İCRA MÜDÜRLÜĞÜNÜN NÜFUS KAYDI SORGULAMAYA YETKİLİ İSTİSNAİ KURUMLARDAN OLMADIĞI

İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ


E. 2016/59
K. 2016/68
T. 13.10.2016

* KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI ( Nüfus Kaydının Kişisel Veri Niteliğinde Olduğu/Kişisel Verilerin İlgili Kişinin Açık Rızası Olmadan İşlenemeyeceği – Soruşturma Kovuşturma Yargılama veya İnfaz İşlemlerine İlişkin Olarak Yargı Makamları veya İnfaz Mercileri Tarafından İşlenebilmesinin İstisna Olduğu/Nüfus Kaydına Ulaşılması İstenen Kurum İcra Müdürlüğü Olup İstisnai Kurumlardan Olmadığı – Borçlunun Aile Nüfus Kaydı Sorgulamasına İlişkin Talebi Yerinde Olmayıp Bu Talebin Reddine İlişkin Müdürlük Kararının Doğru Olduğu )

* İCRA MÜDÜRLÜĞÜNÜN NÜFUS KAYDI SORGULAMAYA YETKİLİ İSTİSNAİ KURUMLARDAN OLMADIĞI ( Nüfus Kaydının Kişisel Veri Niteliğinde Olduğu/Soruşturma Kovuşturma Yargılama veya İnfaz İşlemlerine İlişkin Olarak Yargı Makamları veya İnfaz Mercileri Tarafından İşlenebilmesinin İstisna Olduğu – Nüfus Kaydına Ulaşılması İstenen Kurum İcra Müdürlüğü Olup İstisnai Kurumlardan Olmadığı/ Borçlunun Aile Nüfus Kaydı Sorgulamasına İlişkin Talep Yerinde Olmayıp Bu Talebin Reddine İlişkin Müdürlük Kararının Doğru Olduğu )

* MURİSE İLİŞKİN MALVARLIĞI SORGUSU TALEBİ ( Yapılacak Bir Fayda-Zarar Kıyaslamasında Kişisel Verilere Kolaylıkla Ulaşılmasının Yaratması Muhtemel Olan Zararlarının Sağlaması Muhtemel Olan Yararlarına Göre Daha Fazla Ve Daha Mühim Olduğu – Borçlunun Anne Babasını Gösterir Aile Nüfus Kaydının Sorgulanarak Muris Tespit Edilmesi Halinde Taşınmaz Sorgulamasına İlişkin Talebi Yerinde Olmayıp Bu Talebin Reddine İlişkin Müdürlük Kararının Doğru Olduğu )

* BORÇLUNUN PASİF TAŞINMAZ KAYITLARININ SORGULANMASI ( Pasif Tapu Kaydı Sorgulamasın da Ulaşılacak Bilgi Borçlu Adına Daha Önce Kayıtlı Bulunan Taşınmaz Bilgisi Olup Bu Bilginin Bu Taşınmazın Şimdiki Maliki Hakkında Herhangi Bir Bilgi İçermeyeceği/Kaydın Dosyaya Dahil Edilmesinin Herhangi Bir 3. Kişinin Bilgilerinin Dosyaya Yansıması Sonucunu Doğurmayacağı Gibi Borcun Tahsili İçin İmkan Sağlayabileceği – Talebin Reddinin Yerinde Olmadığı/İstinaf Başvurusunun Kısmen Kabulü Gerektiği )

* BORCUN TAHSİLİ İÇİN İMKAN SAĞLANMASI ( Pasif Tapu Kaydı Sorgulamasın da Ulaşılacak Bilgi Borçlu Adına Daha Önce Kayıtlı Bulunan Taşınmaz Bilgisi Olup Bu Bilginin Bu Taşınmazın Şimdiki Maliki Hakkında Herhangi Bir Bilgi İçermeyeceği/Kaydın Dosyaya Dahil Edilmesinin Herhangi Bir 3. Kişinin Bilgilerinin Dosyaya Yansıması Sonucunu Doğurmayacağı – Talebin Reddinin Yerinde Olmadığı/İstinaf Başvurusunun Kısmen Kabulü Gerektiği )

2709/m. 13, 20

6698/m. 3,5,28

5490/m. 9

ÖZET : Kişinin nüfus kaydının kişisel veri niteliğinde olduğu tartışmasızdır. Kişisel verilerin tamamen veya kısmen elde edilerek kaydedilmesi ise kişisel verilerin işlenmesidir. Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez. Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenebilmesi ise bu kuralın istisnasıdır. Olayda nüfus kaydına ulaşması ve kaydetmesi istenen kurum icra müdürlüğü olup bu kurumun belirtilen istisnalar arasında sayılan kurumlardan olmadığı açıktır. Yapılacak bir fayda-zarar kıyaslamasında kişisel verilere kolaylıkla ulaşılmasının yaratması muhtemel olan zararlarının sağlaması muhtemel olan yararlarına göre daha fazla ve daha mühim olduğu anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar çerçevesinde davacı tarafın icra müdürlüğüne yaptığı borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanmasına ilişkin talebi yerinde olmayıp bu talebin reddine ilişkin müdürlük kararı doğrudur.

Davacı tarafın diğer talebi ise borçlunun varsa pasif taşınmaz kayıtlarının sorgulanması talebidir. Pasif tapu kaydı sorgulamasın da ulaşılacak bilgi borçlu adına daha önce kayıtlı bulunan taşınmaz bilgisi olup bu bilgi bu taşınmazın şimdiki maliki hakkında herhangi bir bilgi içermeyecektir. Bu nedenle bu kaydın dosyaya dahil edilmesi, borçlu dışındaki herhangi bir 3. kişinin bilgilerinin dosyaya yansıması sonucunu doğurmayacağı gibi borcun tahsili için imkan sağlayabilecektir. O halde bu yöndeki talebin icra müdürlüğünce ve özellikle de dosyanın infazına yarar sağlamayacağı ve borçlu aleyhine delil toplanamayacağı gerekçesi ile reddi yerinde değildir. Davacı tarafın istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile istinafa konu kararın düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekir.

DAVA : Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 11/08/2016 gün 2016/364 Esas – 2016/468 Karar sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi:

KARAR : Davacı vekili tarafından Manisa 5. İcra Müdürlüğünün 2016/2488 esas sayılı takibi kapsamında müdürlükçe alınan 24/06/2016 tarihli kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

CEVAP: Dava icra müdürlüğünün işlemine karşı şikayet davası olup hasımsızdır.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Açılan dava sonucu Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/364-468 E.K. sayılı kararı ile şikayetin reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı taraf istinaf dilekçesinde;

1- Taleplerinde 3. kişilere ait bir sorgu veya malvarlığı araştırması bulunmadığını, sorgulanmasını istedikleri nüfus kaydının borçlunun aile nüfus kaydı olduğunu, bu uygulamanın yaygınlaşmasının kötü niyetli borçlulara imkan sağlayacağını, adli makamların nüfus kayıtlarını almasının mümkün olduğunu,

2- Pasif taşınmazlara ilişkin sorgu işlemlerinin 3. kişilerin temel hak ve hürriyetlerine aykırılık teşkil etmeyeceğini, yapılacak sorguda borçlunun herhangi bir taşınmazını satıp satmadığının tespit edileceğini, satmış ise kime sattığının ve halen kim adına kayıtlı olduğunun tespit edilmeyeceğini,

3- Talebin kabul edilmesinin dosyanın infazına yarar sağlamayacağına ilişkin gerekçenin ise kabul edilmesinin mümkün olmadığını beyan ederek Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/364-468 E.K. sayılı kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE: Davacı alacaklı taraf icra müdürlüğüne sunduğu talebi ile borçlu adına kayıtlı pasif taşınmaz kaydı olup olmadığının sorgulanmasını ve borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanmasını talep etmiş, müdürlük bu talebi reddetmiştir. Şikayete konu karar bu karardır. Burada çözülmesi gereken ilk ihtilaf borçlu dışındaki kişilerin nüfus kayıt bilgilerinin takip dosyası kapsamında temin edilerek açığa çıkarılmasının mümkün olup olmadığıdır.

Konu ile ilgili mevzuat hükümleri incelendiğinde TC Anayasası madde 13: Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

TC Anayasası madde 20/3: Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 8: 1- Herkes, özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

2- Bu hakkın kullanımına, yasa/hukuk uyarınca olması ve ulusal güvenlik, kamu emniyeti ya da ülkenin ekonomik refahı, düzensizliğin ya da suçun önlenmesi, sağlığın ya da ahlakın korunması ya da başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması için demokratik toplumda gerekli olması hali istisna olmak üzere, bir kamu makamı tarafından bulunulmayacaktır.

Nüfus Hizmetleri Kanunu madde 9: 1- Nüfus kayıtları ve bu kayıtların tutulmasına dayanak olan belgeler gizlidir. Bunlar, yetkili ve sorumlu memurlar ile teftiş ve denetim yetkisi olanlar dışında kimse tarafından görülüp incelenemez. Mahkemeler bu hükmün dışındadır.

2- Nüfus kayıtlarına bu bilgileri işleyen memurlar ve Kimlik Paylaşımı Sistemi kapsamında nüfus kayıtlarından faydalanan diğer görevliler de bu gizliliğe uymak zorundadırlar. Bu yükümlülük, kamu görevlilerinin görevlerinden ayrılmalarından sonra da devam eder.

Madde 44: 1- Nüfus kayıt örneklerini; ç) Adlı makamlar, nüfus müdürlüklerinden doğrudan almaya yetkilidirler.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 3/1-d) Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi,

Madde 3/1-e) Kişisel verilerin işlenmesi: Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hale getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi,

Madde 5: 1 – Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez.

2- Aşağıdaki şartlardan birinin varlığı halinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür:

a) Kanunlarda açıkça öngörülmesi.

b) Fiili imkansızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması.

c) Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması.

ç) Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması.

d) ilgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması.

e) Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması.

f) İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.

Madde 28: 1- Bu Kanun hükümleri aşağıdaki hallerde uygulanmaz: … d) Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi, düzenlemelerine rastlanmaktadır.

Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine göre kişinin nüfus kaydının kişisel veri niteliğinde olduğu tartışmasızdır. (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 3/1-d) Kişisel verilerin tamamen veya kısmen elde edilerek kaydedilmesi ise kişisel verilerin işlenmesidir. (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 3/1-e) Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın içlenemez. (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 5) Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenebilmesi ise bu kuralın istisnasıdır.(Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 28/1-d) Kişisel veri olduğu açık olan nüfus kaydına ilişkin bir başka düzenleme olan Nüfus Hizmetleri Kanununun 9. maddesine göre ise nüfus kayıtları ve bu kayıtların tutulmasına dayanak olan belgeler gizlidir. Tüm bu hususlardan açıkça anlaşıldığı üzere kişisel veriler ve bu bağlamda nüfus kayıtları gizlidir, edinilip kaydedilmeleri ilgili kişinin açık rızasına bağlıdır ve bu durum gerek Anayasa, gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve gerekse kanunlarla düzenlenerek koruma altına alınmıştır. Somut olayda nüfus kaydına ulaşması ve kaydetmesi istenen kurum icra müdürlüğü olup bu kurumun yukarıda belirtilen istisnalar arasında sayılan kurumlardan olmadığı da açıktır.

Davacı tarafın beyanlarında dile getirdiği gibi borçlunun murisi olabilecek kişilerin nüfus kaydına erişilmesinin ve onların ölmüş olup olmadıklarının tespitinin borcu tahsilde alacaklı tarafa katkı sağlayacağı muhakkaktır. Hatta bu durum murisinden kendisine intikal eden malları adına tescil ettirmeyen borçluların bu şekilde davranmalarının önüne geçmek sonucunu da doğurabilecektir. Ancak kişisel verilerin bu şekilde işlenmesi ile elde edilmesi muhtemel yararların yanısıra doğabilecek zararlar da birlikte değerlendirilmelidir.

Anayasa Mahkemesinin 09/04/2014 tarih ve 2013/122 – 2014/74 E. K. sayılı kararında kişisel verilerin niçin gizli tutulması gerektiği ayrıntılı olarak açıklanmıştır. “Kişisel verilerin korunması hakkı, kişinin insan onurunun korunmasının ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak, bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır. Bilişim teknolojilerindeki gelişmeler sonucunda, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan çok sayıda verinin toplanabilmesi; daha önce birbirinden ilişkisiz şekilde tutulan pek çok verinin merkezi olarak bir araya getirilebilmesi; verilerin, veri eşleştirme ve veri madenciliği gibi ileri teknolojik imkanlarla analize tabi tutulmak suretiyle, veriden yeni veriler üretme kapasitesinin artması; verilere erişim ve veri transferinin kolaylaşması; kişisel verilerin ticari işletmeler için kıymetli bir varlık niteliği kazanması neticesinde, özel sektör unsurlarınca yaratılan risklerin daha yaygın ve önemli boyutlara ulaşması ve terör ve suç örgütlerinin kişisel verileri ele geçirme yönündeki faaliyetlerinin artması gibi etkenler, günümüzde kişisel verilerin en üst seviyede korunmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda Anayasa’nın 20. Maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesinde, “Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” hükmüne yer verilerek kişisel verilerin korunması hakkı anayasal güvenceye bağlanmış ve bu şekilde kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı koruma altına alınmıştır.”

O halde yapılacak bir fayda-zarar kıyaslamasında kişisel verilere kolaylıkla ulaşılmasının yaratması muhtemel olan zararlarının sağlaması muhtemel olan yararlarına göre daha fazla ve daha mühim olduğu anlaşılmaktadır. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde davacı tarafın icra müdürlüğüne yaptığı borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanmasına ilişkin talebi yerinde olmayıp bu talebin reddine ilişkin’ müdürlük kararı doğrudur. Nitekim bu hususta yerleşmeye başlayan uygulama kapsamında da mahkemelerce verilen benzer mahiyetteki kararlar Yargıtay tarafından da onanmaktadır. (Benzer mahiyette Yargıtay 12 H.D.’ nin 05/05/2016 tarih ve 2015/33810-2016/13366 E.K. sayılı onama kararı) Davacı tarafın diğer talebi ise borçlunun varsa pasif taşınmaz kayıtlarının sorgulanması talebidir. Alacaklı bu yöndeki bir bilgiye kendisi ulaşamaz. Ancak bu talebin yerine getirilmesi halinde ulaşacağı pasif taşınmaz kaydı vasıtası ile örneğin tasarrufun iptali gibi bir dava açarak alacağına kavuşma imkanına sahip olabilir. Pasif tapu kaydı sorgulanasın da ulaşılacak bilgi borçlu adına daha önce kayıtlı bulunan taşınmaz bilgisi olup bu bilgi bu taşınmazın şimdiki maliki hakkında herhangi bir bilgi içermeyecektir. Bu nedenle bu kaydın dosyaya dahil edilmesi, borçlu dışındaki herhangi bir 3. kişinin bilgilerinin dosyaya yansıması sonucunu doğurmayacağı gibi borcun tahsili için imkan sağlayabilecektir. O halde bu yöndeki talebin icra müdürlüğünce ve özellikle de dosyanın infazına yarar sağlamayacağı ve borçlu aleyhine delil toplanamayacağı gerekçesi ile reddi yerinde değildir. Davacı tarafın şikayetinin borçlunun varsa pasif taşınmaz kayıtlarının sorgulanması talebinin reddine ilişkin karara karşı yapmış olduğu şikayet yerinde olup, şikayetin bu kısmının da mahkemece reddedilmiş olması yerinde değildir. Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı tarafın istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK 353/1-b-2 maddesi gereği istinafa konu kararın düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/364-468 E.K. sayılı kararı HMK 353/1-b-2 maddesi gereği kaldırılarak; Davacı tarafın şikayetinin kısmen kabulü ile; Manisa 5. İcra Müdürlüğünün 2016/2488 esas sayılı takibi kapsamında müdürlükçe alınan 24/06/2016 tarihli kararının “borçlu adına pasif taşınmaz kaydı sorgulanması talebinin reddine” kısmının kaldırılmasına, Aynı kararda borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanması talebine yönelik verilen red kararına karşı yapılan şikayetin reddine, Maktu karar harcı ve istinaf yoluna başvurma harcı peşin alındığından yeniden alınmalarına yer olmadığına, Davanın niteliği gereği davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Kararın taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK ‘nun 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren bir ay içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere, 13.10.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi

TAHLİYE TAAHHÜDÜNE DAYALI İCRA TAKİBİ, SADECE TAAHHÜT TARİHİNE İTİRAZ GEÇERLİ

T.C
YARGITAY
8.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2017/392
KARAR NO:2017/818
KARAR TARİHİ:30.01.2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Kiralananın Tahliyesi (İcra)

ÖZET:İcra takibine dayanak oluşturan tahliye taahhüdü, noterlikçe tanzim veya tasdik edilmiş değildir. İİK.nun 275.maddesi ve 04.12.1957 tarih, 11/26 sayılı İBK gereğince alacaklı, imzası ikrar olunsa bile tarihi inkar edilen tahliye taahhüdüne dayalı olarak itirazın kaldırılmasını isteyemeyeceğinden uyuşmazlığın halli yargılamayı gerektirir.

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı kiralayan tarafından, davalı kiracı hakkında tahliye taahhüdüne dayalı olarak başlatılmış olan icra takibi nedeniyle düzenlenen tahliye emrine davalı kiracının yasal süresinde itiraz etmesi üzerine, davacı İcra Mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması,
takibin devamı ve tahliye isteminde bulunmuştur.

Mahkemece itirazın kaldırılmasına ve kiralananın tahliyesine karar verilmiş; karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı 08.05.2015 tarihinde başlatmış olduğu icra takibi ile, 08.06.2013 tanzim ve 01.05.2015 tahliye tarihli adi yazılı belgeye dayanarak taşınmazın tahliyesini istemiştir. Davalı kiracı, süresi içinde yapmış olduğu itirazında, kira sözleşmesinin aslında tahliye
taahhütnamesi ile aynı gün yapıldığını, ancak tahliye taahhütnamesini geçerli kılmak için baskı ile kira sözleşmesinin tarihinin daha önceki bir tarih olarak gösterildiğini belirterek, tahliye taahhüdündeki tarihe açıkça itiraz etmiştir.

İcra takibine dayanak oluşturan tahliye taahhüdü, noterlikçe tanzim veya tasdik edilmiş değildir. İİK.nun 275.maddesi ve 04.12.1957 tarih, 11/26 sayılı İBK gereğince alacaklı, imzası ikrar olunsa bile tarihi inkar edilen tahliye taahhüdüne dayalı olarak itirazın kaldırılmasını isteyemeyeceğinden uyuşmazlığın halli yargılamayı gerektirir.

Somut olayda, davalı kiracı tanzim tarihine karşı çıkmış olmakla, uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiği gözetilerek itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde itirazın kaldırılması ve kiralananın tahliyesine karar verilmesi doğru değildir. Karar bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 30.01.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

SAYIŞTAY EDA HÜKMÜ İÇEREN KESİNLEŞEN KARARI İLE İLAMLI İCRA TAKİBİ YAPILA BİLİR

6085-MADDE 53
İlamların infazı
(1) Sayıştay ilamları kesinleştikten sonra doksan gün içerisinde yerine getirilir. İlam hükümlerinin yerine getirilmesinden, ilamların gönderildiği kamu idarelerinin üst yöneticileri sorumludur.

(2) İlamlarda gösterilen tazmin miktarı hüküm tarihinden itibaren kanuni faize tabi tutularak, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre tahsil olunur.

T.C
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2017/4301
KARAR NO:2017/1191
KARAR TARİHİ:06.02.2017
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Şikayet

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Borçlu aleyhine Sayıştay ilamında belirlenen alacağın tahsili amacıyla ilamlı takip başlatıldığı, borçlu vekilinin; takibe konu borcun zamanaşımına uğradığı, müvekkilinin bu borçtan yasal olarak sorumlu olmadığı ve kararın ilam vasfında sayılmaması nedenleriyle icra emrinin iptali talebinde bulunması üzerine,

Mahkemece, Sayıştay’ın yargı organı olmadığı ve kararının da mahkeme ilamı niteliğinde bulunmadığı ve İİK’nun 38. maddesinde sayılan belgelerden olmadığı gerekçeleriyle icra emrinin iptaline karar verilmiş, hüküm alacaklı vekilince temyiz edilmiştir. 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 53. maddesinde; “Sayıştay ilamları kesinleştikten sonra 90 gün içinde yerine getirilir. ….İlamlarda gösterilen tazmin miktarı hüküm tarihinden itibaren kanuni faize tabi olarak… İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre tahsil olunur.” hükmü düzenlenmiştir

Somut olayda Sayıştay 6. Dairesi’nin 08.03.2011 tarihli ve 258 sayılı likit alacağın tahsili hükmünü içeren ilamına dayalı olarak karar altına alınan tazminatın tahsili amacıyla 13.11.2013 tarihinde ilamların icrası yolu ile takip başlatılmıştır. Bu durumda, mahkemece, özel yasasındaki mevcut düzenleme nazara alınarak, eda hükmü içeren ve kesinleşen Sayıştay kararı ile ilamların icrası yolu ile takip yapılabileceğinden, bu yöndeki şikayetin reddi ile diğer itirazların incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi yerine, yazılı gerekçeyle şikayetin kabulü ile icra emrinin iptali yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın temyiz edene iadesine, 06.02.2017 tarihinde karar verildi.

İHTİYATİ HACİZ KARARINA İSTİNADEN, ALACAKLININ TALEBİ OLMADAN İCRA MÜDÜRLÜĞÜ RESEN HACİZ YAPMASI YASAYA VE USULE AYKIRIDIR

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2016/7496
KARAR NO : 2016/25332
KARAR TARİHİ:13.12.2016

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından borçlu hakkında kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan icra takibinde, borçlunun; alacaklı vekili tarafından kendisine ait dosya alacağı üzerine haciz konulması talebinde bulunulduğunu ancak icra müdürlüğünce alacaklı vekilinin talebi olmaksızın re’sen maaşına haciz konulduğunu belirterek icra müdürlüğü işleminin iptali için icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece icra dosyası içerisinde ihtiyati haciz kararı bulunduğu gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.

İİK’nun 78. maddesine göre ödeme emrindeki müddet geçtikten ve borçlu itiraz etmiş ise itirazı kaldırıldıktan sonra mal beyanını beklemeksizin alacaklı haciz konulmasını isteyebilir. Yine İİK’nun 261. maddesinde “Alacaklı, ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren on gün içinde….kararın infazını istemeye mecburdur. ” ifadesine yer vermiştir. Bu durumda haciz ancak alacaklı tarafın bu husustaki talebi üzerine konulabilir, icra müdürlüğünce ihtiyati haciz kararına dayanılarak re’sen haciz kararı verilemez.

Somut olayda; icra müdürlüğünün alacaklı vekilinin 12/05/2015 tarihli haciz talebinde açıkça belirttiği talebini aşarak re’sen maaş haczi yapması usul ve yasaya aykırıdır.

O halde mahkemece, şikayetin kabulü ile borçlunun maaşına konulan haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.12.2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.

RESEN TERKİN EDİLEN ŞİRKETE KARŞI İCRA TAKİBİ, ŞİRKETİN İHYASI

YARGITAY 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/1799
KARAR NO : 2017/2920

Taraflar arasında görülen davada Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 22.12.2016 tarih ve 2016/529-2016/547 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi G. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, …ili Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği’ne bağlı …Devlet Hastanesi’nde yüklenici işverenler yanında işçi olarak çalışan H… vekili tarafından bakanlık aleyhine …İş Mahkemesi’nin 2009/1528 Esas sayılı dosyası ile açılan davada, 14/09/2010 tarih ve 2010/826 Karar sayılı karar ile davanın kabulüne karar verildiğini, söz konusu kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2010/47654 Esas, 2013/6530 Karar sayılı ilamı ile kesinleşmiş olup mahkeme kararı ile hükmedilen alacakların tahsili amacıyla …6. İcra Müdürlüğü’nün 2010/13988 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, icra takibi nedeniyle alacaklı tarafa 19/04/2013 tarihinde 50.676,24 TL ödeme yapıldığını. …2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2015/101 Esas sayılı dosyası ile açılan rücuan alacak davasında davalılar arasında Ö… Gıda Maddeleri Turizm İnş. Nakl. Taah. Temizlik Yemekhane ve Güvenlik Hizm.Tic. Ltd. Şti’de bulunmakta olup, …Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün 06/03/2015 tarih ve 2434 sayılı cevabi yazısı içeriğinden adı geçen davalının 6102 sayılı TTK’nun geçici 7. maddesine istinaden 03/12/2013 tarihinde ticaret sicilinden resen terkin edildiğinin anlaşıldığını, bunun üzerine mahkemece taraflarına bahse konu şirketin ihyasının talep edilmesi için yetki ve süre verildiğini belirterek Trabzon Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün 14418 sicilinde kayıtlı iken davalı tarafça resen terkin edilen Ö… Gıda Maddeleri Turizm İnşaat Nakliyat Taahhüt Temizlik ve Yemekhane ve Güvenlik Hizm. Tic. Ltd. Şti. unvanlı şirketin tüzel kişiliğinin ihyasına, ihya edilen dava konusu şirkete tasfiye memuru atanmasına, yargılama giderleri ile avukatlık vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyularak tüm dosya kapsamına göre, Ö… Gıda Maddeleri Turizm İnşaat Nakliyat Taahhüt Temizlik Yemekhane ve Güvenlik Hizmetleri Tic. Ltd. Şti’nin tüzel kişiliğinin ihyasına, tasfiye memuru olarak şirket yönetim kurulu başkanı ve üyelerinin atanmasına, davacı kendisini vekil ile temsil ettiğinden yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap edilen 1.800,00 TL vekalet ücretinin ve davacının yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, istek halinde aşağıda yazılı 71,60 TL harcın temyiz edene iadesine, 15/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TİCARET SİCİLİNDEN TERKİN EDİLEN ŞİRKETE KARŞI İCRA TAKİBİ

YARGITAY 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/26527
KARAR NO : 2016/23660

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi G. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Borçlu şirket vekili icra mahkemesine başvurusunda, 08.10.2015 tarihinde yapılan taşınmaz ihalesinin feshini talep etmiş, mahkemece, şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmiştir.

Mahkemece 12.02.2016 tarihinde karar verildikten sonra temyiz aşamasında, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün 21.06.2016 tarihli yazısı ile, şikayetçi şirketin, 6102 sayılı TTK’nun geçici 7. maddesine göre, 18.02.2015 tarihinde re’sen terkin edildiğinin, şirket dosyasına intikal eden ihya kararı bulunmadığının bildirildiği görülmüştür.

Ticaret sicilinden silinmek suretiyle hukuk alemindeki varlığı sona eren (münfesih) şirketin, yargılamanın tarafı olmak ehliyeti de bulunmamaktadır. Davadan önce veya dava devam ederken tüzel kişiliğin son bulması halinde, davaya devam edilmesine imkan yoktur. Taraf ehliyeti kamu düzeni ile ilgili olup, hakimin bu hususu resen de göz önünde bulundurması zorunludur.

Ticaret Sicilinden terkinin, tüzel kişinin bizatihi kendisi hakkında sonuç doğurabilmesi için Ticaret Sicili Gazetesinde ayrıca ilanına da gerek bulunmamaktadır. Zira kural olarak yasada öngörülen istisnalar haricinde Ticaret Sicili Gazetesinde ilan kurucu değil, bildirici bir etkiye sahip olup, üçüncü kişilere karşı değişikliğin hüküm ifade ettiği tarih, ilan tarihine göre belirlenir ise de, tüzel kişinin kendisi yönünden değişikliğin hüküm ifade etmesi ilan şartına bağlanamaz.

Ticaret sicilinden silinmekle tüzel kişiliği sona ermiş ve hukuk aleminden silinmiş olan şirketin, haklara sahip olması, borçlu kılınması ve temsilinin hukuken olanaklı olmadığı, bunun sonucu olarak, münfesih şirket adına tüzel kişiliğin sonra ermesinden önceki dönemlerle ilgili olsa dahi, hukuki işlem tesis edilemeyeceği, tesis edilen işlemlerin hukuki sonuç doğurmayacağı, hukuki sonuç doğurmayan, diğer bir ifadeyle hukuk düzeninde varlık kazanmayan işlemlerin, herhangi bir kişinin menfaatini ihlal etmesinin de söz konusu olamayacağı hususları dikkate alındığında, tüzel kişiliği sonra eren şirketin medeni haklardan yararlanma ve bu hakları kullanabilme ehliyeti son bulacağından, yargı merciileri nezdinde temsil edilmesi ve yargılamaya taraf olmasının da mümkün olamayacağı açıktır.

Hal böyle olunca; şikayetçi şirketin aktif dava ehliyeti bulunmadığından ve bu durum mahkemece re’sen gözetilmesi gerektiğinden, davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde işin esasının incelenerek şikayetin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/11/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

AVUKAT, ALACAKLI VEKİLİ OLARAK YÜRÜTTÜĞÜ İCRA DOSYALARINDA BORÇLU HAKKINDA ACİZ VESİKASI ALMIŞ İSE, AVUKATLIK ÜCRETİ, MUACCEL HALE GELİR

T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2016/6822
KARAR NO: 2017/8367
KARAR TARİHİ: 20.9.2017

AVUKAT, ALACAKLI VEKİLİ OLARAK YÜRÜTTÜĞÜ İCRA DOSYALARINDA BORÇLU HAKKINDA ACİZ VESİKASI ALMIŞ İSE, AVUKATLIK ÜCRETİ, MUACCEL HALE GELİR.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı …O. vekili avukat … ile davacı vekili avukat …’nin gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı avukat, davalıya gönderdiği 10.10.2013 tarihli ihtarname ile davalının alacaklısı olduğu … 5. İcra Müdürlüğü’nün 2009/29127 E sayılı dosyasından alınan aciz belgesi neticesinde taraflar arasında imzalanan 05.10.2008 tarihli Avukatlık Ücret Sözleşmesi’nin 5.8. maddesi gereğince hak ettiği ücretin ödenmesini talep ettiğini, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 11.2 maddesine göre aciz belgesi alınmasının takibi sonuçlandıran işlemlerden olduğunu, zaten sözleşmede de aciz belgesi alınması halinde harca esas miktar üzerinden ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığını, bununla birlikte 01.11.2013 tarihli ihtarname ile de davalı tarafından 21.12.2011 tarihinde temlik edilip bu sebeple istifasının istenildiği 13 adet icra takip dosyasına dair olarak sözleşmeden kaynaklı akdi vekalet ücreti ile karşı yan vekalet ücretinin ödenmesini konu ettiğini, bu dosyalara davalının istemi üzerine istifa etmek durumunda kaldığını, ancak ücretin ödenmediğini ileri sürerek; alacağın tahsili amacıyla başlattığı icra takibine vaki itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davacının aciz vesikası alınan dosyada alacağın tahsili yönünde eksik yapmış olduğu işlemler bulunduğundan alınan vesikanın usulüne uygun olmadığını, davacı avukatın görevinden 5.11.2013 tarihli ihtarname ile istifa ettiğini, kendileri tarafından yapılan bir azil işleminin bulunmadığını, bu sebeple haklı olarak istifa ettiğini ispatlaması gerektiğini, temlike konu dosyalarda ise sürecin davacı ile birlikte yürütüldüğünü savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne, davalının … 7. İcra Müdürlüğünün 2014/724 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın 248.303,60 TL asıl alacak ile 160,33TL ve 148,29 TL iki ayrı ihtarname gideri ile asıl alacağın 4.546,26 TL faizi olmak üzere toplam 253.158,48 TL üzerinden iptaline, asıl alacağa takip tarihinden sonra yasal faiz uygulanmasına, icra inkar tazminatı talebinin ise reddine karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-)Davacının icra inkar tazminatına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra – inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada borçlunun kötü niyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz edip duran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kuralların ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek konumda bulunması sebebiyle alacağın likit ve muayyen nitelikte olduğunun kabulüyle icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. Mahkemece, davacının bu istemi hakkında kabul kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde icra inkar tazminatı talebinin reddedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, usulün 438/7.maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan sebeplerle davalının tüm temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan sebeple mahkeme kararının hüküm bölümünün birinci fıkrasında yer alan “İcra inkar tazminatı talebinin reddine,” cümlesinin hükümde çıkartılarak yerine “Asıl alacağın % 20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” cümlesinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, 1480,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan 29,20 TL. temyiz harcın istenmesi halinde davacıya iadesine, 12.996,96 TL kalan harcın davalıdan alınmasına, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/09/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

İCRA DOSYASINA GÖNDERİLEN TALEBİN İŞLEM OLARAK SAYILMAMASI, DOSYAYA KAYIT YAPILMAMASI

T.C
YARGITAY
12.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2017 / 5911
KARAR NO: 2017 / 11275
KARAR TARİHİ: 25.09.2017

DOSYAYA GÖNDERİLEN TALEBİN ALACAKLI VEKİLİ TARAFINDAN İMZALANMIŞ BİR TALEP MEVCUT OLSA DA, SÖZ KONUSU TALEBİN İCRA MÜDÜRLÜĞÜNCE KABUL EDİLDİĞİNE İLİŞKİN HER HANGİ BİR KAYIT MEVCUT OLMAMASI HALİNDE BU TALEBİN YAPILDIĞI KABUL EDİLEMEZ VE SÖZ KONUSU TALEP, İCRA TAKİBİNİN DEVAMINA YÖNELİK TALEP OLARAK DA DİKKATE ALINMAZ.(2004 S. K. m. 8, 33/A, 71) (818 S. K. m. 133) (6762 S. K. m. 661, 662, 663, 690) (İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği m. 22)

ÖZET: Mahkemece takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde, borçlu hakkında 03/08/2007- 21/12/2010 tarihleri arasında üç yıldan fazla bir süreyle herhangi bir icra takip işlemi yapılmaması nedeniyle, istemin kabulü ile şikayetçi borçlu yönünden icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

DAVA: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Alacaklı tarafından (altı adet) bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takibe karşı borçlunun, takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde sair itirazı yanında senetlerin zaman aşımına uğradığını da ileri sürerek icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, davanın reddine karar verildiği görülmektedir.

Takip dayanağı bononun tanzim tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı TTK`nun 690. maddesi göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 661/1. maddesi gereğince, poliçeyi kabul eden muhataba (bonoyu düzenleyen keşideciye) karşı başlatılacak takiplerde zamanaşımı süresi vadeden itibaren üç yıldır.

818 sayılı Borçlar Kanunu`nun 133. maddesine nazaran daha özel nitelikte bulunan ve TTK`nun 690. maddesi gereğince bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 662. maddesinde, zamanaşımını kesen sebepler; “dava açılması, takip talebinde bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas masasına bildirilmesi” şeklinde sınırlı olarak sayılmış olup, bu maddede öngörülen sebepler dışında zamanaşımı kesilmez. Yine, aynı Kanunun 663/2. maddesi gereğince, zamanaşımı kesilince, son işlem tarihinden itibaren, müddeti aynı olan yeni bir zamanaşımı işlemeye başlar. Ayrıca, alacaklının, takibin devamını sağlayıcı nitelikteki her icra takip işlemi ile de zamanaşımı kesilir ve yeni bir süre işlemeye başlar.

Diğer taraftan, İİK`nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği`nin 22/2. maddesi gereğince, icra ve iflas daireleri yaptıkları muameleler ile kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak tutarlar. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları ilgililer ve icra müdürü veya muavini veya katibi tarafından imzalanır.

Somut olayda; alacaklı tarafından 12/02/1999 tarihinde takibe geçildiği, 16/02/1999 tarihinde ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği ve takibin kesinleşmesi üzerine haciz talebinde bulunulduğu, icra takibinin devamına yönelik son talebin, 03/08/2007 tarihli borçlunun adına kayıtlı menkul ve gayrimenkulleri üzerine haciz konulması amacıyla Ümraniye İcra Müdürlüğüne talimat yazılmasına yönelik talep olduğu, daha sonra takipsiz bırakılan dosyanın 21/12/2010 tarihinde yenilendiği ve yenilemeden sonra yapılan icra takibinin devamına yönelik ilk talebin ise 29/12/2010 tarihli borçlunun araç ve gayrimenkullerinin haczine yönelik talep olduğu, dolayısıyla 03/08/2007- 21/12/2010 tarihleri arasında 3 yıldan fazla zamanın geçtiği ve bu dönemde icra takibinin devamına yönelik icra takip işlemi yapılmadığı, her ne kadar dosya içerisinde, 07/04/2008 tarihli “adına I. Haciz İhbarnamesi gönderilen ve bila tebliğ iade edilen B. G.`in adresinin araştırılmasına” yönelik alacaklı vekili tarafından imzalanmış bir talep mevcut olsa da, İİK`nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği`nin 22/2. maddesi gereğince, söz konusu talebin icra müdürlüğünce kabul edildiğine veya görüldüğüne ilişkin herhangi bir kaydın mevcut olmaması dikkate alındığında, bu talebin yapıldığı kabul edilemeyeceği gibi, söz konusu talep, icra takibinin devamına yönelik talep olarak da dikkate alınamaz.

Yukarıda yer verilen açıklamalar ve mevzuat hükümleri ışığında, mahkemece takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde, borçlu hakkında 03/08/2007- 21/12/2010 tarihleri arasında üç yıldan fazla bir süreyle herhangi bir icra takip işlemi yapılmaması nedeniyle, İİK`nun 71. maddesi yollamasıyla aynı yasanın 33/a maddesi uyarınca istemin kabulü ile şikayetçi borçlu yönünden icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK`nun 366. ve HUMK`nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/09/2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.