MURİS MUVAZAASINA DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL

Özet: Uyuşmazlıkta; mirasbırakanın dava konusu taşınmazları dışında başka taşınmazlarının da bulunduğu, bu taşınmazları mirasçılarına bıraktığı, hatta tüm mirasçıların katılımı ile anılan taşınmazların … 1. Noterliği’nin 11.03.1976 tarihli miras taksim sözleşmesine konu edildiği. Temlik ve murisin ölüm tarihi üzerinden çok uzun süre geçmesinin eldeki davada olduğu gibi ispat hukuku açısından sorunlar doğurduğu, akitte gösterilen bedel ile keşfen saptanan gerçek değer arasındaki farkın da tek başına temlikin muvazaalı olduğunu göstermeyeceği bir bütün halinde değerlendirildiğinde mirasbırakan tarafından yapılan temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Tenkis yönünden de; mirasbırakanın ölüm tarihine göre Eski Medeni Kanun mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacının aranması gerektiği ve yukarıda yer verilen açıklamalar uyarınca böyle bir amacın da kanıtlanamadığı anlaşılmıştır. 
T.C.
Yargıtay
1. Hukuk Dairesi
E: 2015/14427 K: 2018/14084 K.T.: 06.11.2018
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ – TESCİL- TENKİS
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 06.11.2018 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Avukat … ile temyiz edilen davacılar vekili Avukat … geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tenkis isteğine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakanları ….’ın dava konusu 312 ada 41 ve 42 parsel sayılı taşınmazların geldisi olan 12 sayılı parseli 27.12.1972 tarihinde davalı oğlu …’e satış yoluyla temlik ettiğini, mirasbırakanın mal satma ihtiyacı olmadığı gibi temlik tarihinde 18 yaşında olan davalının alım gücünün de bulunmadığını, terekeden satış bedeli çıkmadığını, yapılan temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, çekişmeli taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini, mümkün olmazsa tenkisini istemişlerdir.
Davalı, taşınmazı bedeli karşılığında temlik aldığını, 42 yıl geçtikten sonra dava açılmasının kötüniyetli olduğunu, ayrıca murisin ölümünden sonra tüm mirasçılar arasında tanzim edilen miras taksim sözleşmesi ile davacıların miras haklarını aldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunun kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan …’ın maliki olduğu 312 ada 12 parsel sayılı taşınmazını ( 551 m2’lik Bahçeli Kargir Ev ) 27.12.1972 tarihinde davalı oğlu …’a satış suretiyle devrettiği, 12 sayılı parselin 07.05.2013 tarihinde ifraz edilerek 236,65 m2’lik bahçeli kargir ev niteliğinde 312 ada 41 sayılı parsel ile 300,45 m2’lik arsa niteliğinde 312 ada 42 sayılı parselin oluştuğu, 312 ada 42 sayılı parsel üzerinde 21.01.2014 tarihinde kat irtifakı tesis edilerek 3 ve 4 no’lu bağımsız bölümlerin payına karşılık davalı adına tescil edildiği, 1912 doğumlu mirasbırakanın 1973 yılında ölümü ile geriye mirasçı olarak davacı kızları…’u, …’yı, davalı oğlu Halil İbrahim’i, dava dışı kızları …’yi, ….’yi, …’ü ve kendisinden sonra ölen kızları … ile …’dan olma dava dışı torunlarını bıraktığı kayden sabittir.
Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; mirasbırakanın dava konusu taşınmazları dışında başka taşınmazlarının da bulunduğu, bu taşınmazların incelenmesinde, 428 parsel sayılı 9400 m2’lik tarlanın tamamını, 384 parsel sayılı 19.000 m2’lik tarlanın tamamını, 371 parsel sayılı 38.150 m2’lik tarlanın tamamını, 356 parsel sayılı 10.550 m2’lik tarlanın tamamını, 354 parsel sayılı 9.350 m2’lik tarlanın tamamını, 440 parsel sayılı 5.450 m2’lik tarlanın tamamını ve 442 parsel sayılı 1.332 m2’lik zeytinliğin tamamını mirasçılarına bıraktığı, hatta tüm mirasçıların katılımı ile anılan taşınmazların … 1. Noterliği’nin 11.03.1976 tarihli miras
taksim sözleşmesine konu edildiği, mirasbırakanın geriye bıraktığı taşınmazların azımsanmayacak miktarda olduğu, mirasbırakanın mal kaçırma amacı ile hareket etmesi halinde mal kaçırmak istediği mirasçılarına herhangi bir şey bırakmama ya da daha az mal bırakma amacına uygun hareket etmeye çalışacağı, ne var ki eldeki davada mirasbırakanın bu şekilde hareket etmediği, dinlenen tanık beyanlarından mirasbırakan ile kızları arasında herhangi bir husumetin ortaya konulamadığı, mirasbırakanın bir çocuğunu diğer çocuğuna tercih etmesi için bir nedeninin bulunmadığı, ayrıca 6100 sayılı HMK’nın 190. ve 4721 sayılı TMK’nın 6. maddeleri uyarınca herkesin iddiasını ispatla mükellef olduğu gözetildiğinde davacı tarafın muvazaa iddiasını kanıtlayamadığı, muris muvazaası nedenine dayalı iptal-tescil davalarında herhangi bir hak düşürücü süre ya da zamanaşımı süresinin olmadığında kuşku yok ise de; temlik ve murisin ölüm tarihi üzerinden çok uzun süre geçmesinin eldeki davada olduğu gibi ispat hukuku açısından sorunlar doğurduğu, akitte gösterilen bedel ile keşfen saptanan gerçek değer arasındaki farkın da tek başına temlikin muvazaalı olduğunu göstermeyeceği bir bütün halinde değerlendirildiğinde mirasbırakan tarafından yapılan temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Tenkis yönünden de; mirasbırakanın ölüm tarihine göre Eski Medeni Kanun’un 507/4. maddesi ( 4721 sayılı TMK’nın 565/4. maddesi ) uyarınca mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacının aranması gerektiği ve yukarıda yer verilen açıklamalar uyarınca böyle bir amacın da kanıtlanamadığı anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekir iken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davalı vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.12.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.630.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.11.2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
-KARŞI OY-
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle; davalının mirasbırakanın tek erkek evladı olması, annenin de baskısıyla temlikin yapıldığı, temlik tarihinde davalının 19 yaşında olduğu, olayların en yakın tanığı tarafların kardeşi …’nin beyanına göre; davalının temlik tarihinde askere gitmediği, herhangi bir gelirinin olmadığı taşınmazı alabilecek imkanının bulunmadığı, mirasbırakana akciğer kanseri teşhisi konulduktan ve tedavi imkanı olmadığının tespitinden hemen sonra muvazaalı olarak temlikin yapıldığı gibi dosyada davacı tanıklarının olmamışı olmuş gibi ifade ettiklerini kabule yeterli delil ve olgunun da bulunmadığı gözetilerek temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olduğundan hükmün onanması gerekir. Çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Bir cevap yazın