İDARENİN HİZMET KUSURU NEDENİYLE AÇILAN DAVANIN İDARE MAHKEMELERİNDE AÇILMASI GEREKTİĞİ

Özet: Davalı idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu proje çerçevesinde yol çalışması yaptığı dosyaya ibraz edilen kanıtlardan anlaşılmaktadır. “Bursa-İnegöl ayrımı, Yenişehir/(Bilecik-Osmaneli) ayrımı il yolu Yenişehir Kuzey geçişi” çalışması nedeniyle davacıya ait tarladaki ürünlerde zarar doğduğu ileri sürüldüğünden, dava hizmet kusuruna dayanmakta olup, tam yargı davası niteliğindedir. Böyle bir uyuşmazlığın ise idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. 
T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu
E: 2017/1371 K: 2018/1357 K.T.: 27.09.2018
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “tazminat ” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Yenişehir Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 02.02.2012 gün ve 2011/304 E., 2012/28 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 01.04.2013 gün ve 2012/3841 E., 2013/5948 K. sayılı kararı ile;
(…Dava, yol yapım çalışmaları sırasında davalı idare tarafından davacıya ait taşınmazda kamulaştırılan alanda bulunan ürünlere verilen zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece istem kabul edilmiş; karar davalı idare tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, davalı idarenin, Yenişehir-İznik çevre yolu ve emniyet sahasının yapımı sırasında maliki olduğu taşınmazların kamulaştırılmasına karar verildiğini ve yol geçirilmesi esnasında taşınmazlarında bulunan hasat zamanı gelmiş mahsullerine zarar verildiğini iddia ederek, verilen zararların davalıya ödetilmesi isteminde bulunmuştur.
Davalı idare ise davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Dosya arasındaki bilgi ve belgelerden, davacı adına kayıtlı bulunan 178 ada 20 parsel,171 ada 22 parsel,178 ada 14 parsel,171 ada 28 parsel ve 178 ada 23 parsel sayılı taşınmazlarının bir bölümünün davalı idare tarafından kamulaştırılmasına karar verilerek yol yapımı sırasında taşınmazlar üzerideki ürünlerine zarar verildiği anlaşılmaktadır.
Davalı … Genel Müdürlüğü bir kamu tüzel kişisidir. Anılan tüzel kişiliğin eylem ve işlemleri kamusal nitelikte olup kamu hizmeti kavramı çerçevesindedir. İstemin ileri sürülüş ve olayın gerçekleşme biçimine göre davanın anılan davalıya yöneltilmesinin nedeni de davalı idarenin hizmet kusurundan doğan zararın ödetilmesi istemidir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 2/1-b maddesi gereğince bu tür istemlerin tam yargı davası olarak idari yargı yerinde açılacak davada ileri sürülmesi gerekir. Mahkemece, davalı idare yönünden uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu benimsenerek yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği nedeni ile dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasının incelenmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir…)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Dava, taşınmazdan yol geçirilmesi nedeniyle tarladaki mahsullerde uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Davacı vekili davalı … Genel Müdürlüğü tarafından müvekkiline ait gayrimenkullerin bir kısmının kamulaştırılarak yol geçirildiğini, tarladaki mahsullerin tamamının yolun altında kaldığını, ekili mahsullerde 10.385,42 TL zarar olduğunu ileri sürerek oluşan zararın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, husumet ve zamanaşımı itirazlarında bulunarak davanın reddini istemiştir.
Yerel Mahkemece, yol geçirilerek davacıya verilen zarar miktarının delil tespit dosyasında belirlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği nedeni ile dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davalı vekili getirmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık yargı yoluna ilişkin olup, eldeki davada idari yargı mercilerinin mi yoksa adli yargının mı görevli olduğu noktasında toplanmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri sayılmıştır.
Bu hükme göre, idari davalar; idari işlemler hakkında açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalardır.
Gerçekten, idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak “tam yargı” davaları idari yargı yerinde görülür ve çözümlenir.
İdari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir.
İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir.
İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir.
Kamu tüzel kişilerinin, kamu hizmetlerine ilişkin olmakla beraber özel hukuk kuralları altında, özel hukuk tüzel kişisi gibi yaptığı eylem ve işlemler ise özel hukuk alanına ilişkin olduğundan, bunlar idari eylem ve işlem olarak nitelendirilemezler.
Kamu idare ve kurumlarının, kamu otoritesinin (egemenlik hakkının) bir temsilcisi olarak yaptığı faaliyetlerinde veya ondan doğan eylemlerinde hizmet unsuru söz konusu olduğu hâlde, özel hukuk tüzel kişisi olarak yürütülen faaliyetler sırasında meydana gelen zararlardan ötürü ilgili kamu tüzel kişisinin sorumluluğunun özel hukuk hükümleri ve ilkeleri uyarınca belirlenmesi gerekir.
İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların çözüm ve görümü, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine; idarece herhangi bir hakka haksız müdahalede bulunulduğu, plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak zararın tazmini davalarının haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre çözümü ise adli yargı yerine ait olacaktır.
Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 02.02.2011 gün 2010/7-673 E., 2011/2 K.; 04.05.2011 gün 2011/3-227 E., 2011/285 K. ve 05/03/2014 gün 2013/4-415 E., 2014/199 K. sayılı ilamlarında da vurgulanmıştır.
Ayrıca, 11.02.1959 gün ve 17 E., 15 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı gibi, kamu kuruluşlarının verdikleri kararlar sonunda plan ve projesine uygun olmak üzere tesisler yaptırmış olmaları, bu tesisleri kullanmaları veya bu tesislere bakmaları sebebiyle fertlerin uğramış oldukları zararların tazminine yönelik davalar tam yargı davası olarak idari yargı mercilerince çözümlenecektir. Öte yandan, yapılan işlerin plan veya projelere aykırı olması hâlinde ortada idari kararın tatbikine ilişkin bir fiil bulunmadığından, bu iddia ile açılmış bir dava ancak haksız fiilden doğan bir dava olarak ele alınacaktır.
Zira bir kamu kurumunun görevlerinden olan bir işi yapmayı kararlaştırması idari bir karar olduğu gibi, bu kararı yerine getirmek üzere plan ve projeler yapıp, o plan ve projeler gereğince işi görmesi de kararın neticesi olan birer idari eylemdir.
O hâlde, kamu kurumlarının faaliyet alanı içerisine giren kamu hizmetlerini yerine getirirken sebebiyet verdikleri zararların tazmini için açılan davaların hizmet kusuruna dayanması nedeniyle, bu fiillerden doğan zararların tazmini istekleri, 2557 sayılı İYUK’un 2. maddesi uyarınca bir tam yargı davasıdır ve bu davalara bakmaya idari yargı mercileri görevlidir.
Somut olayda; davalı idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu proje çerçevesinde yol çalışması yaptığı dosyaya ibraz edilen kanıtlardan anlaşılmaktadır. “Bursa-İnegöl ayrımı, Yenişehir/(Bilecik-Osmaneli) ayrımı il yolu Yenişehir Kuzey geçişi” çalışması nedeniyle davacıya ait tarladaki ürünlerde zarar doğduğu ileri sürüldüğünden, dava hizmet kusuruna dayanmakta olup, tam yargı davası niteliğindedir. Böyle bir uyuşmazlığın ise idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 20. maddesinde ekili arazinin boşaltılmasının hasat sonuna bırakılacağının, hasat zamanının beklenmesinin mümkün olmadığı hâllerde kamulaştırmayı yapan idarenin, mahkemece takdir edilecek ekin bedelini tazmin etmek şartıyla arazinin boşaltılmasını talep edebileceğinin, ekin bedeli kamulaştırma değerinin tespitinde nazara alınmış ise, taşınmaz malın boşaltılması için ayrıca bu bedelin tespit ve ödenmesinin gerekmediğinin düzenlendiği, Kamulaştırma Kanunu’nun 20. maddesi kapsamında idarenin tazmin yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı yönünden inceleme yapılması gerektiği için Kamulaştırma Kanunu’ndan kaynaklanan bu davada görevin adli yargı mahkemelerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından yukarıda açıklanan gerekçelerle kabul edilmemiştir.
Hâl böyle olunca, davalının hizmet kusuruna dayalı zararın tazmini için açılan eldeki davanın bir tam yargı davası olması nedeniyle davada idari yargı mercileri görevli olduğundan yerel mahkemece dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddine karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 27.09.2018 gününde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Uyuşmazlık Mahkemesinin 01.03.2010 tarih, 2009/62 esas, 2010/37 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; “İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu; özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerince çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.”
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 11.02.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının gerekçesinde, kamulaştırmasız el atma halinde mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davası olduğundan, adliye mahkemesinin görevli olduğu, ayrıca bir amme teşekkülü tarafından bir tesisin yaptırılması sırasında Devlet malı olmayan yerlerden toprak alınması veya böyle yerlere toprak veya moloz yığılması neticesinde meydana gelen zararların tazmini davası da başkasının malına amme teşekkülünün dilediği gibi el atma hakkı bulunmadığı ve plan ve projelere ve şartnamelere başkasının malına ihtiyaca göre el atılabilmesini gerektirecek esaslar konulamayacağı cihetle, haksız fiilden doğan bir tazminat davası sayılacağı, yapılan işlerin plan veya projeye aykırı olarak yapılması hali de idari karara aykırı bir hareket bulunması itibariyle yine idari kararın tatbiki olan bir fiil sayılamayacağı ve bu bakımdan bu iddia ile açılmış bir davanın haksız fiilden doğan bir dava sayılacağı belirtilmiştir.
İdarenin verdiği zararlar yönünden bu genel esaslara göre daha özel bir düzenleme var ise öncelikle bu özel düzenleme gözetilerek adli yargının görevli olup olmadığı belirlenmelidir.
Somut olayda davacı taşınmazlarından kamulaştırma yapılarak yol geçirildiğini ancak hasat zamanı gelmemiş ürünlerine zarar verildiğini iddia ederek tazminat talebinde bulunmuştur. İddia olunan zararın kamulaştırılarak yol geçirilen bölümdeki ürünlere ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu 20. maddede, bu konuya ilişkin olarak; ekili arazinin boşaltılmasının hasat sonuna bırakılacağı, hasat zamanının beklenmesi mümkün olmadığı hallerde kamulaştırmayı yapan idarenin, mahkemece takdir edilecek ekin bedelini tazmin etmek şartıyla, arazinin boşaltılmasını talep edebileceği, ekin bedelinin 11 ve 12 nci maddeler uyarınca yapılan kamulaştırma değerinin tespitinde nazara alınmış ise, taşınmaz malın boşaltılması için tekrar bu bedelin tespit ve ödenmesinin gerekmediği düzenlenmiştir.
Kamulaştırmaya konu yerdeki ürünlerle ilgili olarak Kanunda, hasat sonu beklenmediği takdirde idarenin tazmin yükümlülüğünden söz edilmiş olması ve bunun yanında kamulaştırma değerinin tespitinde nazara alınmış ise bedel ödenmesi gerekmediğinin düzenlenmesi karşısında kamulaştırılan yerdeki ürünler için ödenecek bedelin Kamulaştırma Kanunu kapsamında kaldığı ve bundan doğacak davaların da adli yargıda çözümlenmesi gerektiği için idari yargı görevli değildir. Zarar gören ürünlerin projesine göre yol olmayan ve bu nedenle kamulaştırılmayan yerde kalması halinde de haksız fiilden doğan bir dava olacağından yine adli yargı görevli olacaktır. Ancak açılan davada zarara uğradığı belirtilen ürünlerin kamulaştırılarak yol geçirilen alanda kaldığı da açık olduğundan bu yönde bir değerlendirmeye de gerek bulunmamaktadır. Ayrıca o tarihte kamulaştırılan alan henüz kamu hizmetine sunulmamıştır. Henüz yol yapım aşamasındadır. Hizmete sunulmayan ve inşa aşamasında idarenin verdiği zararlar yoldan kaynaklanan bir hizmet kusuru olarak da nitelendirilemez.
Somut olayda, Kamulaştırma Kanunu 20. madde kapsamında idarenin tazmin yükümlülüğü bulunup bulunmadığı yönünden inceleme yapılması gerektiği için Kamulaştırma Kanunundan kaynaklanan bu davaya bakmaya adli yargı görevli olduğundan, direnme kararının doğru olduğu onanması gerektiği, ancak tazminat miktarına ilişkin temyiz itirazları incelenmek üzere dosyanın Yargıtay 4. Hukuk Dairesine gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

Bir cevap yazın