Geçersiz sözleşme ile ödenen paranın sözleşme tarihinden itibaren işlemiş yasal faizi ile tahsili talebi

ÖZET : Geçersiz sözleşme ile ödenen paranın sözleşme tarihinden itibaren işlemiş yasal faizi ile tahsili talep edildiğine göre; bu talebin sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince ve denkleştirici adalet ilkesinin esas alınması suretiyle tahsili talebine ilişkin olduğu kabul edilmelidir.
3. Hukuk Dairesi 2017/10764 E. , 2019/6321 K.

• “İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda; davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hüküm, davalı vekili tarafından duruşmalı, davacı vekili tarafından duruşmasız olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 26/02/2019 tarihinde gelen davacı vekili Av. …’ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin daha derinlemesine incelenmesi ve bu konuda bir araştırma yapılması gerektiği heyetçe zorunllu görüldüğünden, Yargıtay Kanunu’nun 24/1 ve Yargıtay İç Yönetmeliğinin 21/3 maddeleri uyarınca görüşmenin 08/07/2019 tarihine bırakılması uygun görüldü.
Belirli günde dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; 07/03/2006 tarihli satış sözleşmesi ile 58.000 TL bedel ödeyerek davalının 1279 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki hissesini satın aldığını, davalının tapuda gerçekleştirilecek satış işlemini yapmak üzere alım satım işlemine aracılık eden emlakçı …’ı vekil tayin ettiğini, ancak taşınmazın pafta numarasının yanlış yazılması nedeniyle satış işleminin gerçekleştirilemediğini, sonrasında davalının …’ı vekillikten azletmesi ve yeniden vekil tayin etmeye yanaşmaması nedeniyle ödenen satış bedelinin işlemiş faizi ile birlikte tahsili için takip başlattığını, davalının ödenen satış bedelinin 11.111 TL olduğundan bahisle yapmış olduğu haksız itiraz nedeniyle takibin durdurulduğunu ileri sürerek; takibe vaki kısmi itirazın iptali ile icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı; taşınmazdaki hissesi karşılığında davacı tarafından satış bedeli olarak 11.111 TL ödendiğini, ancak sözleşmeye sonradan davacı tarafından 58.000 TL ödenmiş gibi ekleme yapıldığını, ayrıca temerrüde düşürülmemiş olması nedeniyle davacının işlemiş faiz talep edemeyeceğini savunarak, davanın reddi ile kötü niyet tazminatının davacıdan tahsilini istemiştir.
Mahkemece; davalı tarafından imzalanan sözleşmede satış bedelinin peşin olarak ödendiği belirtilmesine rağmen ödenilen tutarın yazılmadığı, Adli Tıptan alınan raporla “Not: Aldığım 58.000 YTL” yazısının sözleşmeye sonradan eklendiğinin belirlendiği, tarafların tutarında anlaşamadıkları satış bedelini ispatla yükümlü olmadıkları, bu halde satış bedelinin keşfen belirlenmesi gerektiği, yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporları ile davalıya ait hissenin sözleşme tarihindeki rayiç değerinin 39.826,67 TL, bu tutarın denkleştirici adalet ilkesi uyarınca ifanın imkansız hale geldiği takip tarihindeki alım gücünün ise 85.327,62 TL olarak belirlendiği, buna göre davacının geçersiz sözleşme nedeniyle 85.327,62 TL asıl alacağın takip tarihinden işleyecek faiziyle tahsili için takip başlatabileceği, ancak ödediği bedel ile işlemiş faizin tahsili için takip başlatan davacının talebini sınırladığı, bu nedenle davacının satışa konu hissenin sözleşme tarihindeki rayiç değeri ile takip tarihine kadar işlemiş faizini talep edebileceği, davalının belirlenen rayiç değer üzerinden icra inkar tazminatı ödemekle yükümlü olduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile icra dosyasına yapılan ödeme de dikkate alınarak takibin 28.826,67 TL asıl alacak ve 22.406,48 TL işlemiş faizi olmak üzere toplam 51.233,15 TL üzerinden devamına, takibe itirazdan sonra yapılan ödeme icra inkar tazminatında nazara alınamayacağından 39.826,67 TL üzerinden % 20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere ve özellikle “Sözleşme” adıyla düzenlenen belgede yer alan “Not: Aldığım 58.000 YTL” şeklindeki ibarenin anlaşmaya sonradan eklenmiş olduğunun belirlenmiş olmasına, buna bağlı olarak anlaşma metni içinde yer alan ve güven duyulan herhangi bir satış bedelinden bahsetmenin mümkün olmamasına, dolayısıyla keşfen ve uzman bilirkişi marifetiyle davalıya ait hissenin sözleşme tarihindeki rayice göre belirlenen değerinin “mahkemece satış bedeli” olarak kabul edilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, tarafların bu yöne ilişen temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Dava, davalı tarafından imzalanan ve davacı tarafça da kabul edilen harici satım sözleşmesi nedeniyle ödenilen bedelin sözleşme tarihinden itibaren işlemiş yasal faizi ile tahsili için başlatılan takibe vaki kısmi itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davaya konu 07/03/2006 tarihli sözleşme; TMK’nın 706, BK’nın 213 (TBK’nın 237), Tapu Kanunu’nun 26 ve Noterlik Kanunu’nun 60 ve 89. maddeleri uyarınca resmi şekilde yapılmadığı için geçersizdir. Bu nedenle, taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebilirler. Esasen bu husus mahkemeninde kabulündedir.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın, bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerin eksiksiz iadesi, denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana ve enflasyon oranlarına bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve az olduğu da bilinen bir gerçektir.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, sebepsiz zenginleşme kurulları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet ilkesi hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus, hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iade kararı verilirken, satış sedeli olarak verilen paranın alım gücünün, ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde ise kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak ve iade borçlularının iade de direnmelerine neden olacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı tarafından davalı aleyhine başlatılan icra takibinde geçersiz sözleşme ile ödenen paranın sözleşme tarihinden itibaren işlemiş yasal faizi ile tahsili talep edildiğine göre; bu talebin sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince ve denkleştirici adalet ilkesinin esas alınması suretiyle tahsili talebine ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Başka bir deyişle; davacı tarafça yapılan icra takibine konu edilen alacak talebinde, ödenen paranın ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde ödeme yapılması amaçlanmıştır.
Hal böyle olunca, mahkemece; satış bedeli olarak kabul edilen değerin, çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs) ortalamaları alınmak suretiyle ifanın imkansız hale geldiği takip tarihinde ulaşacağı alım gücünün belirlenmesi için konusunda uzman (mali müşavir vb.) bilirkişiden taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor aldırılması, sonrasında; bilirkişi tarafından belirlenecek tutarın, davacı tarafından takibe konu edilen (asıl alacak ve işlemiş faizden ibaret olan toplam) alacaktan fazla olması halinde taleple bağlılık ilkesi gözetilerek takibe konu tutardan, aksi halde ise bilirkişi tarafından belirlenmiş tutardan, takip dosyasına yapılan kısmi ödeme mahsup edilmek suretiyle uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Bundan ayrı, mahkemece; alacağın varlığı ve miktarının yapılan yargılama sonucu belirlenmiş olduğu gözetilmeden, davalı aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilmiş olması da usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda birinci bendde açıklanan nedenlerle tarafların sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bendde açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nın 428 inci maddesi gereğince taraflar yararına BOZULMASINA, 2.037 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalı taraftan alınıp davacı tarafa verilmesine, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 6100 sayılı HMK’nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440 ıncı maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/07/2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Bir cevap yazın