Boşanmada Tarafların Eşit Kusurlu Olması

Yargıtay 2. HD.,

2019/7420 E.,

2019/11520 K.

MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Boşanma-Ziynet Alacağı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek tarafından kusur belirlemesi, kadın yararına hükmolunan tazminat ve nafakalar ile ziynet alacağı yönünden; davalı-davacı kadın tarafından ise; velayet ve reddedilen tedbir ve iştirak nafakası talepleri yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-davacı kadının tüm, davacı-davalı erkeğin ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Mahkemece erkeğin ağır kusurlu olduğu kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden davacı-davalı erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, eşini istemeyerek evden kovduğu, davalı-davacı kadının ise; ortak çocuklar ile ilgilenmediği, çocuğuna karşı birden fazla kez fiziksel şiddet ve odaya kilitleme şeklinde kötü muamele de bulunduğu, ayrıca eşine hakaretinin de olduğu anlaşılmaktadır. Tarafların gerçekleşen kusurları dikkate alındığında, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekirken hatalı kusur belirlemesi sonucu erkeğin ağır kusurlu olarak kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda taraflar eşit kusurludur. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez. Kadın yararına Türk Medeni Kanunu’nun 174/1-2. madde şartları oluşmamıştır. O halde davalı-davacı kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekirken, yanılgılı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, yukarıda 1. bette gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın Nergiz’e yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve eksik yatırılan 97.20 TL temyiz başvuru harcının temyiz eden Nergiz’e yükletilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran Erol’a geri verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

BOŞANMA, BAKİRELİK RAPORU ALDIRILMAYA ZORLANMAYACAĞI, BUDA KUSUR OLARAK GÖRÜLMEZ

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2016/25442
KARAR NO:2017/1804
KARAR TARİHİ:22.02.2017
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından; kusur belirlemesi, manevi tazminat ve yoksulluk nafakasının reddi ile davacı lehine verilen manevi
tazminata yönelik olarak temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Mahkemece; davalı kadın ağır kusurlu kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davacı erkeğin, eşine fiziksel şiddet uyguladığı, babasının eşini evden kovmasına ve evlilik birliğine müdahalesine sessiz kaldığı, davalı kadının da; babasının zoruyla evlendiğini davacıyı sevmediğini ve istemediğini söylediği, evlilik birliğinin devamı için yapılan görüşmeler sırasında eşinin ailesine “defolun gidin” dediği anlaşılmaktadır. Öte yandan, evliliğin fiilen dört gün devam ettiği ve cinsel birleşmenin gerçekleşmesi için eşlerden beklenen makul sürenin geçmediği, davacı erkeğin eşine bu konuda makul süre tanımadığı, erkeğin dava dilekçesinde kadının bakire olmadığı vakıasına dayanmadığı gibi, kadının bakirelik
konusunda rapor almaya zorlanamayacağı ve bu yöne ilişkin itirazının kendisine kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmaktadır. Bu haliyle boşanmaya sebep olan vakıalarda erkek ağır kusurlu olup, ağır kusurlu erkek yararına manevi tazminata (TMK m.174/2)
hükmedilmesi bozmayı gerektirmiştir.

2-Yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeplerle boşanmaya neden olan olayların davalı kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet
kuralları dikkate alınarak davalı kadın yararına uygun bir miktar manevi tazminata (TMK m.174/2) hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

3-Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. (TMK m.175) Mahkemece yaptırılan sosyal ve ekonomik
durum araştırmasında kadının ev hanımı olduğu, sabit ve düzenli bir gelirinin olmadığı belirlenmiştir. Şartları oluştuğu halde mahkemece kadının daha fazla kusurlu olduğundan bahisle bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak (TMK m.175) kadının yoksulluk nafakası talebinin reddi usul ve kanuna aykırı bulunmuş olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda (1.), (2.) ve (3.) bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 22.02.2017

SAVCILARIN İDARİ GÖREVLERİNDEN DOĞAN TAZMİNATLARDAN ADALET BAKANLIĞININ SORUMLULUĞU

T.C
DANIŞTAY
10. DAİRE BAŞKANLIĞI
ESAS NO:2007/1376
KARAR NO:2007/4756
KARAR TARİHİ:17.10.2007

ÖZET:Hakkında kesinleşen ve infaz edilen hükme rağmen, Genel Bilgi Toplama kayıtlarından isminin silinmemesi sonucu, davacının sık sık gözaltına alınması ve ehliyetini yenileyememesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 3.000,00 YTL maddi ve 15.000,00 YTL manevi zararın tazmini istemiyle açılan dava sonucunda, Ankara 1. İdare Mahkemesince; dosyanın incelenmesinden, 25.12.1997 tarihinde yapılan aramada otomobilinde ruhsatsız silah ve mermi bulunan davacının, 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan yapılan yargılama sonucu Bergama Asliye Ceza Mahkemesinin 10.3.1998 tarih ve E: 1998/42 sayılı kararı ile 10 ay hapis ve ağır para cezası ile cezalandırıldığı, bu karar üzerine Şişli Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan yakalama müzekkeresi nedeniyle davacı hakkında Gizli Bilgi Tarama (GBT) sisteminde arandığına ilişkin bilgi formu düzenlendiği, 3.6.2000 -1.10.2000 tarihleri arasında Mustafa Kemalpaşa Ceza evinde cezasını çekmesine rağmen, Cumhuriyet Savcılıkları ile emniyet birimleri arasındaki koordinasyon eksikliği nedeniyle davacının arandığına ilişkin kaydın silinmediği, cezası infaz edilen davacının aranmasına devam edildiği ve bu sebeple bir çok kez gözaltına alındığı, davacıya ait bilgi formu düşüm işlemlerinin Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının emniyet müdürlüğüne yazdığı yazı ile 19.4.2003 tarihinde yapıldığının anlaşıldığı, idarelerin üstlendikleri kamu hizmetlerini gereği gibi yerine getirmedikleri için olayda hizmet kusuru bulunduğu, davacının, gözaltına alınması nedeniyle şoförlük mesleğini yapamaması sonucunda uğradığını belirttiği zararını kanıtlayamaması nedeniyle maddi tazminat isteminin kabul edilemeyeceği, hakkında kesinleşen ve infaz edilen hükme rağmen Gizli Bilgi Tarama sisteminden silinmediği için farklı zamanlarda gözaltına alınmasından dolayı davacının duyduğu elem ve üzüntüyü kısmen de olsa gidermek için, manevi yönden uğradığı zararlara karşılık takdiren 1.000,00 YTL manevi tazminat ödenmesi gerektiği gerekçesiyle, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 1.000,00 YTL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi, davanın manevi tazminatın fazlaya ilişkin kısmı ile maddi tazminata yönelik kısmının reddi yolunda verilen kararın, davalı idarelerce davanın kabule ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi: Ragıp Atlı

Düşüncesi: Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve hukuka uygun bulunan mahkeme kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı: Hüseyin Ünal Kara

Düşüncesi: İdare ve Vergi Mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, sözkonusu maddede belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği görüşüldü:

Temyizen incelenen İdare Mahkemesi kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer verilen bozma sebeplerinden hiçbiri bulunmamaktadır.

Adalet Bakanlığının, Cumhuriyet Savcılığınca verilen yakalama emrinin, yargılama sonucu verilen mahkumiyet hükmünün infazına yönelik olduğu, yargısal faaliyet niteliğinde olduğu bu nedenle de kendilerine atfı kabil bir kusur bulunmadığı iddiasına gelince;

Anayasa’nın “Genel Esaslar” başlıklı Birinci Bölümünde, egemenliğin kayıtsız şartsız Milletin olduğu ve Türk Milletinin egemenliğini, Anayasa’nın koyduğu esaslara göre Yasama, Yürütme ve Yargı organları eliyle kullanacağı öngörülmüş, 9. maddesinde; yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemeler tarafından kullanılacağı; 125. maddesinin 1. fıkrasında ise, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu; aynı maddenin son fıkrasında da; idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu, 140/6. maddesinde de, hâkim ve savcıların idari yönden Adalet Bakanlığına bağlı olduğu hükümlerine yer verilmiştir.

Fonksiyonel bakımdan yargı organlarının, yasama ve yürütmeden ayrı olduğu, bağımsız bir organ olan yargının, yargılama süreci ile ilgili işlemlerinin, Anayasa’nın 125. maddesinde öngörülen “idari işlemler” kapsamına girmemektedir.

İdari yönden Adalet Bakanlığına bağlı olan, ancak, yargılama görevi kapsamında yürüttükleri hizmet nedeniyle Adalet Bakanlığı’nın ajanı konumunda olmayan savcıların verdiği kararlardan dolayı, yürütme fonksiyonu içinde yer alan Adalet Bakanlığı’nın sorumlu tutulmasına olanak bulunmamaktadır.

Ancak; savcıların yargılama fonksiyonu dışında, yasalarla verilmiş idari görevleri de bulunduğundan, yaptıkları idari görevler nedeniyle ve bu kapsamda tesis edilen işlemlerden dolayı Adalet Bakanlığının sorumlu tutulabileceği açıktır.

Dava dosyasının incelenmesinden; ruhsatsız silah bulundurmak suçundan yargılanarak ceza alan davacının, mahkeme hükmünün infaz edilmesine rağmen, ilgili cumhuriyet savcılıkları tarafından, hakkında çıkartılan yakalama müzekkerelerinin geri alınması konusunda, emniyet birimleri ile irtibat sağlanamaması nedeniyle, belirli aralıklarla gözaltına alınarak mağdur olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda, mahkemece verilen hapis cezasının infaz edilmiş olmasına rağmen, daha önce çıkarılan yakalama müzekkerelerinin Cumhuriyet savcılığınca geri alınmaması, hapis cezasının infaz edildiğinin emniyet birimlerine bildirilmemesi nedeniyle belli aralıklarla gözaltına alınmasından dolayı davacının elem ve üzüntü duyduğu açıktır. Bu nedenle davacının uğradığı manevi zararın olayda hizmet kusuru bulunan davalı idarelerce tazmini gerekmekte olup, davalı Adalet Bakanlığının iddiası yerinde görülmemiştir.

Temyizen incelenen karar, usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, temyiz istemlerinin reddi ile Ankara 1. İdare Mahkemesinin 30.6.2006 tarih ve E:2004/1874, K:2006/1651 sayılı kararının onanmasına, 17.10.2007 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

“İşinin de Senin de Allah Belanı Versin” Diyen Eşin Boşanmada Kusurlu Olduğu

“İŞİNİN DE SENİN DE ALLAH BELANI VERSİN” DİYEN EŞİN BOŞANMADA KUSURLU OLDUĞU – HAKSIZ OLARAK REDDEDİLEN KARŞI BOŞANMA DAVASINA İLİŞKİN OLARAK TARAFLARIN DAVADAKİ HAKLILIK DURUMUNA GÖRE YARGILAMA GİDERLERİ VE VEKALET ÜCRETİNE KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ

Özet:  Davacı-karşı davalı kadının, eşine “İşinin de, senin de Allah belanı versin ” demek suretiyle beddua ettiği buna göre davacı-karşı davalı kadının da kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyleyken, davalı-karşı davacı erkeğin boşanma davasının da kabulü gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru değil ise de, kadının davasında verilen boşanma hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmekle erkeğin boşanma davası konusuz kalmıştır. Bu sebeple mahkemece, erkeğin davası yönünden dava konusuz kaldığından “Karar verilmesine yer olmadığına” dair hüküm kurmak ve davadaki haklılık durumuna göre yargılama giderleri ve vekalet ücreti konusunda karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

T.C.Yargıtay2. Hukuk Dairesi

E: 2017/1787 K: 2018/10165 K.T.: 26.09.2018

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

DAVA TÜRÜ :Karşılıklı Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı kadın tarafından tazminatların ve nafakaların miktarı yönünden; davalı-karşı davacı erkek tarafından ise kendi davasının reddi, kusur belirlemesi, tazminatlar, nafakalar ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-karşı davalı kadının tüm, davalı-karşı davacı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Mahkemece, davacı-karşı davalı kadının davası kabul edilerek boşanma kararı verilirken davalı-karşı davacı erkeğin davası reddedilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davacı-karşı davalı kadının, eşine ” İşinin de, senin de Allah belanı versin ” demek suretiyle beddua ettiği buna göre davacı-karşı davalı kadının da kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyleyken, davalı-karşı davacı erkeğin boşanma davasının da kabulü gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru değil ise de, kadının davasında verilen boşanma hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmekle erkeğin boşanma davası konusuz kalmıştır. Bu sebeple mahkemece, erkeğin davası yönünden dava konusuz kaldığından “Karar verilmesine yer olmadığına” dair hüküm kurmak ve davadaki haklılık durumuna göre yargılama giderleri ve vekalet ücreti konusunda karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın …’e yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve 154.30 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,temyiz peşin harcının istek halinde yatırana Mehmet’e geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 26.09.2018