MİRASBIRAKANIN DAVALIYA YAPTIĞI TEMLİKİN MAL KAÇIRMA AMAÇLI VE MUVAZAALI OLDUĞU

Özet: Kendi evinde oturan ve almakta olduğu emekli maaşı yanında iki taşınmazından da kira geliri elde eden mirasbırakanın ekonomik durumunun iyi olduğu, paraya ve mal satmaya ihtiyacının bulunmadığı, davacı ile mirasbırakanın sık sık tartıştığı, davalının ise mirasbırakanla aynı binada oturduğu toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Mirasbırakanın davalıya yapmış olduğu temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır. Akitte gösterilen bedel olan 18.000 TL ile o tarih itibariyle saptanan gerçek bedel olan 85.000 TL arasındaki aşırı oransızlık da muvazaayı kanıtlayan diğer bir olgudur. Mahkemece; muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasının kabulüyle davacının miras payı oranında iptal ve tescile karar verilmesi gerekirken, delillerin taktirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.

 
T.C.
Yargıtay
3. Hukuk Dairesi
E: 2017/985
K: 2018/11060
K.T.: 06.11.2018
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki tapu iptali ile tescil, vasiyetnamenin iptali ve tenkis davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda; davanın reddine yönelik olarak verilen hüküm, davacı vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 06/11/2018 tarihinde davacı vekili Av. … ile davalı … vekili Av. … geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekillerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; mirasbırakan …’ın maliki bulunduğu… ada 4 parsel sayılı taşınmazdaki 12 nolu bağımsız bölümü 20/01/2009 tarihinde davalı …’a satış suretiyle temlik ettiğini, mirasbırakanın ayrıca 09/06/2009 tarihli vasiyetnamesi ile satışa konu bağımsız bölümü ve malvarlığının geriye kalan kısmını oluşturan 3 adet bağımsız bölümü davalılara bıraktığını, 2009 yılında 79 yaşında olan mirasbırakanın tasarruf ehliyetinin bulunmadığını, ayrıca diğer fiziksel rahatsızlıkları nedeniyle tedavi gören mirasbırakanın zafiyet içerisinde olduğunu, her iki tasarrufunda yanılma, aldatma ve korkutma sonucu yapıldığını, mirasbırakanın aldığı emekli maaşları ve taşınmazlarından elde ettiği kira geliri ile davalının bir işi ve geliri bulunmadığı gözetildiğinde satış işleminin muvazaalı olduğunu ileri sürerek; muris muvazaası nedeniyle 12 nolu bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile miras hissesi oranında adına tescilini, olmadığı takdirde tenkisini, ayrıca 09/06/2009 tarihli vasiyetnamenin ehliyetsizlik ve irade sakatlığı nedenleriyle iptalini, olmadığı takdirde tenkisine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı …; davacının babası …’ın mirası hakkında 17/11/2008 tarihinde miras taksim sözleşmesi yapıldığını, bu sözleşme ile davacıya 44.000 TL nakit meblağ ödendiğini, mirasbırakanın davacıyı mirasından ıskat ettiğini, 12 nolu bağımsız bölümü bedel karşılığı satın aldığını, uzun süredir birlikte yaşadığı mirasbırakanın taşınmazı emsallerine göre daha az bir bedelle satmasının hayatın olağan akışına uygun olduğunu, davacının miras hissesi uyarınca tescil talebinin kabul edilmesi durumunda satış tarihi itibariyle taşınmazın mirasbırakana döneceğini, daha sonraki tarihli vasiyetname ile 12 nolu bağımsız bölüm kendisine bırakıldığı için davacının miras hissesi uyarınca tescilinin mümkün olmayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı …; mirasbırakanın vasiyetnamenin tanzim edildiği tarihte 79 yaşında bulunduğunu, romatizma, tansiyon, kalp rahatsızlığı hastalıkları nedeniyle hastanede tedavi gördüğünü, hem yaşı hemde rahatsızlıkları nedeniyle fiziksel olarak aciz durumda olduğunu, aklının sık sık gelip gittiğini, unutkanlık ve dalgınlıklarının olduğunu, mirasbırakan ile aynı apartmanda yaşayan diğer davalıların zor ve baskı kullanarak gelirlerine el koyduklarını, dava dilekçesinde belirtilen olayların doğru olduğunu, davacının iş bu davayı açmakta haklı olduğunu, davacının açmış olduğu davaya itirazının bulunmadığını, hak ve adaletin yerini bulmasını, davacıya karşı yapılan haksızlığın giderilmesi gerektiğini belirtmiş, 18/03/2013 tarihli duruşmada ise; bu dilekçenin içeriğinin doğru olmadığını, okumadan ve içeriğini bilmeden imzaladığını bildirmiştir.
Davalı …, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece; … Kurumu Başkanlığınndan alınan rapor ile tasarruf tarihlerinde mirasbırakanın fiil ehliyetine haiz olduğunun belirlendiği, satışa ilişkin muvazaa iddiasının ispat edilemediği, satışın iptali gerekçelerinin doğması halinde bile bu işlemden 5 ay sonra yapılan vasiyetnamenin geçerli olduğu, TMK’nun 506. ve devamı maddelerinde mirasbırakanın hangi sağlar arası tasarrufları hakkında tenkis istenebileceği açıklandığı, bu koşullar kesin bir biçimde ispatlanmadıkça mirasbırakanın yaptığı geçerli vasiyetnamenin tenkisinin istenemeyeceği, ayrıca yapılan araştırma sonucunda mirasbırakanın başkaca taşınmazının olmadığının belirlendiği gerekçe gösterilerek, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle temyizin kapsamına göre, davacı tarafın vasiyetnamenin iptaline yönelik sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2) Davacı tarafın tapu iptali ve tescil istemine yönelik temyiz itirazının incelenmesinde;
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan Şükrüye’nin maliki olduğu 5754 ada 4 parsel sayılı taşınmazdaki 12 nolu bağımsız bölümü 20/01/2009 tarihinde satış suretiyle torunu olan davalı …’a temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacı, mirasbırakanın davalıya yapmış olduğu temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada, mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 0l.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de TMK’nun 706, BK’nun 213 (TBK’nun 237) ve Tapu Kanunun 26 ıncı maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanınsözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakanarasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; kendi evinde oturan ve almakta olduğu emekli maaşı yanında iki taşınmazından da kira geliri elde eden mirasbırakanın ekonomik durumunun iyi olduğu, paraya ve mal satmaya ihtiyacının bulunmadığı, davacı ile mirasbırakanın sık sık tartıştığı, davalının ise mirasbırakanla aynı binada oturduğu toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Bu olgular, yukarıdaki ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, mirasbırakanın davalıya yapmış olduğu temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır. Akitte gösterilen bedel olan 18.000 TL ile o tarih itibariyle saptanan gerçek bedel olan 85.000 TL arasındaki aşırı oransızlık da muvazaayı kanıtlayan diğer bir olgudur.
Hal böyle olunca, mahkemece; muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasının kabulüyle davacının miras payı oranında iptal ve tescile karar verilmesi gerekirken, delillerin taktirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
3)Davacı tarafın vasiyetnamenin iptali istemine yönelik diğer temyiz itirazının incelenmesinde;
Davalılardan … mahkemeye sunmuş olduğu 12/06/2012 tarihli dilekçede; davacı tarafından dava dilekçesinde bildirilen vakıaların doğru olduğunu bildirmiş, ayrıca dava dilekçesindeki talep sonucuna, yani davacının ileri sürdüğü vakıalardan çıkarmış olduğu sonuca rıza göstermek suretiyle davayı kabul etmiştir. Her ne kadar, davalı daha sonradan dilekçeyi okumadan imzaladığını ileri sürmüş ise de, davayı kabul beyanından sonra yapılan bu savunma mahkemece nazara alınamaz.
Bu durumda, mahkemece; davalı …’ün davayı kabul etmesi nedeniyle, vasiyetnamenin bu davalı yönünden iptaline karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
4) Davacı tarafın tenkis istemine yönelik temyiz itirazının incelenmesinde;
…, noterce tanzim edilen 09/06/2009 tarihli vasiyetnamesinde; 5754 ada 4 parsel sayılı taşınmazdaki 11 nolu bağımsız bölüm ile 2557 parsel sayılı tarla vasıflı taşınmazı davalılara, 5754 ada 4 parsel sayılı taşınmazdaki 12 nolu bağımsız bölümü davalı …’a, 5754 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki 15 nolu bağımsız bölümü ise davalılar … ve oğlu …’a vasiyet ettiğini bildirmiştir.
Dosya içerisinde bulunan tapu kayıtlarından; 5754 ada 4 parsel sayılı taşınmazdaki 11 nolu bağımsız bölüm ile 5754 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki 15 nolu bağımsız bölümün mirasbırakan adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, davacı tarafça, vasiyete konu edilen 2557 parsel sayılı taşınmazın gerçekte 2567 parsel sayılı taşınmaz olduğu ancak vasiyetnameye parsel numarasının yanlış yazıldığı ileri sürülmüştür.
Bu durumda, mahkemece; TMK’nun 519 uncu maddesi uyarınca, vasiyetnamelerin kayıtsız koşulsuz tenkise tabi olduğu gözetilerek, terditli olarak ileri sürülen tenkis isteminin usulünce incelenmesi ve ulaşılacak sonuca göre uyuşmazlığın esası hakkında bir hüküm verilmesi gerekirken, davanın ve delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci, üçüncü ve dördüncü bentte açıklanan nedenle hükmün HUMK’nun 428 inci maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, 1.630 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalılardan alınıp davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nun 440 ıncı maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/11/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın