ELEKTRİK ENERJİSİ HAKKINDA HIRSIZLIK SUÇU

Özet: 6352 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinin 1. ve 2. fıkraları birlikte değerlendirildiğinde, 05.07.2012 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden öncelikle kurum zararının giderilmesi hâlinde işin esasına girilmeden ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinin gerekmesi ve bu kararın, suçun tüm yasal sonuçlarını ortadan kaldırma sonucunu doğurması karşısında, öncelikle bilirkişi tarafından tespit edilen cezasız kaçak kullanım bedeline ilişkin zararın, mahkemece belirlenecek makul bir süre içerisinde ödenmesi hâlinde hakkında cezaya hükmolunmayacağına ilişkin sanığa bildirimde bulunulması, sanık tarafından herhangi bir ödeme yapılmaması hâlinde sabit olan karşılıksız yararlanma suçundan sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken, yasal sonuçları da hatırlatılmak suretiyle herhangi bir bildirim yapılmadan ve suçun işlendiğinin sabit olmadığı şeklindeki gerekçe ile beraatine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. 
T.C.
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu
E: 2017/318
K: 2018/578
K.T.: 27.11.2018
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 13. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 328-136
Elektrik enerjisi hakkında hırsızlık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, değişen suç vasfına göre karşılıksız yararlanma suçundan sanık …’ın beraatine ilişkin Muş 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.02.2013 tarihli ve 315-165 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 30.04.2014 tarih ve 31256-15769 sayı ile;
“1- 02.07.2012 tarihinde kabul edilip 28344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkındaki Kanun’un geçici 2. maddesinin 1. ve 2. fıkraları birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde, yapılan değişiklikle amaçlananın, bu kapsam dâhilindeki suçlar bakımından kurum zararının ödenmesi hâlinde, olayın sanık ya da sanıkları hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilerek işin esasına girilmesinin önlenmesi olduğu gözetilerek, sanığa ‘bilirkişi tarafından hesaplanan normal tarifeye göre vergisiz ve cezasız kaçak kullanım bedelini ödeyerek şikâyetçi kurumun zararını gidermesi hâlinde 6352 sayılı Kanun’un geçici 2/2. maddesi gereğince hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceğine’ dair bildirimde bulunularak sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
2- Kaçak elektrik tespit tutanağına göre sayaç iletim mandalının düşük olduğunun tespit edilmesi, suç tarihinde tutanağa konu konutta oturan sanığın mahkemede doğruladığı kolluk beyanında sayacın mandalının düşük olduğunu (kendiliğinden düştüğünü öne sürerek de olsa) beyan etmesi ve dosyada mevcut tüketim ekstrelerindeki miktarlar karşısında, sanığın atılı karşılıksız yararlanma suçunu işlediği gözetilmeden mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi…” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Muş 2. Asliye Ceza Mahkemesi ise 20.02.2015 tarih ve 328-136 sayı ile;
“…Bilirkişi raporunda kaçak kullanımın olduğu iddia edilen dönemde sanığın konutunda kurulu bulunan güce göre kullanım değerlerinde düşme olmadığının, kullanım değerleri arasında orantısızlık bulunmadığının belirtildiği ve bilirkişi tarafından belirlenen herhangi bir kaçak kullanım bedelinin bulunmadığı, tutanak tarihinde sayaç iletim mandalının düşük olması hususunun mevcut bilirkişi raporu ve sanığın inkara yönelik savunmaları karşısında başlı başına sanığın usulsüz elektrik kullandığının kabulü için yeterli olmadığı” şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar vermiştir.
Bu hükmün de katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.11.2015 tarihli ve 149774 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 1092-1357 sayı ile; 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 13. Ceza Dairesince 23.03.2017 tarih ve 281-3081 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında mühür bozma suçundan verilen beraat kararı Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup temyizin kapsamına ve Özel Dairenin gönderme kararına göre inceleme, sanık hakkında karşılıksız yararlanma suçundan verilen beraat kararı ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Elektrik enerjisi hakkında hırsızlık suçundan dava açılan sanığa, sonradan yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un geçici 2/2. maddesi gereğince katılan kurum zararının giderilmesi hâlinde ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceğine dair bildirimde bulunulmadan sanığın karşılıksız yararlanma suçundan beraatine karar verilmesinin isabetli olup olmadığı,
2- Yasal bildirimde bulunulmadan karşılıksız yararlanma suçundan beraat kararı verilebileceği sonucuna ulaşılması hâlinde karşılıksız yararlanma suçunun sabit olup olmadığı,
Noktalarında toplanmaktadır.
Yapılan müzakere esnasında bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince, sanığa atılı karşılıksız yararlanma suçunun sabit olup olmadığı, bunun sonucuna göre yasal bildirimde bulunulmadan beraat kararı verilmesinin isabetli olup olmadığının tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine öncelikle bu hususun değerlendirilmesi gerekmiştir.
İncelenen dosya kapsamından;
Kaçak ve usulsüz elektrik tespit tutanağında; Karaağaçlı Beldesinde bulunan ve mesken olarak kullanılan yerde 05.04.2008 tarihinde yapılan kontrolde, 14686 abone numaralı sayacın aktif olmadığından okunamadığı, mühürsüz olan sayacın iletim mandalının düşürülerek kaçak elektrik kullanıldığı, mesken sahibinin imzadan imtina ettiği ve kimlik tespitinin yapılamadığı bilgilerine yer verildiği,
Mühürleme tutanağına göre; 26.01.2006 tarihinde aboneliği …. adına olan 14686 numaralı sayacın mühürlenerek endeksin kesildiğinin belirtildiği,
Katılan kurum tarafından sanığın 05.04.2008 tarihinden önce elektrik sayacının bozuk olduğuna dair herhangi bir dilekçe ile başvurusunun bulunmadığının bildirildiği,
Kaçak elektrik tüketim makbuzunda; 16.03.2008 ile 05.04.2008 tarihleri arasında kaçak elektrik kullandığı tespit edilen 146860 numaralı abone kullanıcısına 81.58 TL tüketim borcu tahakkuk ettirildiği,
Suça konu yerde 28.08.2012 tarihinde yapılan keşif sonrasında dosyaya sunulan bilirkişi raporunda; kaçak elektrik tespit tutanağında sanığın, R,S,T fazlarının fonksiyon köprüsünü düşürmek (iletim mandalını düşürmek) suretiyle kaçak elektrik kullandığının tespit edildiği, diskin, magnetik alan prensibiyle çalıştığı mekanik sayaçlarda, iletim mandalı düşük olduğu zaman elektriğin, sayacın içinde bulunan diski döndürmeden devresini tamamladığı, mandal düşük olduğunda magnetik alan oluşmayacağından diskin dönmediği, bu nedenle sayaç tüketim miktarının ölçülemez olduğu, yapılan incelemede sonucunda, sayacın bulunduğu yerdeki kurulu güce göre mevsim koşulları dikkate alınarak normal kaçak elektrik kullanım süresinin 20 gün ve normal tarife üzerinden tüketilen kaçak elektrik bedelinin ise talep güce göre 17.06 TL olduğu, sanığın evinde bulunan elektrikli aygıtların gücü ve tüketim föyüne yansıyan kullanım değerleri arasında oransızlık bulunmadığı değerlendirmelerinin yer aldığı,
Katılan kurum tarafından gönderilen 24.08.2012 ve 31.10.2012 tarihli yazılarda sanığın, kaçak ve usulsüz elektrik kullanımından dolayı tahakkuk ettirilen meblağı ödemediğinin belirtildiği,
Anlaşılmıştır.
Tutanak tanığı ….; katılan kurumda elektrik teknisyeni olarak çalıştığını, 05.04.2008 tarihinde yaptıkları kontrolde sanığın iletim mandalını düşürerek sayacın dönmesini engellemek suretiyle kaçak elektrik kullandığını tespit etmeleri üzerine tutanak düzenlediklerini beyan etmiştir.
Sanık soruşturma aşamasında; görevlilerce denetim yapılan ikamette bulunan 14686 numaralı aboneliğin babası …. adına kayıtlı olduğunu, babasının 2003 tarihinde vefat ettiğini, ailesi ile birlikte bu evde yaşamaya devam ettiğini, evin eski olması nedeniyle buraya yeni bir ev yapmayı düşündüğü için abonelik kaydını üzerine almadığını, 05.04.2008 tarihinde yapılan kontrol sırasında evde bulunduğunu, görevlilerin kendisine sayacın bozuk olduğunu söyleyip dilekçe ile kuruma başvurması hâlinde yeni bir sayaç ile değiştirebileceklerini söylediklerini, kendisinin de aynı hafta içinde dilekçe yazarak sayacını değiştirdiğini, suçlamayı kabul etmediğini, sayacın mandalını düşürmediğini, sayaç eski ve bozuk olduğu için çoğu zaman mandalın kendiliğinden düştüğünü, mandal yerlerinin de yanmış olduğunu,
Kovuşturma aşamasında; önceki beyanlarını tekrar ettiğini, kaçak elektrik borcunun kendisine bildirilmediğini, borcunu ödeyeceğini,
Savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı ele alınmasında fayda bulunmaktadır.
I- Sanığa atılı karşılıksız yararlanma suçunun sabit olup olmadığı;
TCK’nın “Karşılıksız yararlanma” başlığını taşıyan 163. maddesi;
“1- Otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanan kişi, iki aydan altı aya kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
2- Telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklinde iken 6352 sayılı Kanun’un 83. maddesi ile TCK’nın 163. maddesine;
“Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi hâlinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklindeki üçüncü fıkra eklenerek abonelik esasına göre yararlanılan su ve elektrik enerjisine karşı gerçekleştirilen eylemlerin karşılıksız yararlanma suçu kapsamında kaldığı belirtilmiştir.
TCK’nın karşılıksız yararlanma suçunun düzenlendiği 163. maddesinin gerekçesinde;
“Madde metninde karşılıksız yararlanma suçu tanımlanmıştır. Otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanmak, karşılıksız yararlanma suçunu oluşturmaktadır. Otomatlar aracılığı ile satışa sunulan hizmetlerden, otomatın teknik işleyişini devre dışı bırakan müdahalelerle, bedeli ödenmeksizin yararlanılması durumunda, ortada bir taşınabilir mal bulunmadığı için, hırsızlık suçu oluşmayacaktır. Örneğin, toplu taşıma sistemlerinde yolcuların geçişlerini kontrol eden otomatlara müdahale edilmek suretiyle ücret ödenmeksizin yolculuk yapılması durumunda, karşılıksız yararlanma suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Burada, bir hilenin varlığından söz edilemez. Çünkü bu durumda herhangi bir kişi aldatılmamaktadır. Yapılan müdahale ile bir otomatın teknik işleyişinin devre dışı bırakılması durumunda da, bir hilenin varlığından söz edilemez. Çünkü, dolandırıcılık suçu açısından hilenin varlığı için muhatabın mutlaka insan olması gerekir.
Keza, başkasına ya da kamuya ait telefon şebekesinden bedeli ödenmeksizin ve hukuk dışı yollarla yararlanılması durumunda, hırsızlık suçu oluşmaz. Çünkü, ortada taşınabilir bir mal yoktur. Başkasına ya da kamuya ait telefon şebekesinden bedeli ödenmeksizin ve hukuk dışı yollarla yararlanılması fiili, karşılıksız yararlanmanın tipik bir örneğini oluşturmaktadır.
Kamu veya özel kuruluşlarca kurulmuş bulunan telli ve telsiz telefon hatları ile sistemlerinden veya elektromanyetik dalgalar yolu ile şifreli veya şifresiz yayın yapan televizyon yayınlarından sahiplerinin veya zilyetlerinin rızası olmadan yararlanılması durumunda da bu suç oluşur. Bu durumlarda bir mal söz konusu olmadığı için hırsızlık suçunun oluştuğundan söz edilemez”,
6352 sayılı Kanun’un 83. maddesi ile TCK’nın 163. maddesine üçüncü fıkranın eklenmesine ilişkin gerekçede ise;
“5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ‘Karşılıksız Yararlanma’ başlıklı 163 üncü maddesinde; otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanan kişiler ile telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanan kişilerin cezalandırılması hüküm altına alınmıştır. Maddenin gerekçesinde ise, bu durumlarda, ortada taşınabilir bir mal olmadığından hırsızlık suçunun oluştuğundan söz edilemeyeceği ve karşılıksız yararlanmanın tipik bir örneğinin düzenlendiği ifade edilmiştir.
Maddeyle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ‘Karşılıksız yararlanma’ başlıklı 163. maddesine yeni bir fıkra eklenmek suretiyle esas itibarıyla karşılıksız yararlanma kapsamında değerlendirilmesi gereken ve abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğalgazın sahibinin rızası olmaksızın tüketilmesi eylemleri de karşılıksız yararlanma olarak düzenlenmektedir. Yapılan düzenlemeyle, söz konusu eylemlerin cezası, bu suçlarla mücadelede etkinliğin sağlanabilmesi amacıyla iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmektedir.” açıklamalarına yer verilmiştir.
TCK’nın 163. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen fiilin konusu, abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik, su veya doğal gazdır. Bu fıkra ile elektrik, su veya doğal gazdan bedel ödeyerek yararlanan kişilerin daha fazla ödemede bulunmaması amacıyla sayılan enerjiler üzerindeki kullanım hakları korunmaktadır. Bu kapsamda suçun mağduru, kendi hattından hukuka aykırı olarak enerji nakli yapılan gerçek veya tüzel kişi olabileceği gibi bu hizmeti sağlayan şirket de olabilir. Başka bir ifade ile mağdur; elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın “sahibi” olmalıdır.
Abonelik esasına göre yararlanılabilme enerjinin bir niteliği olup bu suçun hizmeti sağlayan kurum veya kuruluşlar yanında geçerli bir abonelik sözleşmesi kurarak enerjinin sahibi hâline gelen ve kendi hattından hukuka aykırı olarak enerji nakli yapılan gerçek veya tüzel kişilere karşı işlenmesi mümkündür.
Elektrik enerjisi, doğal gaz veya sudan sahibinin rızası olmadan yararlanma fiilinin oluşması için, gerçek tüketim miktarının tespitinin engellenmiş olması da gerekir. Bu durum, abonelik esasına göre kurulması gereken tesisatın abonelik ilişkisi kurulmaksızın enerjiden yararlanma şeklinde ortaya çıkabileceği gibi geçerli bir abonelik ilişkisi bulunmakla birlikte enerjinin tüketim miktarını gösteren tesisata müdahale edilmesi sonucu tesisatın tüketim miktarını hiç göstermemesi veya daha az göstermesi şeklinde de gerçekleşebilir. Karşılıksız yararlanma suçunun oluşabilmesi için, failin, sadece kendi sayacına müdahale etmesi şart olmayıp abone olan başka bir kişiye ait sayaçtan geçtikten sonra ayrı bir hat çekerek ve ayrı bir sayaçtan geçirmeksizin kaçak elektrik kullanması hâlinde de kullandığı elektrik miktarının belirlenmesini engellemesi söz konusu olacaktır. Mühim olan kullanılan kaçak elektrik miktarının belli olmamasıdır. Kaçak kullanılan elektriğin başkasına ait sayaçtan geçmesinin önemi yoktur.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın, ikametinde bulunan sayacın iletim mandalını düşürmek suretiyle kaçak elektrik enerjisi kullandığı olayda; sanık ile hizmeti sağlayan katılan kurum arasında geçerli bir abonelik ilişkisi bulunmakla birlikte sanığın enerjinin tüketim miktarını gösteren tesisata müdahale etmesi sonucunda tesisatın tüketim miktarını hiç göstermemesi ve gerçek tüketim miktarının tespitinin sanık tarafından engellenmiş olması karşısında, sanığın, abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisini, katılan kurumun rızası olmaksızın ve tüketilen enerji miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tesisata müdahale ederek tüketmesi şeklindeki karşılıksız yararlanma eyleminin sabit olduğu kabul edilmelidir.
II- Elektrik enerjisi hakkında hırsızlık suçundan dava açılan sanığa, sonradan yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un geçici 2/2. maddesi gereğince katılan kurum zararının giderilmesi hâlinde ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceğine dair bildirimde bulunulmadan karşılıksız yararlanma suçundan beraat kararı verilmesinin isabetli olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu ele alındığında;
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık hakkında sayacın iletim mandalını düşürmek suretiyle kaçak elektrik kullandığı iddiasıyla hırsızlık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, değişen suç vasfına göre karşılıksız yararlanma suçundan sanığın beraatine karar verildiği, katılan vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece; öncelikle sanığa, bilirkişi tarafından hesaplanan normal tarifeye göre vergisiz ve cezasız kaçak kullanım bedelini ödeyerek şikâyetçi kurumun zararını gidermesi hâlinde 6352 sayılı Kanun’un geçici 2/2. maddesi gereğince hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceğine dair bildirimde bulunulması, bunun sonucuna göre kaçak elektrik tespit tutanağında sayaç iletim mandalının düşük olduğunun tespit edilmesi gözetilerek sanığın karşılıksız yararlanma suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verildiği, yerel mahkeme tarafından sanığa herhangi bir bildirimde bulunulmadan direnme kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Abonelik esasına göre yararlanılan su ve elektrik enerjisine karşı gerçekleştirilen eylemler TCK’nın 141. maddesinde;
“1- Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
2- Ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de, taşınır mal sayılır”,
Aynı Kanun’un 142. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde;
1- Hırsızlık suçunun;
f) Elektrik enerjisi hakkında,
İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” şeklinde hırsızlık suçu olarak düzenlenmişken 05.07.2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 105. maddesi ile TCK’nın 141. maddesinin ikinci fıkrası; 82. maddesi ile de 142. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi yürürlükten kaldırılmış, yerine, aynı Kanun’un 83. maddesi ile karşılıksız yararlanma suçunun düzenlendiği TCK’nın 163. maddesine;
“Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi halinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklindeki üçüncü fıkra eklenerek, abonelik esasına göre yararlanılan su, doğal gaz ve elektrik enerjisine karşı gerçekleştirilen eylemlerin karşılıksız yararlanma suçu kapsamında kaldığı belirtilmiştir.
6352 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ise;
“(1) Bu Kanunda yapılan değişiklikler karşısında; ilgili suçlardan dolayı açılan ve temyiz aşamasında bulunan dava dosyalarından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca; Yargıtay ilgili dairesinde bulunan dosyalar ise bu dairece, hükmü veren mahkemeye gönderilir.
(2) Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun ve doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi dolayısıyla bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hakkında hırsızlık suçundan dolayı kovuşturma yapılan veya kesinleşmiş olup olmadığına bakılmaksızın hakkında hüküm verilen kişinin, bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, zararı tamamen tazmin etmesi hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmaz, verilen ceza tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar” biçiminde düzenlenmiştir.
6352 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları birlikte değerlendirildiğinde, 05.07.2012 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden öncelikle kurum zararının giderilmesi hâlinde işin esasına girilmeden ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilerek bu dosyaların bir an önce sonuçlandırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Kanun’un genel gerekçesindeki “iş yükü açısından önemli yer tutan bazı davaların daha hızlı sonuçlandırılması amacıyla yeni düzenlemeler yapılmakta ve ceza yargılamasına ilişkin süreci hızlandıracak değişiklikler öngörülmektedir” şeklindeki açıklama da bu düşünceyi doğrulamaktadır.
Her ne kadar kanunda “yürürlük tarihinden itibaren 6 ay içinde” ibaresine yer verilmiş ise de, suç nedeniyle meydana gelen zararın tespitinin, bilirkişi marifetiyle mümkün olduğu dikkate alınarak, tespit edilen zararın tazmin edilmesi hâlinde ceza verilmeyeceğine ilişkin bildirim yapıldıktan sonra sanığın durumunun değerlendirilmesi gerekmekte olup bu görüş af niteliğinde bir düzenlemeyle sanığa ikinci bir şans veren kanun koyucunun amacına daha uygun olacaktır.
Bu nedenle 05.07.2012 tarihinden önce işlenen karşılıksız yararlanma suçlarından dolayı kurum borcu ödendiği takdirde ceza verilmesine yer olmadığı kararı verileceğine dair ihtarat yapılıp, zararın ödenmesi için makul bir süre verilerek, ödemede bulunulması hâlinde sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmeli, ödemede bulunulmaması hâlinde ise sanığın hukuki durumu değerlendirilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Muş Cumhuriyet Başsavcılığınca 18.05.2012 tarihli ve 780-442 sayılı iddianame ile sanık hakkında sayacın iletim mandalını düşürerek kaçak elektrik kullandığından bahisle hırsızlık suçundan açılan kamu davasınında yapılan yargılama sırasında, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’la eylemin karşılıksız yararlanma suçu kapsamında kaldığına ve anılan Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 6 ay içinde suçtan kaynaklanan zarar ödendiği takdirde cezaya hükmolunamayacağına ilişkin düzenleme yapıldığı, Yerel Mahkemece, suç nedeniyle meydana gelen zararın sanık tarafından giderilip giderilmediğinin katılan kuruma sorulması üzerine gönderilen cevabi yazılarda, zararın sanık tarafından giderilmediğinin bildirildiği, bununla birlikte keşif sonrası alınan bilirkişi raporunda tespit edilen zararı, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı aylık süre içinde ödediği takdirde hakkında cezaya hükmolunmayacağına ilişkin yasal sonuçları da hatırlatılmak suretiyle sanığa bir bildirimde bulunulmadan 08.02.2013 tarihinde beraat kararı verildiği olayda; 6352 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları birlikte değerlendirildiğinde, 05.07.2012 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden öncelikle kurum zararının giderilmesi hâlinde işin esasına girilmeden ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinin gerekmesi ve bu kararın, suçun tüm yasal sonuçlarını ortadan kaldırma sonucunu doğurması karşısında, öncelikle bilirkişi tarafından tespit edilen cezasız kaçak kullanım bedeline ilişkin zararın, mahkemece belirlenecek makul bir süre içerisinde ödenmesi hâlinde hakkında cezaya hükmolunmayacağına ilişkin sanığa bildirimde bulunulması, sanık tarafından herhangi bir ödeme yapılmaması hâlinde sabit olan karşılıksız yararlanma suçundan sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken, yasal sonuçları da hatırlatılmak suretiyle herhangi bir bildirim yapılmadan ve suçun işlendiğinin sabit olmadığı şeklindeki gerekçe ile beraatine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Bu itibarla, yerel mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Muş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.02.2015 tarihli ve 328-136 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığa, bilirkişi tarafından tespit edilen cezasız kaçak kullanım bedeline ilişkin zararı mahkemece belirlenecek makul bir süre içerisinde ödediği takdirde hakkında cezaya hükmolunmayacağına ilişkin bildirimde bulunulması, ödeme yapılmaması hâlinde sabit olan karşılıksız yararlanma suçundan sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken herhangi bir bildirim yapılmadan ve suçun işlendiğinin sabit olmadığı şeklindeki gerekçe ile beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 27.11.2018 tarihinde yapılan müzakerede her iki uyuşmazlık yönünden oy birliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın