İŞİN DAVACILARA GÖTÜRÜ ÜCRET KARŞILIĞI VERİLDİĞİ VE YAPILAN İŞ GEREĞİ BAĞIMLILIK UNSURUNUN BULUNMADIĞI – İŞ MAHKEMESİNİN GÖREVLİ OLMADIĞI

Özet: Taraflar arasındaki ilişkinin iş ilişkisi dışında diğer iş görme edimi içeren özel sözleşmeler veya iş ilişkisi olmakla birlikte Yasa’nın 4. maddesinde sayılan işler ve iş ilişkilerinde çalışan işçi olması halinde genel Hukuk Mahkemelerinin (görev uyuşmazlığı), statü hukuku kapsamında olması halinde ise idari yargının görevli olması söz konusudur. Dosya içeriğine göre, tanık beyanları ile bilgi ve belgelerden işin davacılara götürü ücret karşılığı verildiği ve yapılan iş gereği bağımlılık unsurunun bulunmadığı anlaşılması karşısında iş mahkemesinin görevli olmadığı ortadadır. Bu nedenle davanın iş mahkemesinin görevsizliği nedeni ile dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddi yerine esastan reddine karar verilmesi hatalıdır. 
T.C.
Yargıtay
9. Hukuk Dairesi
E: 2017/9039
K: 2018/19488
K.T.: 05.11.2018
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi asıl dava davacısı vekili ile birleşen dava davacısı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacılar vekili, asıl dava ve birleşen davada davacıların 05/01/2010 tarihinde davalıya ait işyerinde işe başladığı ve kesintisiz olarak 04/10/2010 tarihine kadar çalıştığını, bahçenin bakımını ve temizliğini yaptığı, davalının arsası üzerine zemin+3 katlı bahçeli bir villa inşaatı yaptırdığı, burada kendisine ne iş verilirse yaptığı, zaman zaman da sıvacılar yanında çalıştığını ileri sürerek, ücret, fazla mesai ücreti, ihbar tazminatı, hafta tatili ücreti alacağını talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, kendi taşınmazına ev yaptırdığını, bu evin sıva işini davacıya anlaşma usulü ile verdiğini, işini düzensiz ve usulüne uygun yapmadığı, inşaatına zarar verdiğini bu nedenle iş bitirilmediği halde fazlası ile parasını ödeyerek işi başka sıvacılara verdiğini, bu yüzden davacının kendisini birçok kez hakaretlerde bulunup tehdit ettiğini, 06/10/2010 tarihinde Ceşmeli Karakoluna şikayetçi olduğunu, davacıya yaptığı ödemelere ilişkin belge ve imzalı beyanı olduğunu, davacının iddialarının asılsız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, asıl davanın ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davacılar vekili temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Karar tarihi itibari ile yürürlükte olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine göre; İş Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur. 5521 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen İş Kanunu, şu an yürürlükte olan 4857 sayılı İş Kanunu’dur. Keza 4857 sayılı İş Kanunu’nun 1’inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4’üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanun’un uygulanacağı belirtilmiştir. Bu nedenle 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıkları, iş mahkemelerinde çözülecektir. İş mahkemesinin diğer kanunlardaki ayrık düzenlemeler hariç görevli olması için taraflar arasında iş ilişkisi bulunması gerekir. Taraflar arasındaki ilişkinin iş ilişkisi dışında diğer iş görme edimi içeren özel sözleşmeler (vekalet, eser, ortaklık gibi) veya iş ilişkisi olmakla birlikte Yasa’nın 4. maddesinde sayılan işler ve iş ilişkilerinde çalışan işçi olması halinde genel Hukuk Mahkemelerinin (görev uyuşmazlığı), statü hukuku kapsamında olması halinde ise idari yargının görevli olması (yargı yolu uyuşmazlığı) sözkonusudur.
4857 sayılı İş Kanununun 8.maddesinde, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir” tanımlaması yapılmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 393/1. maddesinde de, “Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımı yapılmıştır.
Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır.
Zaman unsurundan amaç; bir kimsenin günlük belirli bir zaman dilimi içerisinde iş gücünü bir işveren emrine tahsis etmesidir.
Ücret de TBK m.393 anlamında hizmet akdini oluşturan unsurlardandır. Görülen iş karşılığı işverenin belli bir zaman dilimi için ödemiş olduğu bedel, ücret unsurunu oluşturur.
Dosya içeriğine göre, tanık beyanları ile bilgi ve belgelerden işin davacılara götürü ücret karşılığı verildiği ve yapılan iş gereği bağımlılık unsurunun bulunmadığı anlaşılması karşısında iş mahkemesinin görevli olmadığı ortadadır. Bu nedenle davanın iş mahkemesinin görevsizliği nedeni ile dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddi yerine esastan reddine karar verilmesi hatalıdır.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 05/11/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın