SANIĞIN FAZLA ÜRKEK OLMASININ MALI TESLİME YÖNELTMESİ NEDENİYLE YAĞMA SUÇUNUN OLUŞMAYACAĞI

Özet: Sanığın eyleminin, yağma suçunun oluşması için gereken tehdit veya cebir unsurlarını içermediği, sanığın elinde bulunan baliyi koklamasının tek başına katılanın vücut dokunulmazlığına yönelik tehdit olarak değerlendirilemeyeceği, ancak sanığın, katılana ait cep telefonu ve müzik çaları onun rızası dışında alması eyleminin bir bütün hâlinde hırsızlık suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
T.C.
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu

E: 2017/1175
K: 2018/518
K.T.: 13.11.2018
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 1-89
Sanık …’un TCK’nın 148/1, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 13.12.2011 tarihli ve 156-326 sayılı hükmün, sanık müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 18.11.2015 tarih ve 27279-45418 sayı ile;
“…Bir başkasının, kendisinin veya yakının hayatına, vücut ve cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da mal varlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişinin eylemi yağma suçunu oluşturur. Malın alınması veya verilmesini temin için zilyedin üzerinde cebir ve tehdit kullanılmakta, bu cebir ve tehdit karşısında mağdurun başka bir seçeneği kalmamaktadır.
Kendisini apartman girişine kadar takip eden bir elinde bali poşeti bulunan diğer eli ise cebinde olan sanığın yakınana hitaben ‘üzerinde ne var’ sorusu üzerine korkup paniğe kapılarak cebindeki müzik çalar ile cep telefonunun sanığa verdiği somut olayda, malın teslimi sırasında yağma suçunda aranan boyutta objektif nitelikteki ciddi, korkutucu seviyede cebir/tehdit içeren söz veya hareket bulunmadığı, salt yakınanın kendi iç dünyasındaki korku ve endişesiyle malın teslimine yöneldiğinin anlaşılması karşısında, sanığın hırsızlık suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken suçun vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 14.04.2016 tarih ve 1-89 sayı ile;
“…Somut olayda; baly kullanan, elini cebine atmış, ne varsa isteyen sanığın, oluşturduğu olumsuz kişiliğini baskı ve korkutma unsuru olarak kullanıp, bu yönlerini bilen yaşı küçük olan mağdurdan manevi cebirle üzerindekileri istemesi, mağdurun da sanığın olumsuz kişiliğinden korkarak kendisine zarar vereceği endişesiyle istemeyerek üzerindekileri vermeye kendini mecbur hissetmesi nedeniyle eyleminin bütünüyle TCK’nın 148/1. maddesinde tanımlanan yağma suçunu oluşturduğu…” gerekçesiyle direnerek sanığın önceki hükümdeki gibi yağma suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir.
Direnme kararına konu hükmün de sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.04.2017 tarihli ve 205728 sayılı “onama” istekli tebliğnamesiyle dosya, 6763 sayılı Kanun’un 36. maddesiyle değişik CMK’nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 05.12.2017 tarih ve 2202-5555 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin yağma suçunu mu yoksa hırsızlık suçunu mu oluşturduğunun tespitine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Katılan …, 12.05.2011 tarihinde ikametine gittiği sırada bahçenin girişinde, elinde bulunan poşetteki maddeyi koklayan erkek bir şahısla karşılaştığını, bu şahsın, arkasından hızlıca gelerek sağ eli cebinde bulunur vaziyette “Ne var” diye sorduğunu, bunun üzerine cebindeki müzik çalarını bu kişiye verdiğini, “Başka ne var” diye sorduğunda da cep telefonununu verdiğini iddia ederek annesi … ile birlikte aynı gün Esat Polis Merkezi Amirliğine başvurup şikâyetçi olduklarını belirtmesiyle soruşturmanın başlatıldığı,
13.05.2011 tarihli tutanakta; Sanığın olay tarihinden bir gün sonra polis merkezine gelerek katılan …’a ait cep telefonunu kendisinin aldığını ve teslim olmak istediğini beyan etmesine rağmen teşhis işleminin gerçekleştirilemediğinin belirtildiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan … kollukta; olay günü saat 19.30 sıralarında ikametinin bulunduğu binaya girmek üzereyken bahçenin girişinde elinde bulunan poşetteki maddeyi koklayan erkek bir şahsın arkasından hızlıca gelerek sağ eli cebinde bulunur vaziyette kendisine “Ne var” diye sorduğunu, bu kişinin kendisinden bir şey istediğini anladığını ve sağ cebinden müzik çaları çıkartıp sanığa verdiğini, müzik çaların kulaklığını kendisine iade eden sanığın “Başka ne var” dediğini, bunun üzerine cep telefonunu da çıkarıp verdiğini, bu kişinin kendisinin içeri girmesine müsaade edip kapıyı kapatmasını istediğini,
Mahkemede farklı olarak; olay nedeniyle tanıdığı sanığın, apartmana girerken arkasından gelerek kapıyı tutup içeri girdiğini ve “Üzerinde ne var” diye sorduğunu, kendisinin de müzik çalar ve cep telefonu olduğunu söylediğini, sanığın elinin montunun cebinde olduğunu ve silah varmış gibi durduğunu, sanıkta, silah olabileceğini düşünerek korktuğu için cep telefonunu ve müzik çalarını verdiğini, sanığın elinde bıçak, tabanca ya da delici kesici bir şey görmediğini, 400-500 TL arasında zararının olduğunu ve bu zararının ödenmediğini,
Katılan … kollukta; oğlu olan katılan …’ın evin giriş kapısını açtığı sırada elindeki poşette bulunan baliyi çeken sanığın gelip müzik çaları aldığını, üzerinde başka ne olduğunu sorduğunda katılan …’ın sanığın durumundan korkup cep telefonunu da verdiğini, ardından katılan …’ın ikamete girip kendisine olayı anlattığını,
Mahkemede farklı olarak; katılan …’ın apartman içine girdiğinde sanığın da içeride olduğunu, sanığın “Elindekini ve kulağındakini ver” demesi üzerine katılan …’ın korkarak müzik çalar ve cep telefonunu verdiğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık … kollukta; uyuşturucu bağımlısı olduğunu, olay günü saat 19.30 sıralarında uyuşturucu hap kullanmış vaziyette aynı zamanda da bali çekerek amaçsız ve ne yaptığını bilmez şekilde gezerken Bardacık Sokak No:3 önünde duran katılan …’ı gördüğünü, yanına yaklaşıp “Telefonunu ver” dediğini, katılan …’ın da telefon ve müzik çalarını kendisine verdiğini, bu eşyaları 150 TL’ye satarak uyuşturucu aldığını, katılan …’dan zorla bir şey istemediğini ve buna yönelik bir harekette bulunmadığını, sadece elindekini vermesini söylediğini, aldığı uyuşturucunun etkisiyle böyle bir şey yaptığını,
Sorguda farklı olarak; katılanı apartmana girerken gördüğünü ve takip ettiğini, katılan apartmana girince onun peşinden kendisinin de girdiğini,
Mahkemede; bali çekerken katılan … ile karşılaştığını, ihtiyacı olduğu için kendisinden cep telefonunu ve kulaklığını istediğini, katılan …’ın da verdiğini, katılan …’a zor kullanmadığını, tehdit de etmediğini,
Savunmuştur.
5237 sayılı TCK’nın “Yağma” başlıklı 148. maddesinde; “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmeye yer verilmiştir.
Madde gerekçesinde; “Madde metninde yağma suçunun temel şekli tanımlanmıştır. Hırsızlık suçunda olduğu gibi, yağma suçunda da, taşınır malın alınmasıyla ilgili olarak zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Ancak, hırsızlık suçundan farklı olarak, bu suçun oluşabilmesi için, mağdurun rızasının, cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçu açısından tehdidin, kişiyi, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle yapılması gerekir. Yağma suçu, cebir kullanılarak da işlenebilir. Ancak bu cebrin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama boyutuna ulaşmaması gerekir.
Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir. Bu nitelikte olmayan bir cebir veya tehdit, sırf mağdurun normalden fazla ürkek olması nedeniyle, malı teslim etmeye veya alınmasına yöneltmişse, yağma suçundan söz edilemez ve fiilin hırsızlık olarak nitelendirilmesi gerekir.” açıklamasına yer verilmiştir.
149. maddede de yağma suçunun; “Silâhla, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle, birden fazla kişi tarafından birlikte, yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, gece vakti, var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla” işlenmesi nitelikli hâl olarak kabul edilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.
Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.
Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan, birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi özgürlüğü, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuksal değerlerdir.
Yağma suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın, elinde bulunduran kişiden cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle alınması veya mağdurun malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılınması gerekir. Cebir ya da tehdit, bir kişiyi malını teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak amacıyla yapılmalıdır. Cebir ya da tehdidin belirtilen amaçla ve bu şekilde gerçekleştirilmesi, yağmayı mal varlığına karşı işlenen diğer suçlardan ayırmaktadır.
Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Yağma suçunun oluşabilmesi için, baştan beri yağma amacıyla hareket eden failin, eylemin başında veya ortasında cebir veya tehdit kullanmasının bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan cebir veya tehdidi kullanmasıdır.
Yağma suçu, bir kişinin malını cebir veya tehdit kullanarak almak suretiyle işlenmiş sayılacağından, unsurları itibarıyla hem zilyetliğe, hem de kişi hürriyetine yönelik bir suçtur. Ancak kişi hürriyetine yönelen saldırı, mal aleyhine işlenen suçun gerçekleşmesi bakımından bir araç niteliğinde bulunduğundan, bu suç sonuç itibariyle “mal aleyhine” işlenen bir suçtur.
Uyuşmazlık konusu ile ilgili ikinci suç olan hırsızlık, 5237 sayılı TCK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasında da; “Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma” olarak tanımlanmıştır.
TCK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasında sözü edilen zilyetlik kavramı 4721 sayılı Medeni Kanunumuzun 973. maddesinde; “Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir” şeklinde açıklanmış, asli ve fer’i zilyetlik ise aynı kanunun 974. maddesinde; “Zilyet, bir sınırlı aynî hak veya bir kişisel hakkın kurulmasını ya da kullanılmasını sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse, bunların ikisi de zilyet olur. Bir şeyde malik sıfatıyla zilyet olan aslî zilyet, diğeri fer’î zilyettir” biçiminde tanımlanmıştır.
Hırsızlık suçu ile korunan hukuki yarar mülkiyet hakkı ile birlikte zilyetliktir. Kanunda “zilyet” kelimesi ile “başkasına ait” olma kelimesi aynı anda kullanılmıştır. Bu şekilde kanun koyucu, iki farklı hukuki duruma aynı anda yer vererek hırsızlık suçunda zilyetlik ile mülkiyeti ayırmış, her ikisini de koruma altına almıştır. Zilyetliğin hukuka uygun ya da aykırı şekilde tesis edilmiş olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Bunun sonucu olarak malı çalarak zilyetliği ele geçiren kişinin elinden de malın çalınması hâlinde hırsızlık suçu oluşabilecektir.
Suçun maddi konusu ise başkasına ait taşınır maldır. Bu nedenle malın malikinin bu suçun faili olması mümkün değildir. Suçun mağduru ise malik olabileceği gibi zilyet de olabilir. Çalınan mal, malikin elinden alınmış ise mağdur, malın malikidir. Zilyedin elinden alınmışsa mağdur zilyet, malik ise suçtan zarar görendir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Katılan …’ın, 12.05.2011 tarihinde ikametine gittiği sırada bahçenin girişinde elinde bulunan poşetteki maddeyi koklayan sanıkla karşılaştığı, sanığın arkasından hızlıca gelerek sağ eli cebinde bulunur vaziyette “Ne var” diye sorduğu, bunun üzerine katılan …’ın cebindeki müzik çaları, sanığın “Başka ne var” diye sorduğunda ise cep telefonunu verdiği olayda; sanığın, müzik çalar ve cep telefonunu almak için katılan …’na yönelik cebir kullanmamasına, ayrıca katılanın hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit içeren bir söz sarf etmemesine rağmen katılanın, kendisinden yaşça büyük, bir eli cebinde olan ve diğer elindeki poşette bulunan maddeyi koklayan sanıktan, orantısız şekilde etkilenip, sanığın cebinde silah olduğunu ve kendisine zarar verebileceğini düşünerek müzik çalarını ve cep telefonunu sanığa verdiğinin anlaşılması ve yağma suçunun düzenlendiği TCK’nın 148. maddesinin gerekçesinde de “…Sırf mağdurun normalden fazla ürkek olması nedeniyle, malı teslim etmeye veya alınmasına yöneltmişse, yağma suçundan söz edilemez ve fiilin hırsızlık olarak nitelendirilmesi gerekir.” şeklinde açıklamanın bulunması karşısında; sanığın eyleminin, yağma suçunun oluşması için gereken tehdit veya cebir unsurlarını içermediği, sanığın elinde bulunan baliyi koklamasının tek başına katılanın vücut dokunulmazlığına yönelik tehdit olarak değerlendirilemeyeceği, ancak sanığın, katılana ait cep telefonu ve müzik çaları onun rızası dışında alması eyleminin bir bütün hâlinde hırsızlık suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme kararına konu hükmün, sanığın eyleminin hırsızlık suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi …;
“Çoğunluk görüşü sanığın hareketlerinde yağma eyleminin cebir/tehdit unsurunun oluşmadığını çünkü yağma suçunda aranan boyutta objektif nitelikteki ciddi, korkutucu seviyede cebir/tehdit içeren söz veya hareket bulunmadığı, salt yakınanın kendi iç dünyasındaki korku ve endişesiyle malın teslimine yöneldiği bu sebeple hırsızlık suçunun oluştuğunu kabul etmiştir.
Çoğunluk görüşüyle yağma suçunda aranan boyutta objektif nitelikteki ciddi, korkutucu seviyede cebir/tehdit içeren söz veya hareket olması konusunda görüş ayrılığımız yoktur. Görüş farklılığımız somut olayın yorumlanmasından kaynaklanmaktadır.
Somut olayda mağdur akşam üzeri okuldan evine dönen bir çocuktur, sanıkla apartmanın bahçe kapısında karşılaşmış elindeki baly torbasını kokladığını görmüş apartman kapısına yöneldiğinde sanığında peşinden geldiğini hissetmiş içeri doğru girerken sanığın hamle yaparak kapıyı tutması ile birlikte mağdurla beraber içeri girdikleri böylece dış dünyadan tecrit edildikleri sırada bir elinide montunun cebinde şişkince tutmak süretiyle tehditkar şekilde ‘neyin var’ demesi üzerine korkan mağdurun cep telefonunu ve MP3 çalarını sanığa teslim ettiğinin anlaşılmasına göre;
Basında sık sık baly çeken veya uyuşturucu etkisinde bulunan kişilerin karıştıkları yaralama, öldürme ve yağma olaylarının gündem oluşturduğu ortamda normal bir insanın bu kişilerden korkması kendini tehdit altında hissetmesi kaldı ki olayımızın mağdurunun çocuk olmasının bu tehditi daha yoğun hissetmesine yol açacağı buna göre sanığın eyleminin yağma suçunu oluşturacağından çoğunluğun görüşüne katılınmamıştır.” düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.04.2016 tarihli ve 1-89 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığın eyleminin hırsızlık suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 30.10.2018 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 13.11.2018 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Bir cevap yazın