İSTİRDAT DAVASINDA BİR YILLIK SÜRENİN İSTİSNASI, AKIL ZAYIFLIĞI İDDİASI

T.C.
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2015/2253
KARAR NO: 2015/14562
KARAR TARİHİ: 11.11.2015

2004/m.72/7

DAVA : Taraflar arasındaki istirdat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili, davalı yanın, müvekkilinin keşidecisi olduğu 20.00,00 TL bedelli bir adet bonoya dayalı olarak aleyhine takip başlatılması sonucu müvekkilinin Balıkesir İl Özel İdaresine karşı açtığı ve kazandığı tazminat davasındaki alacağına haciz konulduğunu ve neticeten 32.607,75 TL’nin 22/04/2009 tarihinde tahsil edildiğini, ancak geçirdiği kaza sonucunda müvekkilinin akıl zayıflığının oluştuğu, takibe konu senedin düzenlendiği tarihte de kısıtlı durumunda bulunması nedeniyle bononun geçersiz olduğunu belirterek, tahsil edilen 32.607,75 TL’nin tahsilat tarihi olan 22/04/2009 dan itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, istirdat davasını bir yıllık hak düşürücü sürede açılmadığı gibi, davacının müvekkilinden aldığı borç paraya karşılık davaya konu senedi keşide ederek verdiğini, senet düzenlendiği sırada temyiz kudretine sahip bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, bonoya dayalı icra dosyasında tahsilatın 22/04/2009 tarihinde yapılmış olup, İİK.nın 72/7. maddesi uyarınca bir yıllık hak düşürücü süre dolmuş bulunduğu gibi, davacının 1996 yılında geçirdiği trafik kazası sonrasında görülen tazminat davası sırasında davacıya vasi tayini söz konusu olmadığı, talebi üzerine kayyım tayini yapıldığı, böylece ehliyetsizliğine dair bir ihbar veya işlem yapılmamış olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Davacı vekilince müvekkilinin keşideci olarak yer aldığı bononun düzenlendiği tarihte akıl zayıflığı bulunduğu, bu kısıtlılık nedeniyle bononun geçersiz olduğu iddia edilmiştir. Bu iddia karşısında yapılacak araştırma sonucunda keşide tarihi itibariyle davacının hukuki ehliyetinin bulunmadığının saptanması halinde, yapılan hukuki işlem ( bono keşide edilmesi ) mutlak butlan nedeniyle geçersiz olacağından, istirdat davasına yönelik İİK 72/7. maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü süre uygulanamayacaktır. O halde mahkemece, davacı keşidecinin bonoyu keşide ettiği tarih itibariyle akıl zayıflığı içinde bulunulup bulunulmadığı, eğer akıl zayıflığı hali varsa vasi tayinini gerektirip gerektirmediği hususlarının araştırılarak, tüm deliller birlikte toplandıktan sonra varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisinde isabet görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 11.11.2015 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İSTİRDAT DAVASI – DAVACININ ÖDEDİĞİ BEDELİN İSTİRDADI İÇİN HAK DÜŞÜRÜCÜ BİR SÜRE DÜZENLENMEMİŞ OLDUĞU

T.C
YARGITAY
4.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2016/ 16419
KARAR NO: 2017 / 759
KARAR TARİHİ: 08.02.2017

Eldeki dava İİK`nın 89/3. fıkrasına göre değil 5. fıkrasına göre açıldığından ve bu fıkrada davacının ödediği bedelin istirdadı için hak düşürücü bir süre düzenlenmemiş olduğundan mahkemece istemin hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Şu durumda, mahkemece işin esasına girilerek inceleme yapılması gerektiğinden kararın bozulması gerekmiştir.

(2004 S. K. m. 72, 89, 355, 356)

Dava ve Karar: Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … ve … aleyhine 25/11/2015 gününde verilen dilekçe ile menfi tespit ve istirdat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 23/06/2016 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

Dava, İİK`nın 89/5. maddesine dayalı olarak açılmış bulunan istirdat istemine ilişkindir. Mahkemece istemin hak düşürücü süreden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, kendisine ait işyerinde davalı …’ın 6-7 ay kadar sigortalı çalıştığını, daha sonra işyerini başka birisine devrederek polis memurluğuna geçtiğini, davalı …’ın diğer davalıya borcundan dolayı başlatılan icra takip dosyasında önceki işverenlik adresine gönderilen İİK`nın 89. maddesine dayalı haciz ihbarnamelerine süresinde cevap verip itiraz edemediği için memurluk maaşına haciz uygulanarak kesinti yapıldığını, davalı …’nun kötüniyetli olduğunu, polislik görevi nedeniyle işverenlik adresinden ayrılmasından faydalanarak haciz ihbarnamelerini bu adrese tebliğ ettirdiğini, davalı …’yu tanımadığını, davalı …’a ise tüm hak ve alacaklarını ödediğinden davalılara herhangi bir borcu bulunmadığını belirterek davalılara borçlu olmadığının tespiti ile haciz konularak kesilen parasının istirdadına karar verilmesini istemiştir. Davalı …, davacının açmış olduğu davanın İİK’nın 89/3. maddesinde düzenlenen menfi tespit davası olduğunu, davacının haciz ihbarnamelerinin gönderildiği dönemde takip borçlusu diğer davalı …’ın çalıştığı işyerinin sahibi olduğunu, üçüncü haciz ihbarnamesinin davacıya tebliğinden sonra davacının yasal 15 günlük hak düşürücü süre içerisinde menfi tespit davası açmadığını, bunun üzerine davacının çalıştığı kuruma maaş haciz ihbarnamesi gönderilerek maaşının ¼’üne haciz konulduğunu, davanın süre yönünden reddi gerektiğini, davanın reddi halinde dava değerinin % 20’sinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesini bildirerek davanın reddini talep etmiştir.

Davalı …, davaya cevap vermemiş; duruşmadaki imzalı beyanında, 6-7 ay kadar davacının yanında çalıştığını, davacıdan alacağı olmadığını belirtmiştir.

Mahkemece, davanın İİK`nın 89/3. maddesinde dayanağını bulan üçüncü şahıs tarafından açılan menfi tespit davası olduğu, davacının yasal 15 günlük hakdüşürücü süre geçtikten sonra menfi tespit davasını açtığı gerekçesi ile davanın süre yönünden reddine, davalı tarafın tazminat talebinin kabulü ile dava değerinin % 20’si tutarında tazminata karar verilmiştir.

Davacı, menfi tespit isteminin yanı sıra istirdat isteminde de bulunmuştur. Her ne kadar, davacı taraf davasını yargılama aşamasında ve son olarak temyiz dilekçesi içeriğinde İİK’nın 72. maddesine dayandırmış ise de, davanın hukuki nitelendirmesi hakime aittir. İİK’nın 72. maddesinde düzenlenen menfi tespit davası, takip borçlusunun takip alacaklısına karşı açacağı bir dava türü olup somut olayda davacı takip borçlusu olmadığından belirtilen Kanun hükmünün uygulanması mümkün değildir. İİK`nın 89/3. maddesinde ise, menfi tespit davası açılması için üçüncü haciz ihbarnamesinin tebliğinden itibaren 15 günlük hak düşürücü süre tanınmıştır. Bununla birlikte, aynı Kanun maddesinin beşinci fıkrasında “…Her halde üçüncü şahıs, borçlu ile kötü niyetli alacaklıya karşı dava açarak ödemek zorunda kaldığı paranın veya teslim ettiği malın iadesini isteyebilir.” hükmü düzenlenmiştir.

Somut olayda, 15 günlük hakdüşürücü süreyi geçirdiği davacı tarafın da kabulündedir. Ancak, davacı taraf gerek dava dilekçesi gerekse temyiz dilekçesi içeriğinde açıkça davalı …’nin kötüniyetli olduğunu, polislik görevi nedeniyle işverenlik adresinden ayrılmasından faydalanarak haciz ihbarnamelerini işverenlik adresine tebliğ ettirdiğini ve kendisini dosya borçlusu durumuna düşürdüğünü ifade etmiştir. Ayrıca, davalı … da duruşmada davacıdan alacağı olmadığını imzalı beyanıyla doğrulamıştır. Öte yandan, somut olayda davacı açısından İİK’nın 89. maddesinin uygulanmasına teknik olarak da imkan ve gereklilik bulunmamaktadır. Şöyle ki, davacı takip borçlusunun eski işvereni olup takip borçlusuna bir borcu olduğu düşünülse dahi belirtilen Kanun’un 355 ve 356. maddelerinde bu duruma ilişkin daha özel ve daha kolay bir prosedür düzenlenmiştir. Buna göre, takip borçlusunu çalıştıran kurum veya işverene takip borçlusunun maaş veya ücretinden kesinti yapılması yönünde bir müzekkere yazılması, akabinde kesinti yapılmayınca kesilmeyen para tutarının işveren veya kurumun maaş veya sair mallarından alınması mümkündür. Somut olayda, ilk olarak davacıya belirtilen şekilde haciz müzekkeresi yazılmış ise de, davacının görev ve adres değişikliği nedeniyle müzekkereden haberdar olmaması üzerine davalı …’nin aynı adresi göstererek davacıya sırasıyla 1., 2. ve 3. haciz ihbarnameleri gönderdiği anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davalı …’nin kötüniyetli olduğunun kabulü gerekmektedir.

O halde, eldeki dava İİK`nın 89/3. fıkrasına göre değil 5. fıkrasına göre açıldığından ve bu fıkrada davacının ödediği bedelin istirdadı için hak düşürücü bir süre düzenlenmemiş olduğundan mahkemece istemin hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Şu durumda, mahkemece işin esasına girilerek inceleme yapılması gerektiğinden kararın yukarıda gösterilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın, yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 08.02.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.