SADECE HAKSIZ İCRA TAKİBİ YAPILMASININ İÇ HUZURU BOZACAK NİTELİK ELİKTE OLMADIĞI

Özet: Takibin haksız olduğu anlaşılmakla birlikte, davalının ağır kusurlu ve kötüniyetli olduğu sabit değildir. Davalı tarafından davacı aleyhine sadece haksız icra takibi yapılması, davacının iç huzurunu bozacak nitelikte bir olgu değildir. Manevi tazminat koşullarını düzenleyen Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesine göre davalının bu haksız eylemi kişinin sosyal, fiziki ve kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak da kabul edilemez. Ayrıca davacının haksız takip nedeniyle ağır manevi zararı da oluşmamıştır. Şu durumda mahkemece, manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekir

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
E: 2016/9905
K: 2018/6408
K.T.: 22.10.2018
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 22/05/2015 gününde verilen dilekçe ile haksız icra takibi nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 10/03/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, haksız icra takibi nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, dava dışı kişilerin kiracı, davalının ise kiralayan olarak akdettikleri kira sözleşmesini kefil olarak imzaladığını, davalıya teminat senedi verildiğini, davalının sözleşme süresinde bu senedi haksız şekilde icra takibine koyduğunu, ihtirazı kayıtla borcu ödediğini, haksız ödenen paranın iadesi için açtığı davanın kabul edildiğini, hakkında haksız olarak başlatılan icra takibinin kendisini üzdüğünü ve rencide ettiğini belirterek uğradığı manevi zararın giderilmesini istemiştir.
Davalı, kiracıların senede konu olan bedeli ödünç olarak elden aldığını, davacının da kefil olduğunu, senet üzerinde depozito senedi olduğuna dair bir ibare bulunmadığını, evin sözlemeye aykırı şekilde eksikliklerle teslim edildiğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacının haksız icra takibinden dolayı üzüntü yaşadığı, iş arkadaşlarından borç almak zorunda kaldığı, kişilik haklarının rencide olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Somut olayda; takibin haksız olduğu anlaşılmakla birlikte, davalının ağır kusurlu ve kötüniyetli olduğu sabit değildir. Davalı tarafından davacı aleyhine sadece haksız icra takibi yapılması, davacının iç huzurunu bozacak nitelikte bir olgu değildir. Manevi tazminat koşullarını düzenleyen Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesine göre davalının bu haksız eylemi kişinin sosyal, fiziki ve kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak da kabul edilemez. Ayrıca davacının haksız takip nedeniyle ağır manevi zararı da oluşmamıştır. Şu durumda mahkemece, manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 22/10/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın