının zapta geçirilmediğini, davalı tarafın kayırıldığını, taraflar arasında tellallık sözleşmesinin bulunduğunun kabul edildiğini belirterek, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi başkan ve üyelerinin kanunun açık hükmüne aykırı olarak ve hâkimlik mesleğine yakışmayan görev kusurları nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararının tazminini istemiştir.
CEVAP : Cevap dilekçesinde, HMK’nın 46. maddesindeki şartların oluşmadığı, asıl davanın derdest olduğu şeklindeki gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
GEREKÇE : Dava, hâkimlerin hukuki sorumluluğuna dayalı olarak maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Dosya kapsamından davanın ilk olarak ilk derece mahkemesi sıfatıyla Hukuk Genel Kuruluna açıldığı, yargılama sonucunda 18.12.2014 gün ve 2013/14 E. 2014/10 K. sayılı ilamı ile HUMK’nın 573. maddesinde belirtilen sorumluluk şartlarının gerçekleştiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle esastan ret kararı verildiği, bu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 13.05.2016 günlü ilamı ile HMK’nın 47. maddesi uyarınca Dairemizin görevli hâle geldiği, göreve dair hükümlerin her aşamada ve re’sen dikkate alınması gerektiği belirtilerek Hukuk Genel Kurulu kararının bozulmasına karar verildiği, Hukuk Genel Kurulunca 22.02.2018 gün ve 2017/8 E. 2018/8 K. sayılı ilam ile görevsizlik kararı verilerek dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmaktadır.
Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/1..7 Esas sayılı dosya örnekleri getirtilerek incelenmiştir.
Hâkimlerin yargısal faaliyetleri nedeniyle sorumlulukları, HMK’nın 46-49. maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Kanunda gösterilen sorumluluk nedenleri örnek niteliğinde olmayıp; sınırlı ve sayılı durumları ifade etmektedir.
Somut olayda, sorumluluğa dayanak yapılan olgular; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi başkan ve üyelerinin kasıtlı ve taraflı davranmaları ve kanunun açık hükmüne aykırı karar vermeleri iddialarına dairdir.
Tazminat istemi, yasa yolları düzenlenmiş bulunan yargısal işlem ve kararlara ilişkindir. Davacının iddiası ve gelişim biçimi itibariyle, hukuki süreç işlemiş; davacı tarafından da, yargısal yollara başvurulmuştur. Sınırlı ve sayılı hukuki sorumluluk nedenlerinden hiçbirisi davacı tarafından ispatlanabilmiş değildir. Şu durumda, davanın reddine karar verilmesi gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca, davanın esastan reddi halinde disiplin para cezasının takdir edilerek hüküm altına alınması gerekir. Bu konuda, dava konusu olayın gelişim biçimi ve dosyaya yansıyan olgular göz önünde tutulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda gösterilen nedenlerle;
1- HMK.’nun 46. maddesindeki şartlar oluşmadığından davanın esastan reddine,
2- HMK.’nun 49. maddesine göre takdiren 1.000,00-TL disiplin para cezasının davacıdan tahsiline ve hazineye gelir kaydedilmesine,
3- Alınması gerekli 35,90-TL maktu harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine,
4- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi uyarınca takdir olunan 3.300,00-TL maktu avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5- Yargılama giderlerinin adli yardımlı olduğundan alınmasına yer olmadığına,”
Dair oy birliği ile verilen 25.09.2018 tarihli ve 2018/48 E., 2018/36 K. sayılı karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Davacı tarafın temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm belgelerin okunmasından sonra gereği düşünüldü:
Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davacı adli yardım talepli dava dilekçesinde; Yunanistan’da ekonomik oturma iznine sahip olduğunu, tekstil ürünlerinin pazarlanması hususunda yerli firmalara hizmetler sunduğunu, 2002-2005 yılları arasında dava dışı S. İplik A.Ş.’ye Yunanistan ülkesinde hizmet verdiğini ve bu şirketin on milyon Euro değerindeki ürünlerinin ihracatını gerçekleştirdiğini, 2005 yılının sonlarında S. İplik A.Ş.’nin kendi şirketi ile yaptığı anlaşmayı askıya aldığını ve hizmet bedellerini ödemekten kaçındığını, uğradığı zararların tazmini için Gaziantep Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açtığını, yargılama sonucunda yapılan işin mahiyetinin tellallık değil, sözlü acentelik olarak kabul edilerek lehine hüküm kurulduğunu, dosyanın önce Yargıtay 6. Hukuk Dairesine, oradan 19. Hukuk Dairesine ve son olarak da 11. Hukuk Dairesine gönderildiğini, 11. Hukuk Dairesince kasıtlı olarak uzun süre ön incelemeye alınmadığını, 2007 yılında avukatını azlettiği hâlde duruşma gününün 5 yıl önce azlettiği ve kendisi hakkında tellal olduğunu ileri süren avukatına tebliğ edildiğini, Özel Dairece taraflar arasındaki hukuki ilişkinin tellallık ilişkisi olduğu kabul edilerek kararın bozulduğunu, kendisinin tacir olup dava dışı şirket ile aralarında acentelik sözleşmesi bulunduğunu, buna rağmen davalı tarafın kayırıldığını ve taraflar arasında tellallık sözleşmesinin bulunduğunun kabul edildiğini, ihbar edilen hâkimlerin HMK’nın 46. maddesinin (a), (c), (ç), (d) ve (e) bentlerine aykırı davrandıklarını ileri sürerek 1.400.000TL maddi ve 1.000.000TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca davacının adli yardım talebi kabul edilerek yargılamaya devam olunmuştur.
Davalı Maliye Hazinesi vekili; HMK’nın 46. maddesinin şartlarının oluşmadığını, sorumluluğu ispata yarayacak yeterli delilin sunulmadığını, asıl davanın derdest olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
İhbar olunan hâkimler yargılamaya katılmamış ve herhangi bir beyanda bulunmamışlardır.
İlk derece mahkemesi sıfatıyla Hukuk Genel Kurulunca; “…Davacının dayandığı hukuki sorumluluk nedenlerinden HMK’nın 46. maddesinin (a) bendine göre hakimin sorumlu tutulabilmesi için;
Kanunumuz burada hâkimin taraflardan birini kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olmasını bir hukukî sorumluluk hâli olarak düzenlemiş bulunmaktadır. Hâkimin bu bent hükmüne göre hukuken sorumlu tutulabilmesi için kararın hukuka aykırı olması yeterli değildir. Hâkim hukuka aykırılığı taraflardan birini kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle yapmış olmalıdır. Bundan başka kanunda belirtilmemiş olmasına rağmen, hâkimin kasten hukuka aykırı karar vermesi gerekir ki davacı tarafın eldeki davada ihbar edilen hâkimlerin kasten hukuka aykırı karar verdiklerine dair bir delil ileri sürmediği gibi eldeki deliller ile de ispat edilememiştir.
HMK 46. maddenin (c) bendine göre hâkimin sorumlu tutulabilmesi için ise (a) bendinde olduğu gibi sübjektif bir unsura yer verilmemiş, fakat açıkça kanuna aykırılık şartı aranmıştır. Bir kanun hükmü farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin değilse, bir başka deyişle hâkim görüşünü hukuki dayanaklara ve bilimsel görüşlere dayandırarak farklı bir bakış açısı getirmiş veya delillerin takdirinden elde ettiği kanaat ile uyuşmazlığı sonuçlandırmış ise artık burada hâkimin sorumluluğundan bahsetmek mümkün değildir. Eldeki davada ihbar edilen hâkimler tarafların ileri sürdüğü delilleri ve bilirkişi raporlarını takdir ederek sonuca gitmiş ve hâkimler ileri sürülen temyiz itirazlarını gerekçeli bir şekilde reddetmiş ve mahkeme kararını dosya içindeki deliller ve bilirkişi raporlarına göre bozmuştur.
Davacı, (ç) duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması hâline de dayanmıştır.
Kanunumuzun bu hükmünü 154. maddenin ışığı altında yorumlamak gerekir. Bu maddeye göre yargılamanın işleyiş tarzı ancak tutanak ile ispat edilebileceğinden, hâkim zapta geçirilmeyen bir olaya dayanarak karar verirse, bu olayın aslında duruşma sırasında beyan edilmiş olduğunu ispat etse dahi sorumlu tutulur. Zira belirli bir olayın cereyan ettiğine ilişkin iddianın duruşma sırasında bildirildiği, ancak bunlara ilişkin beyanların zapta geçirilmesi ile ispat olunabilir. HMK 46/(ç) bendinde düzenlenmiş sorumluluk hâlinin doğması için de hâkimin kastına veya ağır kusuruna dayanan bir hareketinin varlığı şarttır. Bu nedenle tutanağa aykırı karar verilmesi hâkimin bir ihmalinden kaynaklanmış olsa bile, hâkimin kastı veya ağır kusur bulunmadığından sorumluluğu söz konusu olmayacaktır.
Dayanılan bir diğer bent olan (d) duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması hâlinde ise; Hâkimin bu bent hükmüne dayanan fiili cezaî sorumluluğunu gerektiren suç teşkil eden bir fiildir. Tefhim veya tebliğ edilen tutanak, hüküm veya kararın değiştirilmesi veya tahrif edilmesi, dinlenmeyen bir şahidin dinlenmiş gibi ifadelerinin tutanağa geçirilmesi, mevcut olmayan bilirkişi beyanlarına yer verilmiş olması, taraf ifadelerinin sonradan tahrif edilerek değiştirilmesi, söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmesi ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması hep bu bent hükmüne giren sorumluluk hâlleridir. Bu bende göre hâkimin sorumlu tutulabilmesi için, hâkimin kasıt veya hilesinin ispat edilmesi gerekir. Bu ise, ancak tutanağın aksinin bir sahtelik davası ile ispat edilmesiyle mümkün olabilir. Eldeki davada böyle bir iddiaya yönelik delil ileri sürülmediği gibi, sahteliğe yönelik açılan herhangi bir dava da yoktur.
Davacının dayanağı olan (e) bendindeki hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması sebebine gelince;
Mülga 1086 sayılı HUMK’nın 573/6. maddesinde de düzenlenmiş bu hâlin örnekleri aynı Kanun’un 574. maddesinde belirtilmiş ise de, Mülga 1086 sayılı HUMK’nın 574. maddesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na alınmamıştır. Kanunen kabul edilebilir bir dilekçeyi sebepsiz reddetmek, dilekçe hakkında kasten olumlu veya olumsuz bir karar vermemek, dilekçeyi sürüncemede bırakmak veya görülmeye hazır ve sırası gelmiş iken bir takım usul ve yasaya aykırı özürler beyanı ile kötü niyetle davaya devam etmemek örnek olarak sayılabilecektir. Bu bent hükmüne dayanan sorumluluktan bahsedebilmek için de hâkimin kastına dayanan bir hareketinin varlığı şarttır. Eldeki davada ise ihbar edilen hâkimlerin hakkı yerine getirmediklerine yönelik bir delil ileri sürülmediği gibi, eldeki deliller ile de ispat edilememiştir.” gerekçesiyle davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine;
Yargıtay Büyük Genel Kurulunca; “…temyize konu dava, 6100 sayılı HMK’nın 47. maddesi dikkate alınarak ilk derece mahkemesi sıfatı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda 28.06.2013 tarihinde açılmıştır. Yapılan yargılama sonunda 18.12.2014 tarihinde davanın esastan reddine karar verilmiş, hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 01.04.2015 gün ve 6644 sayılı Yargıtay Kanunu İle Hukuk Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile 6100 sayılı HMK’nın 47. maddesi değiştirilmiştir. Bir diğer deyişle dava tarihinde ve hüküm anında gerçekleşmiş bulunan dava şartı temyiz aşamasında değiştirilmiş bulunmaktadır.
… göreve dair hükümlerin 6100 sayılı HMK’nın 1. maddesi gereğince kamu düzenini ilgilendiren hükümler olduğu, bu nedenle yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gerektiği, usul hükümlerinin derhal uygulanması ilkesince değişiklik yapan Kanunda düzenlemenin derdest davalara uygulanmayacağına dair açık bir düzenleme bulunmaması hâlinde derhal uygulanması gerektiği, bu nedenle 01.04.2015 gün ve 6644 sayılı Yargıtay Kanunu İle Hukuk Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile 6100 sayılı HMK’nın 47. maddesi gereğince kararın bozulması gerektiği kabul edilmiştir.” gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca Yargıtay Büyük Genel Kurulunun bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda, 6100 sayılı HMK’nın 47. maddesi gereğince yargılamanın ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılması gerektiğinden Hukuk Genel Kurulunun görevsizliğine, talep hâlinde dava dosyasının Özel Daireye gönderilmesine karar verilmiş, davacı vekilinin süresi içerisinde talebi üzerine dosya Yargıtay 4. Hukuk Dairesine gönderilmiştir.
İlk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yukarıda başlık bölümüne alınan gerekçe ile davanın esastan reddine karar verilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, davacının, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına yönelik istemi ön sorun olarak tartışılmış ve değerlendirilmiştir.
Ön sorun ile ilgili hususların açıklığa kavuşturulması açısından temyiz incelemesinde duruşma yapılmasına ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesi ve konunun adil yargılanma hakkı kapsamında irdelenmesi gereklidir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü yer almaktadır.
Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir. Anılan maddeye göre, “Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir…”
Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin birinci fıkrası ise:
“Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir.” şeklindedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesinde, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı ve bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı düzenlenmiştir.
1086 sayılı mülga Kanun’un 5236 sayılı Kanun’un 16. maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 438. maddesi şöyledir:
“(Değişik fıkra: 26/02/1985 – 3156/21 md.) Yargıtay temyiz incelemesini dosya üzerinde yapar. Ancak tüzelkişiliğin feshine veya genel kurul kararlarının iptaline, evlenmenin butlanına veya feshine, boşanma veya ayrılığa, velayete, nesebe ve kısıtlamaya ilişkin davalarla miktar veya değeri onmilyar lirayı aşan alacak ve ayın davalarında taraflardan biri temyiz dilekçesi veya cevap dilekçesinde duruşma yapılmasını istemiş ise, Yargıtayca bir gün belli edilerek taraflara usulen tebligat yapılır. Tebliğ tarihi ile duruşma günü arasında en az onbeş gün bulunması gerekir; taraflar gelmişlerse bu süreye bakılmaz. Tebligat gideri verilmemişse duruşma isteği dikkate alınmaz.
(Değişik fıkra: 16/07/1981 – 2494/30 md.) Görevsizlik, yetkisizlik hakimin reddi, dava veya karşılık davanın açılmamış sayılması, davaların birleştirilmesi ile direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılmaz.
Yargıtay, birinci fıkra hükmü ile bağlı olmaksızın bilgi almak üzere kendiliğinden de duruşma yapılmasına karar verebilir.
Duruşma günü belli edilen hallerde Yargıtay, tarafları veya gelen tarafı dinledikten sonra ve taraflardan hiç biri gelmemiş ise dosya üzerinde inceleme yaparak kararını o gün tefhim eder….”
Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birisi de Anayasa’nın 141. maddesinde düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada keyfiliği önlemektir. Bu yönüyle anılan ilke hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme araçlarından birisini oluşturur. “Duruşmalı yargılama hakkı”, her türlü yargılamanın mutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez. Adil yargılama ilkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz. Özellikle ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun yolu incelemesinin, tarafların iddia veya savunmaları yazılı olarak alındıktan sonra dosya üzerinden yapılması hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (Anayasa Mahkemesi, Mehmet Soysal ve diğerleri, B. No: 2014/2678, 17.11.2016, § 36; Cengiz Topel Çelikoğlu, B. No: 2013/8049, 18.02.2016, § 80; Kırmızı GAA İnşaat Turizm Gıda Sanayi ve Tic. Ltd. Şti, B. No: 2013/2370, 11.12.2014, § 23; Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17.9.2013, § 32).
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “aleni yargılama” hakkının tanınması, zorunlu olarak “sözlü yargılama” hakkını da içerir. Bununla birlikte Sözleşme’nin bu maddesinde yer alan söz konusu yükümlülük mutlak değildir (Anayasa Mahkemesi, Adnan Altın, B. No: 2013/9748, 07.01.2016, § 44). Yargılamada, tarafların şüpheye yer vermeyecek şekilde bu haklarından vazgeçmesi ve kamu yararının sözlü yargılama yapılmasını gerekli kıldığı bir durumun bulunmaması hâlinde duruşma yapılmayabilir. Vazgeçmenin, açıkça veya zımnen yapılması mümkündür. Duruşma yapılmasına ilişkin talebin sürdürülmemesi ya da hiç ileri sürülmemesi, zımnen vazgeçmeye örnek gösterilebilir. Bunun yanında dava dosyası ve tarafların yazılı görüşleri temelinde yeterince çözülemeyen hukuki ve olgusal herhangi bir sorunla karşılaşılmaması örneğinde olduğu gibi yargılamanın istisnai koşulları da duruşma yapılmasını gerektirmeyebilir (Adnan Altın kararı, § 46). (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Blom/İsveç, B. No:28338/95, 14.3.2000; Eksert Turizm Taşımacılık Tekstil Gıda San ve Tic. Ltd. Şti/Türkiye ve diğer 7 başvuru, B. No:40988/06, 2.7.2013).
AİHM ayrıca, özellikle inandırıcılık sorunu taşımayan, karmaşık olmayan veya olaylarla ilgili hiçbir tartışmanın bulunmadığı, oldukça teknik davalar ile mahkemelerin tarafların sunduğu görüşlere ve diğer belgelere dayanarak, adil ve makul bir biçimde karar verebilecekleri davalar için duruşma yapılmasının gerekli olmayabileceğini belirtmiştir (Jussila/Finlandiya, § 41, Döry/İsveç, B. No:28394/95, 12.11.2002, § 37, Mehmet Emin Şimşek/Türkiye, B. No: 5488/05, 28.2.2012, § 30). (Adnan Altın, kararı, § 47).
Temyiz yolunda, hüküm mahkemesinin kararı sadece hukuka uygunluk bakımından inceleme konusu yapılabilir. Yani Yargıtay, istinaf mahkemesi gibi, bir vakıa, tahkikat ve yargılama mahkemesi değildir. Temyiz yolunda, hüküm mahkemesinin kararı incelenerek, hüküm mahkemesine bildirilmiş olan vakıaların usulüne uygun biçimde incelenip incelenmediği, özellikle o vakıalara kanunların (hukukun) doğru uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilir.
Temyiz yolunda yeni vakıalar ileri sürülemez ve yeni deliller (ve belgeler) ibraz edilemez; yani, bu yeni vakıalar ve deliller (belgeler) Yargıtay tarafından inceleme konusu yapılamaz (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, İstanbul 2001, cilt:V, s. 4498).
Temyiz yolu ilk derece mahkemesi kararlarına karşı başvurulabilen, ilk derece mahkemeleri önüne taşınmış vakaların, bu mahkemelerce usulüne uygun olarak incelenip incelenmediğinin ve özellikle ilgili vakalara kanunların doğru uygulanıp uygulanmadığının kontrol edildiği olağan kanun yoludur. 1086 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri de temyiz yoluna müracaatlarda kural olarak incelemenin dosya üzerinden yapılacağını, istisnai durumlarda ise duruşmalı olarak incelemenin zorunlu bir usul olduğunu kurala bağlamıştır (Mehmet Soysal ve diğerleri kararı, § 40; Cengiz Topel Çelikoğlu kararı, § 88).
1086 sayılı mülga Kanun’un temyiz ile ilgili hükümlerinde, taraflarca sınırlı durumlarda temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının talep edilebileceği, duruşma için belirlenen günde Yargıtay’ın gelenleri dinleyeceği, taraflardan hiçbiri gelmemiş ise dosya üzerinden inceleme yaparak karar vereceği düzenlenmiştir (Mehmet Soysal ve diğerleri kararı, § 41; Cengiz Topel Çelikoğlu kararı, § 89) .
Nitekim Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuru yoluyla önüne gelen davalarda verdiği, Mehmet Soysal ve diğerleri, B. No: 2014/2678, 17.11.2016; Cengiz Topel Çelikoğlu, B. No: 2013/8049, 18.02.2016; Adnan Altın, B. No: 2013/9748, 07.01.2016; Kırmızı GAA İnşaat Turizm Gıda Sanayi ve Tic. Ltd. Şti, B. No: 2013/2370, 11.12.2014; Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17.9.2013 kararlarında, başvurucuların duruşma talepleri bulunmasına rağmen dosya üzerinden inceleme yapılmasının adil yargılanma hakkının ve bu kapsamda aleni yargılama hakkının ihlali niteliğinde olduğu yönündeki başvurularının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Hukuk Genel Kurulunun çalışma düzeni gereği ağırlıklı işini oluşturan direnme kararlarının temyizinin duruşmalı yapılması önceleri olanaklı iken, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438/2. maddesinde 16.07.1981 tarihli ve 2494 sayılı Kanunun 30. maddesi ile değişiklik yapılarak en az 47 kişi ile toplanabilen ve karar verebilen Kurulun çalışma düzenine duruşmanın uygun olmaması ve işlerin sürüncemede kalmaması amacıyla, direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı hükmü getirilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesi gereğince 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar açısından bu hüküm hâlen uygulanmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve özellikle temyiz yolunda yeni vakıa ve delillerin Yargıtay tarafından incelenemeyecek olması karşısında, duruşma isteminin reddi kararlarının hak ihlali olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemektedir.
Somut olayda dava, 6100 sayılı HMK’nın 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkin olup, karmaşık bir dava türü olmadığı gibi verilen karara karşı temyiz istemleri için taraflara başvuru olanağı tanınmış, temyiz dilekçesinin bir örneği cevap hakkı için karşı tarafa tebliğ edilmiştir.
Hâkimlerin sorumluluğunu düzenleyen ve eldeki davanın dayanağı olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46 ve devamı maddeleri gereğince, Dairelerin ilk derece mahkemesi sıfatıyla karar verdiği ve temyiz incelemesini Hukuk Genel Kurulunun yaptığı işlerde duruşmalı olarak temyiz incelemesi yapılacağı konusunda açık bir düzenleme yer almamaktadır. Ayrıca Yargıtay Kanunu’nda da bu işlerin temyizinin duruşmalı olarak inceleneceği konusunda açık bir hükme yer verilmemiştir.
Şu durumda, Hukuk Genel Kurulunun ağırlıklı işini oluşturan direnme kararlarının dahi temyiz incelemelerinin açıklanan nedenlerle duruşmalı yapılamayacağı öngörülmüşken, diğer işlerinin duruşmalı yapılacağını kabule olanak verecek yasal bir düzenleme ve gereklilik bulunmadığı açıktır. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunun incelemesine tabi işlerde ayrık ve açık bir düzenleme olmadığı sürece duruşmalı inceleme yapılması olanaklı görülmemektedir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 24.01.2007 tarihli ve 2007/9-22 E., 2007/18 K.; 30.03.2016 tarihli ve 2014/13-1661 E., 2016/423 K.; 22.11.2017 tarihli ve 2016/11-1239 E., 2017/1398 K. ve 22.11.2017 tarihli ve 2016/8-2835 E., 2017/1399 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Bu nedenle davacı tarafın duruşma isteğinin reddine oy birliğiyle karar verildikten sonra işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
İşin esasının incelenmesinde; dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, Daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.
SONUÇ : Davacının temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, kararın tebliğinden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 17.09.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilen ceza davası, hukuk hakimini bağlamaz

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi
2014/12072 E.
2014/17190 K.
Özet: Zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilen ceza davası, hukuk hakimini bağlamaz.

MAHKEMESİ : İstanbul 2. Sulh Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 03/12/2013
NUMARASI : 2004/1101-2013/986

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

– K A R A R –

Davacı vekili; davalı tarafından müvekkili aleyhine icra takibi yapıldığını, takip konusu senedin müvekkilinden tehdit edilerek zorla alındığını belirterek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, takibin ve takip konusu senedin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.


Davalı vekili; davacı iddialarının asılsız olduğunu, dava konusu senedin davacının davalıya olan borcu nedeniyle düzenlendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.


Mahkemece toplanan deliller ve dosya kapsamına göre; Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2004/540 Esas sayılı dosyasında verilen kararda belirtildiği üzere davalı E.. Ö.. tarafından senette borçlu olarak gözüken davacı U.. H..’e babasının borcuna karşılık “kamyonunu yakarım, babanı vururum, seni ayaklarından vururum” şeklinde sözlerle tehdit etmek suretiyle dava konusu senedin imzalatıldığı, davacının iradesi dışında iki icra dosyasında takibe konu edilen dava konusu senedin davacıya, davalı tarafından zorla imzalatıldığı, dava konusu senedin davacının iradesi dışında imzalanmış olması nedeniyle hukuki anlamda değer ifade etmediği gerekçesiyle davanın kabulüne, takiplere konu senet nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, senedin ve İstanbul 12. İcra Müdürlüğünün 2004/7488 ve 2004/7675 sayılı dosyaları ile başlatılan icra takiplerinin iptaline karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


Yerel mahkeme gerekçesinde belirtilen ceza davasının zamanaşımı nedeniyle düşme kararıyla sonuçlandığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK’nın 74. maddesi uyarınca ceza mahkemesince verilen maddi vakıayı saptayan mahkumiyet kararları hukuk hakimini bağlarsa da, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilen ceza davasının hukuk hakimini bağlamayacağının kabulü gerekmektedir. Bu durumda mahkemece somut olayda iddia ve savunma çerçevesinde tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.


SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,peşin harcın istek halinde iadesine, 01.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Çıraklar/stajyerler hakkında iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan tazminat davalarında görevli Mahkemenin İŞ MAHKEMESİ olduğu

çıraklar/stajyerler hakkında iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan tazminat davalarında görevli Mahkemenin İŞ MAHKEMESİ olduğu..

  1. Hukuk Dairesi 2019/5063 E. , 2020/902 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : … İş Mahkemesi

K A R A R
A) Davacıların İstemi :
Davacılar vekili, çocuklarının davalı şirkete ait otelde stajyer öğrenci olarak çalışırken, personelin kalması için tahsis edilmiş olan müştemilatın havuzunda ölü bulunduğunu, davalı işverenin sorumluluklarını yerine getirmemesi sebebiyle iş kazasının yaşandığını ifade ederek, her bir davacı adına 5.000,00TL maddi ve 50.000,00TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
B) Davalının Cevabı :
Davalı vekili, davanın görevli mahkemede açılmadığını, mütevefa ile müvekkili şirket arasında işçi-işveren ilişkisi bulunmadığını ve husumeti kabul etmediğini, lojmanda intihar ederek hayatına son veren mütevefanın ölümünde müvekkiline ait herhangi bir kusurun olmadığını ve bu olayın iş kazası sayılamayacağını savunarak davanın reddini savunmuştur.
C) İlk Derece Mahkemesinin Gerekçesi ve Kararı :
Mahkemenin 06/02/2019 tarihli kararında, HMK.’un 114/I-c maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeni ile davanın usulden reddine, mahkemenin görevsizliğine, taraflardan birinin 6100 Sayılı Kanunun 20. maddesi uyarınca iki hafta içerisinde mahkemeye başvurarak talepte bulunması halinde dosyanın görevli ve yetkili Antalya Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir.
D) Bölge Adliye Mahkemesinin Kararı :
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, 6100 sayılı HMK’nun 355. maddesi kapsamında davacılar murisinin endüstri meslek lisesi öğrencisiyken 3308 sayılı Yasa kapsamında davalı işyerinde stajyer öğrenci olduğu, muris ile davalı arasında iş akdinin bulunmadığı, davalının davacılar murisinin işvereni sayılamayacağı, dava tarihinde uygulanması gereken 5521 sayılı Yasa’nın 1. maddesine göre meydana gelen olayın SGK tarafından iş kazası sayılmasının iş mahkemelerinin görevini belirlemede yeterli olmadığı, davanın iş akdinden ya da iş kanunundan kaynaklanmadığı, böylelikle Mahkeme kararının doğru olduğu gerekçesiyle davacılar vekiline ait istinaf itirazının esastan reddine karar verilmiştir.
E) Temyiz Talepleri :
Davacılar vekili, kararın hatalı olduğunu, Turizm Otelcilik öğrencilerinin işçi gibi çalıştırıldığını savunarak aleyhine olan kararın bozulmasını talep etmiştir.
F) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe :
Dava, ölümlü iş kazasından kaylanaklanan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.
7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi, “a)5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına, b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara, c)Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar.” düzenlemesini içermektedir.
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununda, İş Mahkemeleri’nin görevli olduğuna dair özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda çıraklar/stajyerler hakkında iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan tazminat davaları yönünden hangi mahkemelerin görevli olacağı konusunda 6331 sayılı Kanun’un yürürlüğü ile birlikte mevzuatta boşluk doğmuştur.
5510 sayılı Kanuna göre çıraklar ve stajyerler, yaşı ve tabi olduğu yasa ne olursa olsun, kısa vadeli sigorta koluna tabi olacaktır. 6331 sayılı Kanunda hüküm bulunmamakta ise de çırak ve stajyerlerin kısa vadeli sigorta koluna tabi olduğu gözetildiğinde, bu neviden davaların İş Mahkemelerinde görülmesi gerekmektedir. Zira, iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan tazminat davalarında Kurumca bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin rücua tabi kısmının kusura isabet eden pay oranında tazminattan düşülmesi gerekmekte olup, bunu yapacak uzman mahkeme iş mahkemesidir. Aksine yorum, başka bir ifadeyle özel uzmanlık gerektiren mahkemelerden bu davaların alınarak genel mahkemelere verilmesi İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun ruhuna ve çıkarılış amacına aykırı olur. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesine göre İş Mahkemeleri görevlidir. (Bkz. …, Birol Soner, …, …- İş Kazaları ve Meslek Hastalıklarından Kaynaklanan Tazminat Davalarında Görev ve yetki, sh 48 vd.)
Somut olayda, davacının stajyerlik sözleşmesine istinaden davalı tarafa ait iş yerine çalışırken, ölümüyle gerçekleşen olayın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından iş kazası olarak kabul edildiği anlaşılmakla, yukarıdaki mevzuat ve açıklamalar kapsamında, İş Mahkemesi tarafından davanın esasına girilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilerek temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı kaldırılmasına, ilk derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
G) SONUÇ: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 6100 sayılı HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesi’ne, karardan bir örneğin de Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine, 17/02/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY VE GEREKÇE
Dava, iş kazasına bağlı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinde “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin C, D, ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.”, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinde “bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi denir.”, 5510 sayılı Kanunu’nun 5/b maddesinde “05/06/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununda belirtilen aday çırak, çırak ve işletmelerde mesleki öğretim gören öğrenciler bu kanun kapsamında işyeri ve işveren sayılmaz.” ifadelerine yer verilmiştir.
İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi iş sözleşmelerinin varlığı halinde iş mahkemelerini görevli kabul etmektedir.
Olayın 5510 sayılı Yasa bakımından iş kazası sayılması SGK aleyhine açılacak iş kazası tesbiti veya işgöremezlik oranı tesbit davası dışında iş mahkemelerini görevli hale getirmez. Zira, 5510 sayılı yasanın 101. maddesine göre 5510 sayılı Yasa’dan doğan uyuşmazlıklar İş Mahkemesinde görülür.
Öte yandan, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununda da mahkemelerin görevi ile ilgili bir hüküm bulunmamaktadır.
Somut olayda, davacı ile davalı arasında iş sözleşmesi mevcut değildir. Dava dışı işveren Okul Müdürlüğü ile davalı … işletmeciliği arasında imza edilmiştir.
Uyuşmazlık, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre çözülmelidir.
Bu kapsamda, davaya bakmakla genel mahkemelerin görevli olduğu gerekçesiyle hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

T.C.

YARGITAY

  1. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/10314

K. 2017/1960

T. 13.3.2017

Davacı, iş kazası sonucu malüliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, görevsizliğine karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

KARAR : Dava, iş kazasına uğrayan davacının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacının davalı işyerine staj amacıyla gönderildiği,taraflar arasında işçi işveren ilişkisi bulunmadığı gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine ve kararın kesinleşmesinden sonra süresinde başvurulması halinde dava dosyasının görevli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

Görev konusu, kamu düzeni ile ilgili olup, mahkemelerce, yargılamanın her aşamasında resen ele alınması gereken bir husustur.

İş Mahkemeleri, 5521 Sayılı Kanun ile kurulmuş olan istisnai nitelikte özel mahkemelerdir.

5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1.maddesine göre, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.

10.6.2003 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 4857 Sayılı İş Kanunu’nun “İstisnalar” başlıklı 4. maddesinin (f) fıkrasına göre “İş sağlığı ve güvenliği hükümleri saklı kalmak üzere çıraklar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.” Öte yandan 4857 Sayılı Kanun’un olay tarihinde yürürlükte bulunan 77/son maddesinde iş sağlığı ve güvenliğine dair tüzük ve yönetmeliklerde yer alan hükümlerin, işyerindeki çıraklara ve stajerlere de uygulanacağı bildirilmiştir.

Tüm bu açıklamalar ışığında, davacının geçirdiği iş kazasına dayalı maddi ve manevi tazminat isteminin hukuki dayanağı İş Kanununda yer alan iş sağlığı ve iş güvenliği hükümleri olup İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuki uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görüleceğinden davaya İş Mahkemelerince bakılacaktır.

Mahkemece, yerinde olmayan gerekçe ile görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı vekilinin bu yönlere dair temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine 13/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Ödünç Verilen Paranın İadesinde İspat

T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
E. 2014/5419
K. 2015/550
T. 18.1.2015
• ÖDÜNÇ VERİLEN PARANIN TAHSİLİNDEN KAYNAKLI İTİRAZIN İPTALİ ( İspat Yükü – Davalı Tarafından İmzası İnkar Edilmeyen Belgede “Vakıftan Kiralamış Olduğumuz Spor Merkezi İçin Gerekli Olan Parayı Aldım ve Kalan Bakiyeyi de Elden Aldım” İbaresinin Ödünç İlişkisini İspatlamada Yeterli Olmadığı – Davacının Yasal Delillerle Ödünç İlişkisini İspatlayacağı )
• GEREKÇELİ İNKAR ( Davalının Paraları Kendisi İçin Değil Şirket Adına Aldığını Savunmasının Gerekçeli İnkar Niteliğinde Olduğu – Ödünç Verilen Paranın Tahsilinden Kaynaklı İtirazın İptali )
• YEMİN DELİLİNİ HATIRLATMA ( Davacının Dava Dilekçesinde “Sair Her Türlü Yasal Delil” Demek Suretiyle Yemin Deliline de Dayanmış Olduğu – Mahkemece Davacıya Karşı Tarafa Yemin Yöneltmeye Hakkı Bulunduğu Hatırlatılarak Sonucuna Gidileceği/Ödünç Verilen Paranın Tahsilinden Kaynaklı İtirazın İptali )
• ÖDÜNÇ İLİŞKİSİNİ İSPAT YÜKÜ ( Ödünç Verilen Paranın Tahsilinden Kaynaklı İtirazın İptali – Davalının Paraları Kendisi İçin Değil Şirket Adına Aldığını Savunmasının Gerekçeli İnkar Niteliğinde Olduğu/Davacının Ödünç İlişkisini Yasal Delillerle İspat Edeceği )
1086/m.288,293/1
6100/m.200,203/1
ÖZET : Dava; ödünç verilen paranın tahsilinden kaynaklı itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalı, paraları kendisi için değil, şirket adına aldığını savunduğuna göre, davalının savunması gerekçeli inkar niteliğindedir. Bu durumda davacının ödünç ilişkisini yasal delillerle ispat etmesi gereklidir. Davacı tarafından dosyaya sunulan ve davalı tarafından imzası inkar edilmeyen belgede yazılı “Vakıftan kiralamış olduğumuz Spor Merkezi için gerekli olan paranın, bir kısmını aldım ve kalan bakiyeyi elden aldım” ibaresi, davacının davalıya ödünç verdiğini kanıtlamaya yeterli değildir. Davalının açık muvafakati olmadığından yine taraflar arasında akrabalık ilişkisi de bulunmadığından, miktar itibariyle olayda tanık dinlenemez. Davacı, davalıya ödünç verdiğini yasal delillerle ispat edememiştir. Ne var ki dava dilekçesinde “sair her türlü yasal delil” demek suretiyle yemin deliline de dayanmış olduğundan bu konuda davacıya, karşı tarafa yemin yöneltmeye hakkı bulunduğu hatırlatılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde temyiz eden davalı vekili ile davacı vekili gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı, davalının Liay Vakfından kiraladığı yer nedeni ile kendisinden 08.12.2006’da 195.000 USD, 2007 yılı Mart ayında 196.500 USD borç aldığını, bu paraları aldığına dair kendi el yazısıyla imzalayarak borç senedi verdiğini, davalının borcunu ödememesi üzerine davalı hakkında icra takibi başlattığını, davalının takibe haksız yere itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına, % 40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, Liay Vakfı ile aralarında kira sözleşmesi olmayıp, hazine adına kayıtlı 1 nolu parselde üst hakkı sahibi olan Lions Sosyal Hizmetler Vakfı ile T… Spor İnş. Ltd. Şt. arasında akdedilmiş bir kira sözleşmesinin mevcut olduğunu, davacının T… Spor İnş. Ltd. Şt.ne 195.000 USD, eşi Vedia’nın da 196.500 USD verdiğinin doğru olduğunu, ancak bu paraları kendisi için değil, anılan şirket adına aldığını, davacının yaptığı ödemeye karşılık kendisine devredilen T… Spor İnş. Ltd. Şt.ndeki hissesini devrederek bedelini tahsil ettiğini, eşinin de aynı şekilde yaptığı ödemeye karşılık kendisine devredilen GYM Spor … Ltd. Şt.ndeki hissesini devrederek bedelini aldığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davacı tarafından davalıya verilmiş olan toplam 391.500 USD’nin, davalının cevabında bahsettiği şirket hisselerinin de davacı ve eşi tarafından davalı ve oğluna iade edilmiş olduğu göz önüne alındığında bu paranın davalıya ödünç olarak verildiği gerekçesi ile davanın kabulüne, itirazın iptali ile takibin asıl alacak olan 391.500 USD karşılığı olan 703.603,80 TL üzerinden devamına, asıl alacağın % 20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- )Davacı, davalıya ödünç olarak vermiş olduğu toplam 391.500 USD’nin iade edilmediğini ileri sürerek, alacağının tahsili için başlatmış olduğu icra takibine vaki itirazın iptali istemiyle eldeki davayı açmıştır. Davalı, bu paraları kendisi için değil, anılan şirket adına aldığını savunduğuna göre, davalının savunması gerekçeli inkar niteliğindedir. Bu durumda davacının ödünç ilişkisini yasal delillerle ispat etmesi gereklidir. Davacı tarafından dosyaya sunulan ve davalı tarafından imzası inkar edilmeyen belgede yazılı “Liay Vakfından kiralamış olduğumuz Spor Merkezinin gerekli olan paranın, 195.000 $’ı S. G.’lardan aldım ve kalan bakiye olan 196.500 $’ı S. G.’lardan elden aldım” ibaresi, davacının davalıya ödünç verdiğini kanıtlamaya yeterli değildir. Davalının açık muvafakati olmadığından yine taraflar arasında HUMK’nun 293/1. ( HMK’nun 203/1. ) maddesinde sayılan akrabalık ilişkisi de bulunmadığından, HUMK’nun 288. ( HMK’nun 200. ) maddesi gereğince miktar itibariyle olayda tanık dinlenemez. Davacı, davalıya ödünç verdiğini yasal delillerle ispat edememiştir. Ne var ki dava dilekçesinde “sair her türlü yasal delail” demek suretiyle yemin deliline de dayanmış olduğundan bu konuda davacıya, karşı tarafa yemin yöneltmeye hakkı bulunduğu hatırlatılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece, yanlış değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ : Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan 12,015,00 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.01.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Elektronik Tebligatın, Muhatabın Elektronik Adresine Ulaştığı Tarihi İzleyen Beşinci Günün Sonunda Yapılmış Sayılacağı Kuralının Anayasa’ya Aykırı Olduğuna İlişkin İtirazın Reddi

 

BASIN DUYURUSU

26.11.2019

ND 26/19

Elektronik Tebligatın, Muhatabın Elektronik Adresine Ulaştığı Tarihi İzleyen Beşinci Günün Sonunda Yapılmış Sayılacağı Kuralının Anayasa’ya Aykırı Olduğuna İlişkin İtirazın Reddi

Anayasa Mahkemesi 19/9/2019 tarihinde E.2018/144 numaralı dosyada, Vergi Usul Kanunu’na eklenen elektronik ortamda tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı kuralının Anayasa’ya aykırı olduğuna yönelik itirazın reddine karar vermiştir.

İtiraz Konusu Kural

İtiraz konusu kuralda, elektronik ortamda tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı öngörülmüştür.

Başvuru Gerekçesi

Başvuruda; kural ile getirilen zamanın muhatabın haklarını kullanmasını sağlayacak yeterli ve makul bir süre kabul edilemeyeceği, elektronik tebligat sistemine geçilmesiyle birlikte sistemden önce ve sonra mükellefiyet tesis ettirenler arasında uygulanacak tebligat yöntemleri yönünden farklılıklar meydana geldiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa’nın 125. maddesinde idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı öngörülmüş fakat yazılı bildirimin yapılış usulüne ilişkin herhangi bir sınırlayıcı hükme yer verilmemiştir.

Kanun koyucu tarafından diğer geleneksel tebliğ yöntemlerinden farklı düzenlenen elektronik tebligatın bilgilendirme ve belgelendirme fonksiyonunun mevcut olduğu gözetildiğinde Anayasa’nın 125. maddesi kapsamında yazılı bildirim niteliği taşıdığı sonucuna varılmıştır.

Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama hürriyeti güvence altına alınmıştır. Hak arama hürriyetinin temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Tebliğin hangi tarihte yapılmış sayılacağı hususunu düzenleyen kuralda dava açma sürelerine ilişkin bir kısıtlama öngörüldüğü dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama yapıldığı açıktır. Ancak hak arama hürriyetine sınırlama getiren kanuni düzenlemelerin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması, maddede öngörülen güvencelere aykırı olmaması gerekir.

Kuralla, haklarında vergi dairelerince düzenlenen işlemlerden mükelleflerin haberdar edilmelerinin ve anılan işlemlere karşı idari ya da yargısal yollara başvurmaları için öngörülen sürelerin gecikmeksizin işlemeye başlamasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu şekilde idari istikrarın sağlanmasının hedeflendiği görülmektedir. Söz konusu amaca ulaşmak için kural elverişli ve gereklidir.

Kuralda tebliğin yapılmış sayılması için geçmesi öngörülen beş günlük sürenin başlangıcı olarak tebliğe konu evrakın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarih esas alınmıştır. Kanun koyucunun bu yöndeki tercihi Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla takdir yetkisi kapsamındadır.

İtiraz konusu kural, muhataplara öncelikle elektronik posta adreslerini belirli aralıklarla kontrol etme yükümlülüğü getirmektedir. Kişi elektronik posta adresini her gün ya da beş günden daha az aralıklarla kontrol etmesi hâlinde tebliğin yapılmış sayılacağı tarihten de önce tebligattan haberdar olabilecektir.

Öte yandan Kanun’da düzenlenen diğer tebligat yöntemlerinde de tebliğin yapılmış sayılması, kuraldakine benzer şekilde belirli sürelerin geçmiş olması şartına bağlanmıştır. Söz konusu süreler itiraz konusu kuralda belirtilen beş günlük süreden daha fazladır fakat bu sürelerin belirlenmesinde muhataba fiziki yollarla ulaşabilme imkân ve ihtimalinin belirleyici olduğu görülmektedir. Muhatabın mevcut bir elektronik posta adresi aracılığıyla gönderilen bir tebligata ulaşılabilirliği günümüz teknolojik koşullarında diğer fiziki tebligat yöntemlerine göre daha kolaydır.

Günümüz teknolojik imkân ve koşullarında elektronik posta adresini beşer günlük aralarla kontrol etme yükümlülüğünün, mücbir sebep hâllerinde beş günlük kanuni sürenin işlemeyeceği hususu da gözetildiğinde, makul olmayan bir külfet getirmediği, kuralda birey ile kamu yararı arasındaki dengenin korunduğu, mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Öte yandan kanun koyucu tarafından itiraz konusu kuralda kendilerine elektronik tebligat yapılacak kişiler arasında herhangi bir ayrım öngörülmemiştir. Bu itibarla elektronik tebligat sistemine geçilmeden önce mükellef olanlar ile sisteme geçildikten sonra mükellef olanlar arasında farklı muameleye yol açacak herhangi bir ayrım öngörmeyen kuralda eşitlik ilkesine aykırılıktan söz edilemez.

Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 10., 13., 36. ve 125. maddelerine aykırı bulunmayarak itirazın reddine karar verilmiştir.

(Kararın tam metnine https://www.anayasa.gov.tr/media/6349/e2018144.pdf adresinden ulaşılabilir.)

 

KEŞİF İHTARINDA OLMASI GEREKENLER VE USULE UYGUN TEBLİGAT

T.C.
YARGITAY
16. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2015/11282
KARAR NO. 2017/5991
KARAR TARİHİ. 2.10.2017

3402/m.36

ÖZET : Mahkemece, davacılar vekili bulunduğu halde, kesin süre ihtaratı davacı asile tebliğ edilmek suretiyle, davacıya keşif masrafını yatırması için verilen kesin süre içinde gereği yerine getirilmediği, 3402 S.K. 36/1. maddesi uyarınca davacı tarafın keşif delilinden vazgeçmiş sayıldığı ve mevcut delillerle de davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Vekille takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur. Ayrıca 3402 S. K. 36/1. maddesinin ispat külfeti kendisine düşen taraf aleyhine uygulanabilmesi için, öncelikle dosyanın keşfe hazır hale getirilmiş olması ve yapılması öngörülen keşfin gün ve saatinin belirlenmesi zorunludur. Somut olayda keşif gün ve saati belirlenmemiş, davacı asile tebliğ edilen ihtarda keşif delilinden vazgeçilmesinin sonucunun ne olacağı gösterilmemiş olması da isabetsizdir. O halde mahkemece, davacı tarafa keşif giderlerini yatırması için 3402 S.K. 36. maddesi uyarınca yeniden yöntemine uygun, keşif gün ve saatinin de belirlendiği makul bir süre verilmeli, ara kararı gereklerinin yerine getirilmesi durumunda mahallinde keşif yapılmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:

KARAR : Kadastro sırasında … Köyü çalışma alanında bulunan 101 ada 58 parsel sayılı, 9.233,03 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği sebebiyle … adına tespit edilmiştir. Davacı zilyetlik sebebiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Mahkemece, davacılar vekili bulunduğu halde, kesin süre ihtaratı davacı asile tebliğ edilmek suretiyle, davacıya keşif masrafını yatırması için verilen kesin süre içinde gereği yerine getirilmediği, 3402 Sayılı Kanun’un 36/1. maddesi uyarınca davacı tarafın keşif delilinden vazgeçmiş sayıldığı ve mevcut delillerle de davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Vekille takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur. Ayrıca 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 36/1. maddesinin ispat külfeti kendisine düşen taraf aleyhine uygulanabilmesi için, öncelikle dosyanın keşfe hazır hale getirilmiş olması ve yapılması öngörülen keşfin gün ve saatinin belirlenmesi zorunludur. Bundan sonra belirlenen keşif günü ile ilgili ara kararında hakim, katip, mübaşir, yerel bilirkişi adayları, taraf tanıkları, uzman bilirkişilere verilecek ücretler, vasıta parası ve yapılacak tebligatlarla ilgili masraflar kalemler halinde gösterilip, bu ücretlerin temini ve yatırılması için ilgililere makul bir süre tanınmalı, ilgiliye tanınacak süre ile keşif günü arasında da, bilirkişi adayları, taraf tanıkları ve uzman bilirkişilere çıkarılacak davetiyelerin muhatabına ulaşabilmesi için yine uygun bir sürenin bulunmasına özen gösterilmeli, bu ara kararına uymamanın sonuçları, hazır bulunan davacıya ihtar edilip, hazır bulunmayanlara usulen tebliğ edilmelidir. Somut olayda keşif gün ve saati belirlenmemiş, davacı asile tebliğ edilen ihtarda keşif delilinden vazgeçilmesinin sonucunun ne olacağı gösterilmemiş olması da isabetsizdir.

O halde mahkemece, davacı tarafa keşif giderlerini yatırması için 3402 Sayılı Kanun’un 36. maddesi uyarınca yeniden yöntemine uygun, keşif gün ve saatinin de belirlendiği makul bir süre verilmeli, ara kararı gereklerinin yerine getirilmesi durumunda mahallinde keşif yapılmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Davacı vekilinin temyiz itirazları açıklanan sebeplerle yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edene iadesine, 02.10.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

GÖREVSİZLİK VE YETKİSİZLİK KARARI, YARGILAMA GİDERLERİ, ESER SÖZLEŞMESİ CEZA

T.C.
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2016/1777
KARAR NO: 2017/3491
KARAR TARİHİ: 18.10.2017

YETKİSİZLİK GÖREVSİZLİK KARARINDAN SONRA DAVAYA BAŞKA BİR MAHKEMEDE DEVAM EDİLMESİ HALİNDE YARGILAMA GİDERLERİNE O MAHKEMENİN HÜKMETMESİ-ESER SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN GECİKME CEZASI İSTEMİ-GÖREVSİZLİK KARARI NEDENİYLE DAVALI LEHİNE VEKALET ÜCRETİ

6100/m.331/2

ÖZET : Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan, işin süresinde teslim edilmemesi sebebiyle gecikme cezası istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK’nın 331/2. maddesi uyarınca görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi hâlinde, yargılama giderlerine o mahkeme hükmeder. Mahkemece, davanın reddi sebebiyle davalı lehine nispi vekâlet ücreti taktir edildiği halde ayrıca Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen görevsizik kararına nedeniyle, davalı lehine vekâlet ücreti takdir edilmesi doğru görülmemiştir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan, işin süresinde teslim edilmemesi sebebiyle gecikme cezası istemine dair olup, mahkemece davanın reddine dair verilen hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle davaya konu sözleşmenin 7. maddesine göre yapılacak olan imalâtların 30.04.2014 tarihine kadar yapılıp teslim edilmesi gerektiği, aksi halde cezai şart ödemesi gerektiği hususunda taraflarca anlaşıldığı, dava tarihi 11.07.2014 den sonra davacı tarafça davalıya gönderilen … 7. Noterliği 20.08.2014 tarihli ihtarında, davalıya işi tamamlaması için ihtarnamenin tebliğinden itibaren 3 gün süre verdiği, bu sebeple gecikme cezası talep edemeyeceğinden davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-)6100 Sayılı HMK’nın 331/2. maddesi uyarınca görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi hâlinde, yargılama giderlerine o mahkeme hükmeder. Mahkemece, davanın reddi sebebiyle davalı lehine nispi vekâlet ücreti taktir edildiği halde ayrıca … 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen görevsizik kararına nedeniyle, davalı lehine vekâlet ücreti takdir edilmesi doğru görülmemiş hükmün bu sebeple bozulması gerekmiş ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden; 6100 Sayılı HMK’nın geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 Sayılı HUMK’nın 438/VII. maddesi gereğince hükmün düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur.

SONUÇ : Yukarıda 1. bente açıklanan sebeplerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan sebeplerle hüküm fıkrasının görevsizlik sebebiyle davalı lehine vekâlet ücreti takdirine dair 5. bendin hüküm fıkrasından çıkartılarak, hükmün değiştirilmiş bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, ödenen temyiz peşin harcının istenmesi halinde temyiz eden davacıya iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18.10.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.