Ödenmiş bononun fotokopisini verip gerçeğini takibe koymak – Bedelsiz senedi kullanma

T.C.
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu
Esas No:2004/86
Karar No:2004/113

Sanıkların birlikte hareketle, bedeli ödenmiş olan bonoyu katılana iade etmekten kaçınarak yerine sahte olarak düzenleyip pullarını yırtmak suretiyle geçersiz kıldıkları bir bonoyu iade edip, bedelsiz kal-mış olduğunu bildikleri senedi takibe koymak suretiyle bedelini yeniden tahsil ettikleri açıktır. Sanıkların sabit olan bu eylemleri TCY.nın 509/1. maddesinin ikinci cümlesinde düzenlenen “bedelsiz kalmış senedi kullanma” suçuna uymaktadır. Olayda katılan tarafından açığa imza atılmış olan bir belgenin kullanılması söz konusu değildir. Bu nedenle gerek yerleşmiş kararlarda, gerekse öğretide yer alan görüşlere göre, ele geçirilen bir açığa atılmış imzalı belge bulunmaması, bu belgenin hukuken geçerli bir işlem yazılarak kullanılmasının söz konusu olmaması nazara alındığında, artık olayda TCY.nın 509/2. maddesinin uygulanması olanaksızdır.

Resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından sanıklar Mahmut K….. ve Muzaffer Ç…..’nın TCY.nın 64/1. maddesi delaletiyle 342/1, 59 ve ayrıca TCY.nın 5031, 61, 522, 59, 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca sonuç olarak 1’er yıl 8’er ay ağır hapis ve 1.395.834.000’er lira ağır para cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin Yozgat Ağır Ceza Mahkemesince 11.06.2001 gün ve 25-134 sayı ile verilen kararın sanıklar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Cza Dairesince 29.01.2004 gün ve 17204-732 sayı ile;

“Sanıkların, yapılan ödemeye karşın ellerindeki bedelsiz kalan gerçek senedi iade etmeyip, onun yerne sahte olarak düzenledikleri ve anlaşılmaması için de imza ve düzenleme tarihinin bulunduğu bölümü yırttıkları senedi katılana verip, unsurları tamam olan ve yakınanın rızasına aykırı biçimde, hile ile ellerinde bulundurdukları asıl senedi yeniden tahsil için takibe koymak şeklinde gerçekleşen eylemleri-nin, bütün olarak TCK.nun 509/2. maddesi yollamasıyla aynı Kanunun 342/1. maddesine uyan suçu oluşturduğunun gözetilmemesi” isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 16.04.2004 gün ve 105113 sayı ile;

“TCK.nun 509. maddesinde üç suç yer almış bulunmaktadır. Bunlardan birincisi “açığa atılan imzanın suistimali”, ikincisi “bedelsiz kalan senedin kullanılması” üçüncüsü ise “bertakrip ele geçirilen, açığa atılmış imzanın kullanılması” dır.

Yüksek Ceza Genel Kurulunun 02.11.1999-6/259-252 sayılı kararında vurgulandığı üzere TCK.nun 509/2. maddesinin uygulanabilmesi için, geri verilmek veya üzerine kararlaştırılan bir hukuki işlem yazmak üzere ilgilisine teslim edilen ve önceden imzalanmış bulunan boş kağıt, fırsatını bularak imza sahibinin istek ve iradesi dışında ele geçiren sanık tarafından hukuki sonuç yaratacak şekilde doldu-rulmalıdır.

Yüksek Ceza Genel Kurulunun kararı incelendiğinde; öncelikle konumuzu ilgilendiren suçlardan TCK.nun 509. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen “ele geçirilen açığa atılmış imzanın kötüye kulla-nılması” suçunun oluşması için iki ön koşulun gerçekleşmesinin gerektiği görülmektedir. Birinci ön koşulun suça konu belgenin bertakrip olarak ele geçirilmesi, ikinci ön koşulun ise ele geçirilen imzalı, yazısız kağıdın sanık tarafından hukuki hükme haiz olacak şekilde doldurulmasıdır.

Senedi bertakrip olarak ele geçirmede; imza sahibinin rızası ve iradesi dışında bir ele geçirme söz knusudur. Dolandırıcılık, çalma, kaybetme gibi şekillerde failin eline geçmiş olmalıdır. Cebir ve şiddet ile ele geçmesi durumunda ise yağma suçu gündeme gelecektir. Somut olayda suça konu senedin rıza ile verilmesinden sonra borcun ödenmiş olmasına rağmen hile ile alıkonulmasında dolandırıcılık yötemiyle bertakrip ele geçirmeden söz edilebilir mi? Bunun için güveni kötüye kullanmak suçu ile dolandırıcılık suçu arasındaki ayrıma dikkat etmek gerekir. İnancı kötüye kullanmada, geleceğin sanğı, geleceğin mağdurundan, bir akit gereği aldığı şeyi, deyim yerindeyse vekalet yetkilerini aşarak, sahilenme işlemlerine girmek, dolandırıcılıkta ise, haksız çıkar sağlandığı anın sanığı, o anın mağdruna karşı hileli eylemlerde bulunmak suretiyle suç işlemektedirler. Dolandırıcılık suçunun oluşması için hleli davranış, mutlaka şeyi yada haksız çıkarı elde etmeye yönelik olmalıdır. Eğer geçerli ve yasal ziyetlik kurulduktan, yani teslimden sonra, fail, ister şeye sahiplenmek için, ister gizlemek için olsun, özetle onu verme yükümlülüğünden kurtulmak amacıyla hileye başvurmuşsa, eylem inancı kötüye kulanma olacaktır.

Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 25.03.2002 tarih, 2002/1999 E, 2431 sayılı kararında; sahte belgeyi başlangıçta şikayetçiyi hataya düşürmek için değil, sonradan fiilin ortaya çıkmasını geciktimek amcıyla kullanan sanığın eylemini hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak olarak kabul etmiştir.

Somut olayımızda da hile, senedin elde edilmesine değil elde kalmasına yönelik olduğu için bertakrip ele geçirmeden bahsetmek mümkün değildir.

Birinci önkoşulun gerçekleşmediği olayda asli unsurları içerecek şekilde doldurularak imzalı vaziyette müdahil tarafından sanıklara teslim edildiği konusunda uyuşmazlık bulunmayan senedin sanıklar tarfından hukuki hükme haiz olacak şekilde doldurulması söz konusu olmadığı için ikinci ön koşulun-da gerçekleşmediğinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıkça anlaşıldığı görülmektedir.

TCK.nun 509. maddesinin ikinci fıkrasındaki suçun açıklanan nedenlerden dolayı oluşmadığı olayda konumuzu ilgilendiren aynı maddenin 1. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan “bedelsiz kalmış senedin kullanılması” suçunun oluşup oluşmadığının incelenmesinde;

TCK.nun 509. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan “bedelsiz kalmış senedin kullanılması” suçunun oluşması için gerekli 3 ön koşul bulunmaktadır.

Ön koşullardan ilki, hukuki hükme haiz olacak şekilde doldurulmuş ve imzalanmış bir senedin varlığı,

İkincisi, senedin imzayı atan tarafından, önceden ve iradi olarak faile teslim edilmiş olması,

Teslimin iradi olması koşulu, Ceza Kanunumuzun 509. maddesinin 1. fıkrasında yazılı suçu güveni kö-tüye kullanmak cürümüyle benzer kılan husustur. İradeyi fesada uğratan hallerin vukuunda teslim sebest iradeye dayalı olmaması nedeniyle ön koşulun gerçekleştiğinden söz edilemez.

Üçüncü ön koşul ise bedeli ödenen senedin imza sahibine iade edilmeyerek kullanılması,

Somut olayımızda birinci ve üçüncü ön koşulların gerçekleştiği konusunda Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesi ile Cumhuriyet Başsavcılığımız arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamakla birlikte ayrıtıları yukarıda anlatıldığı üzere özet olarak hilenin senedin elde kalmasına yönelik olması nedeniyle uyuşmazlık konusu ikinci ön koşulun gerçekleştiğinin de kabulü gerekmektedir.

Cumhuriyet Başsavcılığımızca iştirak edilmemekle birlikte Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin bozma ilamındaki kabulü doğrultusunda, unsurları tam olacak şekilde doldurulmuş vaziyette müdahil tarafın-dan imzalanarak sanıklara teslim edildiği konusunda uyuşmazlık bulunmayan senedin, sonradan yaplan hile nedeniyle bertakrip olarak ele geçirildiği görüşüne bir an için iştirak edilse dahi TCK.nun 509. maddesinin ikinci fıkrasındaki suçun aşağıda açıklanacak olan nedenlerden dolayı da oluşmaya-cağı açıktır.

TCK.nun 509. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen suçun; sahteciliğin mi, yoksa güveni kötüye kulanmanın bir çeşidi mi olduğu gerek yargı kararlarında gerekse doktrinde tartışılmış, yerleşik biçimde yargısal kararlarda ve hemen tüm yazarlar tarafından öğretide, bu fıkradaki suçun sahtecilik cürmünü oluşturduğu konusunda görüş birliğine varılmıştır.

TCK.nun 509. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinde rıza ile verilen imzalı yazısız kağıdın rıza hilafı-na hukuki hükme haiz olacak şekilde doldurulması, 2. cümlesinde bedelsiz kalan senedin kullanılması, son fıkrasında ise imzalı yazısız kağıdın bertakrip olarak ele geçirilip hukuki hükme haiz olacak şekilde doldurulması müeyyide altına alınmıştır. TCK.nun 509. maddesinin 2. fıkrası ile TCK.nun 509. maddesinin 1. cümlesindeki belgenin rıza harici ele geçirilmesi açıkça düzenlendiği halde, 1. fıkranın 2. cümlesinde yer alan belgenin rıza harici ele geçirilmesinin düzenlendiği konusunda her hangi bir ibarenin yer almadığı görülmektedir. Bu durumda ele geçiriliş yöntemine göre TCK.nun 509. madde-sinin 2. fıkrasında tanımlanan suçun aynı maddenin 1. fıkrasının 2. cümlesinde tanımlanan belgeyi de içerip içermediğinin Kanunsuz suç ve ceza olmaz kuralının sınırları içerisinde kalmak kaydıyla Ceza Hukukunun izin verdiği ölçüde yorum kuralları ile çözümü gerekir.

TCK.nun 1. maddesinde “Kanunun sarih olarak suç saymadığı bir fiil ile kimseye ceza verilemez. Knunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de kimse cezalandırılamaz” hükmü yer almıştır.

“Kanunsuz suç ve ceza olmaz” kuralı Türk Ceza Hukukunda, Devlet ve yargıç karşısında bireylerin “Kamu Hakları”nın güvencesidir.

Doktrinde değerini koruyan bu kural, Anayasamızın (Mad.38) ilkeleri arasına girmiş ve TCK.nun 1. maddesinde de açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu hükmün 1. maddede yer alması bile, kurala verilen önemi gösterir.

Kanunun 1. maddesindeki “sarahaten” kelimesi Türk Ceza Hukukunda “kıyaslama”nın yasak edildiğni gösterir.

Yasasız ceza olamayacağından, suçun cezasının belirlenmiş olması suçların cezalandırılmasına şarttır.

Hukuki hükme haiz olacak şekilde doldurulmuş senedin bertakrip ele geçirilmesini açıkça müeyyide altına almayan TCK.nun 509. maddesinin ikinci fıkrasının somut olayda uygulanması, Türk Ceza Hkukunun kabul etmediği kıyas yöntemini Ceza Hukukuna dahil etmek olduğu gibi, yasa koyucunun iradesine ve yargı kararları ile benimsenen ana ilkelere de açıkça aykırılık teşkil eder. Özellikle sanık aleyhine getirilen hükümlerin hiç bir tereddüde yer vermeyecek şekilde yasada açıkça belirtilmesi grekir.

Suça konu senet üzerinde sanıklar tarafından herhangi bir tahrifatın yapılmamış olması ve TCK.nun 509. maddesinin 2. fıkrasında imzalı ve hukuki hükme haiz olacak şekilde doldurulmuş senedin bertakrip olarak ele geçirilmesinin müeyyide altına alındığına dair herhangi bir ibarenin yer almaması nedeniyle senedin bertakrip olarak ele geçirildiği kabul edilse dahi ele geçirilmiş biçimine göre başka bir suçun oluşabileceği gündeme gelse dahi TCK.nun 509. maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan suçun açıklanan bu nedenden dolayı da oluşamayacağının açıkça anlaşılmış olması nedeniyle,

Yargılamaya konu edilen “rıza ile verilen ve borcun ödenmesinden sonra hile ile elde kalması sağlanan senedin tahsile konularak ihtiyati tedbir kararı alınmasından” ibaret Yerel Mahkemece dolandırıcılık olarak nitelenen eylemin, yukarıda etraflıca açıklanan nedenlerden dolayı TCK.nun 509. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesinde tanımlanan “bedelsiz kalan senedin kullanılması” suçunu oluşturduğunun, yargılamaya konu edilen imza bölümünün yırtılmış olması nedeniyle hukuki değerden yoksun olduğu konusunda tereddüt bulunmayan ancak Yerel Mahkeme tarafından resmi evrakta sahtecilik olarak nitelenen eylemden dolayı da ayrıca beraat kararı verilmesi gerektiğinin kabulü gerekmektedir.” görü-şüyle itiraz yoluna başvurarak Özel Daire bozma kararının kaldırılarak, Yerel Mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

CEZA GENEL KURULU KARARI

Katılan Doğan’ın, sanıklardan Mahmut’dan 1999 yılı Mart ayında bir traktör satın alarak karşılığında sanıklardan Muzaffer tarafından kaleme alınan 4.400.000.000 lira bedelli ve 26.05.1999 vade tarihli bir bono verdiği, daha sonra sanık Mahmut’un, katılanı arayarak, Sungurlu ilçesinde galericilik yapan tanık Zeki Sancak’tan bir traktör aldığını, bononun bedelini bu kişiye ödemesini söylediği, bononun vadesi geldiğinde katılanın, tanık Zeki ile görüşerek bono bedelinin bir miktarını, kalan kısmını da bir süre sonra ödeyerek bononun iadesini talep etmesi üzerine tanık Zeki’nin bonoyu sanık Mahmut’tan istediği, sanık Mahmut’un Zeki’ye pulları iptal edilmiş bonoyu verirken yırtmaya da çalıştığı, tanığın bu duruma engel olarak sanık Mahmut’tan aldığı bu bonoyu 14.08.1999 tarihinde katılana yolladığı, katılanın sanık Mahmut ile görüşmeleri sonucunda bu sanığın 25.08.1999 tarihinde ayrıca söz konusu bono nedeniyle alacağı kalmadığına ilişkin katılana yazılı ibraname verdiği, bu arada Satılmış K….. ad-lı bir kişinin vekili tarafından 18.08.1999 tarihinde 26.05.1999 vadeli ve 4.400.000.000 lira bedelli borçlusu katılan Doğan Alerik, alacaklısı sanık Mahmut K….. olan bonoya dayalı olarak ihtiyati haciz kararı alınarak bu kararın infaz edildiği ve 23.08.1999 tarihinde katılana ödeme emri gönderildiği, bi-lahare 24.08.1999 tarihinde de alacaklı Satılmış Karataş’ın alacağını sanık Muzaffer Ç…..’ya temlik et-tiği, tanık olarak dinlenen Satılmış Karataş’ın, bu durumdan haberdar olmadığını, tarafları tanımadığı-nı, vekilinin kendisinden habersiz bu işlemleri gerçekleştirdiğini beyan ettiği, böylece sanıkların birlik-te hareket ederek katılana, daha sonra sahte olarak düzenleyip pullarını yırtmak suretiyle geçersiz kıldıkları bir bonoyu verip daha önce bedeli ödenmiş olan gerçek bonoyu takibe koydukları katılan ve ta-nıkların anlatımları, sanıkların kaçamaklı savunmaları, bonolar üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi ve tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Esasen sanıkların eylemlerinin bu şekildeki oluşumunda Ye-rel Mahkeme, Özel Daire ve Yargıtay C.Başsavcılığının görüşleri arasında bir aykırılık bulunmamak-tadır.

Yerel Mahkemece sanıkların resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılığa kalkışma suçlarından cezalandırılmalarına karar verilen olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık; sanık-ların sabit olan eylemlerinin hangi suç niteliğine uyduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşabilmek için, Türk Ceza Yasasının 509. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında yer alan yasal düzenlemeler, konuya ilişkin yargı kararları ile öğretideki görüşlerin ele alınarak incelenmesinde zorunluluk vardır.

TCY.nın 3038 sayılı Yasa ile değişik 509. maddesinde;

“Bir kimse iade veya muayyen bir suretle istimal etmek üzere kendisine tevdi olunan imzalı ve yazısız kağıda sahibinin zararına olarak hukukça hükmü haiz bir muamele yazar veya yazdırır yahut elinde bedelsiz olarak kalmış olan bir senedi istimal ederse mutazarrır olan kimsenin şikayeti üzerine … cezasına mahkûm olur.

Bu imzalı ve yazısız kağıt esasen kendisine tevdi ve teslim olunmayıp da bertakrib ele geçirerek birinci fıkradaki cürmü işlemiş ise altıncı babın üçüncü ve dördüncü fasıllarında beyan olunan ahkâma göre ceza verilir.” hükmü yer almaktadır.

Görüleceği üzere maddede üç suç yer almış bulunmaktadır. Bunlardan birincisi “açığa atılan imzanın suistimali”, ikincisi “bedelsiz kalmış senedin kullanılması”, üçüncüsü ise “ele geçirilen, açığa atılmış bir imzanın kullanılması”dır.

Konumuzu ilgilendiren suçlardan 509. maddenin 1. fıkrasında yer alan “bedelsiz kalmış senedin kulla-nılması” suçunun unsurları incelendiğinde;

Bu suçun maddi unsuru, failin elinde kalmış bedelsiz bir senedi kullanmasıdır. Senet ne suretle kulla-nılmış olursa olsun suç oluşacaktır.

Ancak, senedin tamamen bedelsiz kalması gerekir, kısmen bedelsiz kalma halinde suç oluşmayacaktır.

Manevi unsur ise cürmi kasttır. Fail, senedin tamamiyle bedelsiz kaldığını bilmeli ve buna rağmen se-nedi kullanmalıdır.

Kaynak Yasada yer almayan bu suç, yasakoyucu tarafından 3038 sayılı Yasa ile TCY.na eklenmiş olup, Adalet Komisyonu raporunda; “bedeli ödenip de istirdat edilmeyen senetlerin bedelsiz kaldıkları halde eshabı aleyhine istimal edilerek izrara kalkışıldığı pek çok hâdis olan hallerden bulunduğu cihetle, böyle bedelsiz kalan bir senedin istismalinin de cezayı müstelzim bir hareket olduğu tespit edilmiş ve 509. madde bu maksada göre tâdil olunmuştur.” denmiştir. Görüldüğü gibi, bedelsiz kalmış olan senedin kullanılması, inancı kötüye kullanma suçunun özel bir türü olarak düzenlenmiştir.

Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren suçlardan 509. maddenin 2. fıkrasında düzenlenen “ele geçirilen, imzalı yazısız kağıdı kullanmak” suçunu inceleyecek olursak;

Ceza Genel Kurulumuzun 01.05.2001 gün ve 70-77 sayılı ve 02.11.1999 gün ve 259-252 sayılı kararında vurgulandığı üzere, bu fıkranın uygulanabilmesi için, geri verilmek veya üzerine kararlaştırılan bir hukukî işlemi yazmak üzere ilgilisine teslim edilen ve önceden imzalanmış bulunan boş kağıdın, imza sahibinin istek ve iradesi dışında fırsatını bularak ele geçiren sanık tarafından hukukça geçerli bir hale getirilmesi ve hukukî bir sonuç doğurması gerekir. Diğer bir anlatımla, ele geçirilen imzalı fakat yazısız kağıt sanık tarafından doldurulmalı, hukukî sonuç yaratacak bir duruma getirilmelidir.

Bu suçun faili, imza sahibi tarafından kendisine tevdi edilmemiş olan imzalı ve yazısız bir kağıda, imza sahibinin rıza ve muvaffakati dışında herhangi bir suretle zilyet olarak hukukça hükmü haiz işlem yazan veya yazdıran kişidir. 509. maddenin 2. fıkrasına göre, bu suç failleri hakkında altıncı babın üçüncü ve dördüncü fasıllarında açıklanan hükümlere göre ceza verilir. Kanunumuzun altıncı babının üçüncü faslında “Evrakta sahtekârlık”, dördüncü faslında ise “Hüviyet cüzdanı ve Nüfus Tezkeresi, Pasaport, Ruhsatname, İlmuhaber, Şahadetname ve Beyannamelerde Sahtekârlık” suçları düzenlenmiş-tir.

Açığa imzayı taşıyan kağıt, imza eden tarafından teslim edilmeyip de herhangi bir bahane ile, fırsatını bularak (bertakrib) ele geçirildikten sonra buna hukuken geçerli bir işlem yazıldığı takdirde evrakta sahteciliğin bir türü mü yoksa güveni kötüye kullanmanın bir çeşidinin mi gerçekleşeceği gerek yargı kararlarında gerekse doktrinde tartışılmış, yerleşik biçimde yargısal kararlarda ve hemen tüm yazarlar tarafından ise öğretide, sahtecilik cürmünün oluşacağı kabul edilmiştir.

Nitekim Ceza Genel Kurulumuz 06.03.1989 gün ve 88-285 sayılı kararında, TCY.nın 342. maddesine muhalefet onuncu babda sayılan suçlardan olmadığı için, 509/2. madde delaletiyle 342. maddenin uy-gulandığı hallerde, 522. maddenin uygulanamayacağını belirtmekle, TCY.nın 509/2. maddesinde ön-görülen, kendisine tevdi olunmayan imzalı yazısız kağıdı rıza dışı fırsatını bularak ele geçirip hukukça geçerli bir belge haline getirme eyleminin sahtecilik suçu niteliğinde olduğunu kabul etmiştir.

Öğretide Sulhi Dönmezer ; “…… tercih ettiğimiz görüş ise bu hükümle sadece cezaya değil ve fakat aynı zamanda 342. maddenin bütününe yollama yapılmış bulunduğudur. Kanun koyucu için sadece ce-zaya atıf yapmak için 509. maddeye atıf yapılmasına gerek yoktur; kanun koyucu kulağı tersten göste-recek yerde 342. maddedeki cezayı buraya aynen nakledebilirdi.

O halde atıf bir tür uyarı niteliğindedir; bu gibi hallerde inancı kötüye kullanma değil sahteciliğin söz konusu olduğuna işaret edilmek ve böylece duraksamalar kaldırılmak istenmiştir.

Kaldı ki, burada söz konusu olan suçun yapısı inancı kötüye kullanmadan çok farklıdır; suçun ön şartı şeyin, asıl malik yada zilyedi tarafından suçluya önceden tevdi olunmasıdır. Burada ise herhangi bir tevdi yoktur; imzalı boş kağıt, imza sahibinin iradesine aykırı olarak ele geçirilmektedir.” (Sulhi Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, 16. bası, sh. 526)

Sahir Erman ; “Açığa imzayı taşıyan kağıt faile verilmiş olmalıdır. Bu itibarla fail, başkasına verilmiş olan böyle bir kağıdı dolduracak olsa, söz konusu suçu değil tamamen veya kısmen sahte resmi veya özel evrak tanzim etmek cürmünü işlemiş olur.

Bu ön şarttan anlaşılmıştır ki, böyle bir “verme”nin bulunmadığı bütün hallerde, açığa imzayı taşıyan kağıt failin eline geçmişse, bu ele geçme “bertakrib” vuku bulmuş sayılır ve fail hakkında, 509. mad-denin 2. fıkrası uyarınca evrakta sahtekârlığa ilişkin hükümler uygulanır.” (Sahir Erman, Sahtekârlık Suçları, İstanbul-1987, sy. 570)

Ayhan Önder ; “509. maddenin 2. fıkrasında………fail hakkında belgenin niteliğine göre resmi veya özel evrakta sahtekârlık suçunun cezasının verileceği gösterilmiştir. Belirtelim ki, emniyeti suistimal cürümlerinin düzenlendiği fasıl içinde Kanunumuzun tespit ettiği bu suç tipine yer veren herhangi bir yabancı kanuna rastlamadık. Failin, imzalı boş kağıdı zarar görenin iradesi -boş kağıt itimat ilişkisi dı-şında failin elinde olsa dahi- dışında hukukça hükmü haiz bir senet haline getirmesi evrakta sahtekârlıktır.” (Ayhan Önder, Şahıslara ve Mala Karşı Cürümler, sy. 431)

Faruk Erem ise ; “Açığa imzalı kağıt, faile, imza sahibi tarafından değil, üçüncü bir şahıs tarafından imza sahibinin muvaffakatı olmaksızın “tevdi” edilmişse suç sahtekârlıktır.”(Faruk Erem, Ümanist Doktrin Açısından Türk Ceza Hukuku, 3. bası, Ankara-1985, sy. 730) diyerek, TCY.nın 509/2. madde-sinde yazılı suçun “sahtecilik” suçu olduğu yolunda benzer görüşler ileri sürmüşlerdir.

Gerek açıklanan yargısal kararlarda vurgulanan gerekse yukarıdaki alıntılarda belirtilen ve öğretide geniş katılım bulan görüş doğrultusunda, TCY.nın 509/2. maddesinde yazılı suç, niteliği itibariyle bir sahtecilik suçu olup, koruduğu hukuki yarar belgeye duyulan güvendir. Sahtecilik suçu olmasının doğal sonucu olarak da, mala karşı suçlarda ortak hükümler olan TCY.nın 522, 523 ve 524. maddelerinin bu suç failleri hakkında uygulanması olanağı bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;

Sanıkların birlikte hareketle, bedeli ödenmiş olan bonoyu katılana iade etmekten kaçınarak yerine sahte olarak düzenleyip pullarını yırtmak suretiyle geçersiz kıldıkları bir bonoyu iade edip, bedelsiz kal-mış olduğunu bildikleri senedi takibe koymak suretiyle bedelini yeniden tahsil ettikleri açıktır. Sanıkların sabit olan bu eylemleri TCY.nın 509/1. maddesinin ikinci cümlesinde düzenlenen “bedelsiz kalmış senedi kullanma” suçuna uymaktadır. Olayda katılan tarafından açığa imza atılmış olan bir belgenin kullanılması söz konusu değildir. Bu nedenle gerek yerleşmiş kararlarda, gerekse öğretide yer alan görüşlere göre, ele geçirilen bir açığa atılmış imzalı belge bulunmaması, bu belgenin hukuken geçerli bir işlem yazılarak kullanılmasının söz konusu olmaması nazara alındığında, artık olayda TCY.nın 509/2. maddesinin uygulanması olanaksızdır.

Bu itibarla haklı nedenlere dayanan Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul Üyeleri ise, “Sanıkların suça konu bonoyu hile ile ellerinde bulundurmak suretiyle bertakrip ele geçirdikleri sabittir. Bu itibarla Özel Daire bozma kararı haklı nedenlere dayanmakta olup, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.” görü-şüyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 29.01.2004 gün ve 17204-732 sayılı kararının KALDIRILMASINA, Yozgat Ağır Ceza Mahkemesinin 11.06.2001 gün ve 25-134 sayılı hükmünün suç niteliğinin belirlemesindeki isabetsizlik nedeniyle BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 11.05.2004 günü oyçokluğu ile karar verildi.

Bir cevap yazın