Davayı kabul” beyanı, boşanma hukukunda, Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesindeki “anlaşmalı boşanma” koşullarıyla birlikte gerçekleşmiş olmadıkça, boşanma kararı verilmesi bakımından bir sonuç doğurmaz ve hakimi bağlamaz.


2. Hukuk Dairesi

2013/2239 E.
2013/4687 K.

MAHKEMESİ :Manavgat 1. Asliye Hukuk (Aile) M

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı (koca), Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesinde düzenlenen “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” hukuki sebebine dayalı olarak boşanma davası açmış, tarafların gösterdiği deliller toplanmak suretiyle, mahkemece 25.06.2009 gün ve 2008/485 esas, 2009/411 karar sayılı kararla; tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Bu karar, davalı (kadın)’ın temyizi üzerine Dairemizce verilen 14.02.2011 tarihli bozma ilamı ile; “evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, bu sonuca ulaşılmasında kusurun tamamen davacıda (kocada) olduğu, davalıya (kadına) yüklenebilecek bir kusurlu davranışın kanıtlanamadığı, Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesindeki boşanma koşullarının bile gerçekleşmediği” belirtilerek; davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuştur. Mahkemece bu boşanma kararı gerekçesinde, davacının (kocanın), geçim ve bakım yükümlülüğü ile ilgili birlik görevlerini yerine getirmediği, eşine fiziksel şiddet uyguladığı ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar içine girdiği; böylece eşine göre daha ağır kusurlu olduğu belirtilmekle birlikte, kadına atfedilen kusurlu davranışların ne olduğu açıklanmamıştır. Dairemizin yukarıda belirtilen bozma ilamına karşı, karar düzeltme yoluna başvurulmamış, davacı vekilinin direnme kararı talep etmesi üzerine, mahkemece verilen ve direnme olarak adlandırılan 28.07.2011 tarihli ikinci kararla, önceki kararda direnilerek boşanmaya karar verilmiştir. Direnme kararının davalı tarafından hükmün tamamına yönelik olarak temyizi üzerine; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.11.2012 tarihli kararı ile; mahkemenin direnme kararında, Daire bozmasına konu kararında “davalının (kadının) da boşanmayı istemesi” olgusunun “davayı kabul” olarak değerlendirilmesi ve bu nedenle boşanma kararı verilmesine yasal bir engel bulunmadığı” şeklindeki gerekçesinin; mahkemenin ilk kararında bulunmayan ve hiç irdelemediği, yine Özel Daire tarafından da değerlendirilmeyen “yeni bir gerekçe eklenmesi” niteliğinde olduğu; bu niteliğiyle yeni bir hüküm ve usulüne uygun bir direnme kararından söz edilemeyeceği” belirtilerek; bu yeni hükme karşı temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Dairemize gönderilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yukarıda açıklanan gönderme ilamında belirtildiği gibi, mahkemenin 08.07.2011 tarihli ikinci kararı direnme kararı niteliğinde olmayıp, gerekçe tamamen değiştirilmiş olduğundan ve davalının da boşanmayı istemiş olması olgusuna, medeni usul hukuku yönünden “davaya son veren bir taraf işlemi” kimliği verilerek bu hususun “davayı kabul” ‘HUMK.md.92, HMK.md.308) olarak nitelendirilmesi nedeniyle yeni bir hükümdür.
“Davayı kabul” beyanı, boşanma hukukunda, Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesindeki “anlaşmalı boşanma” koşullarıyla birlikte gerçekleşmiş olmadıkça, boşanma kararı verilmesi bakımından bir sonuç doğurmaz ve hakimi bağlamaz (TMK.md.184/3). Türk Medeni Kanunun 166/1-2. maddesi uygulaması bakımından; dava “kusura bağlı bir dava” niteliğindedir. Yürürlükteki Türk Medeni Kanunun 166. maddesi, önceki Türk Kanunu Medenisinin 3444 sayılı Kanunla değiştirilen 134. maddesinin aynen tekrarı niteliğindedir. İlk defa 3444 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, boşanmada kusur ilkesinden uzaklaşılmış ise de; tamamen vazgeçilmiş de değildir. Nitekim, bu husus, Türk Medeni Kanunun 166/2. maddesi metninden de anlaşılabilir. Anılan 166/2. maddedeki “davacının kusuru daha ağır ise” ifadesinden de anlaşılabileceği gibi; bu madde gereğince boşanma kararı verebilmek için, diğer koşullar yanında davalının az da olsa kusurunun belirlenmiş olması gerektiği açıktır. Türk hukukunda, Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi bakından; evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede sarsılmasının tamamen davacı tarafın kusuruna dayandığı bir davada; boşanma kararı verilmesine imkan bulunmamaktadır. Aksi kabul, hukukumuzda düzenlenmeyen bir boşanma türünün, yasama organı yerine, yargı organları eliyle kabul edilmesine yol açar ki; böyle bir sonuç hukuk düzeni bakımından kabul edilemez. Diğer yandan; Türk Medeni Kanununun 184/3. maddesindeki, “tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hakimi bağlamaz” şeklindeki hükmü karşısında; boşanma davasında, davanın dayandığı olgulara ilişkin ikrar bile hakimi bağlamayacağı halde; davanın sonuç talebini oluşturan “boşanma talebinin “kabul edilmesinin hakimi bağlayacağını söylemek; mantık kuralıyla da bağdaşmaz. Yukarıda açıklandığı gibi, mahkemenin davayı kabul gerekçesi, Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesine uygun değildir. Diğer yandan; Dairemizin ilk bozma kararında da belirtildiği gibi, davalının az bile olsa kusuru kanıtlanmamış; Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesindeki boşanma koşulları da gerçekleşmemiştir. O halde; davanın reddine karar verilmesi gerekirken; yasaya uygun olmayan gerekçe ile davanın kabul edilip, boşanma kararı verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre, davalının diğer temiyzi tirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.25.02.2013

Bir cevap yazın