İTİRAZIN İPTALİ DAVASI ÖNCESİ ÖDEME VARSA ÖDEME DÜŞÜLÜP KALAN MİKTAR ÜZERİNDEN DAVA AÇILMALIDIR

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO      : 2017/19-822
KARAR NO   : 2018/1754

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ           :
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ                     : 26/11/2014
NUMARASI             : 2014/333 – 2014/534

Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesince bozmaya uyulmak suretiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen 25.12.2013 tarihli ve 2013/12 E., 2013/450 K. sayılı karar taraf vekillerinin temyizi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 12.05.2014 tarihli ve 2014/5614 E., 2014/8964 K. sayılı kararı ile,

“… Dava, İİK’nun 67. maddesi hükmü gereğince açılmış itirazın iptali davasıdır. İtirazın iptali davası özellikleri itibariyle takibe sıkı sıkıya bağlı davalardır.

Somut olayda, mahkemece açıklanan bu yön gözetilerek takip tarihi itibariyle alacak miktarının tespiti gerekirken, dava tarihi itibariyle hesaplama yapılan 30.05.2013 havale tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.

Yapılacak iş, konusunda uzman 3 kişilik bilirkişi heyetinden alınacak bilirkişi raporu ile davacı bankanın takip tarihi itibariyle alacaklı olduğu miktarın saptanması, keza takipten sonra davadan önce yapılan ödeme var ise bu ödemeler bakımından davacı bankanın dava açmakta hukuki yararının bulunmadığının gözetilmesi, ayrıca dava tarihinden sonra yapılan ödemeler var ise, bu ödemelerin de infazda dikkate alınacağının gözetilerek bir karar verilmesinden ibarettir…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Taraf vekilleri

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davalının 18.06.2007 tarihli ve 250.000,00TL bedelli genel kredi sözleşmesi uyarınca ticari kredi kullandığını, kredi borcunun ödenmemesi üzerine hesabın 25.06.2009 tarihli ihtarname ile kat edildiğini, ihtarnamede verilen süre içerisinde borcun ödenmemesi nedeniyle davalı hakkında İzmir 21. İcra Dairesinin 2009/13613 sayılı icra dosyasında icra takibi yapıldığını ancak haksız olarak itiraz edildiğini, yanlar arasında 01.09.2009 tarihinde imzalanan protokole davalının uymaması nedeniyle protokolün iptal edildiğini, protokolde davalıya sağlanan kolaylık ve indirimlerin geçerliliğinin kalmadığını ileri sürerek, itirazın bakiye alacak miktarı olan 14.023,14TL yönünden iptaline ve icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacı banka ile 01.09.2009 tarihinde varılan mutabakat gereği müvekkilinin toplam 85.130,16TL ödemesi hâlinde kredi borcunun kapatılacağının kararlaştırıldığını, müvekkilinin 01.09.2009 tarihinde 76.310,24TL ödediğini, kalan bedelin ise 01.10.2009 tarihinde 4.409,24TL, 01.11.2009 tarihinde 4.409,97TL olarak ödenmesinin kararlaştırıldığını, 01.10.2009 tarihli ödemenin davacıya bilgi verilerek 13.10.2009 tarihinde yapılacağının belirtildiğini, davacının da onayı dâhilinde bu tarihte, 01.11.2009 tarihli ödemenin ise davacıya bilgi verilerek 06.11.2009 tarihinde yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, bilirkişi kök ve ek raporunda hesaplanan borç miktarının 73,40TL olduğu ancak mahkemece bu raporlara itibar edilmemiş ise de hüküm altına alınan alacağın ne şekilde hesaplandığının anlaşılmadığı, bu nedenle taraflar arasındaki protokolün yok hükmünde olduğu hâlde sözleşmeye göre kalan borcun hesaplanması için yeni bir bilirkişi raporu alınması gereğine değinilerek karar bozulmuştur.

Mahkemece, Özel Daire bozma kararına uyulduktan sonra, alınan bilirkişi raporunda davacının 4.420,00TL’lik ödemenin borçtan düşülmesi hâlinde 8.460,71TL alacaklı olduğunun belirlendiği, yanlar arasında mevcut borca yönelik olarak davalı borçlu tarafından 01.09.2009 tarihli borç ikrarı ve ödeme taahhüdü başlıklı belgenin düzenlendiği, belgede 01.09.2009 tarihinde 76.310,24TL, 01.10.2009 tarihinde 4.409,95TL, 01.11.2009 tarihinde 4.409,95TL olmak üzere toplam 85.130,16TL ödeneceği ve ödemelerin gününde yapılmaması hâlinde ödeme planına uygulanan faiz oranının geçerli olmayacağı, sözleşme ile belirlenmiş olan temerrüt faizinin uygulanacağı, hukuki takip işlemlerinin kaldığı yerden banka ile imzalanan sözleşme şartları ile devam edeceği, ödeme planının borcun tecdidi ve temdidi anlamına gelmediği hususunun belirtildiği, davacının ödeme taahhüdünde bahsi geçen 76.310,24TL’yi ödeme taahhüdünde belirtilen 01.09.2009 tarihinde yaptığı ancak 01.10.2009 tarihinde ödenmesi gereken 4.409,95TL’nin gecikmeli olarak 13.10.2009 tarihinde, 01.11.2009 tarihinde ödenmesi gereken 4.409,95 TL’nin ise 06.11.2009 tarihinde ödendiği, iki taksitin taahhütnamede belirtilen tarihten sonra ödenmiş olması sebebiyle taahhütnamede belirtilen şartların ve ödeme tablosunun uygulama kabiliyetinin bulunmadığı, taraflar arasındaki alacak borç ilişkisinin ilk sözleşmeye göre belirlenmesinin gerektiği, davalı tarafça yapılan tüm ödemeler göz önüne alındığında, davalının dava tarihi itibariyle davacı bankaya toplam 8.460,71TL borçlu olduğunun yapılan bilirkişi incelemesi ile belirlendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile tahsilde tekerrür olmamak şartı ile itirazın 8.460,71TL üzerinden iptaline ve icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Mahkemece, alacak miktarının dava tarihi itibariyle hesaplanması gerektiği, itirazın iptali davası açılmasından önce borcun kısmen ödendiği hâllerde alacağın varlığının dava tarihi gözetilerek belirlenmesi ve alacaklının dava tarihi itibari ile haklılık durumunun belirlenmesi, icra takibinden sonra ve itirazın iptali davası açılmadan önce borçlu tarafından kısmi ödeme yapılmış olması hâlinde mahkemece kısmi ödemeler düşülerek dava tarihine göre belirlenecek bakiye alacak tutarı üzerinden karar verilmesinin gerektiği, bu husus gözetilerek icra takibinden sonra dava tarihinden önce yapılan tüm ödemeler değerlendirilerek bakiye borç miktarının hesaplandığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı taraf vekillerince temyize getirilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davacı bankanın alacak miktarının takip tarihi itibariyle mi yoksa takipten sonra dava tarihinden önce yapılan tüm ödemeler dikkate alınarak dava tarihi itibariyle mi belirleneceği noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle belirtilmelidir ki itirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan bir eda davasıdır.

Mahkemenin davanın reddi ya da kabulü yönünde verdiği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğinden davanın reddi hâlinde alacaklı borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamayacağı gibi davanın kabulü hâlinde borçlu da alacaklıya karşı bir menfi tespit veya istirdat davası açamayacaktır.

Bu nedenledir ki, mahkeme itirazın iptali davasında tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek borcun varlığını ve miktarını araştırmak zorundadır.

Yasal dayanağını 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67. maddesinden alan itirazın iptali davası ile alacaklı; icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nın 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçlamaktadır. Takip hukukundan doğan bu davada tespit edilecek husus, borçlunun icra takibine yapmış olduğu itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesidir.

Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir (İİK. m. 67/1). Dava, özünde tahsil istemini de barındırmakla, burada borçlunun takip sonrası yaptığı ödeme iddialarının da nazara alınması zorunludur. Borçlu, ödeme emrine itiraz ederken bildirdiği itiraz sebepleri dışında, itirazın iptali davasında başka itiraz sebeplerini ileri sürebileceğinden mahkemenin, borcun sonradan ödendiği itirazını araştırarak, ödemenin takip konusu alacakla ilgili olduğunu belirlemesi hâlinde, alacaklının dava tarihi itibariyle talep edebileceği alacak miktarı üzerinden hüküm kurması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.

Hemen belirtilmelidirki alacak miktarının, takip ya da dava tarihindeki koşullara göre belirlenmesinin, itirazın iptali davasında hükmolunan miktar üzerinden tahsiline karar verilebilecek bir tazminat türü olan ve bağımsız bir dava konusu yapılamayan icra inkâr tazminatının miktarına da etkili olacağı açıktır.

Henüz alacaklı tarafından itirazın iptali davasının açılmadığı bir evrede, borçlunun, itiraza konu borcu kısmen veya tamamen ödemesi mümkündür ve bunu engelleyen herhangi bir yasa hükmü yoktur. Borçlu, itirazın iptali davası açılmamışken, itirazına konu borcu tamamen öderse, alacaklının itirazın iptali davası açmasına gerek kalmayacak ve böyle bir davayı açmakta hukuki yararı bulunmayacaktır. Zira itirazın iptali davası açılmasında amaç, itiraz nedeniyle kanun gereğince kendiliğinden durmuş olan takibin devamını sağlamaktır. Takibin devamı yoluyla elde edilecek olan sonuç (alacağın tahsili), borçlunun tüm borcu ödemesiyle zaten gerçekleşmiş olacağına göre, gerçekleşmiş olan bu sonucu sağlamak üzere bir dava açılmasında hukuki yarar bulunmayacaktır. Bunun gibi takibe konu borcun kısmen ödendiği durumlarda da ödenmeyen borç tutarına yönelik itirazın iptali davasında, itirazdan sonra ödenmiş olan miktar bakımından itirazın iptalinin istenilmesinde hukuki yararın mevcut olmayacağı kuşkusuzdur (Hukuk Genel Kurulunun 09.02.2011 tarih ve 2011/13-29 E., 2011/56 K., 23.05.2018 tarih ve 2017/19-910 E., 2018/1111 K. sayılı kararları).

Sonuç itibariyle; icra takibinden sonra ve itirazın iptali davası açılmadan önce borçlu tarafından ödeme yapılması hâlinde, yapılan bu ödeme düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden dava açılması gerekir. Dolayısıyla takipten sonra, ancak dava açılmadan önce yapılmış olan ödemeler yönünden dava açılmasında, davacı tarafın hukuki yararı bulunmamaktadır. Takipten sonra, ancak davadan önce yapılan kısmi ödeme miktarı bakımından dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığından dava reddedilse veya kısmi ödeme miktarınca dava açılmasa bile, kısmi ödemenin yapıldığı icra takibi kendi yasal prosedürü içerisinde devam edecek, hatta asıl borç kalksa bile faiz ve ferileri yönünden takip sürebilecek, salt bu nedenle icra dosyasının kapanmasından söz edilemeyecektir.

Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 19.10.2011 tarih ve 2011/19-532 E., 2011/640 K., 23.05.2018 tarih ve 2017/19-910 E., 2018/1111 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Somut olayda davacı banka ile davalı borçlu arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığı ve sözleşme kapsamında kredi kullandırıldığı çekişmesizdir. Kredi borcunun ödenmemesi üzerine banka, kredi hesabını 25.06.2009 tarihinde kapatarak borçluya ihtarname keşide etmiştir. İhtar keşidesinden sonra borçlu ile banka arasında borcun tasfiyesine yönelik 01.09.2009 tarihli “Borç ikrarı ve ödeme taahhüdü” başlıklı belge imzalanmış ancak borçlunun ödeme taahhüdüne uymaması nedeniyle tasfiye protokolü geçersiz hâle gelmiş olup, protokolün “hukuki takip işlemlerinin kaldığı yerden devam eder” hükmü gereğince, bankanın hesabın kat edilmesi ile başlattığı hukuki sürecin devam edeceği tartışmasızdır. Bu durumda konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulu aracılığıyla banka kayıtları üzerinde inceleme yapılması ve banka alacağının hesaplanması gerekmektedir.

Bu hesaplama yapılırken Yargıtayın bu konuda koymuş olduğu kurallar çerçevesinde, alacağın kat tarihi itibariyle kayıtlardan tespit edilmesi, kat tarihinde bulunan alacağa temerrüt tarihine (kat ihtarının borçluya tebliği ile verilen sürenin sonu) kadar akti faiz ve ferîleri uygulanmalı, temerrüt tarihi itibariyle bulunan akti faiz ve ferîleri kapitalize edilerek temerrüt tarihinde borçlunun sorumlu olacağı asıl alacak tespit edilmelidir. Bu safhadan sonra temerrüt tarihinden icra takip tarihine kadar, daha önce belirlenen asıl alacağa temerrüt faizi ve ferîleri (Kaynak kullanım destekleme fonu hariç) uygulanmalı ve takip tarihinde talep edilebilecek asıl alacak ile birlikte temerrüt faizi miktarı ve ferîleri ayrı ayrı tespit edilmelidir. Bulunacak bu rakam alacaklı bankanın borçludan takip tarihi itibariyle talep edebileceği alacak miktarıdır. Şayet kat tarihi, temerrüt tarihi ve takip tarihi itibariyle hesaplanan bu miktarlar alacaklının taleplerinden fazla ise talep dikkate alınarak miktarlar belirlenmelidir.

İtirazın iptali davası yukarıda açıklandığı üzere takip ile sıkı sıkıya bağlı olduğundan icra takip tarihi itibariyle belirlenen asıl alacak ve temerrüt faizi ile ferîleri, borçlunun takip tarihindeki sorumlu olduğu miktarı gösterir. Borçlunun takibe itirazından sonra yasal süresi içinde itirazın iptali davası açılması ve bu dava açılana kadar borçlu tarafından icra dosyasına ihtirazi kayıt konulmadan yapılan ödemeler veya alacaklının şahsına ya da onun gösterdiği üçüncü kişiye (kabul edilmek koşulu ile) haricen yapılan ödemelerin bulunması durumunda ise ödeme rızaen yapılmış olduğundan borçlunun bu ödemeler yönünden itirazından vazgeçtiğinin kabulü gerekmektedir.

Ödemelerin alacaktan mahsubunda ise; takip tarihinde belirlenen asıl alacak, temerrüt faizi ve ferîleri toplamından mahsubu öncelikle Borçlar Kanunu hükümleri dikkate alınarak temerrüt faizinden yapılacaktır. Bir başka deyişle, her bir ödeme tarihine kadar takip tarihinde belirlenen asıl alacağa temerrüt faizi ve ferîleri uygulanıp bulunan ve takip öncesi işleyen temerrüt faizi toplamından ödemenin düşülmesi, fazlası var ise asıl alacaktan mahsup edilerek belirlenecek olan asıl alacak miktarı bulunmalıdır. Bu uygulama her bir ödeme için ayrı ayrı yapılmak zorundadır.

Bu şekilde yapılan hesaplamaya göre son ödemeden sonra dava tarihine kadar hesaplanacak temerrüt faizi ve ferîleri ile birlikte alacaklının dava tarihindeki alacağı tespit edilmelidir.

Tüm bu tespitlerden sonra mahkemece itirazın iptali davasında, itiraz üzerine icra takibi durduğundan takibin devamına dava tarihi itibariyle belirlenen miktar üzerinden imkân sağlayacak şekilde hüküm kurmak ve icra inkâr tazminatının da bu miktar gözetilerek değerlendirilmesi gereklidir.

Dosya içerisinde yer alan 21.03.2011 tarihli bilirkişi raporunda, davalının 01.10.2009 ve 06.11.2009 tarihinde yapması gereken ödemeleri vadesinden sonra yapması nedeniyle, vade tarihleri ile ödeme tarihleri arasında geçen süre yönünden faiz borcu yönünden hesaplama yapılmış, Özel Dairenin bozma kararı sonrasında alınan 30.05.2013 tarihli bilirkişi raporunda ise “Borç ikrarı ve ödeme taahhüdü” belgesinin imzalandığı 01.09.2009 tarihi itibariyle alacak miktarı belirlenmiş, takip tarihi itibariyle davacı bankanın alacağı tespit edilmemiştir.

Hâl böyle olunca Yerel Mahkemece, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda ve yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek takip tarihi itibariyle alacak miktarı belirlenip takipten sonra ancak dava açılmadan önce yapılmış kısmi ödemeler yönünden dava açılmasında, davacı tarafın hukuki yararının bulunmadığına işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyularak karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istekleri hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, aynı Kanun’un 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 22.11.2018 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Bir cevap yazın