KARARLARIN ILGILI BÜTÜN TARAFLARA USULÜNE UYGUN OLARAK TEBLIĞI TAMAMLANMADAN SADECE BIR TARAFIN BAŞVURUSU ILE TEMYIZ INCELEMESININ YAPILAMAYACAĞI

YARGITAY CEZA GENEL KURULU

E.2012/11-1582
K.2013/243

  1. – DEFTER VE BELGELERI GIZLEME SUÇU
    – GEREKÇELI KARARIN SANIĞA TEBLIĞI USULÜ
    – ALEYHINE GÖRÜŞ IÇEREN TEBLIĞNAMENIN SANIĞA TEBLIĞI SAĞLANILMADAN TEMYIZ INCELEMESI YAPILMASININ YERINDE OLMAMASI
    – TEBLIGAT KANUNUNUN 35. MADDESI UYARINCA TEBLIĞ
    – KARARLARIN ILGILI BÜTÜN TARAFLARA USULÜNE UYGUN OLARAK TEBLIĞI TAMAMLANMADAN SADECE BIR TARAFIN BAŞVURUSU ILE TEMYIZ INCELEMESININ YAPILAMAYACAĞI
    – ADIL YARGILANMA VE SAVUNMA HAKKI

213 Sayılı K.Madde 359

Defter ve belgeleri gizleme suçundan sanık Abdurrahman’ın 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359/a-2 ve 647 sayılı Kanunun 6. maddeleri uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve ertelemeye ilişkin, Üsküdar 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 06.02.2009 gün ve 966-64 sayılı hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 28.02.2012 gün ve 166-2438 sayı ile ;
“Dosyada mevcut vergi suçu ve vergi inceleme raporlarından, sanığın temsilcisi olduğu şirketin ticari faaliyetini sürdürdüğü anlaşıldığı gibi, defter ve belgelerin ibrazı için çıkartılan yazının 14.03.2005 tarihinde işyeri adresinde çalışan personele tebliğ edilmiş olmasına göre, faaliyetini sürdürdüğü anlaşılan sanığa 213 sayılı Vergi Usul Yasasının 139/2. maddesinde öngörülen istisnalardan birinin varlığı önceden belirlenmeden yapılan tebligatın hukuki geçerliliği bulunmadığı cihetle, müsnet suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi“ isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 12.04.2012 gün ve 200103 sayı ile;
“Somut olayda, adı geçen şirketin gerçek alım satım karşılığı olmayan sahte fatura ticareti amacıyla kurulduğu tespit edilmiş, sanık da savunmasında `paraya ihtiyacım vardı. P……… adında bir şirket olduğunu bilmiyorum. Sadece bana para verdiler. Bazı kişiler bana şirket açıyoruz dediler, para karşılığında ben de noterde bazı kâğıtları imzaladım. Bana imza attıran kişinin adı Önder’dir. Soyadını hatırlamıyorum. Sahte evrak düzenlendiğini bilmiyordum, kandırıldım` demiştir. Bu savunmaya itibar edilmesi mümkün olmamalıdır. Suçtan kurtulmaya ve ibrazı istenen defter ve belgeleri gizlemeye yönelik olduğu kabul edilmelidir. Yine de her türlü kuşkunun giderilmesi için öncelikle tebligatı alan Saime ile 09.04.2004 tarihli işe başlama tutanağında çalışan olarak isimleri geçen Ramazan ve Yıldız `ın tanık sıfatıyla dinlenmesi, şirketin sanık ile bağlantısının araştırılması suretiyle sonucuna göre, tebligat yoluyla defter ve belgelerin istenmesinin ve incelemenin dairede yapılmasının mümkün bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve hükmün eksik soruşturma nedeniyle bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
CMK`nun 308. maddesi uyarınca dosyanın gönderildiği Yargıtay 11. Ceza Dairesince 28.11.2012 gün ve 22312-20556 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün eksik araştırma nedeni ile bozulması gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkin ise de; öncelikle gerekçeli kararın sanığa tebliği işleminin usulüne uygun olup olmadığı ve aleyhine görüş içeren tebliğnamenin sanığa tebliği sağlanılmadan temyiz incelemesi yapılmasının isabetli olup olmadığı değerlendirilmelidir.
İncelenen dosya içeriğinden;
İddianamede sanığın adresinin “İnkılap Mahallesi, Küçüksu Caddesi, Yelkenciler Sokak, No:36 Ümraniye/İstanbul” olarak gösterildiği, adli mercilerce daha önce bu adrese usulüne uygun bir tebligat yapılamadığı, sanığın sorgusunda “Aşağıdudullu Mahallesi, Zafer Sokak, No:10 Ümraniye” adresini beyan ettiği, 17.09.2008 tarihli zabıta araştırması tutanağına göre sanığın bu adreste 5/2 numarada oturduğunun tespit edildiği, hükmün tefhiminin sanığın yokluğunda yapıldığı, yerel mahkemece sanığa gerekçeli kararın iddianamede gösterilen adresinde Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca tebliğ edildiği, hükmün katılan vekili tarafından temyiz edildiği, Yargıtay C. Başsavcılığının 07.12.2011 gün ve 200103 sayılı düzelterek onama istemli tebliğnamesinin sanığa tebliği sağlanılmadan temyiz incelemesinin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Temyiz mahkemesince bir temyiz davasının görülebilmesi için, temyiz kanun yoluna başvuru hakkı olanların tamamının hükmü tefhim veya tebliğ yoluyla öğrenmeleri kanuni bir zorunluluktur. Nitekim 5271 sayılı CMK’nun “Kararların açıklanması ve tebliği” başlıklı 35. maddesinin 2. fıkrasında; “Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur” hükmü yer almaktadır. Bu sağlanmadan, yani kararların ilgili bütün taraflara usulüne uygun olarak tebliği tamamlanmadan sadece bir tarafın başvurusu ile temyiz incelemesi yapılamayacaktır.
Temyiz süresinin ilgili taraf açısından işlemeye başlaması için tebliğin usulüne uygun olarak yapılmış olması gerekecek, aksi takdirde temyiz süresi işlemeye başlamayacaktır. Tebliğin usulüne uygun olup olmadığı hususu gerek hükmü veren mahkemece, gerekse temyiz merciince re`sen incelenecektir.
Sanığa yokluğunda verilen hükmün Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca tebliğ edildiği belirtildiğinden, tebliğin usulüne uygun olup olmadığının tespiti açısından bu maddenin ele alınması gerekmektedir. Tebligat Kanununun 35. maddesi, sanığa tebliğ işleminin yapıldığı 16.03.2009 itibariyle şu şekildedir:
“Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.
Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediği takdirde tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi, tebliğ tarihi sayılır.
Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.
Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkârlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.“
Tebligat Kanununun 35. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkraları uyarınca yapılan tebliğin geçerli olabilmesi için; ilgilinin kendisine veya adına tebliğ yapılabilecek kimselere bu adreste kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olması, ilgilinin adresini değiştirmesine karşın yeni adresini yargı merciine bildirmemesi ve yeni adresin tebliğ memurunca da tespit edilememesi, 4. fıkra uyarınca yapılan tebliğin geçerli olabilmesi için ise; yine ilgilinin adresini değiştirmesine karşın yeni adresini yargı merciine bildirmemesi, yeni adresin tebliğ memurunca tespit edilememesi ve tebligat yapılacak adresin maddede sayılan adreslerden olması gerekmektedir. Görüldüğü üzere kendi beyanı ile veya tebliğ memurunca yeni adresi tespit edilen bir kimseye bu adresine tebligat çıkartılmadan eski adresine 35. madde uyarınca tebligat yapılabilmesi mümkün değildir. Tebligat Kanununun tebligat esaslarına ilişkin genel hüküm niteliğindeki 10. maddesinin; “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır“ şeklindeki amir hükmü de bu hususu pekiştirmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değelendirildiğinde;
Yokluğunda verilen hükmün sanığa, 16.03.2009 tarihinde “İnkılap Mahallesi, Küçüksu Caddesi, Yelkenciler Sokak, No:36 Ümraniye” adresinde Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca tebliğ edilmesi, yapılan tebliğin sanığın bilinen son adresi yerine iddianamede gösterilen ve terk ettiği anlaşılan eski adresinde yapılması, daha önce bu adrese adli mercilerce usulünce bir tebligat yapılmamış olması ve bu adresin 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35/son maddesi kapsamında sayılan adreslerden bulunmaması karşısında, sanığa yerel mahkeme gerekçeli kararın tebliği usulüne uygun olmayıp geçerli değildir. Temyiz incelemesinin yapılabilmesi için, gerekçeli kararın sanığa usulüne uygun olarak tebliği, verdiği takdirde temyiz dilekçesinin 1412 sayılı CMUK`nun 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 316/1. maddesine göre katılana tebliğ edilmesi ve yapılacak tüm bu tebligatlara ilişkin evrakın eklenmesi amacıyla dosyanın mahalline iadesi gerekmektedir. Öte yandan sanığın hükmü temyiz etmesi durumunda Yargıtay C.Başsavcılığınca ek tebliğname düzenlenmesi ve tebliğnamenin tebliği zorunluluğu da doğacaktır.
Kaldı ki ; gerekçeli kararın sanığa usulüne uygun olarak tebliğ edildiği kabul edilse bile, sanığa düzelterek onama istemli olmasından dolayı aleyhine görüş içeren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinin tebliğ edilmeden temyiz incelemesi yapılması da 1412 sayılı CMUK`nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan 316. maddesi hükmüne aykırılık oluşturmaktadır. Zira anılan madde uyarınca hükmü temyiz etmeleri halinde veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi durumunda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin sanık veya müdafii ile katılan veya vekiline tebliğ edilmesi gerekmektedir. Adil yargılanma ve savunma hakkı ile ilgili bulunan bu hüküm emredici nitelikte olup, uyulması zorunludur.
Bu itibarla, itirazın değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, sanığa gerekçeli kararın ve tebliğnamenin usulüne uygun olarak tebliği sağlanıp, sonucuna göre temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 28.02.2012 gün ve 166-2438 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Sanığa gerekçeli kararın ve tebliğnamenin usulüne uygun olarak tebliğinden sonra temyiz incelemesi yapılması için dosyanın Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.05.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın