TAAHHÜDÜ İHLAL, İHTİYATİ HACİZ ANINDA ALINAN ÖDEME TAAHHÜDÜNÜN GEÇERSİZ OLDUĞU

YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2017/707
KARAR NO:2017/2075
KARAR TARİHİ:09/03/2017

Ödeme şartını ihlâl suçundan sanık …’in yapılan yargılama sonucunda beraatine dair Antalya 1. İcra Ceza Mahkemesinin 02/06/2016 tarihli ve 2016/78 Esas, 2016/412 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulüne, sanığın 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 340. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsi cezası ile cezalandırılmasına dair Antalya 2. İcra Ceza Mahkemesinin 12/08/2016 tarihli ve 2016/178 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 19/12/2016 gün ve 94660652-105-07-14372-2016-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05/01/2017 gün ve KYB.2016-
401765 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede;

Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 17/12/2015 tarihli ve 2015/16493 Esas, 2015/8730 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, dosya içerisinde ödeme emrinin sanığa tebliğ edildiğine dair herhangi bir tebligat evrakının bulunmadığı, sanığın ihtiyati haciz sırasında 10/12/2015 tarihinde ödeme taahhüdünde bulunduğu, söz konusu bu ödeme taahhüdünün hukuken geçersiz olduğu gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Antalya 2. İcra Ceza Mahkemesinin 12/08/2016 tarihli ve 2016/178 değişik iş sayılı kararının, CMK’nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA,sanık hakkında ödeme şartını ihlal eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, 09/03/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

HACZİN KALDIRILMASINI ALACAKLI TALEP ETTİĞİNDE TAHSİL HARCINI ALACAKLI ÖDER

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2008/27480
KARAR NO. 2009/7227
KARAR TARİHİ. 6.4.2009

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

KARAR : Karar başlığına şirketin ismi yerine yetkilisi yazılmış ise de bu husus mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden, bozma nedeni yapılmamıştır.

Medeni Usul Hukukunda olduğu gibi, İcra Hukukunda da harç ve giderler, sonuçta haksız çıkan tarafa yükletilir. İİK`nun 15/1.maddesi gereğince de, “Kanunda aksi yazılı değilse” bütün harç ve masraflar borçluya aittir.

Ancak; 492 Sayılı Harçlar Kanununun 23.maddesi uyarınca “Her ne sebeple olursa olsun, icra takibinden vazgeçildiğinin zabıtnameye yazılması için vazgeçilen miktara ait tahsil harcının yarısı alınır. Haczedilen mal satılıp paraya çevrildikten sonra vazgeçilirse tahsil harcının tamamı alınır…”
Somut olayda, alacaklı icra dairesine başvurarak icra takibi sebebiyle borçlunun taşınmazları üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasını talep ettiğine göre, bu istem alacağın haricen tahsil edildiğine karine teşkil edeceğinden, hacizlerin kaldırılabilmesi için yukarıda belirtilen yasa hükmüne uygun olarak tahsil harcının ödenmesi zorunludur. Harçlar Kanununun 23.maddesine göre de harcın sorumlusu haczin kaldırılmasını isteyen alacaklıdır. Anılan bu kanuni düzenleme karşısında bu husus doğrudan doğruya kamu düzenini ilgilendirdiğinden ve re`sen nazara alınması zorunlu olduğundan, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile sonuca gidilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarıda yazılı sebeplerle İİK 366 ve HUMK`nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 06.04.2009 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

İcra müdürlüğünce haciz anında kıymetli şeyler, vb. doğrudan doğruya icra dairesi tarafından el koyulmadıkça haczedilmiş sayılmaz

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
2018/14170 E.
2018/17346 K.
Özet: İcra müdürlüğünce haciz anında kıymetli şeyler, altın, pırlanta vb. doğrudan doğruya icra dairesi tarafından el koyulmadıkça haczedilmiş sayılmaz.

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı 3. kişi vekili; dava konusu 25.12.2013 tarihli haciz esnasında mülkiyeti müvekkiline ait olup dava dışı …… konsinye olarak satış yapması için teslim edilen malların haczedildiğini öne sürerek davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı alacaklı vekili; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, mahcuzların 3. kişi şirket tarafından haciz adresinde faaliyet gösteren dava dışı …… konsinye olarak satış yapılması için teslim edildiği, bu hususun ticari defter kayıtları ile doğrulandığı, mülkiyet karinesinin aksinin davacı 3. kişi tarafından ispat edildiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.

1-İstihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması dava şartı olup, hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gerekir.
İİK 88.maddesinde; haczedilen taşınır mallar hakkında alınacak olan muhafaza tedbirleri düzenlenmiştir.

Haczedilen şey; a) …, b) …, c) … ait …, d) …, e) … mümkün diğer bir …, f) …, … ve diğer kıymetli şeylerden ise, bunlar doğrudan doğruya icra dairesi tarafından saklanır (muhafaza altına alınır) (İİK. mad. 88/I).
Maddede belirtilen «kıymetli şeyler» doğrudan doğruya icra dairesi tarafından el konulmadıkça, haczedilmiş sayılmazlar. Başka bir deyişle, bunlara icra dairesi tarafından el konulması, haczin geçerlik koşuludur.(Kuru B. İcra ve İflas Hukuku El Kitabı 2013, s:426 vd.-…, İ. İcra Hukuku Esasları, 1982, s:305,)

Somut olaya gelince; dava konusu 25.12.2013 tarihli haciz esnasında 1.240.560,00 TL değerinde pırlanta taşlı yüzük, kolye, küpe vs. haczedildiği, haczedilen kıymetli şeylerin muhafaza altına alınmayıp yediemin olarak şirket çalışanına bırakıldığı anlaşılmıştır.

Bu durumda Mahkemece, geçerli bir haciz bulunmadığından davanın ön koşul yokluğundan reddi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

2-Bozma sebep ve şekline göre, davalı alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK’nin 366 ve 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nin 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davalı alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek olmadığına, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 15.10.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KEFİLİN MAAŞININ 3/4’NE HACİZ KONULMASINA İLİŞKİN MUVAFAKAT BEYANI HACİZ SIRASINDA İCRA BASKISI VE HACİZ TEHDİDİ ALTINDA ALINMIŞ OLUP, DAVACININ BU KABULÜ KENDİSİNİ BAĞLAMAZ

T.C
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2015/12987
KARAR NO: 2016/24056
KARAR TARİHİ:22/12/2016
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

ÖZET:Davacının maaşının 3/4’ne haciz konulmasına muvafakat ettiğini beyan ettiği ve davalı banka tarafından da kredi borcunun tahsili amacıyla davacı kefilin maaşından kesintiler yapıldığı tüm dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır.
Ne var ki davacının haciz sırasındaki bu beyanı icra baskısı ve haciz tehdidi altında alınmış olup, davacının bu kabulü kendisini bağlamaz. Bu itibarla, davacının bu beyanının borcu kabullendiği anlamına geldiğinin kabulüne imkan yoktur. Açıklanan nedenle, mahkemece takipten dolayı menfi tespit talebi kabul edildiği halde, yanlış değerlendirme ile istirdat talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, dava dışı ….n davalı bankadan kullandığı tüketici kredisine kefil olduğunu, asıl borçlu borcunu ödemeyince davalı bankanın aleyhine icra takibi yaptığını ve haciz sırasında maaşının 3/4’nün kesilmesi konusunda muvafakat vermek zorunda kaldığını, ve maaşından 9.550 TL. kesinti yapıldığını, asıl borçlu hakkında takip semeresiz kalmadan aleyhine kefil olarak takip yapılmasının yasaya aykırı olduğu gibi, haciz sırasında alınan muvafakatın da geçerli olmadığını ileri sürerek, takipten dolayı borçlu olmadığının tespiti ile haksız kesilen 9.550 TL.nin istirdadına karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davacı kefilin de borçtan sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın istirdat talebi bakımından reddine, davalı bankanın davacıdan dava konusu alacağı talep etme hakkı bulunmadığından dava tarihi itibariyle davacının davalı bankaya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Davacının dava dışı …’ın kullandığı tüketici kredi sözleşmesini kefil olarak imzaladığı, davalı banka tarafından davacı kefil ile dava dışı asıl borçlu aleyhine icra takibi yapıldığı ve 8.6.2012 tarihinde davacı evinde haciz işleminin uygulandığı sırada, davacının
maaşının 3/4’ne haciz konulmasına muvafakat ettiğini beyan ettiği ve davalı banka tarafından da kredi borcunun tahsili amacıyla davacı kefilin maaşından kesintiler yapıldığı tüm dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır.

Ne var ki davacının haciz sırasındaki bu beyanı icra baskısı ve haciz tehdidi altında alınmış olup, davacının bu kabulü kendisini bağlamaz. Bu itibarla, davacının bu beyanının borcu kabullendiği anlamına geldiğinin kabulüne imkan yoktur. Açıklanan nedenle, mahkemece takipten dolayı menfi tespit talebi kabul edildiği halde, yanlış değerlendirme ile istirdat talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

2-Bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme
yolu kapalı olmak üzere, 22/12/2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İHTİYATİ HACİZ KARARI İLE İLAMLI TAKİP YAPILAMAZ

T.C
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2015/1677
KARAR NO:2017/1694
KARAR TARİHİ:13.02.2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Şikayet

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Borçlu vekili takip dayanağı ihtiyati haciz kararı ile ilamlı takip başlatılamayacağını, ihtiyati haciz kararının ilam veya ilam hükmünde belge olmadığını usul ve yasaya aykırı takibin iptalini talep etmiştir.

Mahkemece, …. İcra Müdürlüğü’nün 2014/553 Esas sayılı dosyasında ilamlara özgü takip yolunun başlatıldığı, dayanak kararın ilam değil, ihtiyati haciz kararı olduğu, her ne kadar ilamlara özgü takip yapılmış ve dosyada mevcut hacizler özellikle tapu kayıtları üzerindeki hacizlerin ihtiyati değil, icrai haciz olduğu görülmüş olsa da, hacizlerin ihtiyati haciz hükmünde olduğu, bununla birlikte borçluya tebligatın 02/04/2014 tarihinde yapıldığı, tüm bu nedenler ile ihtiyati haciz kararı ilam hükmünde olmamasına rağmen ilamlara özgü takip yapılması nedeniyle şikayetin kısmen kabulü ile, icra emrinin iptaline karar verilmiş, hüküm borçlu vekilince temyiz edilmiştir.

… Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2014/14 D. İş sayılı dosyası ile verilen ihtiyati haciz kararı ile ilamlı takip başlatıldığı dayanak ihtiyati haciz kararının, ilam veya ilam hükmünde belgelerden olmadığı Mahkemenin de kabulün dedir. O halde takibin iptaline karar
verilmesi gerekir iken icra emrinin iptali ile yetinilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme hükmünün yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine,13.02.2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

YEDİ EMİNE MUHTIRA TEBLİĞ EDİLMEDEN MALLARI HACİZ EDİLEMEZ

İİK-MADDE 358
ÜÇÜNCÜ ŞAHSA BIRAKILAN MALLAR:
Üçüncü şahıs icraca haczolunup kendisine bırakılan malları icra dairesinden istendiği anda evvelki vaziyetinde iade ile mükelleftir.

Bu suretle eline bırakılan malların kendisine atfolunamıyacak bir sebepten dolayı telef veya ziyanını ispat edemeyen üçüncü şahıs hakkında ceza takibinden başka evvelce tespit edilmiş olan kıymetler, hükme hacet kalmaksızın icra dairesince re’sen tanzim ettirilir.

Bu kıymetleri tanzim ile mükellef olanlar, icra dairesinin bu baptaki talep ve kararına karşı icra mahkemesine 16 ncı maddede tayin edilen müddet içinde şikayette bulunabilirler.

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2014/30660
KARAR NO: 2014/29855
KARAR TARİHİ: 9.12.2014

2004/m.358

ÖZET : Dava, icra memur işleminin iptali istemine ilişkindir.

İİK’nun 358. maddesi hükmü gereğince 3. şahıs, icra müdürlüğünce haczolunup yediemin olarak kendisine bırakılan malları, icra dairesince talep edildiğinde evvelki vaziyetinde iade ile mükelleftir. Ancak yasanın bu hükmünün uygulanabilmesi, yediemine usulüne uygun tebligat yapılıp, malların hazır edilmesi istenilen yerin kendisine usulüne uygun bir şekilde bildirilmesine bağlıdır. Somut olayda takip dosyasının incelenmesinde; haciz tutanağına göre yediemin olarak tayin edilip hacizli mallar kendisine teslim edilen şahsa bu hususla ilgili yediemin muhtırası gönderilmediği görülmüştür. Bu durumda icra müdürlüğünce usulüne uygun yediemin muhtırası tebliğ edilmeden İİK’nun 358/2. maddesi hükmü uyarınca re’sen yedieminin malları haczedilemez. Bu nedenle, şikayetin kabulü ile icra memur işleminin iptaline karar verilmesi gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki taraflarca istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

KARAR : 1- )Alacaklının temyiz itirazlarının incelenmesinde ;

Alacaklı tarafa, gerekçeli karar ile borçlu tarafın temyiz dilekçesi 24.04.2014 tarihinde tebliğ edildiği halde temyiz dilekçesi belirli süre geçirildikten sonra, 12.05.2014 tarihinde verilip kaydettirilmiştir.

Süre aşımı nedeniyle temyiz dilekçesinin ( REDDİNE ),

2- )Şikayetçinin temyiz itirazlarına gelince;

Alacaklı tarafından borçlu K. Y. aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlatıldığı, 12.05.2008 tarihinde haczedilen menkullerin yediemin olarak şikayetçi N. Y.’ya teslim edildiği, daha sonra bir kısım mahcuzların yerlerinde bulunmadığının tespit edilmesi üzerine, İzmir 7.Sulh Ceza Mahkemesi’nin 06.06.2013 tarih ve 2012/1220 E.-2013/695 K. sayılı kararı ile şikayetçinin muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan ceza aldığı, bunun üzerine alacaklı tarafın İİK’nun 358. maddesi uyarınca yedieminin menkul ve gayrimenkulleri üzerine haciz konulmasını istediği , icra müdürlüğü tarafından talebin yerine getirilmesi üzerine şikayetçi icra mahkemesine başvurusunda; sair itirazları ile birlikte kendisine İİK’nun 358. maddesi kapsamında muhtıra gönderilmediğini ileri sürerek 16.09.2013 tarihli memur işleminin iptalini talep etmiştir.

İİK.nun 358. maddesi gereğince; üçüncü şahıs icraca haczolunup kendisine bırakılan malları icra dairesinden istendiği anda evvelki vaziyetinde iade ile mükelleftir.Bu suretle eline bırakılan malların kendisine atfolunamıyacak bir sebepten dolayı telef veya ziyaını ispat edemiyen üçüncü şahıs hakkında ceza takibinden başka evvelce tesbit edilmiş olan kıymetler, hükme hacet kalmaksızın icra dairesince re’sen tazmin ettirilir.

Buna göre İİK’nun 358. maddesi hükmü gereğince 3. şahıs, icra müdürlüğünce haczolunup yediemin olarak kendisine bırakılan malları, icra dairesince talep edildiğinde evvelki vaziyetinde iade ile mükelleftir. Ancak yasanın bu hükmünün uygulanabilmesi, yediemine usulüne uygun tebligat yapılıp, malların hazır edilmesi istenilen yerin kendisine usulüne uygun bir şekilde bildirilmesine bağlıdır.

Somut olayda takip dosyasının incelenmesinde; haciz tutanağına göre yediemin olarak tayin edilip hacizli mallar kendisine teslim edilen N. Y.’ya bu hususla ilgili yediemin muhtırası gönderilmediği görülmüştür.

Bu durumda icra müdürlüğünce usulüne uygun yediemin muhtırası tebliğ edilmeden İİK’nun 358/2. maddesi hükmü uyarınca re’sen yedieminin malları haczedilemez.

O halde, mahkemece şikayetin kabulü ile icra memur işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda ( 2 ) nolu bentte yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA , bozma nedenine göre şikayetçinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.12.2014 gününde oy birliğiyle karar verildi.

HACİZ İHBARNAMESİNE ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN YANILTICI CEVAP VERMESİ NEDENİYLE OLUŞAN ZARARIN TAZMİNİ-DAVA ŞARTI-GÖREVLİ MAHKEME

T.C.
YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2016/13179
KARAR NO: 2019/3564
KARAR TARİHİ:25.6.2019

2004/m.89,338
6100/m.114,115

ÖZET :Dava, üçüncü şahıs konumundaki davalının haciz ihbarnamesine yanıltıcı cevap vermesi nedeniyle oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir. Somut davada; her iki tarafın da kabulünde olduğu üzere davalının icra takip dosyaları üzerinden gönderilen haciz ihbarnamelerine karşı süresinde verdiği cevabında borçlu şirketin alacağını temlik ettiğini ve Belediyeden herhangi bir hak ve alacağı kalmadığını bildirmiştir. Davacı ise Belediyenin bu cevabının gerçek olmadığını aslında borçlunun Belediye nezdinde hak edişleri olduğunu ancak Belediyenin borçlu ile muvaazalı işlem yaptığını iddia ederek tazminat istemli eldeki davayı açmıştır. Açık yasa hükmü gereği uyuşmazlığın çözümünde İcra Hukuk Mahkemesi görevlidir. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi için gerekli olan şartlar olup mahkeme dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince kural olarak davanın esası hakkında inceleme yapamaz. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-c maddesinde mahkemenin görevli olması, dava şartı olarak düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 115/1. maddesine göre de mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştıracak, taraflar da dava şartı noksanlığını yargılamanın her aşamasında ileri sürebilecektir. Bu nedenle, mahkemece dava dilekçesinin dava şartı yokluğundan görev bakımından reddine karar verilmesi gerekirken işin esası incelenerek karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Davacı … Tar. Tem. Nak. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından, davalı aleyhine 27/08/2015 gününde verilen dilekçeyle haksız fiil nedeniyle maddi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen 31/05/2016 tarihli kararın Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 25/06/2019 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine duruşmalı temyiz eden davacı şirket vekili geldi, karşı taraftan davalı adına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kâğıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR

Dava, üçüncü şahıs konumundaki davalının haciz ihbarnamesine yanıltıcı cevap vermesi nedeniyle oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili; dava dışı şirketten olan alacakları için davalı Belediyeye İİK 89. maddesi kapsamında haciz ihbarnameleri gönderildiğini, Belediyenin yasal süresi içinde ihbarnamelere karşı borçlu şirketin Belediyeden alacağı olmadığı itirazında bulunduğunu, davacının ise dava dışı borçlu şirketin bir kısım tasarruflarının iptali amacıyla dava açtığını, bu defa Belediyenin şirketin kendisinden olan alacaklarına mahkemenin talebi üzerine tedbir konulduğunu bildirdiğini, bu durumda Belediyenin dava dışı şirketle muvazalı işlemler yaptığını düşündüklerini belirterek, şirketten olan alacağın davalı Belediyeden tahsili isteminde bulunmuştur.


Davalı vekili; davacının borçlusu olan şirketin kurumdan hiç ihale almadığını ve herhangi bir alacağının olmadığını, dava dilekçesinde bahsedilen tasarrufun iptali davasında mahkemenin tedbir kararı gereği borçlu şirketin de paydaş olduğu adi ortaklığın alacağı ödenmeyerek bloke konulduğunu ve durumun mahkemeye bildirildiğini, alacağın adi ortaklığa ait olduğunun bildirildiğini, davacının sebepsiz zenginleşmeye sebep olacak şekilde alacak talebinde bulunduğunu, davalı Belediyenin davacının tedbirli ve hacizli bir alacağını bünyesine geçirmediğini, davanın kötü niyetli açıldığını belirterek, reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, davacının dava dışı borçlu şirketten alacağı olsa dahi eldeki dava yoluyla alacağını Belediyeden isteyemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 89/4. maddesinde “Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz ederse, alacaklı, üçüncü şahsın verdiği cevabın aksini icra mahkemesinde ispat ederek üçüncü şahsın 338. maddenin 1. fıkrası hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahkûm edilmesini isteyebilir. İcra mahkemesi, tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder” düzenlenmesine yer verilmiştir.

Somut davada; her iki tarafın da kabulünde olduğu üzere davalı …, …2. İcra Dairesinin 2013/16 esas ve 2013/18 esas sayılı icra takip dosyaları üzerinden gönderilen haciz ihbarnamelerine karşı süresinde verdiği cevabında borçlu şirketin alacağını temlik ettiğini ve Belediyeden herhangi bir hak ve alacağı kalmadığını bildirmiştir. Davacı ise Belediyenin bu cevabının gerçek olmadığını aslında borçlunun Belediye nezdinde hak edişleri olduğunu ancak Belediyenin borçlu ile muvazalı işlem yaptığını iddia ederek tazminat istemli eldeki davayı açmıştır.

Şu halde; açık yasa hükmü gereği uyuşmazlığın çözmünde İcra Hukuk Mahkemesi görevlidir. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi için gerekli olan şartlar olup mahkeme dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince kural olarak davanın esası hakkında inceleme yapamaz. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-c maddesinde mahkemenin görevli olması, dava şartı olarak düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 115/1. maddesine göre de mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştıracak, taraflar da dava şartı noksanlığını yargılamanın her aşamasında ileri sürebilecektir. Bu nedenle, mahkemece dava dilekçesinin dava şartı yokluğundan görev bakımından reddine karar verilmesi gerekirken işin esası incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına ve davacı yararına takdir olunan 2.037,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine, davacıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 25.06.2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İHTİYATİ HACİZ KARARINA İSTİNADEN, ALACAKLININ TALEBİ OLMADAN İCRA MÜDÜRLÜĞÜ RESEN HACİZ YAPMASI YASAYA VE USULE AYKIRIDIR

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2016/7496
KARAR NO : 2016/25332
KARAR TARİHİ:13.12.2016

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından borçlu hakkında kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan icra takibinde, borçlunun; alacaklı vekili tarafından kendisine ait dosya alacağı üzerine haciz konulması talebinde bulunulduğunu ancak icra müdürlüğünce alacaklı vekilinin talebi olmaksızın re’sen maaşına haciz konulduğunu belirterek icra müdürlüğü işleminin iptali için icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece icra dosyası içerisinde ihtiyati haciz kararı bulunduğu gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.

İİK’nun 78. maddesine göre ödeme emrindeki müddet geçtikten ve borçlu itiraz etmiş ise itirazı kaldırıldıktan sonra mal beyanını beklemeksizin alacaklı haciz konulmasını isteyebilir. Yine İİK’nun 261. maddesinde “Alacaklı, ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren on gün içinde….kararın infazını istemeye mecburdur. ” ifadesine yer vermiştir. Bu durumda haciz ancak alacaklı tarafın bu husustaki talebi üzerine konulabilir, icra müdürlüğünce ihtiyati haciz kararına dayanılarak re’sen haciz kararı verilemez.

Somut olayda; icra müdürlüğünün alacaklı vekilinin 12/05/2015 tarihli haciz talebinde açıkça belirttiği talebini aşarak re’sen maaş haczi yapması usul ve yasaya aykırıdır.

O halde mahkemece, şikayetin kabulü ile borçlunun maaşına konulan haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.12.2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.

MAAŞ HACZİ İÇİN İŞ YERİNE MÜZEKKERE YAZILMASI YETERLİ OLUP, TEKİT YAZISINA GEREK YOKTUR

İİK-MADDE 357 :İcra dairesince kanuna göre yapılan tebliğ ve emirleri derhal yapmağa ve neticesini geciktirmeksizin icra dairesine bildirmeğe alakadarlar mecburdur. Makbul sebep haricinde tebliğ ve emirleri yapmıyanlar hakkında ait olduğu dairece tahkikatı evveliyeye hacet kalmaksızın Cumhuriyet Savcılığınca doğrudan doğruya takibat yapılır.İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2016/80
KARAR NO:2016/63 K
KARAR TARİHİ:13.10.2016

Borçlunun çalıştığı iş yerine yazılan maaş haciz müzekkeresi için cevap verilmemesi halinde tekit amaçlı yeniden müzekkere gönderilmesi hususunda kanunda bir düzenleme bulunmadığı, bir kez gönderilmiş olmasının kanuna göre yeterli olduğu.

DAVA :
Davacı alacaklı vekili 04.07.2016 tarihli dava dilekçesinde Dikili İcra Müdürlüğü’nün 2015/670 sayılı dosyası üzerinden başlatılan takip de İcra Müdürlüğü’nün 28.06.2016 günlü işleminin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı cevap dilekçesi sunmamıştır.

Mahkemece,Memur muamelesinde herhangi bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde dava dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu iddia etmiştir.

Davacı alacaklı vekili tarafından davalı borçlu hakkında Dikili İcra Müdürlüğü’nün 2015/670 sayılı dosyası üzerinden başlatılan takibin kesinleşmesi üzerine borçlunun çalışmakta olduğu M. Gıda Meş. San. Ve Tic. Ltd. Şti’ne İİK’nun 355.nci Maddesi uyarınca ayrıntılı maaş haciz müzekkeresi gönderildiği, müzekkerinin işverene 20.05.2016 tarihinde usulüne uygun tebliğ edildiği, işverenin yasal 1 haftalık süresi içinde herhangi bir cevap vermediği, maaş haczine dair bir kesintinin de gönderilmediği, bunun üzerine alacaklı vekilinin 28.06.2016 tarihinde icra müdürlüğüne müracaat ederek maaş haciz müzekkeresine riayet etmeyen işveren hakkında İİK’nun 356 ve 357.nci maddesi uyarınca işlem yapılmasını talep ettiği, İcra Müdürlüğü’nce aynı gün talebin “öncelikle tekiden yazı yazılmasına şimdilik talebin reddine” şeklinde karar verildiği, bu işlemin söz konusu yasa maddelerine aykırı olduğu, tekid yazılmasını gerektiren herhangi bir düzenleme bulunmadığı, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesinin şikayetin reddine dair kararının da somut olarak uygun düşmediği bu suretle davacı vekilinin istinaf başvurusun kabulüne karar verilmesi gerektiği anlaşılmış, aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile Dikili İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2016/68-56 E. K. sayılı kararının HMK 353/1-b-(2) maddesi gereği kaldırılarak, Şikayetin KABULÜ ile Dikili İcra Müdürlüğünün 2015/670 sayılı dosyası üzerinden başlatılan takip nedeniyle icra müdürlüğünün 28.06.2016 günlü işleminin İPTALİNE;

Şikayetin niteliği gereği harç alınmasına yer olmadığına peşin alman harcın istek halinde davacıya iadesine,

Şikayetin niteliği gereği yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,

Şikayetin niteliği gereği vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Kararın taraflara tebliğine,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda İİK’nun 364.ncü maddesi uyarınca miktar itibariyle KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.

HACİZDE SATIŞ İSTEME SÜRESİ HACİZ KARARININ VERİLDİĞİ TARİHTE BAŞLAR

T.C
YARGITAY
12.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2016/16051
KARAR NO:2017/8674
KARAR TARİHİ:01.06.2017

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde, taşınmazları haciz yükü ile satın alan şikayetçi üçüncü kişinin, İİK.nun 106 ve 110. maddeleri gereğince haczin düştüğünü ileri sürerek taşınmazlar üzerindeki hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece, şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.

Bilindiği üzere; haciz tarihi itibariyle uygulanması gereken İİK’nun 106. maddesi hükmüne göre; “Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren nihayet bir sene içinde ve taşınmaz ise nihayet iki sene içinde satılmasını isteyebilir.” İİK’nun 110. maddesinde ise; “Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya talep geri alınıpta bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar ” düzenlemesi yer almaktadır.

Hemen belirtmek gerekir ki, yukarıda değinilen maddelerde yer alan satış isteme süreleri hak düşürücü nitelikte olup; mahkemece satış talebinin öngörülen süreler içinde yapılıp yapılmadığını re’sen gözetmelidir. Satış isteme sürelerinin geçmesine karşın tapu sicilinde şeklen varlığını sürdüren haciz İİK’nun emredici nitelikteki anılan maddelerine aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.

Öte yandan, taşınmazın usulüne uygun olarak haczedildiğinin kabulü için icra müdürlüğünce haciz kararı verilmesi yeterli olup, haczin geçerliliği ve tamamlanmış sayılması için ayrıca tapu siciline şerh verilmesi zorunlu değildir. Konuya ilişkin tasarruf yetkisi kısıtlamalarının tapu kütüğüne şerh verilebileceğini hükme bağlayan TMK’nun 1010. maddenin son fıkrası uyarınca haciz şerhi verilmekle, taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir. Tapuya işlenmesi, haczin kurucu unsuru olmayıp bildirici nitelik taşır. Ne var ki 3. kişilere karşı ileri sürülebilmesi için haczin tapu siciline işlenmesi gerekmektedir.

Somut olayda, taşınmazların haczi için icra müdürlüğünce 05.01.2010 tarihli haciz müzekkeresi yazıldığı, tapu sicil müdürlüğü tarafından 249 yevmiye ile 15.01.2010 tarihinde haciz şerhinin verildiği, alacaklı tarafından 13.01.2012 tarihinde satış talebinde bulunulduğu ve satış avansının 13.01.2012 tarihli makbuzla yatırıldığı görülmektedir. Bu durumda, 05.01.2010 olan haciz tarihinden itibaren 2 yıl olan satış isteme süresi geçmiş olduğundan taşınmazlar üzerindeki hacizler düşmüş bulunmaktadır.

O halde, mahkemece, İİK’nun 110. maddesi gereğince, mahcuz taşınmazlar üzerindeki hacizlerin yasal sürede satış istenmediğinden kalktığı hususu dikkate alınarak, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, haciz kararının verildiği tarih yerine haczin tapuya şerh verildiği tarihin haciz tarihi olarak kabulü ile satış isteminin yasal süresinde yapıldığından bahisle isteminin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.06.2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.