İHTİYATİ HACİZ İSTEMİNİN KABULÜNE İLİŞKİN KARARA BORÇLUNUN İTİRAZI ÜZERİNE VERİLEN İTİRAZIN REDDİ

Özet: İtiyati haciz isteminin kabulü halinde borçlunun ve üçüncü kişilerin bu karara itiraz edebilecekleri; itiraz üzerine verilen karara karşı temyiz yolunun açık bulunduğu, Yargıtay’ın temyiz üzerine verdiği kararın ise kesin olacağı hükme bağlanmıştır. Şu durumda mahkemece verilen ihtiyati haciz isteminin kabulüne ilişkin karara borçlunun itirazı üzerine verilen itirazın reddi yönündeki mahkeme kararına karşı, borçlu tarafından temyiz yoluna başvurulması üzerine Özel Dairece hüküm altına alınan bozma kararı, İİK’nın 265’inci maddesi gereğince kesindir. Kesin nitelikteki bu bozma kararına karşı yerel mahkemece direnme kararı verilmesi usulen olanaklı değildir. 
T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu
E: 2017/154 K: 2018/1807 K.T.: 29.11.2018
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki “ihtiyati haciz kararına itiraz” istemi neticesinde Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesince ihtiyati hacze itiraz isteminin reddine dair verilen 21.05.2013 tarihli ve 2013/446 D.İş sayılı kararın temyizen incelenmesi itiraz eden borçlular vekili tarafından istenilmekle Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.04.2014 tarihli ve 2014/1231 E., 2014/7837 K. sayılı kararı ile:
“…İhtiyati hacze itiraz edenler vekili, 6098 sayılı TBK’nın 584/1’inci maddesinde eşlerden birinin ancak diğer eşin yazılı rızası ile kefil olabileceğinin düzenlendiğini, avalin de kefalet hükmünde olduğunu, aynı Kanunun 603’üncü maddesi uyarınca 584’üncü maddedeki düzenlemenin, avale de uygulanması gerektiğini, ihtiyati hacze konu çekte aval veren müvekkili …’ın eşi…..’ın yazılı rızasını almadan “avalimdir” ibaresini çek üzerinde imzaladığını, bu sebeplerle muteriz …’ın verdiği avalin geçersiz olduğunu ileri sürülerek müvekkili aleyhine verilen ihtiyati haciz kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
İhtiyati haciz talep eden vekili, İİK’nın 265’inci maddesinde gösterilmeyen sebeplerle itiraz edilemeyeceğini, ileri sürülen hususların başka bir davaya konu olabileceğini, müvekkilinin sattığı beton direklerinin karşılığında borçlu şirketten çek aldığını, kefalet için düzenlenen TBK’nın 581 ve devamı maddelerinin kıyas yoluyla farklı bir müessese olan, kefaletin aksine imzalayanı asli borç altına sokan ve TTK’da düzenlenen aval için uygulanamayacağını, bu sebeple avalde eşin yazılı rızasının aranmayacağını savunarak itirazın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, kefaletin Türk Borçlar Yasası’nda, avalin ise Türk Ticaret Yasası’nda düzenlendiği, farklı kurumlar olduğu, kefalete ilişkin hükümlerin kıyasen avalde uygulanamayacağı, itiraza dayanak gösterilen yasa maddesinin de aval için değil kefalet için düzenlendiği gerekçesiyle ihtiyati hacze itirazın reddine karar verilmiştir.
Kararı, ihtiyati hacze itiraz eden borçlular vekili temyiz etmiştir.
6098 sayılı TBK’nın 584 maddesi uyarınca eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilecek olup, aynı Kanun’un 603. maddesine göre de kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanacaktır. “Aval” de poliçe ile sorumluluk altına girmiş kişi lehine, şahsi teminat sağlamak amacı taşıyan bir müessese olup kişisel güvence verilmesinin kıymetli evrak hukukundaki görünümüdür. Şahsi teminat sağlayan akitlere ve özellikle de kefalete benzemesi yönünden avale “poliçe kefaleti” ismi de verilmektedir (Prof. Dr. Fırat Öztan Kıymetli Evrak Hukuku Turhan Kitabevi 2. bası s.792). Bu nedenle, kefalette eşin rızasına ilişkin hükümlerin TBK’nın 603. maddesi uyarınca “aval”de de uygulanması gerekmekte olup, doktrinde baskın görüş de bu doğrultudadır. (Prof. Dr. İsmail Kırca-Türk Borçlar Kanunu Tasarısı-Kefalette Eşin izni s. 437; Prof. Dr. A. Zevkliler/Doç. Dr. K. Emre Gökyayla: Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, 12. B., Ankara 2013 s. 670; Doç. Dr. Burak Özen Kefalet Sözleşmesi, İstanbul 2012 Özen, s.50; Prof. Dr. Mustafa Alper Gümüş, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, C. II, İstanbul 2014 s. 369-370.). Bu itibarla; mahkemece bu yön üzerinde durulup sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamış, kararın bozulması gerekmiştir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstem ihtiyati haciz kararının itiraz yolu ile kaldırılmasına ilişkindir.
İhtiyati haciz kararına itiraz edenler vekili, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nın 584/1’inci maddesinde eşlerden birinin ancak diğer eşin yazılı rızası ile kefil olabileceğinin düzenlendiğini, avalin de kefalet hükmünde olduğunu, aynı Kanun’un 603’üncü maddesi uyarınca 584’üncü maddedeki düzenlemenin avale de uygulanması gerektiğini, ihtiyati hacze konu çekte aval veren müvekkili …’ın eşi…..’ın yazılı rızasını almadan “avalimdir” ibaresini çek üzerinde imzaladığını, bu sebeplerle itiraz eden …’ın verdiği avalin geçersiz olduğunu ileri sürerek müvekkili aleyhine verilen ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İhtiyati haciz talep eden vekili, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu (İİK)’nun 265’inci maddesinde gösterilmeyen sebeplerle itiraz edilemeyeceğini, ileri sürülen hususların başka bir davaya konu olabileceğini, müvekkilinin sattığı beton direklerinin karşılığında borçlu şirketten çek aldığını, kefalet için düzenlenen TBK’nın 581 ve devamı maddelerinin kıyas yoluyla farklı bir müessese olan, kefaletin aksine imzalayanı asli borç altına sokan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nda düzenlenen aval için uygulanamayacağını, bu sebeple avalde eşin yazılı rızasının aranmayacağını savunarak itirazın reddine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, kefaletin TBK’da, avalin ise TTK’da düzenlenen farklı kurumlar olduğu, kefalete ilişkin hükümlerin kıyasen avalde uygulanamayacağı, itiraza dayanak gösterilen kanun maddesinin de aval için değil kefalet için düzenlendiği gerekçesiyle ihtiyati hacze itirazın reddine karar verilmiştir.
Hükmün ihtiyati hacze itiraz eden borçlu vekilince temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde belirtilen nedenlerle bozulmuştur.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; alacaklı yararına ihtiyati haciz kararı verilmesi koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce ihtiyati haciz kararına itiraz isteminin reddine dair verilen kararın Özel Daire tarafından bozulması üzerine bozma kararına karşı direnme olanağı bulunup bulunmadığı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
Ön sorunun sağlıklı bir biçimde çözümlenebilmesi için konuya ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
İhtiyati hacze ilişkin düzenleme 2004 sayılı İİK’nın 257 ilâ 268’inci maddelerinde yer almaktadır.
Eldeki uyuşmazlık, ihtiyati haciz kararına itirazın reddi ve buna ilişkin hükmün temyizine ilişkin olup, bu hususu düzenleyen hüküm İİK’nın 265’inci maddesidir.
Bu maddenin “ihtiyati haciz kararına itiraz” şeklindeki başlığı ve içeriği, 30.7.2003 tarihli ve 25184 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 17.7.2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un 63’üncü maddesiyle değiştirilmiş; böylece,
“İhtiyati haciz kararına itiraz ve temyiz” başlığını alan 265’inci maddede aynen:
“Borçlu kendisi dinlenmeden verilen ihtiyati haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı; huzuriyle yapılan hacizlerde haczin tatbiki, aksi halde haciz tutanağının kendisine tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde mahkemeye müracaatla itiraz edebilir.
Menfaati ihlal edilen üçüncü kişiler de ihtiyati haczi öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde ihtiyati haczin dayandığı sebeplere veya teminata itiraz edebilir.
Mahkeme, gösterilen sebeplere hasren tetkikât yaparak itirazı kabul veya reddeder.
İtiraz eden, dilekçesine istinat ettiği bütün belgeleri bağlamaya mecburdur. Mahkeme, itiraz üzerine iki tarafı davet edip gelenleri dinledikten sonra, itirazı vârit görürse kararını değiştirebilir veya kaldırabilir. Şu kadar ki, iki taraf da gelmezse evrak üzerinde inceleme yapılarak karar verilir.
İtiraz üzerine verilen karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Yargıtay bu başvuruyu öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir. Temyiz, ihtiyati haciz kararının uygulanmasını durdurmaz.”
hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere bu maddede ihtiyati haciz isteminin kabulü halinde borçlunun ve üçüncü kişilerin bu karara itiraz edebilecekleri; itiraz üzerine verilen karara karşı temyiz yolunun açık bulunduğu, Yargıtay’ın temyiz üzerine verdiği kararın ise kesin olacağı hükme bağlanmıştır.
Şu durumda mahkemece verilen ihtiyati haciz isteminin kabulüne ilişkin karara borçlunun itirazı üzerine verilen itirazın reddi yönündeki mahkeme kararına karşı, borçlu tarafından temyiz yoluna başvurulması üzerine Özel Dairece hüküm altına alınan bozma kararı, İİK’nın265’inci maddesi gereğince kesindir. Kesin nitelikteki bu bozma kararına karşı yerel mahkemece direnme kararı verilmesi usulen olanaklı değildir.
O hâlde kesin nitelikteki Özel Daire kararına uyulması gerekirken açık yasa hükmü göz ardı edilerek önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Hâl böyle olunca ön sorunun kabulü ile kesin nitelikteki bozmaya uyularak karar verilmek üzere, direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
S O N U Ç : İtiraz eden borçlular vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 29.11.2018 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Bir cevap yazın