İş davasında müvekkilin alacaklarının dava içinde zamanaşımına uğratılması – avukatın sorumluluğu…

 

T.C.
Yargıtay
13. Hukuk Dairesi
Esas No:2013/14015
Karar No:2014/15333
K. Tarihi:13.5.2014

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabul kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat A. Ş. E. geldi, davacı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR

Davacı, davalı avukatın, dava dışı P. A.Ş.’den, hizmet akdi nedeniyle hak etmiş olduğu alacaklarının tahsili amacıyla, İstanbul 6. İş Mahkemesinin 2005/485 esas sayılı dosyası üzerinden kendisine vekaleten dava açtığını, söz konusu davada, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 300,00 TL’nin tahsili isteminde bulunulduğunu, daha sonra ıslahla talep miktarı artırılmışsa da, mahkemece karşı tarafça ileri sürülen zamanaşımı itirazı kabul edilerek, sadece 300,00 TL üzerinden hüküm kurulduğunu, bu şekilde davalı avukat tarafından bakiye alacağının zamanaşımına uğramasına sebebiyet verildiğini ileri sürerek, uğramış olduğu maddi zararlar nedeniyle, şimdilik 20.185,00 TL ile, söz konusu davada reddedilen alacak miktarı üzerinden karşı taraf lehine hükmedilen 1.634,00 TL vekalet ücretinin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, açılan davanın bizzat davacı asil tarafından takip edildiğini, vekil olarak herhangi bir kusurunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemiş, açmış olduğu karşı dava ile de, davacının kendisine yönelik haksız azil ve şikayetleri nedeniyle vermiş olduğu manevi zararlara karşılık 100,00 TL tazminatın faizi ile birlikte davacı-karşı davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Mahkemece, hükme esas alınan 9.6.2009 tarihli rapor ve 13.5.2010 tarihli ek rapor gereğince, davanın kısmen kabulüne, 15.250,79 TL asıl alacak ve 5.331,22 TL birikmiş faiz olmak üzere toplam 20.582,01 TL’nin, asıl alacağa dava tarihi olan 7.3.2008 tarihinden itibaren yürütülecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin ve karşı davanın ise reddine karar verilmiş, hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, avukat olan davalının, özen ve sadakat borcuna aykırı davranmak suretiyle müvekkili davacıyı zarara uğrattığı iddiasıyla açılan tazminat istemine ilişkin olup, Borçlar Kanununun 380. ve devamı maddelerine göre, vekil, müvekkiline karşı vekaleti “sadakat ve özenle” ifa etmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcunun gereği olarak, mesleki bilgi ve deneyimleri ile hayat deneyimlerine ve işlerin normal oluşuna göre gerekli girişim ve davranışlarda bulunması, başarılı sonucu engelleyecek davranışlardan kaçınıp, basiretli olarak hareket etmesi gereklidir. Vekil, amaçlanan sonucun elde edilmemesinden değil, bu sonuca ulaşmak için gerekli olan çalışmaların özenle yerine getirilmemesinden sorumludur. Bir avukatın, yasa ile öngörülen süre içinde yapılması gereken işleri yapmaması, süresinde dava açmaması, müvekkili aleyhine verilen kararı temyiz etmemesi, özen borcunun gereği gibi ifa edilmediğini ve kusurlu olduğunu gösterir. Hemen belirtmek gerekir ki, tazminat hukukunda sorumluluktan söz edilebilmesi için, sadece eylemin yasaya veya sözleşmeye aykırı olması yeterli olmayıp, eylem sonucunda bir zararın da doğmuş olması ve zararla eylem arasında uygun illiyet bağının da bulunması gereklidir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa;
Davalı avukat tarafından, davacıya vekaleten açılmış olan İstanbul 6. İş Mahkemesine ait 2005/485 esas sayılı davada, fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak suretiyle 300,00 TL işçilik alacaklarının tahsili istemiyle 17.6.2005 tarihinde kısmi dava açıldığı, söz konusu davanın 5.6.2007 tarihinde ıslah edildiği, mahkemece 18.12.2007 tarihinde 300,00 TL üzerinden hüküm kurularak, fazlaya ilişkin istemin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiği, temyiz edilen kararın, Yargıtay 9. Hukuk Dairesince 2008/16470 esas 2010/2282 karar sayılı ilamla onanarak kesinleştiği, bu şekilde davalı avukat tarafından özen borcuna aykırı davranılmak suretiyle, davacı müvekkiline ait bir kısım
İşçilik alacaklarının zamanaşımına uğratıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda olayda, iş bu tazminat davasının “kusur” ve “zarar”a ilişkin koşulları gerçekleşmiş olup, mahkemece davacının, davalı avukatın kusuru nedeniyle uğramış olduğu zarar miktarının tespiti amacıyla bilirkişi raporu alınarak, benimsenen bilirkişi raporuna göre hüküm kurulmuşsa da, davalı söz konusu rapora karşı, “davacının çalışmakta olduğu dava dışı Bankadan 16.10.2000 tarihinde istifa etmek suretiyle ayrıldığını, kendisine ise işçilik alacaklarının zamanaşımına uğramasına çok az bir süre kala 3.6.2005 tarihinde vekaletname verdiğini, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin emsal kararlarına göre, işçilik alacaklarının talep ve dava tarihinden itibaren geriye doğru ancak beş yıl için istenebileceğini, bu nedenle geriye doğru 5 yılın dışındaki bir kısım alacakların, vekaletnamenin verildiği tarih itibariyle zaten zamanaşımına uğradığını, raporda ise bu hususun dikkate alınmadığını savunarak” itiraz etmiş olup, yeniden bilirkişi raporu alınmasını talep etmişse de, mahkemece davalının rapora karşı itirazları değerlendirilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulmuştur.
O halde mahkemece, davacının işçi olarak çalıştığı dava dışı Banka ile sözleşmesini feshetmiş olduğu tarih ile, dava açılması için davalıya verilen vekaletname tarihi göz önünde tutularak, davalı avukat tarafından özen borcunun gereği yerine getirilip, süresinde dava ve ıslah yoluyla talepte bulunulmuş olması halinde, davacı yararına hüküm altına alınabilecek alacak miktarı konusunda, iş hukuku alanında uzman bilirkişi kurulundan, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin, özellikle işçilik alacaklarında zamanaşımı süreleri ile ilgili emsal içtihatları da dikkate alınmak suretiyle, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre, davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ : 1. bentte açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 2. bent gereğince, davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 13.5.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
edeniyle açılan alacak istemine ilişkindir. İleri sürülüş şekli ve dayanılan olgular çerçevesinde, davacının bu davadaki alacak isteminin, vekilin hesap verme yükümlülüğüne aykırı davranması hukuksal nedenine dayandırıldığı açıktır. Gerçekten de vekil, vekaleti iyi bir surette ifa ile yükümlüdür. (B.K. md. 390/2) Başka bir ifade ile, müvekkilin kendisine verdiği görevi özen ve sadakatle ifa etmek yükümlülüğü altındadır. Öte yandan, müvekkilin talebi üzerine, yapmış olduğu işin hesabını vermekle, her ne nam ile olursa olsun, almış olduğu şeyi müvekkile tediye etmekle yükümlüdür. (B.K.md. 392/1) Vekilin hesap verme yükümlülüğüne, üçüncü kişilerden aldığı değerler evleviyetle dahildir.
Vekilin hesap verme borcu, vekalet sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte doğup, işin vekil tarafından yürütülmesi sırasında ve sona ermesinde de devam etmektedir. Vekilin aldıklarını geri verme borcunda muacceliyet, vekilin hesap vermesi veya sözleşme ilişkisinin bitmesi ile başlar. (Bkz. Hukuk Genel Kurulunun 2011 tarih ve 2011/13-161 esas ve 2011/276 karar sayılı ilamı da bu yöndedir.)
Dava konusu olayda, davalı avukatın, davacıya vekaleten S. Menkul Kıymetler A.Ş.’nden tahsil etmiş olduğu miktarlar konusunda davacı müvekkiline bilgi ve hesap vermediği, davacının, tahsilattan haberdar olduktan sonra davalıdan bilgi ve hesap istediği, davalı avukatın, alıkoyduğu alacak miktarı konusunda herhangi bir miktar
belirtmeden, hesaplaşmak ve ibralaşmak üzere davacıyı 24.3.2003 tarihli ihtarla bürosuna davet ettiği, davacının ise 28.5.2003 tarihli ihtarla “tahsil edilen miktarlar konusunda davalıdan hesap tablosu” istediği, davalı avukatın 26.7.2003 tarihinde 42.000,00 TL üzerinden kısmen ödeme yaptığı, söz konusu bu miktarın davacının vekili tarafından, “…tahsil edilen 97.500,00 TL’den 42.000,00 TL’sini her türlü dava ve talep hakkımız saklı kalmak kaydıyla ….müvekkilim A.. Ç.. adına tahsil ettim.” açıklamasıyla itirazi kayıtla alındığı, bakiye alacak miktarının ödenmemesi üzerine 23.9.2003 tarihinde fazlaya ilişkin hak saklı tutulmak suretiyle eldeki davanın açıldığı, 31.3.2008 tarihinde de davanın ıslah edildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, ıslahla artırılan miktar yönünden, “davacı adına vekil sıfatıyla paranın tahsil edildiği 30.1.2003 tarihi ile ıslah tarihi arasında 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğinden bahisle” talebin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Oysa ki az yukarda da değinildiği üzere, vekilin hesap verme borcu, vekalet sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte doğup, işin vekil tarafından yürütülmesi sırasında ve sona ermesinde de devam etmektedir. Vekilin aldıklarını geri verme borcunda muacceliyet, vekilin hesap vermesi ile başlayacağından, taraflar arasındaki hesaplaşmanın, davacı tarafından, “tahsilat konusundaki hesap tablosunun” talep edildiği 28.5.2003 ihtar tarihine ve itirazi kayıt konulan kısmi ödemenin yapıldığı 26.7.2003 tarihine ve hatta iş bu dava tarihine kadar yapılamadığı görülmektedir. Söz konusu bu tarihlerden, ıslah tarihi olan 31.3.2008 tarihine kadar 5 yıllık sürenin geçmediği göz önüne alındığında, “ıslahla artırılan miktar yönünden, talebin zamanaşımı nedeniyle reddine” karar verilmiş olması isabetsizdir. Her ne kadar mahkemece, bu konuda aynı şekilde hüküm kurulan 28.10.2010 tarihli bir önceki karara atıf yapılmak suretiyle, bu kararın taraflar yönünden “usulü kazanılmış hak doğurduğu” belirtilmişse de, mahkemece verilen 28.10.2010 tarihli karar, tarafların temyizi üzerine Dairemizce, “davacının işlemiş faize yönelik talebi hakkında herhangi bir karar verilmemiş olması” nedeniyle usule ilişkin olarak bozulmuş olup, söz konusu ilamda “bozma nedenine göre her iki tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.” denilmek suretiyle işin esası incelenmemiş olduğundan, mahkemenin kabulünün aksine olayda “usulü kazanılmış hak” oluştuğundan söz etmek de mümkün değildir. O halde mahkemece, ıslahla artırılan miktar üzerinden de işin esası incelenerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, talebin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
3-Borçlar Kanununun 392. maddesi hükmü uyarınca vekil zimmetinde kalan paranın faizini de vermek mecburiyetindedir. Anılan hüküm gereğince faize hükmetmek için davalı avukatın ayrıca temerrüde düşürülmesine gerek yoktur. Bu itibarla davacı, kendisine vekaleten tahsil edilen miktarların davalı avukat tarafından alıkonulduğu süreler nedeniyle işlemiş faiz alacağını da talep edebileceğinden, mahkemece davacının bu yöndeki talebiyle ilgili olarak da inceleme yapılıp, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, açıklanan yasa hükmü göz ardı edilerek, “temerrüdün gerçekleşmediği” gerekçesiyle işlemiş faiz talebinin reddine karar verilmiş olması da, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
4-Davanın kısmen kabulüne karar verildiğine göre, alınması gerekli olan karar ve ilam harcının, peşin ve ıslahla alınan karar ve ilam harcından mahsubundan sonra kalan bakiye kısmın, hüküm kesinleştiğinde ve istenildiğinde davacıya iadesine karar verilmesi gerekirken, mahkemece davalı tarafından yatırılmadığı halde “1.457,30 harcın davalıya….geri verilmesine” şeklinde hüküm kurulmuş olması da, kabul şekli bakımından usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
SONUÇ : 1. Bent gereğince, davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. 3. ve 4. bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan 243,00 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 25.3.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın