HAZİNECE HÜKÜM KESİNLEŞMEDEN 6292 SAYILI KANUN’UN 7. MADDESİ GEREĞİNCE DAVADAN VAZGEÇİLDİĞİ – BU VAZGEÇMENİN HMK 307 VE DEVAMINDA DÜZENLENDİĞİ GİBİ TEKNİK ANLAMDA BİR FERAGAT OLMADIĞI

Özet: Hazine tapuda gerçek kişi adına kayıtlı olan taşınmazın 2/B madde kapsamında kalması nedeniyle tapu kaydının iptalini istediğine ve taşınmazın belirtilen nitelikleri taşıdığı belirlendiğine yine Hazinece hüküm kesinleşmeden 6292 sayılı Kanunun 7. maddesi uyarınca davadan vazgeçtiğinden 6292 sayılı Kanunun 7/1-a maddesinin uygulanacağı ve buna göre; açılan davadan vazgeçmiş sayılacağının kanunun âmir hükmü gereği olduğu, buradaki vazgeçmenin, HMK 307 ve devamında düzenlenen teknik anlamda bir “feragat” olmayıp, kanundan kaynaklanan ve davalının rıza ve muvafakatının da aranmadığı, kendine özgü bir vazgeçme olduğu, bu nedenle mahkemece, davacının davadan vazgeçmiş sayılmasına karar verilmesi gerekirken “davacı tarafın vazgeçmeye bağlı olarak yeniden ek karar oluşturulması talebinin reddine” karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozma nedeni olarak görülmüştür. 

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi
E: 2018/4222
K: 2018/7655
K.T.: 29.11.2018
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Çekişmeli … ilçesi, Muallimi köyü 2820 parsel sayılı taşınmaz 223,00 m2 yüzölçümünde arsa niteliğinde davalı adına tapuda kayıtlıdır.
Davacı Hazine, davaya konu …, Muallim köyü, 2820 parsel sayılı taşınmazın, 1940’lı yıllarda yapılan … kadastro çalışmasıyla, … sınırları içinde kaldığını, … tahdit haritalarının kesinleştiğini, bu tespitten önceki tarihlere ait tapu kayıtlarının hukuki değerini yitirdiğini, 1950 yılında yürürlüğe giren 5653 sayılı Kanun gereğince taşınmaz, makilik vasfıyla … dışına çıkarılmış ise de Devletin hüküm ve tasarrufu altında sayılan bu yerlerin, zilyetlikle kazanılma şartlarının oluşmadığını, 1956 yılında yapılan arazi kadastro çalışmasıyla, tapu kaydı oluşturulmuş ise de, geçen dönemde zilyetlikle kazanma süresinin dolmadığını, senetsizden tescile dayanan tapu kayıtlarının geçersiz olduğunu, 1950’li yıllarda yapılan arazi kadastrosu ve tespit tutanakları ve açılan davalar sonucunda verilen mahkeme kararlarıyla davalı taşınmazın, … olarak tespit ve tescil edildiğini, taşınmazın … niteliğini 1980’li yıllara kadar sürdürdüğünü, bu taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacağını belirterek, sonuç olarak davalı taşınmazın 2/B kapsamında kalan tapusunun iptali ile davacı Hazine adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece davacının davasının kabulü ile davaya konu Dilovası, Muallim köyü, 2820 sayılı parselin davalı adına olan tapu kaydının iptali ile 2/B vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmiş, hüküm taraflara tebliğ edilmiş, davacı Hazine temyiz süresi içinde davadan vazgeçme dilekçesi sunmuş, mahkemece 29.04.2016 tarihli ek kararla ek karar talebinin reddine karar verilmiş, davacı Hazine ek kararı temyiz etmiştir.
Bilindiği üzere tapulu 2/B alanlarına ilişkin olarak 6292 sayılı Kanunun 7. maddesinin; “İlgililer tarafından idareye başvurulması ve idarece bu başvuru üzerine veya re’sen yapılan inceleme ve araştırma sonucunda doğruluğu tespit edilmesi hâlinde;” şeklinde başlayan birinci fıkrasının (a) bendinde; “Tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan taşınmazlardan Hazine adına … sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi bulunan veya konulan taşınmazların tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki 2/A veya 2/B belirtmeleri terkin edilerek tescilleri aynen devam eder, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda tapularının iptaliyle Hazine adına tesciline karar verilen, kesinleşen ve tapuda henüz infaz edilmeyen taşınmazlar hakkında da aynı şekilde işlem yapılır. Ancak, bu kararlardan infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar ise, ilgilileri tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde idareye başvurulması hâlinde, bedelsiz olarak önceki kayıt maliklerine veya kanuni mirasçılarına iade edilir”, aynı kanunun “Davalar” başlıklı 9. maddesinin ikinci fıkrasında; “Bu Kanuna göre yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar 2/B alanları hakkında Hazine tarafından kişiler aleyhine açılması gereken davalar açılmaz, açılmış ve devam eden davalar durdurulur. Durdurulan bu davalara konu taşınmazlar hakkında hak sahipleri veya ilgilileri tarafından bu Kanunda belirtilen süreler içinde gerekli başvuruların yapılmaması veya başvuru yapılmasına rağmen, yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde mahkemelerce bu davalara devam edilerek genel hükümlere göre karar verilir”; aynı maddenin üçüncü fıkrasında; “Bu Kanun hükümlerine göre işlem yapılmak üzere ilgilileri tarafından süresi içerisinde başvuruda bulunulmaması veya başvuruda bulunulmasına rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi sebebiyle hakkında işlem yapılamayan taşınmazlara ilişkin olarak ikinci fıkra uyarınca açılmamış davalar açılır, durdurulan davalara devam edilir ve kesinleşmiş yargı kararları yerine getirilir.” hükümleri yer almaktadır.
Somut olayda, Hazine tapuda gerçek kişi adına kayıtlı olan taşınmazın 2/B madde kapsamında kalması nedeniyle tapu kaydının iptalini istediğine ve taşınmazın belirtilen nitelikleri taşıdığı belirlendiğine yine Hazinece hüküm kesinleşmeden 6292 sayılı Kanunun 7. maddesi uyarınca davadan vazgeçtiğinden 6292sayılı Kanunun 7/1-a maddesinin uygulanacağı ve buna göre; açılan davadan vazgeçmiş sayılacağının kanunun âmir hükmü gereği olduğu, buradaki vazgeçmenin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 307. maddesi ve devamında düzenlenen teknik anlamda bir “feragat” olmayıp, kanundan kaynaklanan ve davalının rıza ve muvafakatının da aranmadığı, kendine özgü bir vazgeçme olduğu, bu nedenle mahkemece, davacının davadan vazgeçmiş sayılmasına karar verilmesi gerekirken “davacı tarafın vazgeçmeye bağlı olarak yeniden ek karar oluşturulması talebinin reddine” karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozma nedeni olarak görülmüştür.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 29/11/2018 günü oy birliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın