GERÇEKLEŞEN RİZİKONUN TEMİNAT KAPSAMI İÇİNDE KALDIĞINI SİGORTA ETTİREN İSPATLAMALIDIR

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO      : 2017/17-2190
KARAR NO   : 2020/205

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                  : 
Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ                            : 26/05/2015
NUMARASI                    : 2015/216 – 2015/390
ASIL VE BİRLEŞEN
DAVADA DAVACI          :
N.A. vekili Av. M.Ş.
ASIL VE BİRLEŞEN 
DAVADA DAVALI          :
A.A.T. Sigorta Şirketi vekili Av. Ç.K.G.
BİRLEŞEN DAVA          : Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/265 Esas sayılı dosyası

1. Taraflar arasındaki “tazminat, itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı asıl ve birleşen dosyada davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili 22.12.2009 harç tarihli asıl dava dilekçesinde; davalı şirkete Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile sigortalı aracın müvekkiline ait araca çarpması, müvekkilinin aracının da kaldırıma çıkarak beton çiçekliğe çarpması sonucu hasar gördüğünü, olay yerine gelen trafik görevlilerinin gerekli incelemeyi yaparak kaza tespit tutanağının taraflar arasında tutulması gerektiğini beyan ettiğini, müvekkilinin kazanın oluşmasında kusuru bulunmadığını ve kazanın tespit tutanağında belirtilen şekilde meydana geldiğini, kazaya neden olan aracın sürücüsü, maliki ve trafik sigorta şirketinin hasar bedelini ödemediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000,00TL tazminatın 01.12.2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş iken; 22.10.2012 harç tarihli birleşen davaya ilişkin dilekçesinde, asıl dava dosyasında saklı tutulan fazla haklar için Ankara 12. İcra Dairesinin 2011/13571 E. sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine davalı tarafça haksız yere itiraz edildiğini ileri sürerek, takibe vaki itirazın iptali ile davalının %40 oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı vekili asıl davada 14.01.2010 havale tarihli ve birleşen davada 05.12.2012 tarihli cevap dilekçelerinde; davadan önce müvekkili şirkete zarar ve kusura ilişkin olarak yapılan başvuru üzerine tutulan araştırma raporuna göre olayın belirtilen yer ve şekilde meydana gelmediğinin tespit edildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:

6. Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.06.2013 tarihli ve 2012/122 E.,2013/446 K. sayılı kararı ile; davalı sigortacının rizikonun davacının ihbar ettiği şekilde gerçekleşmediğini kanıtladığı, ispat yükünün davacıya geçtiği, davacı tarafından rizikonun teminat kapsamında kaldığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen 24.06.2010 tarihli ve 2009/827 E., 2010/491 K. kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince; trafik kazasından sonra taraflar arasında kaza tutanağı düzenlendiği, davalıya sigortalı aracın sağ yan tarafı ile davacı aracının sol yan tarafına çarpması sonucu davacı aracının kaldırımda bulunan beton çiçekliğe ön tarafı ile çarptığının belirtildiği, keşif mahallinde dinlenen tanıkların kaza tespit tutanağını doğruladığı, davacı tarafın kazanın olduğu yeri ve nasıl olduğunu tanık anlatımlarıyla kanıtladığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunda olayın iddia edildiği yerde meydana gelmediğinin belirtilmesine rağmen, araçlar üzerinde çarpma noktaları, hasarlar ve tanık beyanları değerlendirmediğinden hüküm kurmaya yeterli olmadığı gözetilerek, mahkemece, rizikonun ihbar edilenden farklı olarak ne şekilde gerçekleştiği konusunda ispat külfetinin davalıda olup, varsa davalı tarafın delillerinin sorulup toplanması ve kusur ve hasar konusunda uzman bilirkişi kurulundan dosyadaki tüm deliller, araçtaki hasar durumları çarpma noktaları ve alınmış bilirkişi raporları ve tanık beyanları değerlendirilerek araçlardaki hasarların birbiri ile uyumlu olup olmadığı, yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucunda hasarın sigorta poliçesi genel şartlarında sayılan teminat dışı veya ihbar yanlışlığının salt sigortacının rücu hakkını önlemeye yönelik olup olmadığı hususlarında ayrıntılı, gerekçeli ve denetime açık rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesinin gerektiği gerekçesiyle verilen 27.09.2011 tarihli ve 2011/781 E., 2011/8191 K. sayılı bozma kararına uyulmasına karar verilerek yapılan yargılamada; toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre kazanın davacı/birleşen davacı tarafın iddia ettiği yerde meydana gelmediği, her iki araçta oluşan hasarın ve çarpma noktalarının iddia edilen kaza sonucu meydana gelmesinin olanaklı olmadığı sonucuna varıldığı, ispat yükünün davacı taraf üzerinde olduğu ve olayın belirtilen yerde meydana geldiğini davacının ispat edemediği gerekçesi ile asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir. 
Özel Daire Bozma Kararı:

7. Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen dosyada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 

8. Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 14.10.2014 tarihli ve 2014/13551 E., 2014/13257 K. sayılı kararı ile;

“… Dava trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı aracında meydana gelen hasar bedelini, zarar veren aracın zorunlu mali sorumluluk sigortasından talep etmiştir. Dava konusu trafik kazasından sonra taraflar arasında maddi hasarlı kaza tutanağı düzenlenmiş, keşif mahallinde dinlenen tanıklar da kaza tutanağını doğrulamıştır. Buna göre Yargıtay bozma ilamında belirtildiği gibi davacı taraf kazanın olduğu yeri ve nasıl olduğunu kanıtlamıştır. Davalı kazanın belirtilen yer ve şekilde meydana gelmediğini ve araç hasarının kaza ve sigortalı araç ile uyumlu olmadığını iddia ettiğine göre ispat yükü davalı sigorta şirketindedir. Mahkemece Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş, davalı tarafından iddialarını ispata yönelik herhangi bir delil bildirilmemiş, mahkemece bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi raporu alınmıştır. Bilirkişi raporunda her ne kadar davacı aracında hasar ile kazanın uyumsuz olduğunu belirtmiş ise de davalı tarafından kazanın belirtilen yer ve zamanda olmadığı, sigortalı aracın kazaya karışmadığı hususları ispat edilememiş olduğundan davacının aracında meydana gelen hasar bedelinin tespiti ile sonucuna göre davalının sorumlu tutulması ve ayrıca birleştirilen davada itirazın iptali davası olduğuna göre icra takip dosyası getirilerek itirazın ve dava tarihinin süresinde olup olmadığı değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.05.2015 tarihli ve 2015/216 E., 2015/390 K. sayılı kararı ile; ispat yükünün davacı tarafta olduğu, davalı tarafın olayın belirtilen şekilde meydana gelmediğini ileri sürerek karşı ispat faaliyetinde bulunduğu, 6100 sayılı HMK’nın 191. maddesine göre bir tarafın ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunmasının karşı ispat faaliyetlerinden olduğundan bu çerçevede delil sunan tarafın ispat yükünü üzerine almış sayılamayacağı, bir an için ispat yükünün davalı/birleşik davalıda olduğunun kabulü hâlinde dahi, 27.09.2011 tarihli bozma kararına uyulmasından sonra alınan 26.02.2013 tarihli bilirkişi raporu ile kazanın iddia edilen yerde meydana gelmediğinin sabit olduğu, bozma kararından önce alınan bilirkişi raporunun da aynı yönde olduğu, keşif sırasında dinlenen tanıklar Koray Taşkın ve Kenan Kozatepe’nin görgüye dayalı bir beyanının bulunmadığı, tanık Sedat Demir’in beyanına ise bilimsel gerçeklik taşıyan bilirkişi raporları, keşif delili ve tanık beyanlarının takdiri delil olduğu nazara alınarak itibar edilmediği bu durumda da kazanın iddia edilen yerde, iddia edildiği gibi davalı sigorta şirketince ZMMS poliçesi yapılan aracın karıştığı kaza sonucu meydana gelmediğinin ispatlandığının kabulünün gerektiği gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde asıl ve birleşen dosya davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kazanın ihbar edilen yerde ve şekilde meydana gelmediği hususunda, ispat yükünün davacı tarafta mı yoksa davalı sigorta şirketinde mi olduğu, ispat yükü üzerinde olan tarafın iddiasını ispat edip edemediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.

13. Davalı sigorta şirketi, kazaya neden olduğu iddia edilen aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısıdır.

14. Motorlu bir aracın, karayolunda işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına neden olması hâlinde, o aracı işletenin zarara uğrayan üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dâhilinde karşılamayı amaçlayan ve yasaca yapılması zorunlu kılınan sorumluluk sigortası türüne zorunlu trafik mali sorumluluk sigortası (KZMSS) adı verilmektedir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere KZMSS, karayolunda motorlu araç işletenin, işlettiği araç nedeniyle üçüncü kişilere verilen bedensel (cismani) ve eşya zararlarından dolayı onun mali ve hukuki sorumluluğunu üçüncü kişilere karşı güvenceye alması nedeniyle bir pasif ve aynı zamanda zarar sigortası niteliğini taşımaktadır. Bu tür sigortanın en önemli özelliklerinden biri de bu sigorta sözleşmesinin yapılmasının yasa ile zorunlu hâle getirilmesidir (Ulaş, I.: Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara 2012, s.875, 876).

15. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 91. maddesi ile araç işletenlerine uygulamada “zorunlu trafik sigortası” olarak da adlandırılan “mali sorumluluk sigortası” yaptırma zorunluluğu getirilmiş; anılan maddenin birinci fıkrasında, “İşletenlerin, bu Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur.” hükmüne yer verilmiştir. Açıklanan yasal düzenlemelere paralel bir düzenleme de kazanın meydana geldiği ve poliçenin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (Trafik Sigortası) Genel Şartları’nın “Sigortanın Kapsamı” başlıklı A.1/1. maddesinde yer almakta ve maddede aynen “Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder” denilmektedir. 2918 sayılı KTK’nın davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 92. maddesinde sigorta teminatı dışında kalan durumlar düzenlenmiş; Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (Trafik Sigortası) Genel Şartlarının “Teminat Dışında Kalan Haller” başlıklı A.3. maddesinin bu yasal düzenlemenin tekrarı niteliğinde ifadelere yer verilmiştir. 

16. Açıklanan yasal düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, zorunlu trafik sigortası, araç işleteninin üçüncü kişilere verdiği zararlardan doğan sorumluluğunu sigorta güvencesi kapsamına almaktadır. Eş söyleyişle, işleten “Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası” ile üçüncü kişilere verdiği zararlardan dolayı “kendi sorumluluğunu” sigorta ettirmektedir. Bu hüküm uyarınca, işletenin sorumlu tutulduğu hâllerde, zorunlu trafik sigortacısının da sorumluluğu ortaya çıkmakta; işletenin sorumlu tutulamadığı hâllerde, sigortacısının da sorumluluğu söz konusu olmamaktadır. Sigortacının sorumluluğundan bahsedebilmek için, zorunlu trafik sigortası yapılan aracın üçüncü kişilerin zararına neden olacak bir kazaya karışması ve bu kazada sigortalı araç işleteninin sorumluluğunun bulunması gerekir. Dolayısıyla, araç işletenin ve sürücüsünün kusursuz olduğu hâllerde, sigortacısının da tazminat sorumluluğu ve ödeme yükümlülüğünden söz edilemeyecektir (Çeker, M: Sigorta Hukuku, 2. Bası, Adana 2004, s. 172).

17. Kazanın meydana geldiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) beşinci kitabının birinci faslı bütün sigorta sözleşmelerine uygun düştüğü oranda uygulanacak genel hükümleri içermektedir. Hemen belirtilmelidir ki, sözleşmeler hukukuna tabi olan KZMSS konusunda özel hükümlerin olmadığı yerde, öncelikle 6762 sayılıTTK’da sorumluluk sigortalarına ilişkin öngörülen hükümler, orada da hüküm yoksa mal sigortalarına ilişkin hükümlerkural olarak bu sigortaya da uygulanır. Ancak KZMSS’de mal varlığının pasif kısmının sigorta güvencesi altına alınması amaçlandığından, mal sigortalarına ilişkin bütün hükümlerin bu tür sigortalarda uygulanamayacağını da dikkate almak gerekir (Karasu, R.: Yargıtay ve Sigorta Tahkimi İtiraz Hakem Heyeti Kararları Işığında Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, Ankara 2016, s. 21).

18. Eldeki davada, davalı sigorta şirketince kazanın belirtilen yer ve şekilde meydana gelmediği, doğru ihbar yükümlülüğünün yerine getirilmediği ve talebin iyiniyet kurallarına aykırı olarak sırf sigorta şirketinin rücu hakkını engellemek amacıyla yapıldığı iddia edilmiştir. 6762 sayılı TTK’nın 1282. (6102 sayılı TTK’nın 1409/1.) maddesi uyarınca sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Kanun’un 1281. (6102 sayılı TTK’nın 1409/2) maddesine göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. İlkeler belirtilen şekilde olmakla birlikte, 6762 sayılı Kanun’un 1292/3. (6102 sayılı TTK’nın 1446.) maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı olacak şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan rizikonun teminat içinde imiş gibi ihbar ederse, ispat külfeti yer değiştirip, oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat külfeti davacıya geçer. Buna göre, rizikonun gerçekleştiğini ve gerçekleşen bu rizikonun teminat kapsamı içinde kaldığını davacı ispatlamak zorunda iken; kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddia ise sigortacı tarafından kanıtlanmalıdır. Nitekim benzer açıklamalar Hukuk Genel Kurulunun 10.12.1997 tarihli ve 1997/11-772 E., 1997/1043 K., 16.12.1998 tarihli ve 1998/11-872 E., 1998/905 K., 08.12.2010 tarihli ve 2010/17-596 E., 2010/641 K., 22.12.2010 tarihli ve 2010/17- 655 E., 2010/688 K., 05.06.2015 tarihli ve 2013/17-2303 E., 2015/1497 K., 17.01.2019 tarihli ve 2017/17-1084 E., 2019/18 K. sayılı kararlarında da yer almaktadır.

19. Sigortacı, rizikonun ihbar edilenden farklı şekilde oluştuğunu ve bu oluş şeklinin sigorta teminatı dışında kaldığını, sırf rücu hakkını engellemek amacıyla iyi niyet kurallarına aykırı olacak bir biçimde talepte bulunulduğunu soyut iddialarla değil somut delillerle kanıtlamak zorundadır. Soyut gerekçelerle, araçlardaki hasarların uyumlu olmadığı kabul edilemeyeceği gibi, kazanın oluş şekline göre, her kazada aynı hasarların meydana gelmesi mutlak anlamda beklenemez. Araçların hızı, çarpma noktaları, çarpma sebebiyle savrularak başka cisimlere çarpmaları sonucu araçların özellikleri de gözetildiğinde, bazen kaza nedeniyle araçlarda teknik olarak açıklanamayan hasarlar da oluşabilir. Bu nedenle sigortacının kazanın ihbar edilenden farklı bir biçimde gerçekleştiği yönündeki iddiasını somut ve bilimsel verilerle kanıtlayıp kanıtlayamadığı her olayın özelliğine göre titizlikle değerlendirilmelidir.

20. Sigorta sözleşmeleri her iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerden olup, sigorta ettirenin borçları aynı zamanda sigortacının haklarını oluştururken, sigortacının borçları da sigorta ettirenin haklarını oluşturmaktadır. 6762 sayılı TTK’nın 1293. maddesinde, sigorta ettiren kimsenin zararı önlemeye, azaltmaya ve hafifletmeye yarayacak tedbirleri almakla yükümlü olduğu belirtilmiş, 6102 sayılı TTK’nın 1448. maddesinin 1. fıkrası ile de koruma tedbirlerinin kapsamı daha da genişletilmiştir. Trafik kazalarının giderek artması karşısında sigortalıya yüklenen bu yükümlülükler de gözetilerek 2918 sayılı KTK’nın 81. maddesinde değişiklik ile maddi hasarlı kazalarda, kazaya dâhil kişilerin tümü yetkili ve görevli kişinin gelmesine gerek olmadığı görüşündeler ise, durumu aralarında yazılı olarak saptayabilirler (KTK m. 81/2). Hazine Müsteşarlığının 2007/27 sayılı Genelgesi ile de, yalnız maddi hasarla sonuçlanan trafik kazalarında, taraflara anlaşma hakkı sağlayan bir yöntem oluşturulmuştur. Bu yönteme göre, 01.04.2008 tarihinden itibaren Trafik Kanunu’na uymak koşuluyla kazaya karışan kişiler aralarında anlaşarak “Trafik Kazası Tespit Tutanağı” yerine geçecek anlaşma tutanağını düzenleyebilmekteler. Bu şekilde düzenlenen tutanak, trafik zabıtasınca düzenlenen “Trafik Kaza Tespit Tutanağı” hükmündedir (Karasu, s. 50,68 vd).

21. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 05.11.2009 tarihinde gerçekleştiği belirtilen kaza ile ilgili olarak ilk önce trafik görevlilerinin çağrıldığı, olay yerine gelen görevlilerin gerekli incelemeyi yaparak kaza tespit tutanağının taraflar arasında tutulması gerektiğini beyan ettikleri, tutanak üzerindeki krokinin görevlilerce çizildiği, görüş kısmının ise kazaya karışan araçların sürücüleri tarafından hazırlanarak imzalandığı belirtilmiştir. Bahsedilen bu süreç taraflar arasında imzalanan tespit tutanağı, 08.12.2009 tarihli istihbarat merkezi araştırma raporunda bulunan beyanlar, dosya kapsamında bulunan fotoğraflar ve keşif sırasında dinlenen tanık beyanlarıyla da net bir şekilde doğrulanmaktadır. Kaza tespit tutanağında davalı şirkete sigortalı olan aracın sürücüsü görüş kısmında; “ …solumdan geçen araç benim önüme kırınca ben de direksiyonu sağa kırdım. Sağımdan gelen 06 GAL 93 plakalı aracın yan kısmına çarptım. O da yaya kaldırımına çıktı. Ön kısmı ile de beton çiçekliğe çarptı. Ben kusurluyum.” şeklinde imzalı beyanda bulunmuş, kazanın oluş seyri karşı araç sürücüsü tarafından da aynı şekilde ifade edilmiştir. Mahkemece yapılan keşif esnasında dinlenen kaza mahalline çok yakın mesafede bulunan taksi durağında çalışan her iki tanık ve kaza esnasında davacının aracında yolcu olan tanık tarafından kaza tespit tutanağı doğrulanmıştır. Yerel Mahkemece uyulmasına karar verilen ilk bozma kararından önce hazırlanan ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda araçlar üzerinde çarpma noktaları, oluşan hasarlar, görgüye dayalı olan tanık beyanları ve sunulan diğer deliller değerlendirilmeksizin varsayıma dayalı olarak kazanın belirtilen şekilde meydana gelmediği yönünde görüş beyan edilmiştir. Uyulan bozma kararında, davalı sigorta şirketinin kazanın ihbar edilenden farklı bir şekilde gerçekleştiği ve talebin rücu hakkını engellemeye yönelik olduğu yönündeki savunmasının somut delillerle kanıtlanması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Yukarıda bahsi geçen yasal düzenlemeler karşısında sigorta şirketinin bu savunmasının 6100 sayılı HMK’nın 190 vd. maddeleri anlamında karşı ispat faaliyeti çerçevesinde değerlendirilemeyeceği hususu da açıktır. Yargıtay bozma ilamında belirtildiği gibi davacı taraf kazanın olduğu yeri ve nasıl olduğunu kanıtlamıştır. Uyulan bozma kararı sonucu yapılan yargılamada ise; davalı tarafından iddialarını ispata yönelik herhangi bir delil bildirilmemiş, mahkemece bozma ilamı doğrultusunda yeniden bilirkişi raporu alınmıştır. Direnme kararına esas alınan bilirkişi raporunda ise, dosya kapsamında bulunan deliller değerlendirilmeksizin ve herhangi bir teknik inceleme de yapılmaksızın tamamen varsayıma dayalı olarak hasarın daha güçlü bir çarpışmada olabileceği yönünde görüş beyan edilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 266 vd. maddeleri ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3 vd. maddeleri uyarınca, özel ve teknik bir inceleme içermeyen, varsayıma, tahmine dayalı olarak denetime ve hüküm kurmaya elverişli olmayacak şekilde hazırlanan bilirkişi raporları hükme esas alınamaz. Dosya kapsamı itibari ile davalı tarafından kazanın belirtilen yer ve zamanda olmadığı, sigortalı aracın kazaya karışmadığı hususları ispat edilememiş olduğundan 6100 sayılı HMK’nın 266 vd. maddeleri ile 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3 vd. maddeleri uyarınca davacının aracında meydana gelen hasar bedelinin tespiti bakımından konusunda uzman bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden denetime ve hüküm kurmaya elverişli olacak şekilde rapor alınıp sonucuna göre davalının sorumlu tutulması ve ayrıca birleştirilen dava itirazın iptali davası olduğuna göre icra takip dosyası getirilerek itirazın ve dava tarihinin süresinde olup olmadığı değerlendirilmelidir.

22. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; kararın 18 ve 19. paragrafında yer alan genel ilkelerin her somut olaya göre ayrıca değerlendirilmesinin gerektiği konusunda uzman makine mühendisi bilirkişilerce hazırlanan 05.12.2011 tarihli bilirkişi raporunda çarpma noktalarının ve hasar durumlarının kapsamlı bir şekilde değerlendirilerek araçlardaki hasarların birbirleriyle uyumlu olmadığı ve kazanın tespit tutanağında belirtilen şekilde meydana gelmediği görüşüne yer verildiği, söz konusu raporun alınan ilk bilirkişi raporuyla da uyumlu olduğu, tanıklar Koray Taşkın ve Kenan Kozatepe’nin görgüye dayalı bir beyanının bulunmadığı, tanık Sedat Demir’in beyanına ise bilimsel gerçeklik taşıyan, birbirini doğrulayan bilirkişi raporları bulunduğundan itibar edilemeyeceğinden, davalı sigorta şirketinin kazanın ihbar edilenden farklı bir şekilde gerçekleştiği ve talebin rücu hakkını engellemeye yönelik olduğu yönündeki savunmasını somut delillerle kanıtladığından ve davacının ise bu somut delilleri çürüterek kazanın belirtilen şekilde meydana geldiğini ispatlayamadığından yerel mahkeme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de; bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

23. O hâlde, yerel mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

24. Bu nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Asıl ve birleşen dosyada davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 

Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 25.02.2020 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.

Bir cevap yazın