Vergi Davası Kazanma Stratejileri

Vergi mahkemesinde yapılan yargılamada kamu hukuku kuralları uygulansa da muhakeme faaliyetini başlatan işlem tıpkı özel hukuk davalarında olduğu gibi davacının dilekçesidir. Bu nedenle dava dilekçesi vergi yargısı ile istenen sonucun gerçekleşmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Davadan beklenen neticesinin gerçekleşmesi ise özellikle yürütmenin durdurulması istemli davalarda dava dilekçesinde yer verilen itirazların mahkemece dikkate değer bulunmasına ve mahkemeyi harekete geçirmesine bağlıdır.

Vergi yargısında yazılı yargılama geçerli olduğundan duruşma davacı istemediği sürece yapılmaz. Herhangi bir engel olmamakla birlikte hakimlik yaptığım süre zarfında hiçbir mahkemenin olayı çözmek için kendiliğinden duruşma yaptığını görmedim. Bunun nedeni muhakeme argümanlarının yazılı olması ve kararın yazılı delillere dayanacak olmasıdır. Tanığın dahi dinlenilemediği bir duruşmada ileri sürülecek itirazlar zaten dosyada bulunan belgelerin teyiti olacaktır. Bu nedenle bir dava duruşmasından beklenecek sonuç idari yargı açısından geçerli olmadığından davacının isteklerini, itirazlarını, savunmasını ve menfaatini birinci ve ikincisi dilekçe belirleyecektir. Dolayısıyla dilekçedeki anlatım ve dilekçenin konusu oldukça önemlidir.

Dava açarken yapılan hatalardan ilki hakimin sanki olayın tarafıymış gibi, tüm yaşanan sürece tanık olmuş gibi bir anlatım tarzı benimsenmesidir. Bu oldukça yanlıştır. Böyle bir anlatım hakimi daha davanın başında sıkmakta ve davacı tarafından ileri sürülecek itirazların dikkate alınmamasına yol açabilmektedir. Bu nedenle dilekçeye başlarken olayın kısa özetine yer verilmeli ve gelinen aşama aktarılmalıdır. Olayın en önemli kısmı dahi olsa anlatıma ortadan başlanması ihtilafın çözümüne katkı sağlamayacaktır.

İkinci hata ise hukuki sebeplerin yani mevzuat parçalarının doğrudan dava dilekçesine aktarılmasıdır. Bu öyle yaygındır ki bazı davacılar hukukun genel ilkelerinden başlayıp özel hukuk da dahil diğer tüm mevzuatlarla birlikte ilgili ilgisiz bir çok düzenlemeye dilekçelerinde yer vermektedir. Davacı için davanın hayati olduğunu, dilekçeye gereken özenin verildiğini, araştırma yapıldığını göstermek için ya da yazılacak pek fazla itiraz bulunmadığı ya da doğru araştırma yapılmadığı zaman böyle bir dilekçe kaleme alınmaktadır. Hacmi oldukça geniş ve anlamsız içeriğe sahip bir dilekçe ile davanın başlaması davacının istemlerinin geri itilmesine ve davanın seyrinin olumsuz etkilenmesine açabilir. Bu nedenle dava dilekçesinde ister ilgili ister ilgisiz olsun, gereksiz düzenlemelere yer verilmesi davacı açısından olumsuz sonuçlara veya gecikmelere yol açabilir. Hakimin anlamadığı, sıkıldığı veya çözmek istemediği bir dosyayı ötelemesi muhtemeldir.

Yapılan bir diğer hata ise dava dilekçesi ile birlikte ilgisiz evrak eklenmesi veya ilgisiz olaya dilekçede yer verilmesidir. Olayın çözümüyle ilgisiz olan vesikalar, olaylar ve anlatımlar davadan beklenen sonucun gerçekleşmesini engellemektedir. Uyuşmazlığın özü ve çözümü ne ise bu yöndeki belgelerin eklenmesi ya da hakimi bu belgeleri araştırma sevk etmek davacının işini kolaylaştırır. Bu nedenle davayı açmadan önce toplanan belgelerin yargılama faaliyetine katkısı olup olmadığı tetkik edilmelidir. Örneğin ödeme emrinin iptali istemiyle açılan bir davada yoklama fişlerini dosyaya ibraz etmenin ve dilekçede bahsetmenin anlamlı olduğu söylenemez.

Tüm bu anlatılanlar yanında başka hataların yapıldığı da görülmektedir. Dilekçede kullanılan yazı stili, anlamsız şekilde altı çizilmiş cümleler, istemlerin belirgin ve idari yargı tekniği açısından kabul edilemez oluşu, davayı uzatacak talepler vs. dava dilekçesinde yapılan diğer hatalardır. Yine ikinci dilekçenin yerine göre verilmemesi davayı hızlandırabilecekken verilmesinin tercih edilmesi yalnız davayı uzatacaktır. Çünkü birinci dilekçenin tekrarından ibaret olacak ikinci dilekçenin karşı taraf açısından cevap hakkı doğurması dışında hiçbir anlamı bulunmamaktadır.

Sonuç olarak yalın dilekçeler özellikle hakkında yerleşik içtihat bulunmayan yargılamalarda davacının istediği neticeyi elde etmesinin temelini oluşturur. Bu nedenle yoruma açık, sık sık değişen geniş bir mevzuata sahip vergi yargısında yalın bir dilekçe ile davanın açılması, olay ile mevzuatın davacının istemine uygun değerlendirilerek hakime yol gösterilmesi ve istemlerin muğlak olmaması yargılamanın seyrini belirlemede önemli rol oynamaktadır.

Ödeme Emrine Dava Açma Süresinin Zorlayıcı Nedenlerle Kaçırılması Halinde Dava Açılabilir Mi?

Vergi Usul Kanunu’nun 15. maddesinde mücbir sebeplerden herhangi birinin bulunması halinde bu sebep ortadan kalkıncaya kadar sürelerin işlemeyeceği kabul edilmiştir. Kanunun 13. maddesinde ise, mücbir sebepler vergi ödevlerinden her hangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk; vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olacak yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler; kişinin iradesi dışında vukua gelen mecburi gaybubetler; sahibinin iradesi dışındaki sebepler dolayısıyla defter ve vesikalarının elinden çıkmış bulunması
gibi haller örneklendirme yapılarak sayılmıştır. Örneklendirme usulü ile sayım metodu yapılması yasada yer verilmeyen mücbir sebep hallerinin de dikkate alınabileceği anlamına gelmektedir.

Mücbir sebepler nedeniyle işlemeyecek olan süreler Vergi Usul Kanunu ile vergi kanunlarında (Gümrük Kanunu hariç) yer verilen sürelerdir. Örneğin KDV beyannamesi verme süresi, defter ve belge ibraz etme süresi, iş yeri açma bildirimi süresi bunlara örnek gösterilebilir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda ise vergi yargılamasına ilişkin sürelerle ilgili özel düzenlemelere yer verilmiştir. Bu nedenle vergi davası açma süresi konusunda bu kanundaki kurallar geçerli olacaktır. Bunun yanında kanunda dava açma süresinin hesaplanmasında Vergi Usul Kanunu’na spesifik bir yollamada bulunmadığından ve 2577 sayılı Kanun’da mücbir sebeplerle ilgili bir düzenleme de olmadığından Vergi Usul Kanunu’nda yer alan mücbir sebepler vergi yargılamasına ilişkin dava açma, savunma verme, ara kararına cevap verme gibi sürelerin hesabında  etkili olmayacaktır. Bu nedenle örneğin tarhiyata veya ceza kesme işlemine karşı açılacak bir dava mücbir sebep nedeniyle de olsa 30 gün içerisinde açılamamışsa bunun davacı açısından süre uzatıcı herhangi bir hak doğurması mümkün değildir.

Öte yandan her vergi davasına ilişkin dava açma süresi 2577 sayılı Kanun’da düzenlenmemiştir. Bunlardan en önemlisi, 6183 sayılı Kanun’un 58. maddesine göre bir ödeme emrine karşı dava açma süresi 15 gün olarak belirlenmiştir. Bu nedenle 6183 sayılı Kanunda yer alan özel düzenlemenin önceliği kuralı gereği genel kanun niteliğinde olan 2577 sayılı Kanun’da yer verilen 30 günlük dava açma süresi dikkate alınmayacaktır.

6183 sayılı Kanun’un 8. maddesinde ise hilafına bir hüküm bulunmadıkça bu kanunda yazılı müddetlerin hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında Vergi Usul Kanunu hükümlerinin tatbik olunacağı düzenlemesine yer verilmiştir. Yukarıda da yer verdiğimiz üzere mücbir sebeplerin bulunması halinde sürelerin işlememesi ise Vergi Usul Kanunu kapsamına ilişkindir. Dolayısıyla 6183 sayılı Kanun’un 8. maddesinin yaptığı atıf ile bu düzenleme 6183 sayılı Kanun kapsamında yer alan süreler bakımından da geçerli olacaktır. Bunun bir sonucu olarak ödeme emri için öngörülen 15 günlük dava açma süresinin hesabında mücbir sebepler etkili olacaktır.

Tüm bu anlatılanlar karşısında örneğin ağır hastalık nedeniyle ödeme emrine karşı dava açma süresi kaçırılmışsa, bu zorlayıcı sebebin malum olması veya ilgililer tarafından ispat veya tevsik edilmesi halinde 15 günlük dava açma süresi işlemeyecektir.

Yalnız, bu sonuca güvenerek ödeme emrine karşı tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde dava açmada gecikme yapılmaması yerinde bir davranış olacaktır. Çünkü sürekli içtihatların değiştiği bir idari yargı sisteminde hukuki güvenlikten bahsetmek mümkün olmadığından, bu değerlendirmenin de objektif bir koruma sağlayacağını iddia etmek güçtür. Yalnız dava açma süresi mücbir nedenlerle kaçırılmışsa bu itirazı kullanarak dava açmak mümkün olabilir.